top of page

Müşterek Çocuğun Velayeti Hangi Hallerde Babaya Bırakılır? 2026

Yazarın fotoğrafı: Avukat Baran DELİL
Avukat Baran DELİL
22 Eyl
13 dakikada okunur

Boşanma Davasında Velayetin Babaya Bırakılması Mümkün Müdür?


Boşanma davalarında müşterek çocuğun velayetinin kime verileceği, hâkimin en hassas ve en çok tartışılan kararlarından biridir. Toplumda "küçük çocuğun velayeti mutlaka anneye verilir" ya da "belirli bir yaştan sonra çocuk babaya geçer" gibi yaygın ama hukuken yanlış bir kabul vardır. Oysa Türk hukukunda velayetin ne anneye ne de babaya "otomatik" olarak verildiği bir kural bulunmaz; tek ve belirleyici ölçüt, çocuğun üstün yararıdır. Bu nedenle müşterek çocuğun velayetinin babaya bırakıldığı haller de pek tabi mevcuttur. Bu yazımızda, çocuğun üstün yararının babada olduğu tespit edilen halleri, Yargıtay kararları ve Anayasa Mahkemesi içtihatları ışığında ele alıyoruz.



Makale İçeriği:

  1. Velayet Kararının En Önemli Ölçütü: Çocuğun Üstün Yararı

  2. Velayetin Babaya Verilmesinde Kanuni Dayanak

  3. Velayetin Babaya Verildiği Başlıca Haller

    1. Annenin bakım borcunu ihmal etmesi ve çocuğa ilgisiz kalması

    2. Annenin çocuğu terk etmesi veya fiilen babaya bırakması

    3. Annenin yaşam tarzının çocuğun gelişimini tehlikeye düşürmesi

    4. Annenin kişisel ilişkiyi engellemesi ve çocuğu kaçırması

    5. Annenin madde bağımlılığı veya ağır psikiyatrik rahatsızlığı

    6. Annenin çocuğu babaya karşı yabancılaştırması (Ebeveyne Yabancılaştırma Sendromu)

    7. Yabancı uyruklu annenin çocuğu yurt dışına kaçırma riski

  4. İdrak Çağındaki Çocuğun Görüşünün Rolü

  5. Kardeşlerin Ayrılmaması İlkesinin Babaya Avantaj Sağladığı Haller

  6. Velayet Babadayken Annenin Kişisel İlişki Hakkı ve Sınırları

  7. Babanın Ekonomik Üstünlüğü Tek Başına Yeterli midir?

  8. Sosyal İnceleme Raporunun (SİR) Belirleyici Etkisi

  9. Velayetin Babadan Anneye Geri Alınması (Velayetin Değiştirilmesi)

  10. Ortak Velayet Kurumu ve Babanın Rolü

  11. Sıkça Sorulan Sorular

Velayet Kararının En Önemli Ölçütü: Çocuğun Üstün Yararı


Velayet, Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 335 ve devamı maddelerinde düzenlenen; çocuğun bakımı, eğitimi, öğretimi, korunması ve temsili görevlerini kapsayan bir hukuki kurumdur. TMK'nın 336. maddesine göre, boşanmada velayet çocuğun kendisine bırakıldığı tarafa aittir. Hâkim bu düzenlemeyi yaparken, ana ve babanın isteklerinden, boşanmadaki kusurlarından ve aralarındaki çekişmeden bağımsız olarak yalnızca bir soruya cevap arar: çocuk hangi ebeveynin yanında bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal bakımdan en sağlıklı şekilde gelişecektir?


Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarında çocuğun üstün yararı şu şekilde tanımlanmaktadır: "Çocuğun üstün yararını belirlerken onun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlâki ve toplumsal gelişiminin sağlanması amacının gözetilmesi gereklidir. Anne ve babanın yararları, boşanmadaki kusurları, ahlâki değer yargıları, sosyal konumları gibi durumları çocuğun üstün yararını etkilemediği ölçüde göz önünde tutulur." (Bakınız: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2023/5512 E., 2023/4310 K. sayılı kararı)


