Ara
  • Hüseyin Baran DELİL

Anlaşmalı Boşanma Davaları

Baran Delil Avukatlık Bürosu


anlaşmalı boşanma avukatı ankara

Bu yayınımızda yalnızca anlaşmalı boşanma davalarını işlemekteyiz. Çekişmeli boşanma davaları hususunda bilgi almak istiyorsanız genel boşanma başlığımızı incelemelisiniz: Boşanma Davası ve Ferileri


Makale İçindekiler:

  1. Anlaşmalı Boşanma Davası Nedir?

  2. Anlaşmalı Boşanma Davasında Görevli Mahkeme

  3. Anlaşmalı Boşanma Davasında Yetkili Mahkeme

  4. Anlaşmalı Boşanma Davasının Şartları

  5. Anlaşmalı Boşanma Davası Ne Kadar Sürer?

  6. Anlaşmalı Boşanma Davasını Kim Açabilir?

  7. Anlaşmalı Boşanma Davasında Protokol Nasıl Hazırlanır?

  8. Anlaşmalı Boşanmada Mal Paylaşımı

  9. Anlaşmalı Boşanma Davasında Velayet

  10. Anlaşmalı Boşanma Davasında Nafaka Alınır mı?

  11. Anlaşmalı Boşanma Davasında Eşyaların Durumu

  12. Anlaşmalı Boşanma Davasında Ziynet Eşyalarının Durumu

  13. Anlaşmalı Boşanma Davalarına İlişkin Yargıtay Kararları


ANLAŞMALI BOŞANMA DAVALARI


Anlaşmalı Boşanma Davası Nedir?


Boşanma davaları temelde anlaşmalı ve çekişmeli boşanma davaları olarak ikiye ayrılmaktadır.


Eşlerin karşılıklı olarak anlaşarak mahkemeye birlikte başvurması veya eşlerden birinin açtığı davayı diğer eşin kabul etmesi halinde anlaşmalı boşanma davası söz konusu olur. Taraflar boşanma davası devam etmekte iken Sulh Sözleşmesini mahkemeye sunarak boşanma konusunda anlaştıklarını belirtebilirler. Anlaşmalı boşanma davası genellikle bir protokolün mahkemeye sunulmasıyla olur.


Çekişmeli boşanma davası; tarafların aralarında anlaşmaya varamadıkları konular olduğunda vuku bulur. Çekişmeli boşanma davası uzun ve zorlu bir süreç olup, tarafların boşanma avukatıyla anlaşması tavsiye olunur. Detaylı bilgi için bakınız.


Anlaşmalı Boşanma Davasında Görevli Mahkeme


Anlaşmalı boşanma davalarında görevli mahkeme Aile Mahkemeleridir. Aile Mahkemelerinin bulunmadığı yerlerde ise Asliye Hukuk mahkemeleri davaya Aile Mahkemesi sıfatıyla bakacaklardır.


Anlaşmalı Boşanma Davasında Yetkili Mahkeme


Anlaşmalı boşanma davalarında yetkili mahkeme sorunu yaşanmamakta olup; genel yetkili mahkeme;

  • Davacının ikametgah adresi

  • Davalının ikametgah adresi

  • Tarafların son 6 ay ikamet ettikleri yerleşim yeridir.

Ancak bahsedildiği üzere anlaşmalı boşanma davalarında protokol düzenlendiği için genel anlamda bir yetki sorunu yaşanmamaktadır.

Anlaşmalı Boşanma Davasının Şartları


Tarafların anlaşmalı boşanma davasına başvurabilmesi için 1 yıl evli kalmış olma şartı aranmaktadır. 1 yıl evli kalma şartını doldurmayan taraflar anlaşmalı boşanma davasına başvuramayacak olup, çekişmeli boşanma davası açmak zorundadırlar.


Evlilik en az 1 yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurmaları veya eşlerden birinin diğerinin davasını kabul etmesi halinde evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır.


