Aile HukukuBağlı olduğu rehber: Aile Hukuku Nedir? Aile Hukuku Davaları Nelerdir?
İştirak Nafakası Nedir, Şartları Nelerdir? 2026
İştirak nafakası, velayet kendisine verilmeyen eşin çocuğun bakım, eğitim ve sağlık giderlerine gücü oranında katılmasını sağlayan nafaka türüdür. Boşanma veya ayrılık davasında, babalık davasında ya da sonradan açılacak ayrı bir nafaka davasında istenebilir. Çocuk ergin olana kadar talep edilebilir; miktarını hâkim, çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın ödeme gücünü değerlendirerek takdir eder.
İştirak Nafakası Nedir?
İştirak nafakası, ana ve babanın çocuğun bakımı, eğitimi ve korunması için gerekli giderleri karşılama yükümlülüğünün, velayet kendisine verilmeyen eş bakımından nafakaya dönüşmüş biçimidir. Boşanma veya ayrılık kararında velayeti almayan eşin, çocuğun giderlerine gücü oranında katılması bu nafaka ile sağlanır. Nafaka türleri ve aralarındaki farklar için nafaka davası ve nafaka çeşitleri yazısı okunabilir.
Kanunun dayanağı Türk Medeni Kanunu’nun 182. maddesidir. Maddenin üçüncü ve dördüncü fıkraları, velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuğun bakım ve eğitim giderlerine katılma borcunu ve hâkimin gelecek yıllara ilişkin artış hükmü kurma yetkisini düzenler.
Türk Medeni Kanunu’nun 182. maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları:
“Velâyetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır.
Hâkim, istem hâlinde irat biçiminde ödenmesine karar verilen bu giderlerin gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.”
Hükmün dayandığı temel borç, aynı Kanun’un 327. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenmiştir: çocuğun bakımı, eğitimi ve korunması için gerekli giderler ana ve baba tarafından karşılanır. Bu borç, evlilik birliği sona erdiğinde ortadan kalkmaz; yalnızca velayet kendisine verilmeyen eş bakımından aylık ödemeye dönüşür.
İştirak nafakasının amacı, çocuğun maddi ihtiyaçlarını karşılamak ve aile birliği bozulmadan önceki hayat standardını korumaktır. Bu nedenle nafaka, yalnızca zorunlu giderleri değil; yiyecek, giyecek, barınma, sağlık, eğitim, ulaşım, sosyal ve kültürel ihtiyaçları da kapsar. Bu kapsam, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 04.03.2026 tarihli ve 2025/10739 E., 2026/2494 K. sayılı kararında da vurgulanmıştır. Daire, iştirak nafakasının kapsamına çocuğun temel bakım giderlerinin yanı sıra eğitim, sağlık, ulaşım ve sosyal ihtiyaçlarının da girdiğini; bu nedenle okul ücretinin ayrı bir yükümlülük olarak değil, iştirak nafakasının içinde değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir (Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 04.03.2026 tarihli ve 2025/10739 E., 2026/2494 K. sayılı kararı).
İştirak nafakası, çocuğun üstün yararını ilgilendirdiği için kamu düzenine ilişkin kabul edilir. Bu nitelik, nafakanın yalnızca tarafların serbest tasarrufuna bırakılmadığı, hâkimin çocuğun menfaatini gözeterek denetim yaptığı anlamına gelir. Aynı nedenle nafaka alacağı, kural olarak tarafların önceden yaptığı feragatlerle ortadan kaldırılamaz.
Nafaka, çocuğun giderlerine harcanmak üzere velayet kendisinde olan eşe ödenir; ancak alacak, çocuğun giderlerine ilişkindir. Bu ayrım, özellikle icra aşamasında önem taşır: nafakanın tahsilinde alacaklı sıfatı velayet hakkı kendisine verilen eşe, borçlu sıfatı ise çocuğun giderlerine katılmakla yükümlü diğer eşe aittir.
İştirak Nafakasının Şartları Nelerdir?
İştirak nafakasının dört maddi şartı vardır; bunlara nafakanın hüküm altına alınması yolu eklenir.
a) Çocukla Soybağı İlişkisi
Nafaka, öncelikle çocukla arasında soybağı bulunan ana ve babaya yönelir. Evlilik içinde doğan çocuk bakımından babalık karinesi geçerlidir; çocuk, kocanın çocuğu sayılır. Evlilik dışında doğan çocukta ise soybağı tanıma veya babalık davasıyla kurulur. Soybağı kurulmadan biyolojik babadan iştirak nafakası istenemez; bu durumda nafaka babalık davasıyla birlikte istenir ve hâkim, babalık olasılığını kuvvetli bulursa hükümden önce çocuğun ihtiyaçları için nafakaya karar verebilir (Türk Medeni Kanunu’nun 333. maddesi).
Soybağı karinesi, nafaka yükümlüsünün biyolojik baba olmadığı itirazına rağmen sonuç doğurur. Nüfus kaydında baba olarak görünen kişi, soybağının reddine ilişkin bir karar olmadıkça çocuğun giderlerine katılmakla yükümlüdür.
b) Velayetin Kendisinde Olmaması veya Fiilî Bakımın Diğer Eşte Bulunması
İştirak nafakası, çocuğun bakımını fiilen üstlenen ebeveyn lehine hükmedilir. Velayet kararı bulunmasa bile çocuğa fiilen bakan ana veya baba, diğer eşten çocuk adına nafaka isteyebilir (Türk Medeni Kanunu’nun 329. maddesi). Bu nedenle şart, biçimsel bir velayet kararı değil, çocuğun giderlerinin fiilen o ebeveyn tarafından karşılanmasıdır.
c) Çocuğun Bakım ve Eğitim Giderinin Bulunması
Nafaka, çocuğun ihtiyaçlarıyla sınırlıdır. Çocuğun kendi geliri varsa bu gelir de miktarın belirlenmesinde dikkate alınır. Ancak çocuğun gelirinin bulunması, nafaka verilmesini kendiliğinden ortadan kaldırmaz; gelir, yalnızca ihtiyaç değerlendirmesinde göz önünde tutulur.
d) Yükümlünün Ödeme Gücünün Bulunması
Nafaka, yükümlünün gücü oranında belirlenir. Ödeme gücü, miktarın belirlenmesinde esas alınır; düzenli gelirin bulunmaması tek başına bakım yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Hâkim, yükümlünün gelirini, malvarlığını ve yaşam koşullarını araştırarak gerçek ödeme gücünü tespit eder; objektif ödeme gücü yoksa nafakaya hükmetmeyebilir veya düşük bir miktar takdir edebilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 07.11.2019 tarihli ve 2019/117 E., 2019/1153 K. sayılı kararında, yoksulluk nafakası alan ve yoksulluk sınırında bulunan eşin iştirak nafakasıyla yükümlü tutulamayacağını oy çokluğuyla kabul etmiştir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.11.2019 tarihli ve 2019/117 E., 2019/1153 K. sayılı kararı). Bu karar somut ekonomik durum değerlendirmesine dayanır; çalışmayan her ebeveynin nafaka yükümlülüğü bulunmadığı biçiminde genel bir kural değildir.
e) Nafakanın Hüküm Altına Alınması
Nafakanın hüküm altına alınması kural olarak bir davada talep edilmesine bağlıdır; ancak bu, maddi hukuk şartı ya da dava şartı değildir. İştirak nafakası boşanma veya ayrılık davasında, babalık davasında ya da ayrı bir nafaka davasında talep edilir. Boşanma davasında talep edilmemiş olsa bile hâkim, çocuğun üstün yararını gözeterek iştirak nafakasına hükmedebilir; ancak nafaka belirli bir miktarla talep edilmişse bu miktar aşılamaz. Bu yetkinin sınırı aşağıda, boşanma davasında talep başlığında açıklanmıştır.
