Aile HukukuBağlı olduğu rehber: Aile Hukuku Nedir? Aile Hukuku Davaları Nelerdir?
Nafaka Artırım Davası: Şartları, Yetkili Mahkeme, Süre ve Masraflar 2026
Nafaka artırım davası, mahkeme kararıyla bağlanmış yoksulluk, iştirak veya bağımsız tedbir nafakasının, tarafların mali durumu değiştiğinde ya da hakkaniyet gerektirdiğinde yükseltilmesi için aile mahkemesinde açılan davadır. Kanunda bu dava için bir süre öngörülmemiştir; artırım şartları oluştuğunda her zaman açılabilir. Boşanmadan sonra yoksulluk ve iştirak nafakasının artırılması, nafaka alacaklısının ya da davalının yerleşim yeri mahkemesinde istenebilir; artırılan nafaka dava tarihinden itibaren hüküm ifade eder. Boşanma davası sürerken bağlanan tedbir nafakasının artırılması ise ayrı bir davayla değil, boşanma davasına bakan hâkimden istenir.
Nafaka Artırım Davası Nedir?
Nafaka artırım davası, mahkeme kararıyla bağlanmış ve irat biçiminde, yani aylık olarak ödenen bir nafakanın miktarının, kararın verildiği tarihten sonra değişen koşullara göre yeniden belirlenmesini sağlayan davadır. Dava yeni bir nafaka kurmaz; mevcut nafakanın miktarını değiştirir. Bu nedenle davanın konusu, hükmedilmiş ve hâlâ devam eden bir nafakadır. Boşanmada hiç istenmemiş bir nafakanın sonradan istenmesi artırım davası değil, ayrı bir nafaka davasıdır. Nafaka türleri ve nafakanın ilk kez istenmesi için nafaka davası ve nafaka çeşitleri yazısı okunabilir.
Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) artırımı düzenleyen hükmü nafakanın türüne göre değişir: yoksulluk nafakası için 176. maddenin dördüncü fıkrası, iştirak nafakası için 331. madde, birlikte yaşamaya ara verilmesi nedeniyle bağlanan bağımsız tedbir nafakası için 200. madde uygulanır. Yardım nafakası da artırım davasına konu olabilir; bu yazı boşanmaya bağlı nafakaları ele aldığından yardım nafakası için yardım nafakası yazısına bakılabilir.
a) Yoksulluk Nafakasının Artırılması
Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek eş lehine bağlanan yoksulluk nafakası, TMK’nın 176. maddesine göre artırılır veya azaltılır.
Türk Medeni Kanunu’nun 176. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları:
“Tarafların malî durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir.
Hâkim, istem hâlinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.”
Dördüncü fıkra artırımın şartını, beşinci fıkra ise gelecek yıllar için artış hükmü kurulmasını düzenler. Gelecek yıllar için artış ancak istem hâlinde kurulur; bu nedenle dava dilekçesinde hem artırılması istenen miktar hem de sonraki yıllarda uygulanacak artış ayrıca istenmelidir.
Yoksulluk nafakasını düzenleyen 175. maddenin birinci fıkrasındaki “süresiz olarak” ibaresi, Anayasa Mahkemesinin 04.06.2026 tarihli ve E. 2025/156, K. 2026/131 sayılı kararıyla iptal edilmiştir. Karar 30.09.2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmış; iptal hükmünün yayımdan başlayarak dokuz ay sonra, 30.06.2027 tarihinde yürürlüğe gireceği hüküm altına alınmıştır. Bu tarihe kadar madde, “süresiz olarak” ibaresiyle yürürlüktedir.
b) İştirak Nafakasının Artırılması
Velayet kendisine verilmeyen eşin, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmasını sağlayan iştirak nafakası, durum değiştiğinde yeniden belirlenir.
Türk Medeni Kanunu’nun 331. maddesi:
“Durumun değişmesi hâlinde hâkim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırır.”
Yeni miktarın ölçüsü, nafakanın ilk belirlenmesindeki ölçüyle aynıdır: TMK’nın 330. maddesinin birinci fıkrasına göre çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri dikkate alınır; çocuğun gelirleri de göz önünde bulundurulur. Gelecek yıllar için artış hükmü, aynı maddenin üçüncü fıkrası ve 182. maddenin dördüncü fıkrası uyarınca istem hâlinde kurulur.
İştirak nafakasının dayandığı bakım borcu, TMK’nın 328. maddesinin birinci fıkrasına göre çocuğun ergin olmasına kadar devam eder. Çocuk ergin olduğu hâlde eğitimi devam ediyorsa ana ve babanın bakım yükümlülüğü, aynı maddenin ikinci fıkrası uyarınca eğitim sona erinceye kadar sürer; bu durum yardım nafakası yazısında ele alınmıştır.
c) Tedbir Nafakasının Artırılması
Tedbir nafakasında iki durum birbirinden ayrılır.
Boşanma ya da ayrılık davası sürerken bağlanan tedbir nafakası, TMK’nın 169. maddesine dayanan geçici bir önlemdir.
Türk Medeni Kanunu’nun 169. maddesi:
“Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re'sen alır.”
Bu nafakanın artırılması, boşanma davasına bakan hâkimden o dava içinde istenir. Ayrıca açılıp ayrılık davasıyla birleştirilen bir artırım davasında Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, talebi “ayrılık davasında ara kararı ile hükmedilen ve TMK 169. madde kapsamındaki tedbir nafakasının arttırılması talebi” olarak nitelendirmiş; artırılan tedbir nafakasının “hükmün kesinleşmesine kadar geçerli olacağı” gözetilmeden hüküm kurulmasını bozmuştur (Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 19.09.2018 tarihli ve 2016/22620 E., 2018/9554 K. sayılı kararı). Hukuki yarar sorunu ise başka bir dosyada çıkmıştır: boşanma hükmünün kesinleştiği ve kadın yararına 169. madde uyarınca bağlanan tedbir nafakasının asıl davada zaten kaldırıldığı dosyada Daire, erkeğin ayrıca açıp birleştirilen tedbir nafakasının kaldırılması davası için “iş bu davayı açmakta hukuki yararının bulunduğundan söz edilemez” demiştir (Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 22.03.2023 tarihli ve 2022/10765 E., 2023/1191 K. sayılı kararı). Bu nedenle boşanma davası sürerken artış talebinin o dosyada yapılması uygundur.
Boşanma davası açılmadan, birlikte yaşamaya ara verilmesi nedeniyle TMK’nın 197. maddesine göre bağlanan bağımsız tedbir nafakası ise 200. madde uyarınca değiştirilir.