Velayet kamu düzenine ilişkindir. Bu, iki önemli sonuç doğurur: Birincisi, hâkim re'sen araştırma yapmakla yükümlüdür ve tarafların kabulü tek başına hüküm doğurmaz. İkincisi, yargılama sırasında meydana gelen gelişmeler dahi dikkate alınır ve velayet kararı kesin hüküm teşkil etmez; koşulların değişmesi halinde velayet her zaman yeniden düzenlenebilir. Nitekim Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2023/5512 E., 2023/4310 K. sayılı kararında, velayet düzenlemesinin kamu düzenine ilişkin olması nedeniyle re'sen araştırma ilkesinin geçerli olduğu, yargılama sırasında meydana gelen gelişmelerin dahi göz önünde bulundurulması gerektiği ve tarafların davayı kabulünün tek başına hukuki sonuç doğurmayacağı açıkça ifade edilmiştir. Koşulların değişmesi halinde velayetin yeniden düzenlenebilmesinin kanuni dayanağı ise TMK'nın 183. maddesidir; bu madde, ana veya babanın başkasıyla evlenmesi, başka bir yere gitmesi veya ölmesi gibi yeni olguların zorunlu kılması hâlinde hâkimin re'sen veya ana ve babadan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alacağını düzenler.


Velayetin Babaya Verilmesinde Kanuni Dayanak


TMK'nın 336. maddesinin ikinci fıkrası, ortak hayata son verilmesi veya ayrılık hali gerçekleştiğinde hâkimin velayeti eşlerden birine verebileceğini açıkça düzenler. Madde, velayetin yalnızca anneye verilebileceğine ilişkin herhangi bir sınırlama getirmez. Bunun yanında TMK'nın 348. maddesi, annenin velayet görevini gereği gibi yerine getiremediği veya çocuğa yeterli ilgiyi göstermeyip yükümlülüklerini ağır biçimde savsakladığı hallerde velayetin kaldırılmasını düzenler. Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde, annenin velayete engel bir durumunun bulunduğu veya çocuğun üstün yararının baba yanında olduğu hallerde velayetin babaya verilmesinin kanuni dayanağı açıktır.


Velayetin Babaya Verildiği Başlıca Haller


Uygulamada ve yüksek yargı kararlarında velayetin babaya verilmesine yol açan durumlar, genel olarak annenin velayet görevini fiilen yerine getirememesi veya çocuğun menfaatini tehlikeye düşürmesi ile çocuğun ve kardeşlerin menfaatine ilişkin özel koşullar etrafında toplanmaktadır. Aşağıdaki başlıklar, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi'nin somut olaylarda babaya velayet verilmesini isabetli bulduğu tipik durumları özetlemektedir.


a) Annenin bakım borcunu ihmal etmesi ve çocuğa ilgisiz kalması


Annenin çocuğun günlük bakımını, eğitimini ve sağlığını ihmal etmesi, velayetin babaya verilmesinin en sık karşılaşılan gerekçelerindendir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2023/5512 E., 2023/4310 K. sayılı kararında, çocuğun okula devamsızlığının fazla olduğu, derslerinin vasat olduğu ve öğretmenin çocuğu ilgisiz, dalgın ve içine kapanık olarak tanımladığı; çocuğun uzman heyetine, annesinin sabahları uyuduğunu ve sürekli telefonla meşgul olarak kendisiyle ilgilenmediğini anlattığı bir olayda, velayetin anneye verilmesi çocuğun huzur ve gelişimini tehlikeye sokacağı gerekçesiyle bozulmuş ve velayetin babaya verilmesi gerektiği belirtilmiştir.


b) Annenin çocuğu terk etmesi veya fiilen babaya bırakması


Annenin çocuğu fiilen babaya bırakması ve çocuğun uzun süre babayla yaşaması, velayetin babaya verilmesinde güçlü bir olgudur. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2014/26252 E., 2015/7276 K. sayılı kararında, annenin çocuğu "artık çocuğa babası bakacak" diyerek babaya bıraktığı, çocuğun uzun süre babayla yaşadığı, uzman raporunda çocuğun babayla yaşamaktan memnun olduğu ve babayla kalmak istediği, annenin de velayetin babaya verilmesini istediği tespit edilmiş; çocuğun üstün yararının velayetin babaya verilmesinde olduğuna hükmedilmiştir. Benzer şekilde Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2022/9763 E., 2023/340 K. sayılı kararında, annenin velayetin babaya verilmesine muvafakat ettiği, çocuğun fiilen baba yanında kaldığı ve baba yanında kalmasının üstün yararına aykırı olduğuna dair ciddi sebep ve delil bulunmadığı durumda velayetin babaya verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.