Tarafların kusuru, iştirak nafakasının şartı değildir. Boşanmaya sebep olan olaylarda ağır kusurlu bulunan eş de çocuğun velayetini almışsa diğer eşten iştirak nafakası isteyebilir. Nafaka, eşlerin birbirine karşı kusurunun değil, çocuğun ihtiyacının sonucudur.
İştirak Nafakasını Kimler Talep Edebilir?
Kanun, nafaka davası açma hakkını üç gruba tanır.
Türk Medeni Kanunu’nun 329. maddesi:
“Küçüğe fiilen bakan ana veya baba, diğerine karşı çocuk adına nafaka davası açabilir.
Ayırt etme gücüne sahip olmayan küçük için gereken hâllerde nafaka davası, atanacak kayyım veya vasi tarafından da açılabilir.
Ayırt etme gücüne sahip olan küçük de nafaka davası açabilir.”
Buna göre nafakayı;
- çocuğa fiilen bakan anne veya baba,
- çocuğa atanmış vasi ya da kayyım,
- ayırt etme gücüne sahip küçük, bizzat kendisi
talep edebilir. Uygulamada dava çoğunlukla velayet hakkı kendisine verilen eş tarafından, çocuk adına açılır. Bu durumda davacı sıfatı çocuğa, temsilci ise velayet sahibi ebeveyne aittir. Bu üç konum ayrıdır: nafakadan maddi olarak yararlanan çocuktur; davayı Türk Medeni Kanunu’nun 329. maddesi uyarınca çocuk adına velayet sahibi eş açar; ilamın icrasında alacaklı sıfatı velayet sahibi eşe aittir.
Ayırt etme gücüne sahip küçüğün kendi adına dava açması, velayet sahibi ebeveynin hakkını ortadan kaldırmaz. Çocuk ergin olduğunda ise iştirak nafakası değil, eğitimi devam ediyorsa yardım nafakası gündeme gelir.
Nafaka talebi, çocuğun nüfus kaydında baba olarak görünen kişiye yöneltilir. Bu kişi çocuğun biyolojik babası olmasa bile soybağı karinesi gereği nafaka yükümlüsüdür. Evlilik dışı doğan ve soybağı kurulmamış çocuk için ise nafaka babalık davasıyla birlikte istenir; hâkim, babalık olasılığını kuvvetli bulursa hükümden önce çocuğun ihtiyaçları için nafakaya karar verebilir (Türk Medeni Kanunu’nun 333. maddesi). Yargıtaya göre bu davada dava tarihinden hükmün kesinleşmesine kadar tedbir, hükmün kesinleşmesinden itibaren iştirak nafakasına hükmedilmelidir (Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 24.04.2024 tarihli ve 2024/277 E., 2024/2812 K. sayılı kararı). Ayrıntı aşağıda, babalık davasıyla birlikte talep başlığındadır.
İştirak Nafakası Nasıl Talep Edilir?
İştirak nafakası başlıca üç yolla istenir: boşanma veya ayrılık davasıyla birlikte, boşanmadan sonra ayrı bir nafaka davasıyla ya da babalık davasıyla birlikte. Velayetin değiştirilmesi davasında ise hâkim, nafaka istenmemiş olsa da iştirak nafakasına kendiliğinden hükmeder. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 31.01.2019 tarihli ve 2017/2444 E., 2019/51 K. sayılı kararında “velayet düzenlemeleri ve bunun tabii sonucu olan iştirak nafakası istemlerinde amaç küçüğün menfaatinin korunması olduğundan "açıkça nafaka istemiyorum" şeklinde bir beyanın varlığı dışında hâkimin kendiliğinden iştirak nafakasına hükmetmesi gerekir” demiştir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 31.01.2019 tarihli ve 2017/2444 E., 2019/51 K. sayılı kararı). Karar oy çokluğuyla verilmiştir. Her yolun talebi, süresi ve hüküm tarihi bakımından farkı vardır. Ayrı nafaka davalarında basit yargılama usulü uygulanır (Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 316. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi).
a) Boşanma veya Ayrılık Davasında
Boşanma davasında velayet ve iştirak nafakası birlikte talep edilir. Yargılama sırasında çocuğun giderleri için tedbir nafakasına hükmedilir; boşanma kararında ise iştirak nafakasına yer verilir. Tedbir nafakası, boşanma hükmünün kesinleşmesiyle kendiliğinden iştirak nafakasına dönüşmez. Bu nedenle hükümde, çocuk için ödenen tedbir nafakasının boşanmanın kesinleşmesinden itibaren iştirak nafakası olarak devamına açıkça karar verilmelidir.
İştirak nafakası, boşanma hükmünün kesinleşmesinden itibaren hüküm ifade eder; dava tarihinden geriye dönük olarak istenemez. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 01.06.2026 tarihli ve 2025/9401 E., 2026/5784 K. sayılı kararında bu hususu şöyle açıklamıştır: “Boşanmaya karar verildiğinde, iştirak nafakasına Mahkemece re'sen hükmedilebileceği, yine yargılama aşamasında her zaman istenebileceği; sonradan istenmesi veya isteğin artırılmasının iddianın genişletilmesi niteliğinde bulunmadığı gibi dava tarihinde değil boşanma hükmünün kesinleşmesinden sonra hüküm ifade edecek olan iştirak nafakasının, artırım veya ilk kez istenmesi için ıslah talebinde bulunulmasına da gerek bulunmamaktadır.” (Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 01.06.2026 tarihli ve 2025/9401 E., 2026/5784 K. sayılı kararı).
Nafaka talebinin dava dilekçesinde yer alması, miktarın belirlenmesi bakımından önemlidir. Hâkim, talep varsa talep sonucuyla bağlıdır ve talepten fazlasına karar veremez (Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 26. maddesi). Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 16.01.2024 tarihli ve 2023/2892 E., 2024/266 K. sayılı kararında bu sınırı iştirak nafakası bakımından şöyle ifade etmiştir: “Her ne kadar iştirak nafakası talep olmadan dahî hâkim tarafından re'sen verilebilecek ise de bunun taleple sınırlandırılması halinde talep aşılamayacaktır.” (Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 16.01.2024 tarihli ve 2023/2892 E., 2024/266 K. sayılı kararı). Karar oybirliğiyle verilmiş, bölge adliye mahkemesinin talebi aşan nafaka hükmü bozulmuştur.
Buna karşılık hâkim, talep hiç yokken de iştirak nafakasına hükmedebilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 24.11.2022 tarihli ve 2020/452 E., 2022/1595 K. sayılı kararında iştirak nafakasının çocuğun korunmasına yönelik ve kamu düzenine ilişkin olduğunu belirterek “Bu nedenledir ki hâkim talep bulunmasa dahi kendiliğinden iştirak nafakasına hükmetmelidir” demiştir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.11.2022 tarihli ve 2020/452 E., 2022/1595 K. sayılı kararı). Karar oybirliğiyle ve kesin olarak verilmiştir. Bu iki çizgi arasındaki sınırı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 19.09.2019 tarihli ve 2017/1894 E., 2019/918 K. sayılı kararı belirginleştirmiştir. Kurul, iştirak nafakasının kamu düzenine ilişkin olduğunu ve talep bulunmasa dahi hükmedilebileceğini kabul etmekle birlikte, velayet hakkı kendisine verilen eşin nafaka istemediğini belirtmesi hâlinde hâkimin, bu durumun çocuğun üstün yararını zedelemeyeceği kanaatine varması durumunda nafakaya hükmetmeyebileceğini; her hâlde talep varsa talepten fazlasına karar verilemeyeceğini belirtmiştir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 19.09.2019 tarihli ve 2017/1894 E., 2019/918 K. sayılı kararı). Karar oy çokluğuyla verilmiş, karşı oyda iştirak nafakasının taleple bağlılığın istisnası olduğu savunulmuştur.