Türk Medeni Kanunu’nun 200. maddesi:
“Koşullar değiştiğinde hâkim, eşlerden birinin istemi üzerine kararında gerekli değişikliği yapar veya sebebi sona ermişse alınan önlemi kaldırır.”
Bu nafaka boşanma davasından bağımsızdır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesine göre “boşanma davasından ayrı ve bağımsız olarak açılan tedbir nafakası ile hükmedilen nafaka kaldırılıncaya kadar devam edecektir” (Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 20.01.2021 tarihli ve 2020/5821 E., 2021/406 K. sayılı kararı). Kadının bağımsız olarak açtığı nafakanın artırılması davasının sonradan açılan boşanma davasıyla birleştirilerek görüldüğü bir dosyada Daire, dava tarihinden itibaren artırılan nafakanın, boşanma davasında 169. madde çerçevesinde belirlenen nafakayla tahsilde tekerrür oluşturmayacağını belirterek hükmü onamıştır (Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 20.02.2015 tarihli ve 2014/16932 E., 2015/2369 K. sayılı kararı).
Nafaka Artırım Davasının Şartları Nelerdir?
Artırım için kanun iki seçenekli bir şart koyar: tarafların mali durumlarının değişmesi ya da hakkaniyetin artırımı gerektirmesi. İki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekmez. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi bunu şöyle ifade etmiştir: “Bu hüküm gereğince mahkemece iradın artırılması için ya tarafların mali durumlarının değişmesi ya da hakkaniyetin artırımı gerektirmesi gerekmektedir.” (Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 10.06.2013 tarihli ve 2013/7698 E., 2013/9784 K. sayılı kararı).
Hâkim bu şartları TMK’nın 4. maddesi uyarınca hukuka ve hakkaniyete göre değerlendirir. Değerlendirmede esas alınan an, dava tarihidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, yoksulluk nafakasının artırılması davasında “Mahkemece, dava tarihindeki şartlara göre; yoksulluk nafakasına hükmedilen tarih ile artırım davasının açıldığı tarih arasında geçen süre dikkate alınarak artırım yapılması gerektiği açıktır.” demiştir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.03.2016 tarihli ve 2014/783 E., 2016/309 K. sayılı kararı). Karar oy çokluğuyla verilmiştir.
Değişikliğin hangi olgularla kurulduğu kararlardan izlenebilir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, boşanmadan sonra çalışan annenin çocuk için bakıcı tutmak zorunda kaldığını tanıkla ispat ettiği iştirak nafakası artırım davasında, davanın reddini bozmuş ve “mahkemece yapılacak iş; çocuğun bakıcı giderini dikkate alarak, hakkaniyete uygun bir artırıma karar vermek olmalıdır” demiştir (Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 23.09.2013 tarihli ve 2013/10569 E., 2013/13120 K. sayılı kararı). Hukuk Genel Kurulu da iki artırım davası arasında bir yıldan fazla süre geçen bir dosyada “Küçüğün artan yaşı ile birlikte ihtiyaçlarının ve eğitim giderlerinin arttığı gözetildiğinde de, nafakanın arttırılmasını talep edebilme koşullarının gerçekleştiğinin kabulü gerekir.” sonucuna varmıştır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.07.2009 tarihli ve 2009/352 E., 2009/348 K. sayılı kararı).
İştirak nafakasında çocuğun eğitim giderleri de nafakanın içinde değerlendirilir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, anlaşmalı boşanma protokolündeki kapsamı belirsiz “okul ücreti” yükümlülüğünün infazı kabil olmadığını belirterek, mahkemenin “ortak çocuğun bakımı, eğitimi, barınması, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarının tümü dikkate alınarak eğitim masraflarını da kapsayacak” bir iştirak nafakası belirlemesi gerektiğini kabul etmiştir (Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 29.04.2026 tarihli ve 2026/2775 E., 2026/4877 K. sayılı kararı).
Değişiklik ispat edilmelidir. Önceki karardan kısa süre sonra açılan dava reddedilebilir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, boşanmanın kesinleşmesinden bir ay sonra açılan yoksulluk nafakası artırım davasında, “bu süreçte paranın satınalma gücü azalmadığı gibi tarafların ekonomik sosyal durumlarında yasanın aradığı anlamda bir değişikliğin bulunmadığı” gerekçesiyle davanın kabulünü bozmuş, davanın reddi gerektiğini belirtmiştir (Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 10.06.2013 tarihli ve 2013/7698 E., 2013/9784 K. sayılı kararı).
Son olarak nafakanın hâlâ devam ediyor olması gerekir. TMK’nın 176. maddesinin üçüncü fıkrasına göre irat biçiminde ödenen nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkar; alacaklının evlenmeden fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde ise mahkeme kararıyla kaldırılır. Bu hâller için nafakanın kaldırılması veya azaltılması davası yazısı okunabilir.
Nafaka Ne Kadar Artırılır? ÜFE, TÜFE ve Gelecek Yıllar İçin Artış
Kanunda artırım için bir oran ya da üst sınır yoktur. Yeni miktarı hâkim, tarafların dava tarihindeki durumuna göre takdir eder; takdirde TMK’nın 4. maddesi uyarınca hukuk ve hakkaniyet, iştirak nafakasında ayrıca 330. maddedeki ölçüler esas alınır.
Olağanüstü bir değişiklik bulunmayan dosyalarda ölçü, nafakanın alım gücünün korunmasıdır. Hukuk Genel Kurulunun yukarıda anılan 16.03.2016 tarihli kararında benimsediği Özel Daire bozma kararında bu ölçü şöyle ifade edilmiştir: “Yargıtayın yerleşmiş uygulamasına göre; nafaka alacaklısı kadının ihtiyaçları ile nafaka yükümlüsü davalının gelir durumunda, nafakanın takdir edildiği tarihe göre olağanüstü bir değişiklik olmadığı takdirde; yoksulluk nafakası TÜİK’in yayınladığı ÜFE oranında artırılmalı ve böylece taraflar arasında önceki nafaka takdirinde sağlanan denge korunmalıdır.” Genel Kurul, yerel mahkemenin bu bozmaya karşı verdiği direnme kararını bozmuştur. Bu nedenle davada, ÜFE artışını aşan bir artış isteniyorsa ihtiyaçlarda ya da gelirde olağanüstü bir değişiklik bulunduğu ispat edilmelidir.
