Ara
  • Avukat Baran DELİL

Tapu İptal ve Tescil Davası

Delil Hukuk Bürosu

tapu iptali ve tescil davası
 

Makale İçeriği:

  1. Tescil Ne Demektir?

  2. Tapu İptal ve Tescil Davası Nedir?

  3. Tapu İptali ve Tescil Davası Hangi Sebeplerle Açılır?

  4. Tapu İptali ve Tescil Davası Kime Karşı Açılır?

  5. Tapu İptali ve Tescil Davasında Nasıl Bir Yol İzlenmelidir?

  6. Tapu İptal ve Tescil Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme

  7. Tapu İptali ve Tescil Davalarında Zamanaşımı

  8. En Sık Karşılaşılan Tapu İptali ve Tescil Davası Sebepleri

  9. Muris Muvazaası Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davası

  10. Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davası

  11. Vekalet Görevinin Kötüye Kullanılması Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davası

  12. Kazandırıcı Zamanaşımı Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davası

  13. Kadastro Öncesi Hak Durumu Nedeniyle Tapu İptali ve Tescil Davası

  14. Hukuki Ehliyetsizlik Nedeniyle Tapu İptali ve Tescil Davası

  15. Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesinin Tarafı Olan Müteahhitin veya Müteahhit ile Sözleşme Yapan 3. Kişilerin Açacağı Tapu İptali ve Tescil Davası

  16. Tapu İptali ve Tescil Davalarına İlişkin Yargıtay Kararları

 

Tescil Ne Demektir?


Türk Medeni Kanunumuzun 704. maddesine göre taşınmaz mülkiyetinin kazanılması kural olarak tapu siciline tescil ile gerçekleşmektedir. Ancak bunun yanında taşınmaz mülkiyeti zamanaşımı, mahkeme kararı, cebri icra, işgal, miras ve kanunda gösterilen diğer hallerde tescil dışı olarak da kazanılabilmektedir.


Ayrıca özellikle köy yerleşimlerinde bulunan birçok taşınmazda olduğu gibi, söz konusu taşınmazın tapuya kayıtlı olmadığı durumlarda taşınmazın haricen satışı da gerçekleştirilebilmektedir(bu tip satışlarda genellikle "köy senedi" denilen belgeler kullanılır.) Bu hallerde taşınmaz mülkiyeti hukuken kazanılmış olmakla birlikte, tapu sicilinde sonradan yapılacak olan tescil işlemi kurucu değil, bildirici nitelik taşımaktadır. Örnek verecek olursak: Miras bırakanın vefatıyla birlikte mirasçılar, miras sözleşmesi veya vasiyetname ile aksi kararlaştırılmamış ise, mirasçı sıfatıyla miras bırakana ait bir taşınmazın mülkiyetini henüz tescil gerçekleşmeden, ölüm olayının gerçekleşmesi ile birlikte kazanırlar. Ya da kanunda belirtilen şartların sağlanması halinde, taşınmazın mülkiyetinin zamanaşımı yoluyla kazanılması da mümkündür.


Yukarıda belirtmiş olduğumuz gibi, kural olarak mülkiyet hakkının kurulması tescil ile gerçekleşir ve tescil dışı kazanım hallerinde dahi, taşınmaz mülkiyetinin mümkün olan en kısa sürede tapuya tescil edilmesi gerekir. Taşınmaz mülkiyeti sahibi mülkiyet hakkının kendisine sağladığı, 3. kişilere karşı koruyucu ve bildirici nitelikli etkilerden faydalanmak istiyorsa tapu siciline tescil yoluyla mülkiyet hakkının tapu siciline kaydedilmesini sağlamalıdır.


Tapu İptal ve Tescil Davası Nedir?

Tapu iptal ve tescil davasının konusu, tapu sicilinde usule ve hukuka aykırı yapılan ya da artık gerçek durumu yansıtmayan kayıt ve tescil işlemlerinin gerçeğe uygun hale getirilmesidir. Dolayısıyla tapu iptali ve tescil davası doğrudan taşınmaza ilişkin mülkiyet hakkını ilgilendirmektedir.


Tapu iptali ve tescil davası ile, tapudaki tescil işleminin iptal edilmesi ve taşınmazın gerçek hak sahibi olan malikin adına tescil edilmesi amaçlanmaktadır. Böylece tapudaki tescil işleminin yolsuz tescil niteliği mahkeme tarafından tespit edilecek ve hukuki durum ile fiili durum arasında bağlantı kurulmak suretiyle somut olay adaleti sağlanacaktır.



Tapu İptali ve Tescil Davası Hangi Sebeplerle Açılır?


Tapu sicilinde gerçek hak durumuna tezat teşkil edecek şekilde veya usule aykırı olarak gerçekleştirilen tescil işlemleri “yolsuz tescil” olarak ifade edilmektedir. Yolsuz tescil ile bir taşınmaz üzerinde ayni hak tesis edilmişse veya terkin ya da tadil işlemleri gerçekleştirilmişse veya tapu sicilindeki durum zamanaşımı ve miras hallerinde olduğu gibi artık yeni durumu yansıtmıyorsa gerçek durumdaki hak sahipleri tapu sicilinin düzeltilmesi talebinde bulunabilir ya da tapu iptal ve tescil davası açabilir.