Uygulamada taleple bağlılık, nafaka miktarının yargılama sırasında artırılmasına engel değildir. Davacı, talebini ıslah yoluna başvurmadan da artırabilir; 2. Hukuk Dairesinin yukarıda anılan 2026 tarihli kararı bu yolu açık tutmaktadır. Nafaka artırım davasında ıslahın uygulanabilirliği ise tartışmalıdır; bu konu aşağıda, iştirak nafakasının artırılması veya azaltılması başlığında ele alınmıştır.
b) Anlaşmalı Boşanmada
Anlaşmalı boşanmada taraflar, boşanmanın ferileriyle birlikte çocuğun velayeti ve nafakası konusunda da anlaşır ve anlaşmalı boşanma protokolünü mahkemeye sunar. Hâkim, protokolü çocuğun menfaatini gözeterek inceler; gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Ancak hâkim, protokolde değişiklik yaparken tarafların beyanını almalıdır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 05.11.2018 tarihli ve 2016/25723 E., 2018/12450 K. sayılı kararında “Hakim tarafların ve çocuğun menfaatini göz önünde tutarak anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilirse de, yapılan değişiklik hakkında tarafların beyanları alınmadan yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır” demiştir (Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 05.11.2018 tarihli ve 2016/25723 E., 2018/12450 K. sayılı kararı).
Protokolde çocuk için nafaka düzenlenmemiş olması, hâkimin bu konuda karar vermesini engellemez. Hâkim, çocuğun ihtiyaçlarını gözeterek nafaka miktarını belirleyebilir. Taraflar bu düzenlemeyi kabul etmezse anlaşmalı boşanmanın şartları oluşmaz; dava çekişmeli boşanma olarak görülür.
Protokolde yer alan ileriye dönük nafaka feragati, sonradan açılacak artırım davasını kendiliğinden engellemez. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 15.04.2026 tarihli ve 2026/2058 E., 2026/4169 K. sayılı kararında, protokoldeki ileriye dönük vazgeçme hükmünün “ileride yoksulluk ve iştirak nafakalarının artırılması davası açılmasına engel teşkil edecek nitelikte” olmadığını kabul etmiştir (Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 15.04.2026 tarihli ve 2026/2058 E., 2026/4169 K. sayılı kararı).
Protokolde çocuğun eğitim giderleri için toplu bir ödeme öngörülmüşse, bu ödemenin iştirak nafakası sayılıp sayılmayacağı ayrıca değerlendirilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 14.11.2019 tarihli ve 2017/2613 E., 2019/1191 K. sayılı kararında, iştirak nafakasının 330. maddesi uyarınca irat biçiminde kararlaştırılması gerektiğini belirterek toplu olarak bırakılan paranın iştirak nafakası olmadığı sonucuna varmıştır; Kurul, bu nedenle babanın nafaka yükümlülüğünün sona ermediğini kabul etmiştir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.11.2019 tarihli ve 2017/2613 E., 2019/1191 K. sayılı kararı). Karar oy çokluğuyla verilmiş, karşı oy bulunmaktadır.
c) Boşanmadan Sonra Ayrı Nafaka Davası
Boşanma kararında iştirak nafakasına yer verilmemişse, çocuk ergin olana kadar ayrı bir nafaka davası açılabilir. Bu davada alacaklı, çocuğa fiilen bakan eş; borçlu ise diğer eştir. Dava, çocuk adına velayet sahibi eş tarafından açılır (Türk Medeni Kanunu’nun 329. maddesi). Dava açıldığında hâkim, davacının istemi üzerine yargılama süresince gerekli önlemleri alır (aynı Kanun’un 332. maddesi).
Ayrı davada hak düşürücü süre yoktur; nafaka, çocuk ergin olana kadar istenebilir. Ancak nafaka, dava tarihinden itibaren hüküm ifade eder. Bu nedenle boşanma kararından sonra nafaka ihtiyacı doğmuşsa, davanın geciktirilmeden açılması gerekir; geçmiş dönem için geriye dönük iştirak nafakası istenemez.
d) Babalık Davasıyla Birlikte
Evlilik dışında doğan çocukta iştirak nafakası, babalık davasıyla birlikte istenebilir. Babalık davasını açma hakkı, kural olarak anaya ve çocuğa aittir. Dava aile mahkemesinde açılır. Soybağına ilişkin davalar, taraflardan birinin dava veya doğum sırasındaki yerleşim yeri mahkemesinde açılır (Türk Medeni Kanunu’nun 283. maddesi); dava, davalının yanında davacının yerleşim yerinde de açılabilir. Bu yetki kesin değildir; yetkili yerler arasında seçim dava açana aittir (Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 08.04.2019 tarihli ve 2019/1092 E., 2019/2422 K. sayılı kararı). Boşanma davasına ilişkin özel yetki kuralları burada uygulanmaz. Ananın dava hakkı, doğumdan başlayarak bir yıl geçmekle düşer. Çocuk ile başka bir erkek arasında soybağı ilişkisi varsa bir yıllık süre, bu ilişkinin ortadan kalktığı tarihte işlemeye başlar. Bir yıllık süre yalnız ananın dava hakkına ilişkindir; çocuğun dava hakkı bu süreyle sınırlı değildir. Bir yıllık süre geçtikten sonra gecikmeyi haklı kılan bir sebep varsa, sebebin ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabilir (Türk Medeni Kanunu’nun 303. maddesi). Bu nedenle babalık iddiası bulunan dosyalarda sürenin baştan hesaplanması gerekir.
Çocuğun dava hakkının süreyle sınırlı olmaması, 303. maddenin ikinci fıkrasının Anayasa Mahkemesinin 27.10.2011 tarihli ve E. 2010/71, K. 2011/143 sayılı kararıyla iptal edilmesinden kaynaklanır. Ana, babalık davasıyla birlikte veya ayrı olarak doğum giderlerini, doğumdan önceki ve sonraki altışar haftalık geçim giderlerini ve gebelik ile doğumun gerektirdiği diğer giderleri babadan isteyebilir (aynı Kanun’un 304. maddesi).
Hâkim, babalık davasında nafaka da talep edilmişse ve babalık olasılığını kuvvetli bulursa hükümden önce çocuğun ihtiyaçları için tedbir nafakasına karar verebilir (Türk Medeni Kanunu’nun 333. maddesi). Babalık hükmü kesinleştikten sonra ise iştirak nafakası hükmedilir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 24.04.2024 tarihli ve 2024/277 E., 2024/2812 K. sayılı kararında bu ayrımı kesin biçimde ortaya koymuştur: “…dava tarihinden hükmün kesinleşmesine kadar tedbir, hükmün kesinleşmesinden itibaren ise iştirak nafakasına hükmedilmesi gerekirken, dava tarihinden itibaren iştirak nafakasına hükmedilmesi doğru görülmemiştir.” (Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 24.04.2024 tarihli ve 2024/277 E., 2024/2812 K. sayılı kararı).