Gelecek yıllar için artış hükmü ayrı bir taleptir ve istem hâlinde kurulur (TMK’nın 176. maddesinin beşinci fıkrası, 182. maddesinin dördüncü fıkrası, 330. maddesinin üçüncü fıkrası). Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu konuda ÜFE’yi esas almaktadır. Daire, boşanma davasında bağlanan iştirak nafakasına ilişkin bir kararında “Dairemizin kararlılık kazanan içtihatlarına göre talep halinde hüküm altına alınan iştirak nafakasına ÜFE oranı üzerinden yıllık artış oranı belirlenmesi gerekirken” artış talebi hakkında karar verilmemesini bozma sebebi saymıştır (Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 08.04.2026 tarihli ve 2025/8902 E., 2026/3839 K. sayılı kararı). Sabit oranlı artış ise kabul görmemektedir: Daire, yoksulluk nafakasının her yıl “yarı oranında” artırılmasına ilişkin hükmü, “nafakanın, nafaka yükümlüsünü cezalandırıcı nitelik taşımaması gerektiği” gerekçesiyle bozmuş ve artışın ÜFE oranında belirlenmesi gerektiğini belirtmiştir (Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 27.02.2025 tarihli ve 2024/6004 E., 2025/2090 K. sayılı kararı). Bu iki karar boşanma davasında verilmiştir; ölçü, artırım davasında kurulacak gelecek yıllar artışı için de yol göstericidir.
Hâkim, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 26. maddesinin birinci fıkrası uyarınca tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; bu kural endeks seçiminde de uygulanır. İştirak nafakasının artırılması davasında davacı her yıl TÜFE oranında artış istemişken ilk derece mahkemesi ÜFE uygulamıştır; Daire, “İlk Derece Mahkemesince talep aşılarak hükmolunan nafaka bedeline her yıl ÜFE oranında artış uygulanmasına hükmedilmesi doğru görülmemiştir.” diyerek hükmü TÜFE olarak düzeltmiştir (Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 12.02.2026 tarihli ve 2025/10011 E., 2026/1614 K. sayılı kararı). Aynı yönde, (ÜFE+TÜFE)/2 oranında artış istenmişken ÜFE uygulanması, talep aşıldığı için bozma sebebi sayılmıştır (Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 25.11.2025 tarihli ve 2025/2982 E., 2025/10211 K. sayılı kararı).
Endeksin hangi tarihten işleyeceği de talebe bağlıdır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, iştirak nafakası artırım davasında nafaka dava tarihinden itibaren artırıldığına göre “dava tarihini takip eden yıldan itibaren artış hükmü uygulanması gerektiği” sonucuna varmış; ancak davacı artışın “karar tarihini” takip eden yıllarda uygulanmasını istediği için hükmü bu taleple bağlı kalarak düzeltmiştir (Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 23.06.2026 tarihli ve 2026/5699 E., 2026/7062 K. sayılı kararı). Bu nedenle dava dilekçesinde endeksin türü kadar başlangıç tarihi de açıkça yazılmalıdır.
Nafaka kararında ya da onaylanan protokolde yıllık artış kendiliğinden kurulmuşsa, o artış için ayrıca dava açılması gerekmez. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, iştirak nafakasının yıllık enflasyon oranında kendiliğinden artacağının protokolde kararlaştırıldığı bir takipte “taraflarca protokolde kararlaştırılan nafakanın artırılması için alacaklı tarafından ayrıca dava açılmasına gerek bulunmamaktadır” demiş ve farkın icra takibinde hesaplanması gerektiğini kabul etmiştir (Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 15.07.2008 tarihli ve 2008/12710 E., 2008/15138 K. sayılı kararı). Endeks artışını aşan bir artış ise ancak artırım davasıyla istenebilir; Hukuk Genel Kurulunun 2016 tarihli kararına konu dosyada da nafaka her yıl ÜFE oranında artırılacaktı ve artırım davası bu hükme rağmen incelenmiştir.
Artırılan Nafaka Hangi Tarihten Geçerlidir?
Artırılan nafaka, artırım davasının açıldığı tarihten itibaren hüküm ifade eder. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, bağımsız tedbir nafakasının kaldırılmasına ilişkin bir davada bu kuralı genel olarak “Nafaka davaları açıldığı tarih itibariyle hüküm ifade edecektir.” biçiminde ifade etmiştir (Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 20.01.2021 tarihli ve 2020/5821 E., 2021/406 K. sayılı kararı). Artırım davalarında da aynı başlangıç esas alınır: Daire, “nafakanın artırılması davasının açıldığı 03.09.2012 tarihinden itibaren artırılan nafaka” miktarını içeren hükmü onamıştır (Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 20.02.2015 tarihli ve 2014/16932 E., 2015/2369 K. sayılı kararı). Yoksulluk nafakasının artırılmasına ilişkin bir başka dosyada Daire, düzelterek onama kararında hükmü bizzat dava tarihinden itibaren geçerli olacak biçimde yazmıştır (Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 23.05.2023 tarihli ve 2023/3542 E., 2023/2594 K. sayılı kararı).
Artış için kararın kesinleşmesi beklenmez; başlangıç kesinleşme tarihi değil, dava tarihidir. Kesinleşme tarihi ancak hükümde öyle kurulmuşsa gelecek yıllar artışının başlangıcı olarak önem taşır.
Artış dava tarihinden itibaren hüküm ifade ettiğinden, artırım şartları oluştuğunda davanın geciktirilmemesi gerekir.
Nafaka Artırım Davası Ne Zaman Açılabilir? Süre Var mı?
Nafaka artırım davası için kanunda bir süre yoktur. Yargıtay 3. Hukuk Dairesine göre “nafakanın yeniden belirlenmesi için yasada kesin bir zaman diliminin geçmesi aranmamıştır. Artım şartları oluşmuşsa, her zaman nafakanın artırılması istenebilir.” (Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 23.09.2013 tarihli ve 2013/10569 E., 2013/13120 K. sayılı kararı). Hukuk Genel Kurulu da tarafların sosyal ve ekonomik durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde “taraflarca her zaman nafaka artırımı davası açılabilir” demiştir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.03.2016 tarihli ve 2014/783 E., 2016/309 K. sayılı kararı).
Önceki artırım davasının sonuçlanmamış olması da yeni dönem için dava açılmasını engellemez. Hukuk Genel Kurulu, oy birliğiyle verdiği kararında bunu şöyle açıklamıştır: “Aynı konuda, fakat değişik dönemlere ilişkin olmak üzere daha önce açılan davaların derdest olması ya da karara bağlanıp ta kararın kesinleşmemesi takip eden dönem için nafaka artırım davası açılmasına engel değildir.” Kurul, koşulların değiştiğini ileri sürerek dava açan tarafın kanundan doğan hakkını kullandığını, bunun hakkın kötüye kullanılması sayılamayacağını da belirtmiştir. O dosyada iki dava arasında bir yıldan fazla süre geçmiştir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.07.2009 tarihli ve 2009/352 E., 2009/348 K. sayılı kararı). Kanun bir bekleme süresi öngörmez; ancak yukarıda anlatıldığı üzere her davada değişikliğin ispatı gerekir ve kısa aralıkla açılan dava reddedilebilir.
