• Hüseyin Baran DELİL

Yoksulluk Nafakası, Şartları ve Diğer Özellikleri


yoksulluk nafakası nafaka avukatı

Hukuk sistemimizde tedbir nafakası, yoksulluk nafakası, iştirak nafakası ve yardım nafakası olmak üzere 4 çeşit nafaka türü bulunmaktadır. Bu yayınımızda yalnızca tedbir nafakasını işlemekteyiz; dolayısıyla aşağıda yalnızca tedbir nafakasına ilişkin bilgiler yer almaktadır.

Genel olarak nafaka hususunu veya özel olarak tedbir nafakası harici diğer nafaka türlerini merak ediyorsanız nafaka davaları ve boşanmada nafaka talebine ilişkin üst başlıklı yayınımızı inceleyebilirsiniz: Nafaka Davası ve Boşanmada Nafaka Talebi



YOKSULLUK NAFAKASI


Yoksulluk nafakasının hükmedilebilmesi için tedbir nafakasına nazaran çok daha fazla şartın bir arada bulunması gerekmektedir.


Yoksulluk nafakasından yalnızca boşanma sonucunda yoksulluğa düşen eş yararlanabilecektir. Müşterek çocuklar için verilmiş olan tedbir nafakası kararı, boşanmanın kesinleşmesinden itibaren başka bir nafaka türü olan iştirak nafakası adı altında verilecektir.


Türk Medeni Kanunumuzun 175. maddesine göre:

"Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir.
Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz."

Kanun maddesinden de anlaşılabileceği üzere, yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için:

  1. Nafaka talebinde bulunan kişinin boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek olmalıdır,

  2. Nafaka talebinde bulunan kişinin kusuru, diğer tarafın kusurundan daha ağır olmamalıdır.

Tedbir nafakasının aksine, yoksulluk nafakasında taraflarca talepte bulunulmadıkça hakim tarafından kendiliğinden karar verilemeyecektir. Bu gibi olası hak kayıplarının önüne geçilebilmesi adına bir Ankara Boşanma Avukatından hukuki danışma ve dava desteği hizmeti alınmasında fayda vardır.


Türk hukuk uygulamasında yoksulluk kavramı her somut olayın özelliklerine göre ayrı ayrı değerlendirilmeye tabii tutulmaktadır. Örneğin somut olayın gereklerine göre asgari ücret ile çalışmakta olan kişi de nafaka alabilecektir. Kişinin eski sahip olduğu sosyo-ekonomik durumu sürdüremeyecek olması, yaşam kalitesinin boşanma nedeniyle zarar göreceği tespitlerinden hareketle yoksulluk nafakasına hükmedilebilecektir.



Tarafların Eşit Kusurlu Olması Halinde Yoksulluk Nafakasına Hükmedilebilir Mi?


Yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesinin kusura ilişkin şartı, yukarıda bahsetmiş olduğumuz üzere talepte bulunan kişinin kusurunun diğer tarafın kusurundan daha ağır olmasıdır. Dolayısıyla eşit kusurun varlığı halinde, talepte bulunmuş olan tarafın kusuru, diğer tarafın kusurundan ağır olmayacağı için yoksulluk nafakasına hükmedilebilecektir.



Yoksulluk Nafakasının Süresi


Yoksulluk nafakasına süresiz olarak hükmedilir ve bu kuraldır; istisnai hallerin varlığı halinde nafaka yükümlülüğü ortadan kaldırılabilir.


Türk Medeni Kanunumuzun;

176/3. maddesinde: "İrat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde mahkeme kararıyla kaldırılır."
176/4. maddesinde: "Tarafların malî durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir."
176/5. maddesinde: "Hâkim, istem hâlinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir."

ifadeleri ile süresiz nafakanın tutarında değişikliğe gidilmesi veya tamamen ortadan kaldırılmasının şartları açıkça ifade edilmiştir.