İştirak Nafakası Miktarı Nasıl Belirlenir?
Nafaka miktarı, hâkimin takdirine bırakılmıştır; takdirin ölçütleri kanunda gösterilmiştir. Miktarın nasıl hesaplandığına ilişkin ayrıntı için nafaka miktarı yazısı okunabilir.
Türk Medeni Kanunu’nun 330. maddesi:
“Nafaka miktarı, çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri dikkate alınarak belirlenir. Nafaka miktarının belirlenmesinde çocuğun gelirleri de göz önünde bulundurulur.
Nafaka her ay peşin olarak ödenir.
Hâkim istem hâlinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.”
Buna göre miktar belirlenirken çocuğun yaşı, eğitim durumu, sağlığı, barınma ve bakım ihtiyaçları; ana ve babanın geliri, malvarlığı, yaşam koşulları ve ödeme gücü; çocuğun kendi gelirleri ve günün ekonomik koşulları birlikte değerlendirilir. Hâkim, Türk Medeni Kanunu’nun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesine göre somut olaya uygun bir miktar takdir eder.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 11.03.2015 tarihli ve 2013/1539 E., 2015/1007 K. sayılı kararında bu ölçütü “iştirak nafakası miktarının çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri; diğer bir ifade ile tarafların ekonomik ve sosyal durumları gözetilerek belirlenmesi gerekmektedir” sözleriyle ifade etmiştir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 11.03.2015 tarihli ve 2013/1539 E., 2015/1007 K. sayılı kararı). Kurul, olayda 300 TL nafakayı fahiş bularak bozan Özel Daire kararını yerinde görmemiş; miktarın tarafların ekonomik durumu ve çocuğun ihtiyaçlarıyla uyumlu olduğunu belirterek direnme kararını oybirliğiyle onamıştır.
Miktarın azlığı, Yargıtay tarafından bozma nedeni yapılabilir. 2. Hukuk Dairesi, 11.02.2021 tarihli ve 2020/6621 E., 2021/1229 K. sayılı kararında tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine ve günün ekonomik koşullarına göre takdir edilen nafakanın az olduğunu belirterek hükmü oybirliğiyle bozmuştur (Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 11.02.2021 tarihli ve 2020/6621 E., 2021/1229 K. sayılı kararı).
Kanunda asgari iştirak nafakası tutarı öngörülmemiştir. Nafaka, nafaka yükümlüsünün gelirinin sabit bir yüzdesi olarak da hesaplanmaz. Uygulamada dile getirilen, nafakayı gelirin belirli bir oranı olarak hesaplama yaklaşımı kanuni bir ölçüt değildir; her dosya kendi koşullarında değerlendirilir. Bu nedenle belli bir tutar ya da oran, garanti edilmiş bir sonuç gibi sunulamaz. Birden fazla çocuk varsa nafaka her çocuk için ayrı ayrı belirlenir; çocuklardan birinin ergin olması diğer çocukların nafakasını kendiliğinden etkilemez.
Nafaka miktarının ispatı bakımından taraflar gelir ve gider belgelerini, banka kayıtlarını, kira ve eğitim giderlerine ilişkin belgeleri sunabilir. Hâkim, tarafların ekonomik ve sosyal durumunu resen araştırır; gerektiğinde sosyal ve ekonomik durum araştırması yaptırır. Çocuğun giderlerinin belgelenmesi, miktarın somutlaştırılmasını sağlar.
Okul ücreti, kurs ve benzeri eğitim giderleri bakımından 2. Hukuk Dairesi, yukarıda anılan 2026 tarihli kararında bu giderlerin iştirak nafakasından ayrı bir yükümlülük olarak değil, nafakanın içinde değerlendirilmesi gerektiğini; aksi yaklaşımın infazda tereddüt yaratacağını belirtmiştir. Karar, iştirak nafakasının artırılması ve anlaşmalı boşanma protokolünün uyarlanması bağlamında verilmiştir. Protokolle eğitim giderleri için ayrıca üstlenilen sözleşmesel yükümlülüğün hukuki niteliği ve infaz kabiliyeti ayrıca değerlendirilir.
İştirak Nafakası Nasıl Ödenir?
İştirak nafakası her ay peşin olarak ödenir. Ödeme, nafaka alacaklısına veya icra takibi başlatılmışsa icra dairesinin hesabına yapılır. İcra dairesine yapılmayan ödemeler, takip dosyasında ödenmiş sayılmayabilir; bu nedenle ödeme belgesinin saklanması önemlidir. Banka havalesiyle ödeme yapılması hâlinde dekont açıklamasında çocuğun ve ödemenin ilişkin olduğu ayın belirtilmesi, takip başladıktan sonra yapılan ödemelerin icra dosyasına bildirilmesi mükerrer tahsilat ve ispat uyuşmazlıklarını önler. Nafaka alacağı, kural olarak ancak alacaklının rızasıyla takas edilebilir (Türk Borçlar Kanunu’nun 144. maddesinin üçüncü bendi).
Nafaka ilamında gelecek yıllara ilişkin artış hükmü varsa, nafaka hükümdeki artış hükmü uyarınca her yıl artar. Artış hükmü yoksa nafaka kendiliğinden artmaz; miktarın güncellenmesi için artırım davası açılması gerekir. Bu nedenle dava dilekçesinde, Türk Medeni Kanunu’nun 330. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca gelecek yıllara ilişkin artış hükmü kurulması da talep edilmelidir. Artışın hangi endekse (ÜFE ya da TÜFE) göre ve hangi tarihten başlayarak yapılacağı da dilekçede açıkça yazılmalıdır, çünkü mahkeme bu konuda talebe bağlıdır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, TÜFE oranında artış istenmişken ÜFE oranında artışa hükmedilmesini talebin aşılması saymıştır (Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 12.02.2026 tarihli ve 2025/10011 E., 2026/1614 K. sayılı kararı); artışın başlangıç tarihinde de taleple bağlı kalınması gerektiğini belirtmiştir (Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 23.06.2026 tarihli ve 2026/5699 E., 2026/7062 K. sayılı kararı). Ödenmemiş nafaka taksitleri için temerrüt faizi istenebilir; faiz talebi takip talebinde belirtilmelidir.
İştirak Nafakası Ne Zaman Sona Erer?
İştirak nafakası, kural olarak çocuğun ergin olmasıyla kendiliğinden sona erer. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 11.06.2015 tarihli ve 2015/2658 E., 2015/10881 K. sayılı kararında “küçük ergin olmakla lehine bağlanan iştirak nafakası kendiliğinden sona erer” demiştir (Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 11.06.2015 tarihli ve 2015/2658 E., 2015/10881 K. sayılı kararı).
Erginlik, kural olarak on sekiz yaşın doldurulmasıyla başlar; evlenme de kişiyi ergin kılar (Türk Medeni Kanunu’nun 11. maddesi). Bunun dışında, on beş yaşını dolduran küçük, kendi isteği ve velisinin rızasıyla mahkemece ergin kılınabilir (Türk Medeni Kanunu’nun 12. maddesi). Bu hâllerde de iştirak nafakası sona erer.