TMK’nın 178. maddesindeki bir yıllık süre ise artırım davasına ilişkin değildir.
Türk Medeni Kanunu’nun 178. maddesi:
“Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.”
Bu süre, örneğin boşanma davasında istenmemiş yoksulluk nafakasının sonradan istenmesi gibi boşanmadan doğan dava haklarına uygulanır. Süre hak düşürücü süre değil, zamanaşımı süresidir; davalı ileri sürmedikçe mahkeme kendiliğinden dikkate alamaz. Hukuk Genel Kurulu, boşanmadan sonra yoksulluk nafakası istenen bir davada “zamanaşımı ileri sürülmez ise hakimin, zamanaşımı süresinin dolduğunu kendiliğinden nazara almasına imkan bulunmamaktadır” demiştir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.04.2015 tarihli ve 2013/1597 E., 2015/1165 K. sayılı kararı). Karar oy çokluğuyla verilmiştir. Hükmedilmiş bir nafakanın artırılması ise bu süreye bağlı değildir; nafaka devam ettiği sürece istenebilir.
Görevli ve Yetkili Mahkeme
Nafaka artırım davasında görevli mahkeme aile mahkemesidir. Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun’un 4. maddesi, Türk Medeni Kanunu’nun Üçüncü Kısım hariç olmak üzere İkinci Kitabına göre aile hukukundan doğan dava ve işleri aile mahkemelerine verir. Aynı Kanun’un 2. maddesine göre “Aile mahkemesi kurulamayan yerlerde bu Kanun kapsamına giren dava ve işlere, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenen Asliye Hukuk Mahkemesince bakılır.” Dava, HMK’nın 316. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi uyarınca basit yargılama usulüyle görülür; bent “Her çeşit nafaka davaları” ifadesini içerir.
Boşanmadan sonra açılan yoksulluk ve iştirak nafakası artırım davalarında yetki bakımından özel hüküm TMK’nın 177. maddesidir.
Türk Medeni Kanunu’nun 177. maddesi:
“Boşanmadan sonra açılacak nafaka davalarında, nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir.”
Bu hüküm alacaklıya seçimlik bir hak tanır; alacaklı dilerse HMK’nın 6. maddesindeki genel kurala göre davalının yerleşim yeri mahkemesinde de dava açabilir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, ilk derece mahkemesinin genel yetki kuralına dayanarak verdiği yetkisizlik kararını bozduğu yoksulluk nafakası artırım davasında 177. madde hakkında “Burada zayıfı korumak amacı ile genel yetki hükmü getirilmiş ve seçimlik hak tanınmış bulunmaktadır.” demiş, bu yetkinin kesin yetki olmadığını ve davalının yetki itirazı bulunmadıkça mahkemece kendiliğinden incelenemeyeceğini belirtmiştir (Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 10.10.2013 tarihli ve 2013/11451 E., 2013/14307 K. sayılı kararı). Daire aynı gerekçeyle, yoksulluk nafakası artırım davasında davalının yerleşim yerine dayanılarak verilen yetkisizlik kararını bir başka dosyada da bozmuştur (Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 20.09.2016 tarihli ve 2016/13158 E., 2016/10984 K. sayılı kararı).
Güncel uygulama da aynıdır. Nafakanın artırılması istemine ilişkin bir yargı yeri belirleme işinde Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, “kesin yetki kuralının bulunmadığı ve davalı tarafından süresinde yetki itirazında da bulunulmadığı” gerekçesiyle davanın ilk açıldığı mahkemede görülmesine oy birliğiyle ve kesin olarak karar vermiştir (Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 18.11.2024 tarihli ve 2024/4985 E., 2024/8749 K. sayılı kararı). Nafakanın kaldırılması davasında da kesin yetki kuralı yoktur (Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 07.05.2018 tarihli ve 2018/1869 E., 2018/3522 K. sayılı kararı).
Boşanma davası olmadan 197. maddeye göre bağlanan bağımsız tedbir nafakasının 200. madde uyarınca artırılmasında ise 177. madde değil, evlilik birliğinin korunmasına yönelik önlemlere ilişkin özel yetki kuralı uygulanır.
Türk Medeni Kanunu’nun 201. maddesinin üçüncü fıkrası:
“Önlemlerin değiştirilmesi, tamamlanması veya kaldırılması konusunda yetkili mahkeme, önlem kararını veren mahkemedir. Ancak, her iki eşin de yerleşim yeri değişmişse, yetkili mahkeme eşlerden herhangi birinin yeni yerleşim yeri mahkemesidir.”
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, tedbir nafakasının kaldırılması davasında bu hükmü uygulamış ve “TMK'nun 201/son maddesi gereğince; önlemlerin kaldırılması konusunda yetkili mahkeme önlem kararını veren ...Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi'dir” demiştir; eşlerin yerleşim yerleri değiştiği için davacının kendi yerleşim yerinde açtığı dava o mahkemede görülmelidir (Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 08.11.2012 tarihli ve 2012/17769 E., 2012/23108 K. sayılı kararı).
Yetkinin kesin olmadığı davalarda yetki itirazı cevap dilekçesinde ileri sürülmelidir; itiraz eden taraf yetkili mahkemeyi, birden fazla yetkili mahkeme varsa seçtiği mahkemeyi bildirir. Davalı süresi içinde ve usulüne uygun olarak itiraz etmezse davanın açıldığı mahkeme yetkili hâle gelir (HMK’nın 19. maddesinin ikinci ve dördüncü fıkraları).
Dava açılmadan önce arabulucuya başvurma zorunluluğu yoktur. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 18/A maddesi dava şartı arabuluculuğu, ilgili kanunun bunu öngörmesine bağlar; aynı Kanun’un 18/B maddesindeki liste kira, taşınır ve taşınmazların paylaştırılması ve ortaklığın giderilmesi, kat mülkiyeti ve komşu hakkı uyuşmazlıklarından ibarettir ve nafaka davalarını kapsamaz.
Davanın Tarafları ve Karşı Dava
Dava, nafaka alacaklısı tarafından nafaka yükümlüsüne karşı açılır. Yoksulluk nafakasında davacı nafaka alacaklısı eştir. İştirak nafakasında dava çocuk adına açılır.