c) Annenin yaşam tarzının çocuğun gelişimini tehlikeye düşürmesi


Annenin yaşam tarzı ve çevresinin çocuğun ahlaki ve psikososyal gelişimini olumsuz etkilediği hallerde de velayet babaya verilebilmektedir. Yukarıda anılan 2023/5512 E. sayılı kararda, annenin imam nikahıyla birlikte yaşadığı kişinin uyuşturucu madde ticareti suçundan mahkûm olduğunun ve bu kişinin silahlı saldırıya uğradığının anlaşılması, annenin de geçmişte intihara teşebbüs ettiğini beyan etmesi, çocuğun güvenli ve sağlıklı bir ortamda bulunmadığının önemli göstergeleri olarak değerlendirilmiştir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2017/128 E., 2018/12913 K. sayılı kararında ise karar metninde tanık beyanlarından annenin bir başka erkekle birlikte yaşadığı tespitine yer verilmiş olmakla birlikte, bozma gerekçesi bizzat bu olguya değil, çocuğun üstün yararı ile zorunluluk olmadıkça kardeşlerin birbirinden ayrılmaması ilkesine dayandırılmış; annede olan çocuğun velayetinin de kardeşinin yanında kalmasını sağlayacak şekilde babaya verilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu ayrım önemlidir: annenin yaşam tercihleri, ancak çocuğun üstün yararını somut biçimde etkilediği ölçüde velayet değerlendirmesine konu olabilmektedir.


d) Annenin kişisel ilişkiyi engellemesi ve çocuğu kaçırması


Annenin, mahkeme kararına rağmen çocuğu babadan kaçırması ve baba ile çocuk arasındaki kişisel ilişkiyi sistematik biçimde engellemesi, velayetin babada bırakılması veya babaya verilmesinin önemli gerekçelerinden biridir. Anayasa Mahkemesi'nin 2019/36657 sayılı bireysel başvuru kararında, boşanma sonrası çocuğu yaklaşık sekiz yıl boyunca babadan kaçıran, baba ile kişisel ilişki kurulmasını engelleyen, çocuğu okula dahi göndermeyen annenin velayetin değiştirilmesi talebinin reddi ve anne ile çocuk arasındaki kişisel ilişkinin kaldırılması, çocuğun üstün yararının korunmasına yönelik bulunmuş; aile hayatına saygı hakkının ihlal edilmediğine karar verilmiştir.


e) Annenin madde bağımlılığı veya ağır psikiyatrik rahatsızlığı


Annenin alkol, uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlılığı ile çocuğun güvenliğini ve bakımını tehlikeye düşüren ağır psikiyatrik rahatsızlıkları, velayetin babaya verilmesinin önemli gerekçeleri arasındadır. Bununla birlikte bu tür iddiaların mutlaka somut delillerle ve uzman raporlarıyla desteklenmesi gerekir; annenin hasta olduğu yönündeki soyut beyanlar tek başına yeterli değildir. Anayasa Mahkemesi'nin 2021/17601 sayılı bireysel başvuru kararında da vurgulandığı üzere, velayetin tespitinde uzman raporu, tarafların koşulları ve çocuğun maruz kaldığı riskler birlikte gözetilerek çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişimine en uygun çözümün tercih edilmesi ve bunun çocuğun yararına olduğunun gerekçelendirilmesi gerekir. Uygulamada, annenin bağımlılığı veya psikiyatrik rahatsızlığı nedeniyle çocuğun fiilen bakımsız kaldığı, güvenliğinin tehlikeye girdiği ya da anne yanında gelişiminin olumsuz etkilendiği somut olarak tespit edilebildiği ölçüde velayet babaya bırakılabilmektedir.


f) Annenin çocuğu babaya karşı yabancılaştırması (Ebeveyne Yabancılaştırma Sendromu)


Boşanma ve velayet süreçlerinde anne, çocuğu babaya karşı bilinçli veya bilinçsiz telkinlerle yönlendirip onun baba ile olan bağını zedeleyebilir; uygulamada ve bilimsel literatürde bu durum "ebeveyne yabancılaştırma sendromu" olarak adlandırılmaktadır. Annenin çocuğu babaya karşı sistematik biçimde soğutması, asılsız suçlamalarla baba ile çocuk arasındaki kişisel ilişkiyi engellemesi ve çocuğu kendi tarafına çekmeye çalışması, velayetin babaya verilmesinde veya babada bırakılmasında dikkate alınan ağır bir olgudur.