Bunun yanında çok kısa süreli, örneğin birkaç hafta sürmüş olan evliliklerde dahi süresiz nafakaya karar veriliyor olması, toplumumuzda çeşitli tartışmalara neden olmuştur ve kamuoyunun ilgisine mazhar bir meseledir. Yakın zamanda kısa süreli evlilikler için hükme bağlanması gereken yoksulluk nafakasının da kısa süreli olması gerektiğine dair İstanbul 11. Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilmiş olan bir karar çeşitli basın yayınlarına konu olmuş olsa da, hukukumuzda bu tespitin henüz bir karşılığı yoktur.



Nafaka Davasında Yetki ve Zamanaşımı


Türk Medeni Kanunumuzun 177. maddesinde yetki hususu tartışmaya mahal vermeyecek bir şekilde belirtilmiştir:

"Boşanmadan sonra açılacak nafaka davalarında, nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir."

Yine TMK'nın 178. maddesinde de boşanma davasından sonra açılacak nafaka davaları ile talepte bulunulacak olan yoksulluk nafakası için zamanaşımı hususu açıkça ifade edilmiştir:

Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.


Yoksulluk Nafakasının Ödenmemesi Halinde Nafaka Alacaklısının Hakları


Yoksulluk nafakasına ilişkin karar, boşanma kararıyla birlikte verilmiş olacağından dolayı ilamlı icraya konu edilebilecektir. Nafaka yükümlüsünün nafaka alacaklısına borcunu ödememesi halinde, nafaka alacaklısı tarafından ilamlı icra takibi yoluyla, taşınır-taşınmaz haczi ve maaş haczi gibi vasıtalarla tahsilat sağlanabilir.


Başlatılmış olan icra takibine rağmen tahsilat sağlanamıyorsa İcra İflas Kanunumuzun 344. maddesine göre:

"Nafakaya ilişkin kararların gereğini yerine getirmeyen borçlunun, alacaklının şikâyeti üzerine, üç aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Hapsin tatbikine başlandıktan sonra kararın gereği yerine getirilirse, borçlu tahliye edilir.
Borçlunun, nafakanın kaldırılması veya azaltılması talebiyle dava açmış olması halinde, ileri sürdüğü sebepler göz önünde bulundurularak, tazyik hapsinin uygulanması bu davanın sonuna bırakılabilir."


Birikmiş Nafaka Alacağı


Nafaka alacakları önceliki/imtiyazlı alacaklardandır. Ancak birikmiş nafaka borcu bir çeşit "adi alacak" teşkil etmektedir. Bunun sonucu olarak nafaka alacağı öncelikli olarak tahsil edilmekteyken, mesela maaş haciz sırasında amme alacakları(devletin alacakları) ile birlikte en üst sırada tahsil edilmekteyken, adi alacak olan birikmiş nafaka alacakları diğer alacaklar gibi sıraya konulmaktadır.


Ayrıca birikmiş nafaka alacağında İİK 344. maddede yer alan tazyik hapsi uygulaması da mümkün olmamaktadır.


Yoksulluk Nafakasına İlişkin Yargıtay Kararları

Hukuk Genel Kurulu 2017/1006 E. , 2019/1132 K. "İçtihat Metni"

[Özet ile: Boşanma davası sonrasında açılacak olan yoksulluk nafakası davasında, boşanma davasında kusura ilişkin olarak verilmiş olan karar tarafları bağlayıcıdır.]


MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi Taraflar arasındaki “yoksulluk nafakası” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Zonguldak 1. Aile Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 29.01.2015 tarihli ve 2014/306 E., 2015/18 K. sayılı karar davalı tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 04.11.2015 tarihli ve 2015/9228 E., 2015/17220 K. sayılı kararı ile; “…Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasındaki evliliğin davalının kusurlu davranışları nedeniyle bozulduğunu, davalının üzerine düşen yükümlülüklerini yerine getirmediğini, çocuğunun ve davacının ihtiyaçları ile ilgilenmediğini, evliliği sürdürmek istemeyen davacının davalı aleyhine boşanma davası açtığını, Zonguldak 2.Aile Mahkemesinin 2013/472 Esas- 2014/255 Karar sayılı ilamıyla boşandıklarını, davacının nafakaya dair hükümleri bilmemesi nedeniyle tedbir nafakasının boşanmanın kesinleşmesi ile sona erdiğini belirterek, aylık 500,00 TL yoksulluk nafakasına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı cevap dilekçesinde; Zonguldak 2. Aile Mahkemesinin 2013/472 Esas- 2014/255 Karar sayılı ilamıyla evliliklerinin sona erdiğini, davacıya bakma yükümlülüğünün bulunmadığını, boşanma davası süresince nafaka talebinin olmadığını, kendisinden nafaka talep edemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece; davacının boşanma sebebiyle yoksulluğa düştüğü, boşanma davasında nafaka talep edilmediği, tarafların sosyal ve ekonomik durumları gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile, dava tarihinden itibaren aylık 300,00 TL yoksulluk nafakasının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm süresi içerisinde davalı tarafından temyiz edilmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.10.1998 tarih ve 1998/2–656–688 sayılı Kararında da kabul edildiği gibi yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür (eğitim) gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanları yoksul kabul etmek gerekir.

TMK.'nun 175.maddesine göre; "Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir."

Somut olayda; taraflar hakkında Zonguldak 2.Aile Mahkemesinin 2013/472 Esas- 2014/255 Karar sayılı ilamıyla boşanma kararı verilmiş, karar 20/06/2014 tarihinde kesinleşmiş, eldeki dava yasal 1 yıllık süre içinde 27/06/2014 tarihinde açılmıştır. Davacı kadın boşanma dosyasında yoksulluk nafakası talep etmemiştir. Zonguldak 2. Aile Mahkemesince verilen boşanma kararında tarafların kusur durumuna ilişkin bir değerlendirme yapılmadığı anlaşılmaktadır. O halde mahkemece; yukarıda belirtilen yasa hükmü uyarınca boşanma yüzünde yoksulluğa düşecek tarafın kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçim için diğer tarafta mali gücü oranında süresiz nafaka isteyebileceği dikkate alınarak süresinde açılan yoksulluk nafakası talebi içeren eldeki davada, taraf delillerinin toplanması sonucu kusur durumu araştırıldıktan sonra hasıl olacak sonuca göre hüküm kurulması gerekirken, eksik inceleme ile karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, yoksulluk nafakası istemine ilişkindir. Davacı vekili; müvekkili ile davalının 1981 yılında evlendiklerini, müşterek iki çocuklarının bulunduğunu, çocuklarının reşit olduğunu, müvekkili ile davalının evliliğinin zamanla davalının kusurlu davranışları nedeniyle bozulduğunu, davalının aile reisi olarak üzerine düşen görevleri yerine getirmediğini, eşinin ev ihtiyaçları ile ilgilenmediğini, Zonguldak 1. Aile Mahkemesinin 2013/209 E., 2013/857 K. sayılı kararı ile 300,00TL tedbir nafakasına hükmedildiğini, daha fazla bu evliliği sürdürmek istemeyen müvekkilinin davalı aleyhine boşanma davası açtığını, Zonguldak 2. Aile Mahkemesinin 2013/472 E., 2014/255 K. sayılı kararı ile boşandıklarını, boşanma kararının kesinleşmesi ile tedbir nafakasının sona erdiğini, davalının TTK Merkez Laboratuarından şef olarak emekli olduğunu, aylık 1.350,00TL emekli maaşı aldığını ileri sürerek müvekkili için aylık 500,00TL yoksulluk nafakasına hükmedilmesini talep etmiştir.