Türk Medeni Kanunu’nun 329. maddesi:
“Küçüğe fiilen bakan ana veya baba, diğerine karşı çocuk adına nafaka davası açabilir.
Ayırt etme gücüne sahip olmayan küçük için gereken hâllerde nafaka davası, atanacak kayyım veya vasi tarafından da açılabilir.
Ayırt etme gücüne sahip olan küçük de nafaka davası açabilir.”
Davalı, aynı davada karşı dava açarak nafakanın azaltılmasını ya da kaldırılmasını isteyebilir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, asıl davada iştirak nafakasının artırılmasının, karşı davada kaldırılmasının ya da azaltılmasının istendiği dosyada “karşı dava, asıl dava ile birlikte incelenip karara bağlanır” demiş; davanın alacaklının yerleşim yerinde açıldığını belirterek yetkisizlik kararını bozmuştur (Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 27.01.2016 tarihli ve 2015/15971 E., 2016/921 K. sayılı kararı).
Bu ihtimal artırım davası açılırken hesaba katılmalıdır. Yargıtay önüne gelen bir dosyada asıl davada iştirak ve yoksulluk nafakasının artırılması, karşı davada yoksulluk nafakasının kaldırılması istenmiştir. İlk derece mahkemesi iştirak nafakasını artırmış, yoksulluk nafakasının artırılması talebini reddetmiş ve karşı davayı kabul ederek yoksulluk nafakasını kaldırmıştır. Bölge adliye mahkemesi istinaf başvurularını reddetmiş, Yargıtay da temyiz dilekçesini miktar yönünden reddetmiştir (Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 16.02.2026 tarihli ve 2025/10785 E., 2026/1717 K. sayılı kararı). Azaltma ve kaldırma şartları nafakanın kaldırılması veya azaltılması davası yazısında anlatılmıştır.
Dava Dilekçesi, Talep ve Islah
Hâkim, HMK’nın 26. maddesinin birinci fıkrası uyarınca tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; talepten fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Bu nedenle dava dilekçesinde şunlar açıkça yazılmalıdır:
- nafakanın artırılması istenen yeni aylık miktarı,
- gelecek yıllar için artış isteniyorsa endeksin türü (ÜFE, TÜFE ya da başka bir ölçü),
- bu artışın hangi tarihten itibaren uygulanacağı,
- değişikliği gösteren olgular ve deliller.
Kararlarda değişikliğin ispatı için tanık beyanı (Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 23.09.2013 tarihli ve 2013/10569 E., 2013/13120 K. sayılı kararı) ve eğitim giderlerine ilişkin belgeler değerlendirilmiştir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, eğitim giderlerini de kapsayacak bir iştirak nafakası istenen dosyada tarafların güncel ekonomik ve sosyal durumlarının araştırılmasını, “taraflarca sunulan veya ilgili kurumlardan temin edilecek eğitim giderlerine ilişkin belge ve kayıtların dosyaya alınması”nı ve gerekirse bilirkişi raporu alınmasını istemiştir (Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 04.03.2026 tarihli ve 2025/10739 E., 2026/2494 K. sayılı kararı).
Talebin yargılama sırasında ıslahla artırılıp artırılamayacağı konusunda Yargıtay kararları ayrışmaktadır.
- Islahla artırılamaz görüşü: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, yoksulluk nafakasının artırılması ve bakım nafakası istenen davada “Davacılar tarafından talep edilen yoksulluk nafakasının arttırılması ve bakım nafakası talebi niteliği itibariyle bölünebilir bir alacak olmadığı dikkate alındığında ıslah yolu ile artırılamayacağı gibi kısmi davaya da konu olamaz.” demiştir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.11.2019 tarihli ve 2018/564 E., 2019/1150 K. sayılı kararı). Karar oy birliğiyle verilmiştir.
- Islahla artırılabilir görüşü: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, iştirak nafakasının artırılması davasında bölge adliye mahkemesinin bu gerekçeyle ıslahı dikkate almamasını bozmuş ve “bağımsız olarak açılan nafaka davasında, iştirak nafakasının ıslah yoluyla artırılabileceğinin kabul edilmemesi doğru değildir” demiştir. Daire gerekçesini çocuğun üstün yararına ve usul ekonomisine dayandırmıştır (Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 04.03.2026 tarihli ve 2025/10739 E., 2026/2494 K. sayılı kararı). Karar oy çokluğuyla verilmiştir; karşı oyda Hukuk Genel Kurulunun 2019 tarihli kararına dayanılarak artırım talebinin bölünebilir ya da kısmi davaya konu edilebilir bir talep olmadığı savunulmuştur. Daire, oy birliğiyle verdiği bir başka onama kararında da “iştirak nafakasının artırılması davasında talebin arttırılması her ne kadar ıslah ile mümkün olsa da” ifadesini kullanmıştır (Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 12.03.2026 tarihli ve 2025/10912 E., 2026/2836 K. sayılı kararı).
Dairenin 2026 tarihli kararları iştirak nafakasına ilişkindir ve gerekçeleri çocuğun üstün yararına dayanır; yoksulluk nafakasının artırılmasında aynı sonuca varılıp varılmayacağı bu kararlardan çıkmaz. Daire ile Genel Kurul arasındaki ayrışma sürdükçe ıslah bir güvence sayılmamalıdır. Artırılması istenen miktar, dava açılırken tarafların gelir ve gider durumu araştırılarak baştan doğru belirlenmelidir.
Harç ve Vekâlet Ücreti
Nafaka artırım talebi nispi harca tabidir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, velayet davasıyla birlikte yoksulluk ve iştirak nafakasının artırılması da istenen bir dosyada artırım talebinin nispi harca tabi olduğunu belirtmiş; mahkemenin davacıya “arttırılmasını talep ettiği bir yıllık yoksulluk ve iştirak nafakası miktarları üzerinden nispi harcın ikmali için süre verilmesi” gerektiğini ve “Nispi harç tamamlattırılmadan müteakip işlemler yapılamaz.” kuralını vurgulamıştır (Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 10.01.2017 tarihli ve 2016/25335 E., 2017/187 K. sayılı kararı).
Değer tayini mümkün olan hâllerde dava dilekçesinde değer gösterilmesi zorunludur (Harçlar Kanunu’nun 16. maddesi). Karar ve ilam harcının dörtte biri peşin, kalanı kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenir (aynı Kanun’un 28. maddesinin (a) bendi). Harcın oranı Kanun’a bağlı (1) sayılı tarifede gösterilir.