g) Yabancı uyruklu annenin çocuğu yurt dışına kaçırma riski


Annenin yabancı uyruklu olması veya yurt dışında güçlü bir düzeninin bulunması, çocuğu yurt dışına kaçırma riski yarattığında velayet değerlendirmesinde dikkate alınması gereken bir unsurdur. Bu riskin varlığı tek başına velayetin babaya verilmesi için yeterli olmamakla birlikte, somut olgularla desteklendiğinde babanın lehine güçlü bir gerekçe oluşturabilir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2023/1036 E., 2023/3985 K. sayılı kararında, baba, yabancı uyruklu annenin çocuğu yurt dışına kaçırma ihtimalini ileri sürmüştür. Ne var ki ilk derece mahkemesi, ortak çocuğun anne bakım ve şefkatine muhtaç olması, annenin ebeveynlik sorumluluklarını yerine getirmediğine ilişkin kanıt bulunmaması, çocuğun dava sürecinde anneyle yaşaması, anne yanında bir düzeninin olması ve uzman görüşü gerekçeleriyle velayeti anneye vermiş; Yargıtay da temyiz itirazlarının kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığını belirterek kararı onamıştır. Bu karar, somut olgularla desteklenmeyen soyut kaçırma ihtimali iddiasının, çocuğun üstün yararına ilişkin veriler karşısında velayetin anneye verilmesini engelleyemediğini göstermektedir. Buna karşılık Anayasa Mahkemesi'nin 2021/34010 sayılı bireysel başvuru kararında, çocuğun yurt dışına çıkarılması riskine rağmen mahkemenin bu riski somut olarak değerlendirmemesi, kişisel ilişkiyi etkisiz biçimde düzenlemesi ve çocuğun görüşünü almaması, aile hayatına saygı hakkının ihlali sayılmıştır. Bu kararlar, uluslararası unsurlu velayet uyuşmazlıklarında çocuğun üstün yararının somut verilerle araştırılmasının ve kaçırma riskine karşı etkili tedbir alınmasının önemini ortaya koymaktadır. Bu tür uyuşmazlıklarda Lahey Sözleşmesi kapsamında çocuğun mutat meskenine iadesi gibi koruyucu mekanizmalar da gündeme gelebilmektedir.


İdrak Çağındaki Çocuğun Görüşünün Rolü


Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin 12. maddesi ile Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi'nin 3. ve 6. maddeleri uyarınca, idrak çağındaki çocuğun kendisini ilgilendiren konularda görüşünün alınması ve bu görüşe gereken önemin verilmesi zorunludur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2019/96 E., 2022/571 K. sayılı kararında, çocuğun görüşünün mutlaka hâkim huzurunda alınmasının gerekmediği; psikolog, pedagog veya sosyal çalışmacı gibi uzmanlar tarafından, çocuğun kendini güvende hissettiği uygun bir ortamda alınan beyanın yeterli olduğu kabul edilmiştir. Çocuğun tekrar tekrar dinlenmesinin onu psikolojik baskı altına alacağı ve üstün yararına aykırı olacağı vurgulanmıştır.


Bununla birlikte, çocuğun beyanı tek başına ve her koşulda belirleyici değildir. Çocuğun üstün yararı gerektirdiği takdirde görüşünün aksine karar verilmesi mümkündür. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2023/5512 E. sayılı kararında, çocuğun mahkeme huzurunda annesiyle kalmak istediğini beyan etmesine rağmen, bu beyanın uzman heyeti raporu, öğretmen beyanı ve annenin yaşam koşullarıyla çelişmesi karşısında, çocuğun beyanına itibar edilerek velayetin anneye verilmesi bozma sebebi sayılmıştır. Öte yandan Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2024/4661 E., 2025/3817 K. sayılı kararında, çocuğun fiilen babasıyla yaşadığı ve babasıyla kalmak istediği yönündeki güncel durum dikkate alınmadan, eski tarihli sosyal inceleme raporuna dayanılarak velayetin anneye verilmesi hatalı bulunmuştur. Görüldüğü üzere, çocuğun tercihi, dosyadaki diğer delillerle birlikte ve çocuğun üstün yararı süzgecinden geçirilerek değerlendirilmektedir.