Hakimin boşanma kararını verebilmesi için, tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve taraflarca düzenlenen protokolde boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hususunu uygun bulması şarttır. Aksi takdirde hakim gerekli gördüğü düzenlemeyi yapacak, tarafların bu düzenlemeyi uygun bulması halinde boşanmaya hükmolunacaktır. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz ve hakim boşanmaya karar vermek zorundadır.


Anlaşmalı Boşanma Davası Ne Kadar Sürer?


Anlaşmalı boşanma davası ortalama 1-3 ay sürer. Ancak davanın açıldığı mahkemenin dosya yoğunluğu, davanın durumuna göre bu süre değişebilmektedir.


Anlaşmalı Boşanma Davasını Kim Açabilir?


Anlaşmalı boşanma davasını eşlerden herhangi biri mahkemeye başvurmak suretiyle açabilir. Bu konuda herhangi bir sınırlandırma söz konusu değildir.

Eşler protokolü mahkemeye sunarak anlaşmalı boşanma davasını açabilecekleri gibi eşlerden birinin açtığı davayı diğer eşin kabul etmesiyle de anlaşmalı boşanma sağlanabilir.


Anlaşmalı Boşanma Davasında Protokol Nasıl Hazırlanır?


Anlaşmalı boşanma davasında, tarafların bir protokol hazırlayarak mahkemeye sunmaları davayı kısaltan ve belirginleştiren unsurlardandır. Hakim tarafların anlaştığı hususları bizzat uygulamak durumunda olmayıp, tarafların ve çocukların menfaatleri doğrultusunda gerekli gördüğü değişiklikleri yapma hakkına sahiptir. Tarafların bu değişiklikleri kabul etmelerinin sonucunda boşanmaya hükmolunur.


Anlaşmalı boşanma protokolünde; nafakaya, mal paylaşımına, eşyalara, velayete dair hususlar konusunda anlaşılması gerekmektedir. Bu hususların açık ve şüpheye mahal bırakmayacak şekilde düzenlenmesi ileride doğacak uyuşmazlıkların önüne geçilmesini sağlar. Nitekim protokolde yer almayan yahut bahsedilmeyen mal paylaşımı, nafaka, ziynet ve mehire dair unsurlara dair ileride uyuşmazlıklar doğabilmekte ve mahkemeye başvurulabilmektedir.


Anlaşmalı boşanma protokolü taraflarca hazırlanabilir ancak taraflar hukuk bilgileri olmadığı için protokolün hazırlanması sürecinde bazı konuları gözlerinden kaçırıp geri dönüşü olmayan hak kayıpları yaşayabilmektedirler. Bu sebeple mutlaka bir boşanma avukatından protokol hazırlanması konusunda yardım alınmasını tavsiye ederiz. Örnek protokol için bakınız.


Detaylı bilgi için anlaşmalı boşanma protokolünün nasıl hazırlanması gerektiğine dair makalemizi okuyabilirsiniz: Anlaşmalı Boşanma Protokolü Nasıl Hazırlanır


Anlaşmalı Boşanmada Mal Paylaşımı


Taraflar mahkemeye sunacakları protokolde malların paylaşımı hususunda tam bir uzlaşıya varmış olmalılardır. Tarafların bu konuyu düzenlememeleri yahut haklarını saklı tutmaları halinde boşanma davasından sonra mal paylaşımı davası açabilirler. Ancak mallardan feragat edilmesi halinde sonrasında mal paylaşımı davası açma hakkı ortadan kalkar. Bu sebeple anlaşmalı boşanma davasında mutlaka bir boşanma avukatından yardım alınız.


Anlaşmalı Boşanma Davasında Velayet


Taraflar velayet hususunda da tam bir uzlaşıya varmış olmalılardır. Ancak hakim çocuğun menfaati doğrultusunda protokolde velayet hususunda değişiklikte bulunabilir. Burada üstün olan çocuğun menfaati olduğu için hakimin takdir hakkı vardır. Tarafların hakimin velayet hususundaki değişikliğini kabul etmeleri halinde boşanmaya hükmolunur.


Anlaşmalı Boşanma Davasında Nafaka Alınır mı?