Kısmen kabul edilen artırım davasında yargılama giderlerinin paylaştırılmasına ilişkin genel kural uygulanmaz. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, “iki tarafında kısmen haklı çıkması halinde yargılama giderlerinin taraflar arasında paylaştırılacağına ilişkin HMK'nun 326/2 maddesi hükmü nafaka davalarında uygulanmaz” demiş ve kendi yerleşik uygulamasını şöyle aktarmıştır: nafaka alacaklısının açtığı bağlama ya da artırım davası kısmen kabul edilirse yargılama giderleri ve bunlara dahil vekâlet ücreti davalıya yükletilir, reddedilen kısım için davalı lehine yargılama giderine hükmedilmez; nafaka yükümlüsünün açtığı kaldırma ya da indirme davasında ise HMK’nın 326. maddesi uygulanır (Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 24.09.2018 tarihli ve 2018/4516 E., 2018/8904 K. sayılı kararı). Aynı Daire, kısmen kabul edilen iştirak nafakası artırım davasında yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasını bozmuştur (Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 15.02.2016 tarihli ve 2015/16980 E., 2016/1711 K. sayılı kararı). Bu çizgi 3. Hukuk Dairesinin kararlarına dayanır; 2. Hukuk Dairesinin aşağıda anılan 2024 tarihli kararı da reddedilen kısım bakımından aynı sonuca varmaktadır.
Vekâlet ücreti bakımından özel hüküm Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 9. maddesidir.
Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 9. maddesi:
“Tahliye davalarında bir yıllık kira bedeli tutarı, kira tespiti ve nafaka davalarında tespit olunan kira bedeli farkının veya hükmolunan nafakanın bir yıllık tutarı üzerinden bu Tarifenin üçüncü kısmı gereğince hesaplanacak miktarın tamamı, avukatlık ücreti olarak hükmolunur. Bu miktarlar, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde davanın görüldüğü mahkemeye göre belirlenmiş bulunan ücretten az olamaz.
Nafaka davalarında reddedilen kısım için avukatlık ücretine hükmedilemez.”
Tarifenin 13. maddesinin ikinci fıkrasına göre ise hükmedilen ücret kabul veya reddedilen miktarı geçemez. Bu iki hükmün birlikte uygulanmasından şu sonuçlar çıkar:
- Artırım kabul edilirse ücret, artış miktarının bir yıllık tutarı üzerinden hesaplanır ve bu tutarı geçemez. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, yardım nafakasının artırılması davasında, karar tarihindeki tarifenin aynı içerikteki 9. maddesini uygulayarak “vekalet ücretinin nafakadaki bir yıllık artış miktarını geçemeyeceğinden” söz etmiş ve ücreti bu ölçüye göre düzeltmiştir (Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 23.11.2015 tarihli ve 2015/11595 E., 2015/18613 K. sayılı kararı).
- Talebin reddedilen kısmı için davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmez. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, bağımsız tedbir nafakası davasında “nafaka davalarında reddedilen miktar üzerinden karşı taraf lehine vekalet ücreti verilemez” diyerek bölge adliye mahkemesinin kararını bozmuştur (Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 29.02.2024 tarihli ve 2024/755 E., 2024/1402 K. sayılı kararı).
- Artırım davası tamamen reddedilirse bu kural uygulanmaz ve vekille temsil edilen davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, Tarifenin 9. maddesinin ikinci fıkrasına göre reddedilen kısım için ücrete hükmedilemeyeceğini, “fakat bu hüküm davanın tamamen reddi halinde uygulanmamaktadır” demiş ve tamamen reddedilen iştirak nafakası artırım davasında davalı lehine ücret eklemiştir (Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 11.05.2016 tarihli ve 2016/3990 E., 2016/7469 K. sayılı kararı). Yoksulluk nafakası artırım talebi tamamen reddedilen dosyada da aynı sonuca varılmıştır (Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 05.07.2017 tarihli ve 2016/22502 E., 2017/11069 K. sayılı kararı).
- Yükümlünün kaldırma ya da azaltma davası reddedilirse nafaka alacaklısı lehine vekâlet ücretine hükmedilir; ücret reddedilen bir yıllık nafaka tutarını geçemez. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, yoksulluk nafakasının kaldırılması davası reddedilen dosyada, reddedilen bir yıllık nafaka tutarını aşan maktu ücrete hükmedilmesini hatalı bulmuş ve kararı kanun yararına bozmuştur (Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 27.04.2023 tarihli ve 2023/2851 E., 2023/2025 K. sayılı kararı). Protokolün uyarlanması, nafakanın kaldırılması ve azaltılması taleplerinin tek davada ileri sürüldüğü bir dosyada ise Daire, tek dava bulunduğu için davalı yararına tek vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğine karar vermiştir (Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 24.06.2026 tarihli ve 2026/4332 E., 2026/7175 K. sayılı kararı).
İstinaf, Temyiz ve Kesinlik Sınırı
Nafaka artırım davasında verilen karara karşı istinaf yoluna başvuru süresi iki haftadır ve ilamın usulen taraflardan her birine tebliğiyle işlemeye başlar (HMK’nın 345. maddesi). Bölge adliye mahkemesi kararına karşı temyiz süresi de tebliğ tarihinden itibaren iki haftadır (HMK’nın 361. maddesinin birinci fıkrası).
Ancak değeri kesinlik sınırını geçmeyen kararlar kesindir (HMK’nın 341. maddesinin ikinci fıkrası ve 362. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi). Nafaka artırım davasında bu değer, yıllık artış miktarı üzerinden hesaplanır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, nafaka yükümlüsünün temyizinde “hüküm altına alınan ve temyize konu edilen yıllık nafaka artış miktarı” ile kesinlik sınırını karşılaştırmıştır (Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 16.02.2026 tarihli ve 2025/10785 E., 2026/1717 K. sayılı kararı). İştirak nafakası artırımında da “toplam yıllık iştirak nafakası artış miktarı” esas alınmıştır (Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 14.04.2025 tarihli ve 2025/2589 E., 2025/3645 K. sayılı kararı). Değer, kanun yoluna başvurana göre belirlenir: yükümlü başvuruyorsa hüküm altına alınan yıllık artış, alacaklı başvuruyorsa reddedilen yıllık artış miktarı, birden çok nafaka varsa bunların toplamı esas alınır. Kısmen kabul edilen bir artırım davasında davacının temyizinde Daire, “reddedilen yıllık yoksulluk nafakası miktarı” ile reddedilen yıllık iştirak nafakası miktarını toplayarak temyize konu miktarı bulmuş ve temyiz dilekçesini miktardan reddetmiştir (Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 03.11.2025 tarihli ve 2025/8278 E., 2025/9366 K. sayılı kararı). Bir başka artırım davasında da “kısmen ret hükmü yönünden temyize konu edilen toplam miktar” yıllık olarak hesaplanmıştır (Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 09.06.2026 tarihli ve 2026/4930 E., 2026/6385 K. sayılı kararı). Kararlar dayanak olarak HMK’nın 362. maddesini ve temyize konu edilen miktarı gösterir.