Bununla birlikte, çocuğun babasıyla yaşamak istediğini açık ve istikrarlı biçimde ifade etmesi halinde, bu tercihin aksine ciddi sebep ve delil bulunmadıkça velayetin babaya verilmesi gerekmektedir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2018/7798 E., 2019/169 K. sayılı kararında, idrak çağındaki çocuğun babasıyla kalmak istediğini ve babasıyla mutlu olduğunu beyan etmesi, baba yanında kalmasının çocuğun gelişimine engel olacağı yönünde ciddi sebep ve delil bulunmaması karşısında velayetin babaya verilmesini gerektirmiş; aksi yöndeki karar bozulmuştur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/2069 E., 2018/1179 K. sayılı kararında da, velayet değişikliğine esas alınan çocuk beyanının, kişisel ilişki düzenlemesinde de gözetilmesi ve idrak çağındaki çocuğun beyanına üstünlük tanınması gerektiği vurgulanmıştır.


Kardeşlerin Ayrılmaması İlkesinin Babaya Avantaj Sağladığı Haller


Velayet düzenlemesinde, çocukların kardeşlik ve paylaşım duygusunun gelişimi için, çocuğun üstün yararı gerektirmedikçe kardeşlerin birbirinden ayrılmaması ilkesi esastır. Kardeşlerin birbirinden ayrılmasının onların bedeni ve ruhi gelişimlerine olumsuz etki yapacağı kuşkusuzdur. Bu ilke, bazı somut olaylarda velayetin babaya verilmesi sonucunu doğurabilmektedir.


Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2016/14868 E., 2018/3999 K. sayılı kararında, dört müşterek çocuktan üçünün velayetinin babaya, en küçüğünün velayetinin ise anneye verildiği bir olayda; en küçük çocuğun dava sırasında anne tarafından babanın bakım ve gözetimine bırakıldığı ve diğer kardeşleriyle birlikte fiilen baba yanında kaldığı tespit edilmiştir. Yargıtay, küçüğün yaşı itibarıyla anne bakım ve şefkatine muhtaç olduğunu kabul etmekle birlikte, mevcut fiili durum ve kardeşlerin bir arada bulunmasının çocuğun üstün yararına olduğu gerekçesiyle, velayetin anneye verilmesini isabetsiz bularak babaya verilmesi gerektiğine hükmetmiştir. Aynı dairenin 2017/128 E., 2018/12913 K. sayılı kararında da, kardeşlerden birinin velayetinin babada olması ve zorunluluk olmadıkça kardeşlerin ayrılmaması ilkesi gözetilerek, annede olan diğer çocuğun velayetinin de babaya verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.


Velayet Babadayken Annenin Kişisel İlişki Hakkı ve Sınırları


Velayetin babaya verilmesi, annenin çocukla ilişkisini tamamen koparmaz. Türk Medeni Kanunu'nun 323. maddesine göre, ana ve babadan her biri, velayeti altında bulunmayan çocuk ile uygun kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkına sahiptir. Ancak bu hak sınırsız değildir. TMK'nın 324. maddesinde düzenlendiği üzere, kişisel ilişki sebebiyle çocuğun huzuru tehlikeye girer, anne bu hakkını yükümlülüklerine aykırı kullanır, çocukla ciddi biçimde ilgilenmez veya diğer önemli sebepler varsa, kişisel ilişki kurma hakkı kısıtlanabilir veya tamamen kaldırılabilir.


Kişisel ilişkinin sınırlandırılması veya kaldırılması, TMK m. 324 uyarınca ancak çocuğun huzurunun tehlikeye girdiği somut delillerle ispatlandığında mümkündür. Yargıtay, bu kısıtlama için oldukça yüksek bir ispat eşiği aramaktadır. Nitekim Yargıtay 2. HD 2023/1593 E., 2023/1827 K. sayılı kararında; geçmişteki bir şiddet iddiasına rağmen çocuğun sonradan babasıyla sorunsuz görüştüğü ve yatılı ilişkinin gelişimi olumsuz etkileyeceğinin kanıtlanamadığı vurgulanarak kısıtlama kararı bozulmuştur.


Bu katı tutum, velayeti babada bulunan çocukların anneyle görüşmeyi reddettiği durumlarda da geçerlidir. 2024/2132 E., 2024/5333 K. sayılı kararında isabetle belirtildiği üzere; çocukların anneye karşı olumsuz tavrı genellikle ebeveynler arasındaki çekişmenin bir yansıması olarak kabul edilmektedir. Annenin çocuğu ihmal veya istismar ettiğine dair somut bir veri bulunmadıkça, sırf çocukların 'istemiyoruz' beyanıyla kişisel ilişkinin kaldırılması hukuka aykırı bulunmaktadır.