Erginlikle nafaka kendiliğinden sona erdiği için kaldırma davası açılması gerekmez. Ancak nafaka, maaş haczi yoluyla ödeniyorsa icra dairesi erginlik tarihini kendiliğinden takip etmeyebilir. Bu durumda borçlu önce icra müdürlüğünden, erginlik tarihinden sonraki kesintinin kaldırılmasını ister; talep reddedilirse bu işleme karşı icra mahkemesine şikâyet yoluna başvurur (Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 09.11.2015 tarihli ve 2014/17540 E., 2015/20029 K. sayılı kararı). Erginlikten sonraki dönem için tahsile devam edilmesi ilama aykırı olduğundan bu şikâyet süreye bağlı değildir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 19.03.2015 tarihli ve 2014/26133 E., 2015/6397 K. sayılı kararında, 18 yaşını doldurmuş çocuk için sürdürülen takipte “İlama aykırılık süresiz şikayete tabi olup, her zaman ileri sürülebilir” demiş ve şikâyeti yedi günlük süreden reddeden kararı bozmuştur (Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 19.03.2015 tarihli ve 2014/26133 E., 2015/6397 K. sayılı kararı). Aksi hâlde erginlikten sonra yapılan ödemelerin iadesi için ayrı bir dava gerekebilir.
Nafaka yükümlüsünün ölümü, geleceğe yönelik iştirak nafakası borcunu sona erdirir. Ölüm tarihine kadar muaccel olmuş ve ödenmemiş nafaka borçları ise tereke borcudur. Mirası reddetmeyen mirasçılar bu borçlardan kural olarak müteselsilen sorumludur (Türk Medeni Kanunu’nun 641. maddesi). Nafaka alacaklısının aynı zamanda mirasçı olması hâlinde, kendi miras payına isabet eden kısım düşülür. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 15.06.2017 tarihli ve 2015/7448 E., 2017/9168 K. sayılı kararında nafaka borcunun murisin ölüm tarihine kadar devam ettiğini ve bu özel durumda alacaklının kendi miras payının düşülmesi gerektiğini değerlendirmiştir (Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 15.06.2017 tarihli ve 2015/7448 E., 2017/9168 K. sayılı kararı).
Durumun değişmesi hâlinde nafaka, hâkim kararıyla kaldırılabilir veya azaltılabilir (Türk Medeni Kanunu’nun 331. maddesi). Nafakanın kaldırılması veya azaltılması bu davaya ilişkin ayrıntıyı içerir. Nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi ise iştirak nafakasını sona erdirmez. Yoksulluk nafakasından farklı olarak iştirak nafakası, çocuğun giderlerine ilişkin olduğundan, velayet sahibi eşin evlenmesi bu yükümlülüğü ortadan kaldırmaz.
Ergin Çocuk İçin Nafaka: Yardım Nafakası
Çocuk ergin olduğunda iştirak nafakası sona erer. Çocuğun eğitimi devam ediyorsa, ana ve babanın bakım borcu Türk Medeni Kanunu’nun 328. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca eğitimin sona ermesine kadar devam eder. Ergin çocuğun yardım nafakası talebi bu hükme dayanır.
Türk Medeni Kanunu’nun 328. maddesi:
“Ana ve babanın bakım borcu, çocuğun ergin olmasına kadar devam eder.
Çocuk ergin olduğu halde eğitimi devam ediyorsa, ana ve baba durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde olmak üzere, eğitimi sona erinceye kadar çocuğa bakmakla yükümlüdürler.”
Bu hüküm, ergin çocuğa iştirak nafakası verilmesine değil, eğitimi devam eden çocuğun bakım nafakası istemesine dayanak oluşturur; uygulamada bu talep yardım nafakası olarak da anılır. Ergin çocuk, ana ve babasına karşı kendi adına dava açarak eğitimi süresince bu nafakayı isteyebilir. Bu davada çocuğun ergin olması nedeniyle velayet hukuku uygulanmaz; çocuk davayı bizzat açar.
Ergin çocuk, kendisine bağlanmış iştirak nafakasının birikmiş alacağını kendi adına takibe koyamaz. Birikmiş nafaka alacağının alacaklısı, velayet hakkı kendisine verilen eştir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 14.05.2015 tarihli ve 2015/5731 E., 2015/11284 K. sayılı kararında bu ayrımı yapmıştır (Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 14.05.2015 tarihli ve 2015/5731 E., 2015/11284 K. sayılı kararı).
İştirak Nafakasının Artırılması veya Azaltılması
Nafaka, koşullar değiştiğinde güncellenebilir. Türk Medeni Kanunu’nun 331. maddesi, durumun değişmesi hâlinde hâkimin istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirleyebileceğini veya nafakayı kaldırabileceğini öngörür.
Türk Medeni Kanunu’nun 331. maddesi:
“Durumun değişmesi hâlinde hâkim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırır.”
Artırım davasında çocuğun artan ihtiyaçları, eğitim giderleri, sağlık giderleri, nafaka yükümlüsünün gelirindeki artış ve paranın alım gücündeki düşüş değerlendirilir. Azaltma veya kaldırma davasında ise yükümlünün ödeme gücünün azalması, çocuğun ihtiyaçlarının ortadan kalkması ya da çocuğun kendi gelirinin artması gibi değişiklikler dikkate alınır.
Nafaka artırımı, dava tarihinden itibaren hüküm ifade eder; geçmiş dönem için geriye dönük artırım yapılmaz. Bu kural, Yargıtayın 28.11.1956 tarihli ve 15/15 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına dayanmaktadır. Nafaka artırım davası yazısında süreç ayrıntılı olarak anlatılmıştır. Bu nedenle artırım davasının geciktirilmesi, yalnızca dava tarihine kadar olan dönem için eski miktarın uygulanması sonucunu doğurur.
Bozma sonrası yargılamada, istinaf edilmeyerek kesinleşen nafaka miktarı borçlu lehine usuli kazanılmış hak oluşturur (Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 02.02.2021 tarihli ve 2020/6510 E., 2021/930 K. sayılı kararı). Bu kural, aynı dosyada kesinleşen miktarın korunmasına ilişkindir; yeni bir artırım davasında koşullar yeniden değerlendirilir ve miktar artırılabilir.
Artırım davasında ıslah yolu tartışmalıdır. Hukuk Genel Kurulu, 07.11.2019 tarihli ve 2018/564 E., 2019/1150 K. sayılı kararında nafaka taleplerinin bölünemez olduğunu ve ıslahla artırılamayacağını oy birliğiyle kabul etmiştir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.11.2019 tarihli ve 2018/564 E., 2019/1150 K. sayılı kararı). Dairenin 2026 tarihli kararları ise nafakaların bölünemez alacak olmadığını ve ıslahla artırılabileceğini kabul etmektedir (Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 26.02.2026 tarihli ve 2025/5185 E., 2026/2185 K. sayılı kararı; 14.04.2026 tarihli ve 2025/8978 E., 2026/4057 K. sayılı kararı). Artırım davasında Daire, 04.03.2026 tarihli ve 2025/10739 E., 2026/2494 K. sayılı kararında oy çokluğuyla ıslahı kabul etmiş; karşı oy, Hukuk Genel Kurulunun 2019 tarihli kararına dayanmıştır (Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 04.03.2026 tarihli ve 2025/10739 E., 2026/2494 K. sayılı kararı). Çelişki sürdüğü için artırım talebini baştan yüksek tutmak, ıslaha güvenmekten daha güvenli bir yoldur.
Görevli ve Yetkili Mahkeme
İştirak nafakası davasında görevli mahkeme aile mahkemesidir. Aile mahkemesi, Türk Medeni Kanunu’nun ikinci kitabında düzenlenen aile hukukundan doğan dava ve işlere, üçüncü kısım hariç olmak üzere bakar (Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun’un 4. maddesi). Aile mahkemesi kurulmayan yerlerde bu davalara, Hâkimler ve Savcılar Kurulunca belirlenen asliye hukuk mahkemesi bakar (aynı Kanun’un 2. maddesinin ikinci fıkrası).