Anlaşmalı boşanma protokolünde taraflar nafaka hususunda anlaşmışlarsa nafakaya hükmolunacaktır. Ancak tarafların nafakadan açıkça vazgeçmiş olmaları yahut protokol gereği tarafların nafaka istenmediğinin anlaşılması halinde nafakaya hükmolunmaz. Anlaşmada kararlaştırılan hususlar sonrasında dava ile talep edilemeyeceklerdir. Nafaka talebinden açıkça vazgeçilmemişse yahut bu konuda haklar saklı tutulmuş ise sonrasında nafaka davası açılabilecektir.

İştirak nafakasından taraflar vazgeçse dahi dava konusu edilebilecek yahut sonrasında anlaşılan miktarın artırımı için dava açılabilecektir. Nitekim iştirak nafakası çocuk lehine hükmolunan bir nafaka olduğundan tarafların feragati geçerli olmayacaktır.


Anlaşmalı Boşanma Davasında Eşyaların Durumu


Anlaşmalı boşanma davalarında, sunulan protokolde eşyaların paylaşılmış olması gerekir. Taraflar eşyaları paylaştıklarına yahut ne şekilde paylaşacaklarına dair hususu protokolde düzenlemelilerdir. Aksi durumda hak kaybı yaşayabileceklerdir.


Anlaşmalı Boşanma Davasında Ziynet Eşyalarının Durumu


Ziynet eşyası kural olarak niteliği gereği kadına ait olarak kabul edilir. Eğer boşanma protokolü hazırlanırken kadın ziynet eşyalarından feragat ettiğini açıkça yahut sözleşmenin maddelerinden anlaşılabilir bir şekilde feragat etmiyorsa ileride açacağı ziynet eşyalarına dair alacak davası ile talepte bulunabilir.

Anlaşmalı boşanma avukatı olarak sizlere önerimiz; protokolün hazırlanması ve dava süreci aşamalarını bir avukat ile birlikte yürütmenizdir. Aksi takdirde protokolde kararlaştırılmayan hususlar, internetten alınarak hazırlanan genel geçer protokoller taraflara büyük ve geri dönülmez hak kayıpları yaşatacaktır. Detaylı bilgi için iletişime geçiniz.


Anlaşmalı Boşanma Davalarına İlişkin Yargıtay Kararları


Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2016/18057 E. 2018/5435 K. sayılı 17.05.2018 tarihli kararı: "İçtihat Metni"


MAHKEMESİ :AİLE MAHKEMESİ Taraflar arasındaki eşya alacağı davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı; davalı ile boşandıklarını, evlenirlerken mehir senedine dayalı olarak kendisine verilen 3.500,00 TL tutarındaki altın ve eşyalar ile babasının takmış olduğu 81 gram ağırlığındaki 4.000,00 TL tutarındaki bileziğin evden kovulması sebebiyle müşterek hanede kaldığını ve davalıdan talep edildiği halde iade edilmediğini ileri sürerek, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile toplam 7.500,00 TL tutarındaki altın ve eşya bedellerinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.