Kanunda hangi hallerde tapu iptal ve tescil davası açılabileceği hususu tek tek sayılmamıştır, bu nedenle tapu iptal ve tescil davasına ilişkin olarak uygulama ve Yargıtay içtihatlarının yol gösterici olduğunu görmekteyiz. Yaygın olarak tapu iptal ve tescil davasına başvuru nedenleri:

  • Mirastan mal kaçırma(muris muvazaası) nedeniyle tapu iptal ve tescil davası

  • Vekalet yetkisinin kötüye kullanılması nedeniyle tapu iptal ve tescil davası

  • Taşınmaz mülkiyetinin zamanaşımı ile kazanılması nedeniyle tapu iptal ve tescil davası

  • Ölünceye kadar bakma sözleşmesi nedeniyle tapu iptal ve tescil davası

  • İmar uygulamalarından kaynaklı tapu iptal ve tescil davası

  • Hukuki ehliyetsiz tarafından gerçekleştirilen tescil işlemi nedeniyle tapu iptal ve tescil davası

  • Kadastrodan önceki hak durumuna dayalı tapu iptal ve tescil davası

  • Aile konutu üzerinde usule ve yasaya aykırı olarak gerçekleştirilen tescil işlemi nedeniyle tapu iptal ve tescil davası

  • Tapu sicilindeki yazım hatası ve benzeri basit yanlışlıklar nedeniyle tapu sicilinin düzeltilmesi davası

şeklinde sayılabilir. Görüldüğü üzere birçok farklı nedene dayalı olarak tapu iptali ve tescil davası açılabilmektedir. Bu sebepler saydıklarımızla kısıtlı olmayıp her somut olayın özelliğine göre daha da çeşitlendirilebilir. Önemli olan, gerçek hak durumuyla tapu sicilindeki kayıtların birbirine uygun olmaması halinin mevcudiyetidir.


Hemen belirtelim ki tapu sicilinin düzeltilmesi davası(tapu tashih davası), tapu iptal ve tescil davasından farklıdır ve kaynağını Türk Medeni Kanunumuzun 1027. maddesinde bulmaktadır, ayrıca tapu sicilinde düzeltmelere ilişkin usul ve esaslar hakkında genelge de tapu sicilinde düzeltme davalarının alanını şu şekilde açıklamaktadır: “Bu Genelge, kimlik bilgilerine ilişkin kadastro çalışmalarından kaynaklanan hataların ve taşınmazın yüzölçümü veya niteliğindeki belgesine aykırı basit yazım hatalarının ve diğer hataların düzeltilmesi ile zeminde inceleme işlemini kapsar.” Dolayısıyla bu hallerde tapu iptal ve tescil davası değil, tapu sicilinin düzeltilmesi davasına(tapu tashih davası) başvurulması daha uygun olacaktır.

Tapu İptali ve Tescil Davası Kime Karşı Açılır?


Kural olarak tapu sicilinde adına tescil işlemi gerçekleştirilmiş olan kişi aleyhine açılan tapu iptal ve tescil davası, duruma göre köy veya belediye tüzel kişiliği, orman yönetimi, hazine ve tapuda adına veya adına hatalı/yolsuz tescil gerçekleştirilmiş bulunan kişilerin vefat etmiş olması halinde bu kişinin mirasçılarına karşı da açılabilmektedir. Hasım hususunun belirlenebilmesi için her somut olay özelinde inceleme yapılması gerekmektedir.


Ancak üstünde önemle durulması gereken bir husus vardır: Tapu iptali ve tescil davalarında sonradan husumetin eksik yöneltilmiş olması halinde, örneğin tapuda malik olarak görünen her ortağa husumet yönlendirilmemişse taraf teşkilinin sağlanması can sıkıcı olabilmektedir. Çünkü bu hallerde hakim tarafından husumet yönlendirilmesi talebi kabul edilmemekte ve yeni bir dava açılarak diğer davalılar açısından da taraf teşkilinin sağlanması açısından davacı tarafa süre verilmektedir.

Tapu İptali ve Tescil Davasında Nasıl Bir Yol İzlenmelidir?

Tapu iptali ve tescil davasında keşif, tanık, uzman görüşü ve bilirkişi gibi muhakeme imkanlarından yararlanılabilmektedir. Bunun yanında taraflar, masrafları kendileri tarafından karşılanmak üzere bir gayrimenkul değerleme uzmanı ile görüşüp uzman raporu da tanzim ettirebileceklerdir. Tapu sicili, diğer resmi kayıt ve belgeler, söz konusu taşınmaza ilişkin saha çalışma ve araştırmaları delil olarak kullanılabilir. Taşınmaz mülkiyetinin gerçek durumu ile tapu sicilindeki uyumsuzluk tüm bu ve benzeri deliller vasıtasıyla öne sürülmeli ve davaya temel olan savlar mahkeme huzurunda ispat edilmelidir. Tapu İptal ve Tescil Davası Hangi Durumlarda Açılabilir?