Buna karşılık, velayeti elinde bulundurmayan ebeveynin çocuğa yönelik ciddi risk oluşturduğu durumlarda kişisel ilişkinin kaldırılması çocuğun üstün yararının gereğidir. Nitekim Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 05.02.2026 tarihli, 2025/8753 E. ve 2026/1153 K. sayılı kararında; velayeti annede bulunan çocukla baba arasındaki kişisel ilişkinin, babaya yönelik cinsel istismar iddiasıyla kaldırılması talebinde; baba hakkındaki ceza davasında verilen beraat kararının kesinleşmesinin bekletici mesele yapılması ve idrak çağındaki çocuğun görüşünün bizzat mahkemece alınması gerektiği vurgulanmıştır. Görüldüğü üzere, kişisel ilişki kurma hakkı kural olarak devam etmekte; bu hakkın sınırlanması ise her somut olayda çocuğun üstün yararı ölçütüyle ve somut delillerle değerlendirilmektedir.


Babanın Ekonomik Üstünlüğü Tek Başına Yeterli midir?


Bu noktada sıkça yapılan bir yanlışın altını çizmek gerekir: Babanın sosyal ve ekonomik imkânlarının anneden üstün olması, tek başına velayetin babaya verilmesi için yeterli bir sebep değildir. Yargıtay'ın yerleşik içtihatları, maddi imkânların üstünlüğünün ancak diğer koşulların eşit olması halinde ve çocuğun gelişimine somut katkı sağladığı ölçüde dikkate alınabileceğini kabul etmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/2410 E., 2021/346 K. sayılı kararında, velayetin babada olduğu bir olayda, babanın işi nedeniyle henüz dört aylık çocuğu Malatya'da yaşayan ve çalışan babaanneye bıraktığı ve bu süreçte çocuğa bir akrabanın baktığı, böylece velayet görevini fiilen yerine getirmediği tespit edilmiştir. Buna karşılık doktora derecesine sahip, uzman kadrosunda çalışan ve çocuğun gelişim ihtiyaçlarını karşılayabilecek konumda bulunan anneye velayetin verilmesinin çocuğun üstün yararına olduğu sonucuna varılmış; kararda ayrıca, maddi durumun iyiliğinin tek başına velayetin değiştirilmesini gerektirmeyeceği ilkesi vurgulanmıştır. Kısacası, velayet bir "güç" meselesi değil, çocuğun sevgi, bakım, eğitim ve istikrar ihtiyaçlarının kim tarafından daha iyi karşılandığı meselesidir.


Sosyal İnceleme Raporunun (SİR) Belirleyici Etkisi


Çekişmeli boşanma davalarında hâkim, velayet düzenlemesine esas olmak üzere psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdan oluşan bir uzman heyetinden sosyal inceleme raporu (SİR) alır. Bu rapor; çocuğun fiziksel, psikolojik ve ruhsal gelişimini, ebeveynlerin barınma, gelir, sosyal ve psikolojik durumlarını, çocuğun ebeveynleriyle kurduğu bağı ve idrak çağındaki çocuğun beyanını değerlendirir. Velayetin babaya verilmesinde, raporda babanın çocuğa karşı ilgili olduğunun, velayet sorumluluğunu üstlenebileceğinin ve yaşadığı ortamın çocuğun gelişimine uygun olduğunun; buna karşılık annenin beyanlarının çocuğun beyanlarıyla çeliştiğinin ve çocuğu ihmal ettiğinin tespit edilmesi belirleyici olmaktadır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2023/7929 E., 2024/6364 K. sayılı kararında da, denetime ve hüküm kurmaya elverişli sosyal inceleme raporlarının içerik ve sonuç kısımları birlikte değerlendirilmeden, yalnızca çocuğun beyanına dayanılarak velayetin babaya verilmesinin doğru olmadığı; raporların bir bütün olarak ele alınması gerektiği vurgulanmıştır. Bu karar, velayetin babaya verilmesinin de keyfi olmadığını, mutlaka bilimsel ve objektif verilere dayanması gerektiğini göstermesi bakımından önemlidir.


Velayetin Babadan Anneye Geri Alınması (Velayetin Değiştirilmesi)


Velayet kararları kesin hüküm teşkil etmez; koşulların değişmesi halinde velayet her zaman yeniden düzenlenebilir. TMK'nın 183. maddesine göre, ana veya babanın başkasıyla evlenmesi, başka bir yere gitmesi veya ölmesi gibi yeni olguların zorunlu kılması halinde hâkim, re'sen veya ebeveynlerden birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alır. TMK'nın 351. maddesi ise durumun değişmesi halinde koruyucu önlemlerin yeni koşullara uydurulmasını, velayetin kaldırılmasını gerektiren sebebin ortadan kalkması halinde de velayetin geri verilmesini düzenler.