Davalı; davacının kendisini aldatması nedeniyle boşandıklarını ve anlaşmalı boşanmayı kabul eden davacıyı ziynet eşyaları üzerinde olduğu halde ailesinin evine kendisinin götürdüğünü, davacının şahsi eşyalarıyla birlikte mehir senedinde yazılı bazı eşyalarını da teslim aldığını, bu eşyalarla birlikte mobilyaları da almasının söylendiğini ancak davacının ailesinin "kızımızın yuvası dağılmış, eşyayı ne yapalım" şeklinde beyanda bulunduklarını, ayrıca davacının babasının 81 gram altın taktığı hususunun doğru olmadığını, davacının babasının düğünde bugünkü değeri 200,00 TL'yi geçmeyecek bir künye, doğumda da 10 veya 12 gramlık bir bilezik taktığını, davacının bu altınları da ayrılık sırasında yanında götürdüğünü, davacının mehir senedine ya da düğün hediyelerine dayalı herhangi bir alacağının olmadığını belirterek davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece; davaya konu edilen mehir senedine dayalı ev eşyalarının davalının yedinde kaldığı anlaşılmakla, mehir senedine dayalı ev eşyaları yönünden davanın kabulü ile A-) Yatak Odası Takımı (600,00 TL), Yemek Odası Takımı (450,00 TL), Koltuk Takımı (300,00 TL), 1 Adet Yatak (100,00 TL), muhtelif Halı (150,00 TL), muhtelif Yorgan (30,00 TL), muhtelif Elbise (100,00 TL), muhtelif Ayakkabı ve Makyaj Takımı (50,00 TL), 1 çift küpe (150,00 TL) ve 1 adet yüzük (250,00 TL)'ün toplam bedelleri olan 2.180,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya ödenmesine; davaya konu altınlar hususunda ise, mehir senedinde borçlu olarak yani mehri bağışlayan olarak imzası bulunan davalının mehirdeki 112 gram altını evlilik sırasında davalının zilyetliğine ve kullanımına teslim ettiği, ayrıca davalının, davacının babasının düğün sırasında 12 gram bir adet 22 ayar bilezik ile 14 ayar ince bir bileklikten başka altın takmadığı konusunda yemin ettiği, dolayısıyla davacının babasının düğünde 81 gram altın taktığı hususunun ispatlanamadığı, davacının altınlarının davalıda kaldığını, davalının da altınların davacının üzerinde gittiğini iddia ettikleri, dosya kapsamı ile altınların davacının kullanımı ve zilyetliğine teslim edildiğinin sabit olduğu, ancak davacının bu altınların davalı tarafından kendisinden alınıp bir daha iade edilmediği hususunu ispat edemediği, bu yöndeki davacı tanık beyanlarının soyut, inandırıcılıktan uzak davacıyı haklı çıkarmaya yönelik beyanlar olduğu, dinlenen davalı tanıklarının ise taraflar ayrılmadan bir gün önce verilen iftar yemeğinde davacının altınlarının üzerinde olduğunu gördüklerini beyan ettikleri, davacının zilyetliğine teslim edilmiş olan ziynet eşyalarının kolaylıkla taşınıp saklanabilen türden eşyalar olduğundan ve davacının da bu altınların zorla ya da herhangi bir nedenle elinde alınıp bir daha iade edilmediğini ispat edemediğinden ziynet eşyalarının davacı üzerinde gittiğinin kabul edilmesinin gerektiği gerekçesi ile altınlar yönündeki davanın reddine karar verilmiş, hüküm süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

A)-Davalının temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede; 5219 ve 5236 sayılı yasalar ile HUMK'nun 427. maddesinde öngörülen kesinlik sınırı 01.01. 2016 tarihinden itibaren 2.190 TL'ye çıkarılmıştır. Hüküm, karar tarihi itibariyle kesin niteliktedir. Kesin olan kararların temyiz istemleri hakkında mahkemece bir karar verilebileceği gibi, 01.06.1990 gün ve 1989/3 Esas 1990/4 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kurulu Kararı uyarınca Yargıtay'ca da temyiz isteminin reddine karar verilebilir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalının temyiz isteminin REDDİNE ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine;