Davalı; davacı ile Zonguldak 2. Aile Mahkemesinin 20.06.2014 tarihinde kesinleşen kararı ile boşandıklarını, boşanma sürecinde davacının herhangi bir nafaka talebi olmadığını, bakma yükümlülüğünün ortadan kalktığını, boşanma tarihinden itibaren kendisinden bir şey isteme hakkı olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece; tarafların Zonguldak 2. Aile Mahkemesinin 20.05.2014 tarihli kararı ile boşandıkları, kararın 20.06.2014 tarihinde kesinleştiği, kesinleşme ile Zonguldak 1. Aile Mahkemesince bağlanan aylık 300,00TL tedbir nafakasının sona erdiği, davacının ev hanımı, davalının da emekli olduğu, boşanma davası sırasında talep olmaması sebebiyle nafaka hususunda karar verilmediği, davacı kadının yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım ve kültür gibi harcamaları karşılayacak düzeyde herhangi bir gelirinin olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile tarafların ekonomik ve sosyal durumlarına göre dava tarihinden itibaren davacı için aylık 300,00TL yoksulluk nafakasının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir. Davalının temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.

Mahkemece önceki gerekçelere ek olarak; Zonguldak 2. Aile Mahkemesi'nin 2013/472 E., 2014/255 K. sayılı boşanma kararının gerekçesinde; “…davacının harcamalarında sorumsuz bir insan olduğu, yapmış olduğu harcamaları davalı eşine geç haber verdiği ve davalının eve ödenmeyen borçlar nedeniyle ilgili icra kâğıtlarının gelmesi ile borçlardan haberdar olduğu, davacının bu davranışlarını birden çok defalar tekrarladığı, buna karşılık davalının da bir defasında davacı eşini yatak odasına çektiği, davacının odadan ağlayarak ve yüzüne fondöten sürerek çıktığı, bir keresinde de davacının canı çektiği için bakkaldan veresiye tatlı alarak eve geldiği, davalının "bakkala veresiye çok oluyor" diyerek tatlıyı geri gönderdiği, yine davacının çarşıya indiği bir gün davalı eşinden para almak için lokale girdiği, davalının, davacı eşine 5,00TL para verdiği, ancak davacı eşinin arkasından "Allah belanı versin" şeklinde beddualar ettiğinin belirtildiği…”, kararda şeklen hangi tarafın daha kusurlu olduğu belirtilmemekle beraber gerekçeden açıkça davacının davalıdan daha ağır kusurlu olmadığının anlaşıldığı, davacının yoksulluk nafakası talep etme koşullarının oluştuğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı davalı tarafından temyiz edilmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; yoksulluk nafakasına ilişkin eldeki davada, tarafların kusur durumunun araştırılmasının gerekip gerekmediği, Zonguldak 2. Aile Mahkemesinin 2013/472 E., 2014/255 K. sayılı boşanma kararının gerekçesinde yer alan kanaatin eldeki dava dosyasında kusurun tespiti için yeterli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Uyuşmazlığın çözümü için konu ile ilgili yasal düzenleme ve kavramların kısaca açıklanmasında yarar vardır. Öncelikle belirtilmelidir ki, yoksulluk nafakası, boşanma ile yoksulluğa düşecek olan eş için verilen bir nafaka türü olup, söz konusu bu nafaka boşanma davası kesinleştikten sonra işlemeye başlar. Yoksulluk nafakası boşanmanın eşlerle ilgili mali sonuçlarından biri olup, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 175. maddesinde: “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.” şeklinde düzenlenmiştir. Aynı Kanunun “Tazminat ve nafakanın ödenmesi” başlıklı 176. maddesi ise; “Maddi tazminat ve yoksulluk nafakasının toptan veya durumun gereklerine göre irat biçiminde ödenmesine karar verilebilir. Manevi tazminatın irat biçiminde ödenmesine karar verilemez. İrat biçiminde ödenmesine karar verilen maddi tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü halinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi halinde mahkeme kararıyla kaldırılır. Tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir…”

Hâkim, istem halinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddi tazminat veya nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.” hükmünü içermektedir.