Hangi yılın sınırının uygulanacağı HMK’nın Ek 1. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenmiştir. 4.6.2025 tarihli 7550 sayılı Kanun’la değişen fıkraya göre “… 341 inci, 362 nci ve 369 uncu maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında davanın açıldığı tarihteki miktar esas alınır.” Dairenin 7550 sayılı Kanun’dan sonra verdiği kararlarda da dava tarihindeki sınır esas alınmaktadır (Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 08.12.2025 tarihli ve 2025/8849 E., 2025/10780 K. sayılı kararı). Yukarıda anılan 14.04.2025 tarihli kararda ise bölge adliye mahkemesinin karar tarihindeki sınır anılmıştır; bu karar, aynı maddenin 7550 sayılı Kanun’la yürürlükten kaldırılan üçüncü fıkrasının yürürlükte olduğu döneme aittir. Parasal sınırlar, Ek 1. maddenin birinci fıkrası uyarınca her takvim yılı başında yeniden değerleme oranında artırılır; bu nedenle davanın açıldığı yıl için ilan edilen sınıra bakılmalıdır.
31.07.2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 7589 sayılı Kanun’un 25. maddesiyle HMK’nın 362. maddesine üçüncü fıkra eklenmiştir ve yayım tarihinde yürürlüğe girmiştir. Buna göre bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu kısmen veya tamamen kabul ederek yeniden esas hakkında karar vermişse, kararın kabul edilen ya da reddedilen kısmı 341. maddenin ikinci fıkrasındaki sınırın üzerindeyse karar temyiz edilebilir. Temyiz sınırının altında kalan bu kararlarda, bölge adliye mahkemesi kararı ile ilk derece mahkemesi kararı arasındaki fark 341. maddenin ikinci fıkrasındaki sınırı geçmiyorsa ya da karar yalnız yargılama gideri veya vekâlet ücretine ilişkinse temyiz yoluna başvurulamaz. Ayrıca 362. maddenin birinci fıkrasının (a) bendi, Anayasa Mahkemesinin 26.02.2026 tarihli ve E. 2026/49, K. 2026/48 sayılı kararıyla “istinaf başvurusunun kısmen veya tümden kabulü hali” yönünden iptal edilmiştir.
Artırılan Nafaka Nasıl Tahsil Edilir? İcra ve Tazyik Hapsi
Artırım kararının icraya konulması için kesinleşmesi beklenmez. HMK’nın 367. maddesinin ikinci fıkrası aile hukukuna ilişkin kararların kesinleşmedikçe yerine getirilemeyeceğini öngörür; Yargıtay 8. Hukuk Dairesi ise nafaka ilamlarının bu kuralın dışında kaldığını, takibe konulmaları için kesinleşmelerinin gerekmediğini belirtmiştir (Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 12.01.2015 tarihli ve 2014/3017 E., 2015/114 K. sayılı kararı). Aynı maddenin birinci fıkrasına göre de “Nafaka kararlarında icranın geri bırakılmasına karar verilemez.”
Nafaka için devam eden bir icra takibi varsa artırım kararı o dosyaya sunulabilir. Ancak fark için doğrudan haciz yoluna gidilemez. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, artırım ilamının mevcut takip dosyasına sunulmasından sonra borçlunun maaşına haciz konulan dosyada “Borçluya sonradan ibraz edilen ve nafakayı artıran ilama göre icra dosyasındaki yeni borç durumunu bildiren, icra emri veya borç miktarını gösteren muhtıra gönderilmeden bir başka anlatımla aradaki fark için takip kesinleşmeden haciz müzekkeresi gönderilmesi doğru değildir.” demiştir (Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 31.05.2017 tarihli ve 2015/6827 E., 2017/8064 K. sayılı kararı).
Nafaka ödenmezse alacaklı, İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 344. maddesine göre tazyik hapsi isteyebilir.
İcra ve İflas Kanunu’nun 344. maddesi:
“Nafakaya ilişkin kararların gereğini yerine getirmeyen borçlunun, alacaklının şikâyeti üzerine, üç aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Hapsin tatbikine başlandıktan sonra kararın gereği yerine getirilirse, borçlu tahliye edilir.
Borçlunun, nafakanın kaldırılması veya azaltılması talebiyle dava açmış olması halinde, ileri sürdüğü sebepler göz önünde bulundurularak, tazyik hapsinin uygulanması bu davanın sonuna bırakılabilir.”
Kanun ödenmeyen nafaka ile hapis süresi arasında gün hesabı kurmaz; hâkim üç aya kadar tazyik hapsine karar verir ve borçlu borcu öderse tahliye edilir. Artırım davasında iki noktaya dikkat edilmelidir:
- Takipte işleyecek aylık nafaka da istenmelidir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, takip talebinde cari nafakanın istenmediği, yalnız “adi alacak niteliğindeki geçmiş dönem nafaka borçlarının” tahsilinin istendiği ve işleyecek aylık nafaka talebinin bulunmadığı dosyada, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ihbarnamesindeki bu gerekçeyi yerinde bularak tazyik hapsini kaldırmıştır (Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 16.02.2021 tarihli ve 2020/9399 E., 2021/1570 K. sayılı kararı). Takip talebinde aylık işleyecek nafaka açıkça istenen başka bir dosyada ise Daire kanun yararına bozma istemini reddetmiştir (Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 26.09.2023 tarihli ve 2023/5270 E., 2023/5343 K. sayılı kararı).