B)- Davacının temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede; Uyuşmazlık, ziynet alacağı istemine ilişkindir.Türk Medeni Kanunu’nun 6.maddesi hükmü uyarınca; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde, gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. Öte yandan, ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkarmak isteyen kimse iddia ettiği olayı kanıtlaması gerekir.Davacı kadın dava konusu edilen ziynet eşyasının evden kovulması sebebiyle müşterek hanede kaldığını ve davalıdan talep ettiği halde iade edilmediğini ileri sürmüş, davalı koca ise bu altınları davacının üzerinde götürdüğünü savunmuştur. Hayat deneylerine göre olağan olanın bu çeşit eşyanın kadının üzerinde olması ya da evde saklanması, muhafaza edilmesidir. Başka bir anlatımla, bunların davalı tarafın zilyetlik ve korunmasına terk edilmesi olağan durumla bağdaşmaz. Diğer taraftan, ziynet eşyası rahatlıkla saklanabilen, taşınabilen, götürülebilen türden eşyalardandır. Bu nedenle evden ayrılmayı tasarlayan kadının bunları önceden götürmesi, gizlemesi her zaman mümkün olduğu gibi, evden ayrılırken üzerinde götürmesi de mümkündür. Bunun sonucu olarak, normal koşullarda ziynet eşyalarının kadının üzerinde olduğunun kabulü gerekir. Bu durumda, ziynet eşyasının varlığını, evi terk ederken bunların zorla elinden alındığını ve götürülmesine engel olunduğunu, evde kaldığını, kadının ispatlaması gerekir.Davacı iddiasının ispatı için tanık deliline dayanmış ve gösterdiği tanıklar mahkemece dinlenmiştir. Dinlenen davacı tanıkları, davacıya düğünde 112 gram altın takıldığını, ayrıca babasının da 81 gram altın taktığını, davacının kocası tarafından yeğeninin evine bırakıldığında ziynet eşyalarının üzerinde olmadığını, kıyafetleri ile geldiğini beyan etmişlerdir. Davalı tanıklarının taraflar ayrılmadan bir gün önce verilen iftar yemeğinde davacının altınlarının üzerinde olduğunu görmeleri, dava konusu ziynetlerin davacı evden ayrılırken elinden alınmadığı anlamına gelmemektedir.Aksine ciddi ve inandırıcı delil ve olaylar bulunmadıkça asıl olan tanıkların gerçeği söylemiş olmalarıdır. Akrabalık veya diğer bir yakınlık başlı başına tanık beyanını değerden düşürücü bir sebep sayılamaz. Dosyada tanıkların gerçek olmayan olayları gerçekmiş gibi ifade ettiklerini kabule yeterli delil ve olgu yoktur. Aksine davacı tanık beyanları aynı anlatımları içerir ve birbiriyle tutarlı olup, davacının iddiasını da destekler niteliktedir. O halde, tanıkların sözlerine değer vermek gerekir. Bu itibarla davalının, davacının babasının düğün sırasında 12 gram bir adet 22 ayar bilezik ile 14 ayar ince bir bileklikten başka altın takmadığı konusunda yemin ettiği, dolayısıyla davacının babasının düğünde 81 gram altın taktığı hususunun ispatlanamadığı kabulü de yemin delilinin son delil olduğu ve tüm deliller toplandıktan sonra değerlendirilmesi gerektiği için yerinde değildir.Buna göre dinlenen tanıkların beyanları birlikte değerlendirildiğinde, davacı kadının, dava konusu ettiği altınların varlığı ve müşterek evde kaldığı yönündeki iddiasını ispat ettiği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece, yukarıdaki ilkeler gözetilerek, davacı tarafça varlığı ve müşterek evde kaldığı ispatlanan altınlar yönünden de davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile bu altınlar yönünden davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince davacı yararına BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu davacı yönünden açık, davalı yönünden kapalı olmak üzere, 17.05.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2020/173 E. 2020/1504 K. sayılı 18.02.2020 tarihli kararı: "İçtihat Metni"


MAHKEMESİ:Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ:Katılma Alacağı Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada bozma sonrası yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. KARAR Davacı ... vekili, evlilik birliği içinde davalı erkek adına edinilen taşınmazlar bulunduğunu açıklayarak, mal rejiminin tasfiyesini ve fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000,00 TL alacağın faiziyle davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı ... vekili, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece verilen ilk kararda, tarafların anlaşmalı boşanmaları ve mal rejimini tasfiye etmiş olmaları gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacı vekilinin temyizi üzerine yapılan inceleme neticesinde Daire'nin 2013/1752 Esas ve 2013/12778 Karar sayılı ilamı ile somut olayda boşanma dosyası içeriğindeki protokol ve beyanlarla tarafların aralarındaki mal rejimini tasfiye ettikleri kabul edilemeyeceğine işaret edilerek evlilik süresinde davacı adına tescil edilen malvarlığı bulunup bulunmadığının araştırılması, protokol içeriği dikkate alınarak mal paylaşımı yapılmış ise davacıya hangi mallar ve değerlerin düştüğü üzerinde durulması, dosya kapsamındaki tüm deliller birlikte değerlendirilerek elde edilecek sonuca göre bir karar verilmesi yönünden hüküm bozulmuştur.

Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda verilen ikinci kararda davanın kabulü ile 69.560,00 TL'nin karar tarihinden itibaren başlayacak faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Davacı vekili ile davalı vekili tarafından temyiz itirazı üzerine yapılan inceleme neticesinde Daire'nin 2017/9765 Esas ve 2017/11128 Karar sayılı ilamıyla HMK'nin 177.maddesine göre ıslah, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilirse de; 04.02.1948 tarih ve 1944/10 Esas-1948/3 Karar sayılı, yine 06.05.2016 tarihli ve 2015/1 Esas-2016/1 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararları doğrultusunda bozma kararından sonra ıslah yapılamayacağına işaret edilerek somut olayda dava dilekçesinde, tasfiyeye konu taşınmazlar nedeniyle fazlaya ilişkin haklar saklı olmak üzere 10.000,00 TL katılma alacağı isteğinde bulunulduğu, Dairemizin bozma ilamından sonra verilen 24.10.2016 havale tarihli ıslah dilekçesi ile bu isteğin 69.560,00 TL'ye yükseltildiği, aynı tarihte ıslah harcı yatırıldığı, Mahkemece İçtihadı Birleştirme Kararı göz önüne alınmadan bozma sonrası yapılan ıslahla arttırılan miktarı da kapsar şekilde karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle hüküm bozulmuş, bozma nedenine göre davacı vekilinin tüm ve davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Davacı vekili tarafından yapılan karar düzeltme isteği de reddedilmiştir.

Mahkemece bozmaya uyularak verilen son kararda, davanın kısmen kabulüyle 10.000,00 TL'nin 08.12.2016 tarihinden itibaren başlayacak yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Hüküm, süresi içerisinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1. Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve uyulan bozma ilâmında açıklandığı üzere işlem yapılıp sonucu dairesinde hüküm tesis edildiğine göre davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2.Davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince; Mahkemece, bozmaya uyularak karar verilmiş ise de bozmanın gereği tam olarak yerine getirilmemiştir. Bozmadan sonra yapılan ıslaha değer verilemeyeceği dikkate alınmaksızın davacı tarafın talep miktarı olan 10.000,00 TL'ye hükmedildiği halde davanın kabulü yerine davanın kısmen kabulü şeklinde hüküm tesis edilmesi hatalıdır. Bundan ayrı dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler incelendiğinde davacının mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklı alacağının usulüne uygun şekilde 69.560,00 TL olarak belirlenip Mahkemece kabul edildiği ve davacının dava dilekçesinde fazlaya dair haklarını saklı tuttuğu sabit olup, hüküm tesis edilirken bu hususun gözetilmemesi doğru olmamıştır. Ne var ki, zikredilen bu hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden kararın düzeltilerek onanması uygun görülmüştür.

SONUÇ: Temyiz olunan hükmün (2.) bentte açıklanan sebeple hüküm fıkrasının (1) nolu bendi "Davanın kısmen kabulü ile; 10.000,00 TL'nin mahkememiz 2014/84 Esas, 2016/1148 Karar sayılı dosyası karar tarihi 08.12.2016 tarihinden itibaren başlayacak yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,'' ibaresinin hüküm fıkrasından çıkarılmasına, yerine "Davanın kabulü ile; 10.000,00 TL'nin mahkememiz 2014/84 Esas, 2016/1148 Karar sayılı dosyası karar tarihi 08.12.2016 tarihinden itibaren başlayacak yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının fazlaya dair haklarının saklı tutulmasına" ibaresinin yazılmasına, HUMK'un 438/7 maddesi uyarınca hükmün düzeltilmiş bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA; davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının (1.) bentte açıklanan nedenlerle reddine, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 18.02.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.


ankara boşanma avukatı

Desert in Dark

Büromuzda randevusuz görüşme yapılmamaktadır. Lütfen öncelikle arayıp randevu alınız.