TMK'nın 178. maddesine göre bir yıllık zamanaşımı süresi içinde açılan yoksulluk nafakası davasında; yeni vakıalara dayanılması, yeniden kusur dağılım ve derecesinin tespit edilmesi mümkün değildir. Bu taleplerin değerlendirilmesinde esas alınacak kusur, boşanma davasında belirlenen ve boşanma sebebi olarak kabul edilmiş olan kusurdur. Mahkeme kesinleşen boşanma davasındaki tarafların kusur dağılım ve derecesine bakıp, nafaka talebini buna göre karara bağlayacaktır. Başka bir anlatımla kesinleşmiş mahkeme kararı ile tarafların kusurları belirlendiğinden bundan sonra bu konuda kesin hükmün bağlayıcılığı kuralı gereği, yeniden inceleme yapılamaz, boşanma davasındaki kusur belirlemesi tarafları bağlar. Yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde somut olaya gelindiğinde; davacı ... tarafından davalı ... aleyhine açılan boşanma davasında, tarafların boşanmalarına, davacı tarafından nafaka ya da maddi-manevi tazminat talebi bulunmadığından bu konular hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, verilen karar temyiz edilmeksizin 20.06.2014 tarihinde kesinleşmiştir. Hâl böyle olunca eldeki davada yeniden kusur araştırması yapılması mümkün olmadığı yönündeki mahkemenin direnme gerekçesi usul ve yasaya uygun olup yerindedir. Ne var ki, Özel Dairece bozma nedenine göre davalının sair temyiz itirazları konusunda inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme uygun olup davalının sair temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 3. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞINA GÖNDERİLMESİNE, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440-III/1. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 05.11.2019 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.

Hukuk Genel Kurulu 2017/3067 E. , 2019/512 K. "İçtihat Metni"

[Özet ile: Anlaşmalı boşanmada boşanmanın ferileri üzerinde taraflarca anlaşılmış olduğundan mahkeme tarafından kusur tespiti yapılmaksızın boşanmaya karar verilir ve bu nedenle sonradan açılacak nafaka ve tazminat davalarında, boşanma davasında belirlenmiş olan kusur tespiti dikkate alındığından dolayı tekrar kusur tespiti yapılamaz. Dolayısıyla bu taleplerin reddine karar verilmesi gerekecektir.]

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Aile Mahkemesi Sıfatıyla) Taraflar arasında görülen "maddi ve manevi tazminat ile yoksulluk nafakası" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Seferihisar Asliye Hukuk (Aile Mahkemesi Sıfatıyla) Mahkemesince yoksulluk nafakasının reddine, maddi ve manevi tazminat talebinin kısmen kabulüne dair verilen 31.12.2013 tarih ve 2012/210 E., 2013/334 K. sayılı karar taraf vekillerinin davacı vekili ve davalının temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 17.11.2014 tarih ve 2014/15646 E., 2014/22788 K. sayılı kararı ile; "...1- Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davacı kadının temyiz itirazları yersizdir. 2-Davalı kocanın temyiz itirazlarına hasren yapılan incelemede; Tarafların İzmir 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2002/659 esas ve 2002/696 karar sayılı ilamı ile Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi gereğince anlaşmalı olarak boşanmalarına karar verildiği, bu kararın 10.1. 2003 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Boşanma kararı, tarafların anlaşmalarına dayandığına göre, davacının boşanmadan sonra, boşanma sebebiyle maddi ve manevi tazminat (TMK md. 174/1,2) talep etmesi mümkün değildir. Çünkü böyle bir durumda tarafların boşanmanın mali sonuçlarına ilişkin aralarındaki ihtilafı nihai olarak çözdükleri ve ilişkilerini tasfiye ettikleri kabul edilir. Bu itibarla anlaşmalı boşanmadan sonra artık boşanma sebebiyle (TMK md. 174/1,2) maddi ve manevi tazminat istenemez. Bu husus nazara alınmadan yazılı şekilde davanın kabulü ile maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi doğru görülmemiştir...." gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 178. maddesinden kaynaklanan boşanma kararının kesinleşmesinden sonra açılan maddi ve manevi tazminat ile yoksulluk nafakası istemine ilişkindir.