Velayetin babadan anneye geri alınması için, babanın velayet görevini gereği gibi yerine getirmediğinin, çocuğu ihmal ettiğinin veya çocuğun üstün yararının artık anne yanında olduğunun somut delillerle ortaya konulması gerekir. Anayasa Mahkemesi'nin 2016/7425 sayılı bireysel başvuru kararında, kardeşlerin ayrılmaması ilkesi, çocuğun beyanı ve babanın iyi bir ebeveyn olduğuna dair aleyhte delil bulunmaması gerekçeleriyle velayetin babada kalmasının çocuğun üstün yararına olduğu kabul edilmiş; annenin değişen koşullarda velayetin değiştirilmesini talep etme imkânının her zaman bulunduğu vurgulanmıştır. Bununla birlikte, velayetin değiştirilmesi davasının kabulü için yalnızca babanın ekonomik durumunun zayıflaması veya annenin koşullarının iyileşmesi gibi dolaylı olgular yeterli değildir; çocuğun mevcut düzeninin bozulmasını haklı kılacak ciddi ve somut bir gerekçe aranmaktadır.


Kişisel ilişkinin engellenmesi, bu yazının hazırlandığı tarih itibarıyla yürürlükte bulunan özel bir kanuni mekanizmaya da bağlanmıştır. 7343 sayılı Kanun'un 37. maddesiyle 24.11.2021 tarihinde Türk Medeni Kanunu'nun 182. maddesine eklenen ikinci fıkra uyarınca mahkeme, boşanma veya ayrılık kararında, kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerinin yerine getirilmemesi hâlinde, çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayetin değiştirilebileceğini ihtar eder. İlgili fıkra aynen şöyledir: "Mahkeme, kararında kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerinin yerine getirilmemesi hâlinde, çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayetin değiştirilebileceğini ihtar eder." Bu ihtar, boşanma hükmünün bir parçası olarak taraflara bildirilir; böylece velayet sahibi ebeveyn, kişisel ilişkiyi engellemesinin velayetin el değiştirmesiyle sonuçlanabileceği konusunda daha karar aşamasında uyarılmış olur. Uygulamada, kararda yer alan bu ihtara rağmen kişisel ilişkinin sistematik biçimde engellendiğinin tespit edilmesi, mahkemenin velayetin değiştirilmesi yönündeki takdirini güçlendirmektedir. Bununla birlikte ihtarın varlığı, otomatik bir velayet değişikliği sonucu doğurmaz; engellemenin süreklilik kazanması ve somut delillerle ortaya konulması, her şeyden önce de değişikliğin çocuğun üstün yararına uygun olması aranır. Bu mekanizma velayet babada olsa dahi aynı şekilde işler: babanın, anne ile çocuk arasındaki kişisel ilişkiyi engellemesi hâlinde de, çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayetin değiştirilmesi gündeme gelebilir.


Ortak Velayet Kurumu ve Babanın Rolü


Türk hukukunda boşanma sonrası ortak velayet, TMK'da açıkça düzenlenmemiş olmakla birlikte, uluslararası sözleşmeler ve yargı uygulamaları çerçevesinde günümüzde fiilen uygulanabilir hale gelmiştir. Ancak uygulamada ortak velayet, genellikle yalnızca anlaşmalı boşanma davalarında uygulanmaktadır. Ortak velayet, çocuğun bakımı, eğitimi, sağlığı ve genel gelişimiyle ilgili önemli kararların anne ve baba tarafından birlikte alınmasını ifade eder. Bu kurumun hayata geçebilmesi için ebeveynler arasında asgari düzeyde iletişim ve iş birliği şarttır; taraflar arasında yoğun çatışma veya ebeveyne yabancılaştırma girişimlerinin varlığı halinde ortak velayet uygulanmaz.


Velayetin babaya verildiği durumlarda baba, çocuğun yerleşim yerini belirleme, eğitim ve sağlık kararlarını alma gibi konularda velayet hakkından kaynaklanan yetkileri tek başına kullanır; annenin bu kararlara katılımı ise kural olarak kişisel ilişki hakkı ve bilgi alma hakkı çerçevesinde sınırlıdır. Ancak babanın bu yetkilerini çocuğun üstün yararına aykırı kullanması, velayetin değiştirilmesi davasına dayanak oluşturabilir.