Boşanma veya ayrılık davasıyla birlikte açılan nafaka davasında yetkili mahkeme, Türk Medeni Kanunu’nun 168. maddesi uyarınca eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir. Boşanmadan sonra açılan nafaka davasında ise aynı Kanun’un 177. maddesi uyarınca nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir.
Bu yetki kuralı, nafaka alacaklısına seçimlik bir hak tanır; alacaklı dilerse davalının yerleşim yeri mahkemesinde de dava açabilir. Yetki kesin yetki değildir; davalı süresinde yetki itirazında bulunmazsa mahkeme yetkisizliği resen gözetmez. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 27.04.2015 tarihli ve 2014/21635 E., 2015/6903 K. sayılı kararında bu ilkeyi açıkça belirtmiştir (Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 27.04.2015 tarihli ve 2014/21635 E., 2015/6903 K. sayılı kararı).
Yetki itirazı cevap dilekçesinde ileri sürülür; itiraz eden taraf yetkili mahkemeyi de bildirmek zorundadır. Davalı süresinde ve usulüne uygun yetki itirazında bulunmazsa davanın açıldığı mahkeme yetkili hâle gelir (Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 19. maddesi). Nafaka davalarında zorunlu arabuluculuk dava şartı yoktur.
Mahkeme, hukuki yarar, kesin hüküm ve derdestlik gibi dava şartlarını resen gözetir (Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114. maddesi).
Bağımsız nafaka davasında harç, bir senelik nafaka tutarı üzerinden nispi olarak alınır (1 sayılı Tarife’nin A/III/1-d bendi). Gider avansı dava şartıdır; yatırılmazsa dava usulden reddedilir (aynı Kanun’un 114. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi ve 115. maddesinin ikinci fıkrası). Kural olarak istinaf ve temyiz yolu açıktır; başvuru süresi tebliğden itibaren iki haftadır (aynı Kanun’un 345 ve 361. maddeleri). Ancak yıllık nafaka tutarı kesinlik sınırının altında kalan kararlara karşı istinaf ve temyiz yolu kapalıdır (aynı Kanun’un 341. ve 362. maddeleri). Kesinlik sınırı hesaplanırken yıllık nafaka tutarı esas alınır: kanun yoluna başvuran yükümlü için aleyhine hükmedilen, davacı için talebinden reddedilen yıllık tutar hesaba katılır (aynı Kanun’un 341. maddesinin dördüncü fıkrası ve 362. maddesinin ikinci fıkrası; Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 30.04.2026 tarihli ve 2026/2369 E., 2026/4903 K. sayılı kararı). Artırım davasında yükümlünün başvurusunda hükmedilen yıllık artış miktarı (Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 16.02.2026 tarihli ve 2025/10785 E., 2026/1717 K. sayılı kararı), davacının başvurusunda ise talep edilip reddedilen yıllık artış tutarı esas alınır (aynı Kanun’un 341. maddesinin dördüncü fıkrası ve 362. maddesinin ikinci fıkrası). 31.07.2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 7589 sayılı Kanun’un 25. maddesiyle eklenen kurala göre, bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu kısmen ya da tamamen kabul ederek esas hakkında yeniden karar vermişse, kararın kabul edilen ya da reddedilen kısmı istinaf kesinlik sınırını aşıyorsa karar temyiz edilebilir. Temyiz sınırının altında kalan bu kararlarda, bölge adliye mahkemesi kararıyla ilk derece mahkemesi kararı arasındaki fark istinaf kesinlik sınırını geçmiyorsa ya da karar yalnız yargılama gideri veya vekâlet ücretine ilişkinse temyiz yolu kapalıdır (aynı Kanun’un 362. maddesinin üçüncü fıkrası).
Zamanaşımı ve Hak Düşürücü Süre
İştirak nafakası bakımından iki farklı süre rejimi vardır. Birincisi nafaka davası açma hakkına, ikincisi birikmiş nafaka taksitlerinin tahsiline ilişkindir.
İştirak nafakası davası açma hakkı, herhangi bir hak düşürücü süreye veya zamanaşımına tabi değildir. Türk Medeni Kanunu’nun 178. maddesindeki bir yıllık zamanaşımı, boşanmanın fer’ilerine, yani yoksulluk nafakası ve tazminat taleplerine ilişkindir; iştirak nafakası bu süreye tabi değildir. Çocuk ergin olana kadar nafaka istenebilir. Bu süre içinde dava açılmaması, geçmiş dönem için geriye dönük nafaka talep hakkı doğurmaz; nafaka dava tarihinden itibaren hüküm ifade eder.
Birikmiş nafaka taksitleri ise zamanaşımına tabidir. Her aylık taksit ayrı muaccel olur; zamanaşımı her taksit için ayrı işler. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 06.10.2015 tarihli ve 2014/21470 E., 2015/17503 K. sayılı kararında “takip gününden geriye doğru on yıldan önce işlemiş olan nafaka alacağının zamanaşımına uğradığının kabulü gerekir” demiştir (Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 06.10.2015 tarihli ve 2014/21470 E., 2015/17503 K. sayılı kararı). Süre, mahkeme kararına bağlanmış borçlarda on yıldır. Zamanaşımını kesen ve durduran sebepler saklıdır (Türk Borçlar Kanunu’nun 153 ve 154. maddeleri).
Zamanaşımı, hâkim tarafından resen dikkate alınmaz; borçlunun defi olarak ileri sürmesi gerekir. İcra takibinde zamanaşımı defi, icra emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde icra mahkemesine başvurularak ileri sürülür (İcra ve İflas Kanunu’nun 33. maddesi). İcra emrinin tebliğinden sonraki dönemde tahakkuk eden itfa, imhal ya da zamanaşımına dayanan geri bırakma istekleri ise her zaman ileri sürülebilir; itfa ve imhale dayanan istekler noterce düzenlenmiş ya da onaylanmış belgeye veya icra zaptına dayanmalıdır (aynı maddenin ikinci fıkrası). Zamanaşımına uğrayan alacak, kendiliğinden ortadan kalkmaz; eksik borç hâline gelir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 08.04.2015 tarihli ve 2013/1597 E., 2015/1165 K. sayılı kararında “alacağın salt zamanaşımına uğramış olması, onun eksik bir borca dönüşmesi için yeterli değildir; bunun için borçlunun, kendisine karşı açılmış olan alacak davasında alacaklıya yönelik bir def'ide bulunması gerekir” demiştir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.04.2015 tarihli ve 2013/1597 E., 2015/1165 K. sayılı kararı).