Davacı vekili, evlilik süresince müvekkilinin fiziksel şiddete uğradığını, ölümle tehdit edildiğini, bu olaylara dayanamayan müvekkilinin boşanma davası açtığını ve o davada baskı ile nafaka talebinden vazgeçtiğini, müvekkilinin ev hanımı olduğunu, bu nedenle 300,00TL yoksulluk nafakası ile anlatılan olaylarda kusuru bulunmadığından 5.000,00TL maddi ve 5.000,00TL manevi tazminatın faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı, davacı ile anlaşmalı boşandıklarını, şu anda Gaziantep’te fabrika işçisi olarak çalıştığını, ev ve arabası olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, tarafların İzmir 7. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2002/659 esas 2002/696 karar sayılı ilamı ile boşandıkları, boşanma kararının 10.01.2003 tarihinde kesinleştiği, söz konusu boşanma dosyası incelendiğinde, davacının dava dilekçesinde kendisi için aylık 100,00TL yoksulluk nafakası talep ettiği ancak 22.10.2002 tarihli celsede nafaka talebinden vazgeçtiğini beyan etmesi sebebi ile mahkemece nafaka talebi yönünden ret kararı verildiği, boşanma davası kesinleştikten sonra boşanma davasının ferilerine ilişkin taleplerin bir yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu, davalı tarafça zamanaşımı yönünden itirazda bulunulmaması sebebi ile mahkemece eldeki davada yargılamaya devam edildiği belirtildikten sonra davalının davacıya çocuk aldırması yönünde baskı yaptığı, fiziksel şiddet uyguladığı, bu suretle davacının evlilikten beklediği maddi menfaatlerin zedelendiği ve davacının kişilik haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle 2.000,00TL maddi, 2.000,00TL manevi tazminata (TMK m. 174/1-2) hükmedilmiş, davacının boşanma davasında yoksulluk nafakası talebinden vazgeçmiş olması sebebiyle yoksulluk nafakası (TMK m.175) talebinin reddine karar verilmiştir.

Davacı vekili ve davalının temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık kısmında açıklanan gerekçeyle bozulmuştur.

Yerel mahkemece, her ne kadar bozma kararında taraflar arasında daha önce açılan boşanma davasının anlaşmalı boşanma olarak görüldüğü ifade edilmiş ise de anlaşmalı boşanma için tarafların boşanmanın feri niteliğinde olan nafaka, maddi manevi tazminat ve mal rejimleri ile ilgili tüm konularda anlaşmış olmaları ve bu iradelerini mahkeme huzurunda tutanağa geçirmeleri gerektiği, tarafların ise önceki dosyada nafaka dışında maddi ve manevi tazminat konusunda herhangi bir beyanda bulunmadığı, bu sebeple anlaşmalı boşanmanın şartlarının olmadığı, ayrıca boşanma davası değerlendirilirken 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 308. maddesinde düzenlenen davaya son veren davanın kabulü müessesesinin de incelenmesi gerektiği, TMK’nın 184/l. bendinde “Hâkimin boşanma davasının dayandığı olguların varlığına vicdanen kanaat getirmedikçe bunları ispatlanmış sayamayacağı" ve TMK'nın 184/3. bendinde "boşanma davalarında tarafların her türlü ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı” düzenlemeleri gereği boşanma davalarında hâkimin takdir hakkı olduğu, tarafların davayı kabulü ile bağlı olmadığı ancak takdir hakkı gereği hâkimin davanın kabulünü dikkate almasına da bir engel olmadığı, somut olayda hâkimin boşanma ve nafaka yönünden davalının kabulü ile tarafların beyanlarını dikkate alarak evlilik birliğinin temelinden sarsıldığına kanaat getirdiği ve TMK'nın 166/1-2 maddesine dayanarak boşanma kararı verdiği, önceki davada tarafların maddi ve manevi tazminat yönünden haklarından feragat etmedikleri gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme kararı davalı (erkek) tarafından temyiz edilmiştir.

Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, tarafların boşanmalarına ilişkin hükmün TMK'nın 166/3. maddesi uyarınca anlaşmalı boşanma hükmü niteliğinde olup olmadığı, varılacak sonuca göre 2012 yılında açılan eldeki davada davacı kadının TMK'nın 174/1. ve 2. maddeleri uyarınca maddi ve manevi tazminata hak kazanıp kazanamayacağı noktasında toplanmaktadır.

Boşanma kararı bozucu yenilik doğuran bir karar niteliğinde olup, boşanmanın kesinleşmesiyle evlilik birliği sona erer. Ne var ki, boşanmanın eşler bakımından kişisel ve mali olmak üzere bir takım sonuçlarının bulunduğu kuşkusuzdur. Maddi ve manevi tazminat talepleri (TMK m.174/1-2) de boşanmanın eşlerle ilgili mali sonuçlarındandır. Nitekim, 4721 sayılı TMK'nın 174. maddesi; "Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir." düzenlemesini içermektedir.

Maddenin anlatımından da anlaşılacağı üzere maddi tazminat istenebilmesi, tazminat isteyenin kusursuz veya daha az kusurlu olması, tazminat istenenin kusurlu olması yanında bir zarar ile nedensellik bağı ve hukuka aykırılık unsurlarının gerçekleşmesine bağlıdır. Buna göre mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenmiş olan eş, kusursuz veya az kusurlu ise maddi tazminata hükmedilebilir. Maddi tazminat yanında manevi tazminat istenebilmesi için de kusura ilişkin bir kısım koşulların varlığı gerekmektedir. Şöyle ki; kusurlu taraftan uygun bir manevi tazminat istenebilmesi için boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan tarafın kusursuz ya da daha az kusurlu olması gerektiği açıktır. Hemen belirtilmelidir ki, bu talepler boşanma davası ile birlikte istenebileceği gibi boşanma davasının kesinleşmesinden sonra da istenebilir. Ancak ikinci durumda boşanmanın ferisi niteliğindeki bu talepler ayrı bir dava ile harç yatırmak suretiyle istenebilir hâle gelir.

Şöyle ki, TMK'nın 178. maddesine göre "evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar". Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere kanun koyucu bu hüküm ile boşanan tarafların uzun süre karşı karşıya gelmelerini ve dolayısıyla tatsız olayların yaşanmasını önlemek istemiştir (AKINTÜRK, B/ ATEŞ, D.: Türk Medeni Hukuku, Aile Hukuku, İkinci Cilt, Ocak 2019, s.309).

TMK'nın 178. maddesine göre açılan yoksulluk nafakası ile maddi ve manevi tazminat talepleri için; artık yeni vakıalara dayanılması, yeniden kusur dağılım ve derecesinin tespit edilmesi mümkün değildir. Bu taleplerin değerlendirilmesinde esas alınacak kusur, boşanma davasında belirlenen ve boşanma sebebi olarak kabul edilmiş olan kusurdur. Mahkeme kesinleşen boşanma davasındaki tarafların kusur dağılım ve derecesine bakıp, nafaka ve tazminat talepleri buna göre karar bağlayacaktır. Bu nedenle, uyuşmazlığın çözümü için, taraflar arasında görülen ve kesinleşen boşanma davasının incelenmesi gerekmektedir.