- Tedbir nafakası ara kararı gibi kesinleşmemiş kararlar da tazyik hapsine dayanak olabilir. Kararlarda Ceza Genel Kurulunun 19.04.2005 tarihli kararından kalıp olarak aktarılan şart listesinde “nafaka ödenmesinin kesinleşmiş bir mahkeme kararına dayanması” ifadesi geçer; ancak 12. Hukuk Dairesi, tedbir nafakası ara kararına dayanan takiplerde de tazyik hapsini kabul etmektedir. Daire, takibin kesinleşmiş bir mahkeme kararına dayanmadığı gerekçesiyle verilen beraat kararına karşı itirazın reddini, Başsavcılık ihbarnamesindeki “nafakaya ilişkin karar, nafaka ilamı olabileceği gibi, nafaka veya tedbir nafakası verilmesine ilişkin ara kararı da olabileceği” gerekçesini yerinde bularak kanun yararına bozmuştur (Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 03.04.2019 tarihli ve 2019/4029 E., 2019/5398 K. sayılı kararı). Boşanma sürerken bağlanan tedbir nafakalarına dayanan takipte de Daire tazyik hapsini yerinde bulmuştur (Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 26.09.2023 tarihli ve 2023/5270 E., 2023/5343 K. sayılı kararı). Bu kararlar tedbir nafakası ara kararlarına ilişkindir; kesinleşmemiş artırım ilamı için de aynı sonuca varılacağı doğrudan bir karara değil, bu kararlardan yapılan çıkarıma dayanır. Aynı şart listesindeki diğer koşullar ise önemini korur: icra emrinin tebliği ile şikâyet tarihi arasında işlemiş en az bir aylık cari nafaka borcu bulunmalı ve şikâyet, öğrenmeden itibaren üç ay, her hâlde bir yıl içinde yapılmalıdır.
Nafaka yükümlüsü kaldırma ya da azaltma davası açmışsa tazyik hapsi bu davanın sonuna bırakılabilir (İİK’nın 344. maddesinin ikinci fıkrası). Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, böyle bir dava varsa bekletici mesele yapılması gerektiğini yerleşik içtihadı olarak anmış; derdest boşanma davasında 169. madde uyarınca bağlanan tedbir nafakası ve o davadaki gelir araştırmasını ise böyle bir dava saymamıştır (Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 20.01.2026 tarihli ve 2026/227 E., 2026/222 K. sayılı kararı). Kaldırma ya da azaltma davasının ne zaman açıldığı da önemlidir. Yargıtay 19. Ceza Dairesi, kaldırma davası şikâyete konu aylardan sonra açılmışken tazyik hapsinin o davanın kesinleşmesine kadar durdurulmasına ilişkin kararı, Başsavcılık ihbarnamesindeki “mahkemesince verilecek kararın geçmişe yönelik İstanbul 16. İcra Ceza Mahkemesindeki dosyaya sirayet etmeyeceği” gerekçesini yerinde bularak bozmuştur (Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 04.10.2018 tarihli ve 2018/4315 E., 2018/9837 K. sayılı kararı). Buna karşılık azaltma davasının şikâyete konu aylardan önce açıldığı ve derdest olduğu dosyada 12. Hukuk Dairesi, ihbarnameyi yerinde bularak davanın bekletici mesele yapılması gerektiğini kabul etmiştir (Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 14.01.2025 tarihli ve 2024/6854 E., 2025/131 K. sayılı kararı).
Tazyik hapsi kararına karşı tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde itiraz edilebilir ve itiraz üzerine verilen karar kesindir (İİK’nın 353. maddesinin birinci fıkrası). Tazyik hapsi kararı, kesinleştiği tarihten itibaren iki yıl geçtikten sonra yerine getirilmez (İİK’nın 354. maddesi). İcra ve tazyik hapsinin ayrıntıları için nafaka ödenmezse ne olur yazısı okunabilir.
Sıkça Sorulan Sorular
Nafaka artırım davası her yıl açılabilir mi? Evet. Kanun bir bekleme süresi öngörmez; artırım şartları oluştuğunda dava her zaman açılabilir. Önceki artırım davası henüz kesinleşmemiş olsa bile sonraki dönem için yeni dava açılabilir. Ancak her davada mali durumdaki değişiklik ya da hakkaniyetin artırımı gerektirdiği ispat edilmelidir; önceki karardan kısa süre sonra açılan dava reddedilebilir.
Dava açılmadan önceki aylar için artırılmış nafaka istenebilir mi? Hayır. Artırılan nafaka dava tarihinden itibaren hüküm ifade eder. Bu nedenle artırım şartları oluştuğunda davanın geciktirilmemesi gerekir.
Kararda ÜFE artışı varsa ayrıca artırım davası açılabilir mi? Evet. Hükümdeki yıllık artış nafakayı yalnız endeks ölçüsünde günceller; bunu aşan bir değişiklik varsa artırım davası açılabilir. Ancak Hukuk Genel Kurulunun benimsediği bozma kararına göre olağanüstü bir değişiklik yoksa nafaka ÜFE oranında artırılarak önceki denge korunur; bu nedenle ÜFE artışını aşan değişikliğin ispatı belirleyicidir. Hükümde ya da protokolde kendiliğinden kurulmuş artış için ise ayrıca dava gerekmez.
Çocuk ergin olunca iştirak nafakası artırılabilir mi? Hayır. İştirak nafakasının dayandığı bakım borcu çocuğun ergin olmasına kadar devam eder (TMK’nın 328. maddesinin birinci fıkrası). Eğitimi süren ergin çocuğun bakımı aynı maddenin ikinci fıkrasına göre ayrıca değerlendirilir. Dava tarihinden önce ergin olan çocuk için açılan artırım davası husumet yokluğundan reddedilir ve vekille temsil edilen davalı lehine bu kısım için vekâlet ücretine hükmedilir (Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 29.06.2015 tarihli ve 2015/4472 E., 2015/12033 K. sayılı kararı).
Artırım davası açınca nafaka azalabilir ya da kalkabilir mi? Evet, davalı karşı dava açarsa. Karşı dava asıl davayla birlikte incelenir; Yargıtay önüne gelen bir dosyada artırım istenen yoksulluk nafakası karşı davada kaldırılmıştır.
Artırım kararı kesinleşmeden icraya konulabilir mi? Evet. Nafaka ilamlarının takibe konulması için kesinleşmeleri gerekmez ve nafaka kararlarında icranın geri bırakılmasına karar verilemez. Mevcut takip dosyasında fark için önce icra emri ya da borç miktarını gösteren muhtıra tebliğ edilmelidir. 12. Hukuk Dairesi, tedbir nafakası ara kararı gibi kesinleşmemiş kararlara dayanan takiplerde de tazyik hapsini kabul etmektedir; kesinleşmemiş artırım ilamı için bu sonuç doğrudan bir karara değil, bu kararlardan yapılan çıkarıma dayanır.
Anayasa Mahkemesi kararıyla yoksulluk nafakası kalktı mı? Hayır. Anayasa Mahkemesi, TMK’nın 175. maddesindeki “süresiz olarak” ibaresini iptal etmiştir; iptal hükmü 30.06.2027 tarihinde yürürlüğe girecektir. Bu tarihe kadar madde, bu ibareyle yürürlüktedir.