İştirak Nafakası Ödenmezse: İcra ve Tazyik Hapsi
Nafaka ilamına dayanılarak ilamlı icra takibi başlatılabilir. Nafaka hükmüne karşı istinaf ya da temyiz yoluna başvuran borçluya, teminat karşılığında icranın geri bırakılması için süre verilmez; nafaka kararlarında icranın geri bırakılmasına karar verilemez (Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 350. ve 367. maddelerinin birinci fıkraları; İcra ve İflas Kanunu’nun 36. maddesinin dördüncü fıkrası). Bu yasak, borçlunun İcra ve İflas Kanunu’nun 33. maddesine dayanan itfa, imhal ve zamanaşımı itirazlarını kapsamaz. Aile hukukuna ilişkin ilamlar ise kural olarak kesinleşmeden yerine getirilemez (Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 367. maddesinin ikinci fıkrası). Nafakaya ilişkin ilamlar bu kuralın istisnasıdır; bağımsız bir nafaka davasında verilen ilam kesinleşmeden takibe konulabilir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 12.01.2015 tarihli ve 2014/3017 E., 2015/114 K. sayılı kararında, kesinleşmemiş yardım nafakası ilamına dayanan takibin iptaline ilişkin kararı, nafakaya ilişkin ilamların takibe konulabilmesi için kesinleşmeleri gerekmediği gerekçesiyle bozmuştur (Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 12.01.2015 tarihli ve 2014/3017 E., 2015/114 K. sayılı kararı). Yargıtay, tedbir nafakasının kesinleşme aranmadan takip edilebileceğini; buna karşılık boşanmanın fer’i olan iştirak nafakasının, boşanma hükmü kesinleşmeden takibe konu edilemeyeceğini kabul etmektedir (Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 21.11.2016 tarihli ve 2014/27211 E., 2016/15863 K. sayılı kararı). Boşanma hükmü kesinleştikten sonra feriler yönünden ayrıca kesinleşme aranmaz; Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 30.03.2021 tarihli ve 2020/8421 E., 2021/3758 K. sayılı kararında bu kuralı uygulayan bölge adliye mahkemesi kararını onamıştır (Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 30.03.2021 tarihli ve 2020/8421 E., 2021/3758 K. sayılı kararı).
Takip, hem birikmiş nafaka taksitleri hem de takip tarihinden sonra işleyecek nafaka için yapılabilir; tazyik hapsi istenecekse işleyecek aylık nafakanın takip talebinde açıkça istenmesi gerekir (aşağıda). Nafaka ilamının icrası her icra dairesinden istenebilir (İcra ve İflas Kanunu’nun 34. maddesi). Borçlunun maaşı, banka hesapları ve taşınmazları haczedilebilir. İşleyen aylık nafakanın tamamı için maaşa haciz konulabilir; birikmiş nafaka alacağı bakımından ise İcra ve İflas Kanunu’nun 83. maddesi uygulanır. Buna göre borçlunun ve ailesinin geçimi için icra müdürünün gerekli gördüğü miktar ayrıldıktan sonra kalan kısım haczedilir; ancak haczedilecek miktar maaşın dörtte birinden az olamaz. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 18.01.2016 tarihli ve 2015/23073 E., 2016/448 K. sayılı kararında bu ayrımı emekli aylığına konulan haciz bakımından yapmıştır (Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 18.01.2016 tarihli ve 2015/23073 E., 2016/448 K. sayılı kararı). Emekli aylığı da nafaka borcu için haczedilebilir (Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 93. maddesinin birinci fıkrası).
Borçlu, nafaka borcunu ödediğini veya çocuğu fiilen infak ve iaşe ettiğini ileri sürerek icranın geri bırakılmasını isteyebilir. Çocuğun borçlunun yanında yaşadığı dönem bakımından aynen ifa iddiası, İcra ve İflas Kanunu’nun 33. maddesindeki belge şartına bağlı olmaksızın her türlü delille, bu arada tanıkla ispat edilebilir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.02.2023 tarihli ve 2022/759 E., 2023/49 K. sayılı kararı). Buna karşılık çocuk velayet sahibinin yanındayken okul, servis gibi giderler için üçüncü kişilere doğrudan yapılan ödemeler, velayet sahibiyle bu yönde anlaşma ya da onun izni ispatlanmadıkça borçluyu nafaka borcundan kurtarmaz; ilama bağlı borçta bu iddia ilamla aynı güçte delille ispatlanmalıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 17.05.2022 tarihli ve 2020/133 E., 2022/658 K. sayılı kararında nafaka borcuyla ilgili açıklama içermeyen okul ve servis ödemesi dekontlarını ve tanık beyanlarını ispata elverişli görmemiş; hükmedilen miktardan fazlasını kendi isteğiyle ödeyen ebeveynin bu harcamaların iadesini de isteyemeyeceğini belirtmiştir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.05.2022 tarihli ve 2020/133 E., 2022/658 K. sayılı kararı). Karar oy birliğiyle verilmiştir.
Nafaka hükümlerine uymayan borçlu hakkında tazyik hapsi uygulanabilir. İcra takibi ve tazyik hapsinin ayrıntısı için nafaka ödenmezse ne olur yazısı okunabilir. Tazyik hapsine karar verilebilmesi için nafaka kararının icra takibine konu edilmesi, icra emrinin borçluya tebliğ edilmesi ve tebliğ ile şikâyet tarihi arasında işlemiş en az bir aylık cari nafaka borcunun bulunması gerekir (Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 06.10.2020 tarihli ve 2020/5812 E., 2020/8138 K. sayılı kararı). Ayrıca takip talebinde, birikmiş nafakanın yanında takip tarihinden sonra işleyecek aylık nafaka da açıkça istenmelidir; takip talebinde cari nafaka istenmeyip yalnız geçmiş dönem nafakasının tahsili istenmişse tazyik hapsinin şartları oluşmaz. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 16.02.2021 tarihli ve 2020/9399 E., 2021/1570 K. sayılı kararında Cumhuriyet Başsavcılığının bu yöndeki ihbarnamesini yerinde görerek, yalnız birikmiş nafaka için yapılan takibe dayanılarak verilen tazyik hapsi kararına yapılan itirazı reddeden kararı kanun yararına bozmuş ve tazyik hapsini kaldırmıştır (Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 16.02.2021 tarihli ve 2020/9399 E., 2021/1570 K. sayılı kararı). Nafakanın kaldırılması veya azaltılmasına ilişkin bir dava açılmışsa, tazyik hapsinin uygulanması bu davanın sonuna bırakılabilir (İcra ve İflas Kanunu’nun 344. maddesinin ikinci fıkrası).
İcra ve İflas Kanunu’nun 344. maddesi:
“Nafakaya ilişkin kararların gereğini yerine getirmeyen borçlunun, alacaklının şikâyeti üzerine, üç aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Hapsin tatbikine başlandıktan sonra kararın gereği yerine getirilirse, borçlu tahliye edilir.
Borçlunun, nafakanın kaldırılması veya azaltılması talebiyle dava açmış olması halinde, ileri sürdüğü sebepler göz önünde bulundurularak, tazyik hapsinin uygulanması bu davanın sonuna bırakılabilir.”
Tazyik hapsi, cari nafaka borcuna ilişkindir; birikmiş nafaka alacakları bu yolun konusu değildir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 18.02.2020 tarihli ve 2020/446 E., 2020/1404 K. sayılı kararında, Cumhuriyet Başsavcılığının bu yöndeki ihbarnamesini yerinde görerek nafaka hükmüne uymamak nedeniyle tazyik hapsine karar verilebilmesi için icra emrinin tebliği ile şikâyet tarihi arasında işlemiş en az bir aylık cari nafaka borcunun bulunması gerektiğini kabul etmiştir (Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 18.02.2020 tarihli ve 2020/446 E., 2020/1404 K. sayılı kararı). Birikmiş nafaka için borçlu hakkında haciz yoluyla takip yapılır; tazyik hapsi istenemez.
Şikâyet, icra mahkemesine dilekçeyle veya sözlü beyanla yapılır (İcra ve İflas Kanunu’nun 349. maddesi). İcra mahkemesinin tazyik hapsine ilişkin kararına karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde itiraz edilebilir (aynı Kanun’un 353. maddesi).
Şikâyet hakkı, fiilin öğrenildiği tarihten itibaren üç ay ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl geçmekle düşer (İcra ve İflas Kanunu’nun 347. maddesi). Bu süreler hak düşürücü niteliktedir; kaçırılması hâlinde tazyik hapsi istenemez. Ödenmeyen her yeni aylık nafaka için yeni bir şikâyet süresi işlemeye başlar.