Sıkça Sorulan Sorular


Küçük çocuğun velayeti hiç babaya verilir mi?

Evet. Küçük yaştaki çocukların anne bakım ve şefkatine muhtaç olduğu kabul edilmekle birlikte, bu mutlak bir kural değildir. Annenin bakım borcunu ağır biçimde ihmal etmesi, çocuğu terk etmesi, madde bağımlılığı veya çocuğun güvenliğini tehlikeye düşüren ağır psikiyatrik rahatsızlıklar gibi hallerde velayet babaya verilebilmektedir.


Çocuğun babayı tercih etmesi velayetin babaya verilmesi için yeterli midir?

Tek başına yeterli değildir. İdrak çağındaki çocuğun görüşünün alınması zorunludur ve bu görüşe gereken önem verilir; ancak çocuğun beyanı, diğer delillerle birlikte ve çocuğun üstün yararı ölçütüyle değerlendirilir. Üstün yarar gerektirdiğinde çocuğun görüşünün aksine karar verilebilir.


Babanın maddi durumu daha iyiyse velayeti alması kolaylaşır mı?

Hayır. Ekonomik üstünlük tek başına velayetin babaya verilmesi için yeterli bir sebep değildir. Mahkeme, çocuğun sevgi, bakım, eğitim ve istikrar ihtiyaçlarının hangi ebeveyn tarafından daha iyi karşılandığına bakar. Maddi imkânlar ancak diğer koşullarla birlikte ve çocuğun gelişimine somut katkı sağladığı ölçüde dikkate alınır.


Velayetin babaya verilmesi için nasıl bir yol izlenmelidir?

Velayetin babaya verilmesi talebi, annenin velayet görevini ihmal ettiğini veya çocuğun menfaatini tehlikeye düşürdüğünü somut delillerle ortaya koyan bir dava dilekçesiyle ileri sürülmelidir. Bu süreçte okul devamsızlık kayıtları, sağlık raporları, tanık beyanları, mesajlaşma kayıtları ve sosyal inceleme raporları gibi deliller büyük önem taşır.


Velayet kararı daha sonra değiştirilebilir mi?

Evet. Velayet kararları kesin hüküm teşkil etmez. TMK'nın 183. maddesi uyarınca, durumun değişmesi halinde velayetin değiştirilmesi davası her zaman açılabilir. Bu davada çocuğun üstün yararı yeniden ve güncel koşullara göre değerlendirilir. Ayrıca, 7343 sayılı Kanun ile TMK'nın 182. maddesine eklenen fıkra uyarınca mahkeme, boşanma kararında kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerinin yerine getirilmemesi hâlinde, çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayetin değiştirilebileceğini ihtar eder. Bu ihtara rağmen kişisel ilişkinin sistematik biçimde engellenmesi, velayetin değiştirilmesi değerlendirmesinde mahkemenin takdirini güçlendiren önemli bir olgudur.


ankara velayet avukatı

Yasal Uyarı

Delil Hukuk Bürosu, bu internet sitesinde yer alan tüm bilgilerin, zaman içerisinde gelişim ve değişim gösterecek olan hukuk sistemimize uyarlanacağına dair hiçbir garanti vermemektedir. Hukuki makalelerde yer alan bilgilerin dayandığı kanun hükümleri ve yargısal uygulamalar zaman içerisinde değişiklik gösterebilmekte olup, ihtiyaç halinde yapılabilecek en doğru davranış, avukatınız ile birebir görüşmek ve destek almaktır. Bu anlamda hiçbir hukuki sorumluluk kabul edilmemektedir. Bu internet sitesinde yer alan bilgiler, mesleki dayanışma kapsamında meslektaşlar tarafından kullanılabilir. Ancak bu sitedeki yayınların haber sitesi vb. internet sitelerinde kullanılabilmesi için yayının alınmış olduğu kaynak açıkça gösterilmeli veya bu internet sitesine link verilmek suretiyle kaynağa atıf yapılmalıdır; bu şartların sağlanmış olması halinde ayrıca Delil Hukuk Bürosu yetkililerinden izin alınmış olması gerekmemektedir.

İletişim

Ehlibeyt Mahallesi, Ceyhun Atuf Kansu Caddesi,

No:112 Kat:5 Daire:30

Cevat Muratal İş Merkezi,

Balgat, Çankaya/ANKARA

© 2020 Delil Hukuk Bürosu

bottom of page