Taraflar İzmir 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2002/659 E., 2002/696 K. sayılı kararı ile boşanmışlar ve boşanma kararı 10.01.2003 tarihinde kesinleşmiştir. Söz konusu dosyada dava, TMK'nın 166/1. maddesinde düzenlenen evlilik birliğinin sarsılması nedenine dayalı olarak açılmış ise de tarafların hazır bulunduğu 22.10.2002 tarihli oturumda davacı kadının "boşanmaya karar verilsin, nafaka talebimden vazgeçiyorum, masraf da istemiyoruz, vekâlet ücreti talebimiz de yoktur" şeklinde beyanda bulunması ve davalı tarafından da "davayı kabul ediyorum, boşanmamıza karar verilsin, davacıdan herhangi bir talebim yok.." şeklindeki sözlerinin imzalanarak zapta geçirilmesi üzerine mahkemece tarafların boşanmalarına karar verilmiştir.

Bilindiği üzere, TMK'nın 166. maddesinin 3. fıkrasında; "Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi halinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu halde boşanma kararı verilebilmesi için, hakimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hakim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü halinde boşanmaya hükmolunur. Bu halde tarafların ikrarlarının hakimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz " düzenlemesi yer almaktadır. Uygulamada anlaşmalı boşanma olarak adlandırılan bu madde hükmüne göre en az bir yıldan fazla bir süreden beri evli olan tarafların mahkeme huzurunda boşanma, boşanmanın mali sonuçları ve çocukların durumu hakkında yaptıkları düzenlemeler hakkında serbest iradelerinin uyuşması ve hâkimin bu düzenlemeyi onaylaması hâlinde mahkemece boşanma kararı verilebilmektedir.

Görülmektedir ki anılan madde hükmü ile, boşanma davalarında tarafların ikrarının hâkimi bağlamayacağına ilişkin TMK'nın 184. maddesinin 3. fıkrasında yer alan düzenlemeye bir istisna getirilmiştir (TMK m.166/3, son cümle). Bu durumda da boşanma istemi, evlilik birliğinin sarsılması sebebine dayandırılmış olmakla birlikte, davalının ikrarı/kabulü, evlilik birliğinin sarsılmış olduğuna bir karine sayılmıştır. Hâkimin artık bir kusur araştırması yapmasına gerek bulunmamaktadır.

Somut olayda da davacının maddi ve manevi tazminat taleplerinin TMK'nın 178. maddesi uyarınca talep edildiği, kesinleşen boşanma kararında ise kusura ilişkin bir değerlendirme yapılmadığı gibi tarafların mahkeme huzurunda boşanma ve boşanmanın mali sonuçları hakkında uzlaştıkları, bu husustaki imzalı beyanlarının tutanağa geçirildiği, böylelikle mahkemece TMK'nın 166/3. maddesine dayalı olarak boşanma kararı verildiği anlaşılmaktadır. Böyle bir durumda tarafların boşanmanın mali sonuçlarına ilişkin aralarındaki ihtilafı nihai olarak çözdükleri ve ilişkilerini tasfiye ettikleri kabul edilir.

Bu itibarla anlaşmalı boşanmadan sonra artık boşanma sebebiyle (TMK md. 174/1,2) maddi ve manevi tazminat istenemez.

Diğer yandan yukarıda değinildiği üzere anlaşmalı boşanma davalarında eşler boşanma ve boşanmanın ferileri konusunda anlaşmış oldukları gibi, birbirlerine herhangi bir kusur izafesinde bulunmadıklarından başka bir ifadeyle bu davalarda yeniden kusur araştırması yapılması mümkün olmadığından mahkemenin eldeki davada topladığı delillere göre belirlediği davalının kusurlu davranışlarının hükme esas alınması ve davacı yararına maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi doğru görülmemiştir.

Bu durumda yerel mahkemenin direnme gerekçesi Özel Daire bozma kararında ve yukarıda belirtilen bu ilâve gerekçe dikkate alındığında usul ve yasaya aykırıdır. S O N U Ç : Davalının temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen ilâve nedenle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, aynı Kanun'un 440. maddesi uyarınca tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 02.05.2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.


Desert in Dark

Büromuzda randevusuz görüşme yapılmamaktadır. Lütfen öncelikle arayıp randevu alınız.