Nafaka alacağının hacizdeki sırası, alacağın hangi döneme ait olduğuna göre değişir. Hacizde sıra cetveli, İcra ve İflas Kanunu’nun 140. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca aynı Kanun’un 206. maddesine göre düzenlenir. 206. maddenin dördüncü fıkrasının (C) bendi, birinci sıraya iflâsın açılmasından önceki son bir yıl içinde tahakkuk etmiş olan ve nakden ifası gereken aile hukukundan doğan her türlü nafaka alacağını koyar. Hacizde bu sürenin ölçüsü, 140. maddenin üçüncü fıkrası uyarınca haciz talebi tarihidir. Bir yıldan önceki birikmiş nafaka alacakları ise adi alacaklar gibi dördüncü sırada yer alır (İcra ve İflas Kanunu’nun 206. maddesi).
Çocuğun Üstün Yararı İlkesi
İştirak nafakasının ölçüsü, çocuğun üstün yararıdır. Bu ilke, Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 3. maddesinde de yer alır.
Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 3. maddesinin birinci fıkrası:
“Kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde, çocuğun yararı temel düşüncedir.”
Çocuğun üstün yararı, ana ve babanın yararıyla çatıştığında çocuğun yararına üstünlük tanınmasını gerektirir. Nafaka miktarı belirlenirken çocuğun bedensel, zihinsel, ruhsal ve sosyal gelişimi gözetilir; ana ve babanın yaşam tercihleri, bu gelişmeyi etkilemediği ölçüde dikkate alınır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 24.11.2022 tarihli kararında iştirak nafakasının çocuğun korunmasına yönelik ve kamu düzenine ilişkin olduğunu; bu nedenle hâkimin talep bulunmasa dahi kendiliğinden nafakaya hükmetmesi gerektiğini belirtmiştir. Aynı ilke, çocuğun üstün yararını ilgilendiren taleplerin usul kuralları dar yorumlanarak dışlanmamasını da gerektirir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 01.06.2026 tarihli kararında nafaka talebinin yargılama sırasında artırılmasının iddianın genişletilmesi sayılmadığını; aksine bir yaklaşımın Anayasa’nın 36. ve 41. maddeleriyle çocuk haklarına ilişkin uluslararası sözleşmelere aykırı olacağını belirtmiştir.
Çocuğun üstün yararı, yalnızca miktarın belirlenmesinde değil; nafakanın süresi, ödenme biçimi ve artırım taleplerinin değerlendirilmesinde de gözetilir. Bu nedenle nafaka, çocuğun ihtiyaçları değiştiğinde güncellenebilir bir alacak olarak anlaşılmalıdır.
Sıkça Sorulan Sorular
İştirak nafakası nedir?
İştirak nafakası, velayet kendisine verilmeyen eşin çocuğun bakım, eğitim ve sağlık giderlerine gücü oranında katılmasını sağlayan nafaka türüdür. Nafaka, çocuğun giderlerine ilişkin olmakla birlikte velayet sahibi eşe ödenir.
İştirak nafakasının şartları nelerdir?
Çocukla soybağı ilişkisinin bulunması, çocuğun fiilen diğer eşin bakımında olması, çocuğun bakım ve eğitim giderinin bulunması, nafaka yükümlüsünün ödeme gücünün olması ve nafakanın bir davada istenmesi gerekir. Eşlerin kusuru şart değildir.
İştirak nafakasını kimler talep edebilir?
Çocuğa fiilen bakan anne veya baba, çocuğa atanmış vasi ya da kayyım ve ayırt etme gücüne sahip küçük, nafakayı talep edebilir. Uygulamada dava, çocuk adına velayet sahibi eş tarafından açılır.
İştirak nafakası ne zamana kadar talep edilebilir?
Çocuk ergin olana kadar talep edilebilir. Erginlik kural olarak on sekiz yaşın doldurulmasıyla başlar. Çocuğun eğitimi devam ediyorsa, erginlikten sonra iştirak nafakası değil, yardım nafakası istenebilir.
İştirak nafakası miktarı nasıl belirlenir?
Miktar, çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri dikkate alınarak belirlenir. Çocuğun kendi gelirleri de göz önünde bulundurulur. Hâkim, somut olaya göre hakkaniyete uygun bir miktar takdir eder.
İştirak nafakası maaşın yüzde kaçı olur?
Kanunda nafakanın gelire oranla belirlenmesini öngören bir hüküm yoktur. Nafaka, yükümlünün gelirinin sabit bir yüzdesi olarak hesaplanmaz; her dosya kendi koşullarında değerlendirilir.
Bir çocuk için asgari iştirak nafakası tutarı var mı?
Hayır. Kanunda asgari iştirak nafakası tutarı öngörülmemiştir. Miktar, Türk Medeni Kanunu’nun 330. maddesindeki ölçütlere göre hâkim tarafından takdir edilir.
İştirak nafakası ödenmezse ne olur?
Nafaka ilamına dayanılarak icra takibi başlatılabilir; borçlunun maaşı ve malvarlığı haczedilebilir. Cari nafaka borcunu ödemeyen borçlu hakkında, alacaklının şikâyeti üzerine üç aya kadar tazyik hapsine karar verilebilir; bunun için takip talebinde işleyecek aylık nafakanın da istenmiş olması gerekir. Birikmiş nafaka için tazyik hapsi değil, haciz yolu işletilir.
İştirak nafakası artırılabilir mi?
Evet. Durumun değişmesi hâlinde nafakanın artırılması, azaltılması veya kaldırılması istenebilir. Artırım, dava tarihinden itibaren hüküm ifade eder; geçmiş dönem için geriye dönük artırım yapılmaz.
Ergin çocuk için hangi nafaka istenir?
Eğitimi devam eden ergin çocuk, ana ve babasına karşı bakım nafakası (uygulamada yardım nafakası) davası açabilir. Bu davada çocuk kendi adına hareket eder; iştirak nafakası erginlikle sona ermiştir.
Anlaşmalı boşanmada iştirak nafakası kararlaştırılabilir mi?
Evet. Taraflar protokolde çocuk için iştirak nafakası düzenleyebilir. Hâkim, protokolü çocuğun menfaatini gözeterek inceler ve gerekli gördüğü değişiklikleri tarafların beyanını alarak yapabilir.
Nafaka alacaklısı evlenirse iştirak nafakası sona erer mi?
Hayır. İştirak nafakası, çocuğun giderlerine ilişkin olduğundan velayet sahibi eşin evlenmesi bu yükümlülüğü ortadan kaldırmaz. Yoksulluk nafakası bakımından ise evlenme sona erme sebebidir.
Nafaka borçlusu ölürse nafaka sona erer mi?
Evet. Nafaka borcu, borçlunun ölümüyle sona erer. Ölüm tarihine kadar işlemiş nafaka alacakları ise tereke borcudur; mirası reddetmeyen mirasçılar bu borçlardan müteselsilen sorumludur (Türk Medeni Kanunu’nun 641. maddesi).
İştirak nafakası ile yoksulluk nafakası arasındaki fark nedir?
İştirak nafakası çocuğun giderlerine ilişkindir ve velayet sahibi eşe ödenir; yoksulluk nafakası ise boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek eşe ödenir. Yoksulluk nafakası, boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren bir yıl içinde istenmelidir (Türk Medeni Kanunu’nun 178. maddesi); iştirak nafakası bakımından böyle bir süre yoktur.