Yukarıda da belirtmiş olduğumuz üzere tapu sicilindeki kayıt ve tescillerin gerçek duruma uygun olmadığı hallerde duruma göre tapu iptal ve tescil davası açılabilmektedir. Tapu sicilinde isim yanlışlıkları ve benzeri basit hatalara ilişkin olarak da tapu sicilinin düzeltilmesi talep edilebilmektedir.


Taşınmaz mülkiyetinin cebri icra, işgal, mahkeme kararı, miras ya da kamulaştırma yoluyla kazanılmasında, mülkiyeti kazanan kişi doğrudan doğruya tapu siciline tescil yaptırma hakkına sahiptir.



Tapu İptal ve Tescil Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme


Tapu iptal ve tescil davalarında genel görevli mahkeme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunumuzun 2. maddesinde açıkça ifade edildiği üzere Asliye Hukuk Mahkemeleridir. Ancak bu genel kuralın istisnaları da mevcuttur. Örneğin ticari ilişkiden kaynaklanan tapu iptali ve tescil davalarında Asliye Ticaret Mahkemeleri yetkili olabilmekteyken, tüketici ilişkisinden kaynaklanan tapu iptali ve tescil davaları Tüketici Mahkemelerinde görülebilmektedir. Bunun yanında bir kişinin birden fazla taşınmaz alımında bulunması halinde artık ortada bir tüketici ilişkisi bulunmayacağına ve bu tip durumlarda Asliye Hukuk Mahkemelerinin görevli olması gerektiğine ilişkin Yargıtay kararları mevcuttur. Bu nedenle tapu iptali ve tescil davalarının açılış aşamasında somut olayın özenle değerlendirilmesi ve göreve ilişkin tespitin son derece dikkatli yapılması gerekmektedir.


Tapu iptali ve tescil davalarında yetkili mahkeme ise yine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunumuza göre davaya konu olan taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir. Yetkili mahkeme olan taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi, kanunumuza göre kesin yetkili mahkemedir. Buna göre taraflar yetki sözleşmesi ile başka bir mahkemeyi yetkili mahkeme olarak belirleyemezler. Ayrıca yetki meselesi bu davalar açısından bir dava şartıdır. Muhakemenin her aşamasında davanın açıldığı mahkemenin yetkisizliği ileri sürülebilir ve hakim de yetki meselesini göz önünde bulundurmalıdır.


Mülkiyet hakkı Anayasamız tarafından korunduğu gibi, ülkemizin de taraf olduğu başta AİHS(Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) olmak üzere bir çok uluslararası sözleşme tarafından korunmaktadır. Bu nedenle olağan iç hukuk yollarını sonuna kadar tüketen hak sahipleri, haklarının ihlal edildiğini düşünmeleri halinde mülkiyet haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilirler; buradan da sonuç alamamaları halinde aynı gerekçe ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurabilirler.


Tapu İptali ve Tescil Davalarında Zamanaşımı


Tapu iptali ve tescil davaları bir çeşit ayni hak olan mülkiyet hakkına ilişkin olduğundan dolayı kural olarak zamanaşımına tabii değildir. Ancak bu kuralın çeşitli istisnaları mevcuttur. Örneğin kadastro öncesi hakka dayalı tapu iptali ve tescil davalarında 10 yıllık zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Bu nedenle tapu iptali ve tescil davası açılması gereken hallerde mutlaka alanında uzman bir gayrimenkul avukatından hukuki danışma ve dava temsil desteği alınmalıdır.


En Sık Karşılaşılan Tapu İptali ve Tescil Davası Sebepleri


Aşağıda siz değerli okuyucularımızla uygulamada en sık karşılaşılan tapu iptali ve tescil davalarını derlemeye çalıştık. Unutulmamalıdır ki, aşağıda belirtmiş olduğumuz sebeplerden çok daha fazlasına dayalı olarak tapu iptali ve tescil davası açılması mümkündür. Dolayısıyla her somut olay kendi özelinde değerlendirilmelidir.


a) Muris Muvazaası Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davası


Muris muvazaası, miras bırakan tarafından mirasçılarının tamamı veya bir kısmını, sahip oldukları miras haklarının tamamı veya bir kısmından mahrum bırakmak amacıyla gerçekleştirilen işlemleri ifade etmek için kullanılan hukuki bir tabirdir. Bir örnek vermemiz gerekecek olursa: Miras bırakanın, mülkiyet hakkına sahip olduğu bir taşınmazı kendisine bağışladığı bir kişi ile göstermelik olarak satış sözleşmesi yapması halinde muris muvazaası gerçekleşmiş olur.

Muris muvazaasının varlığı halinde, muvazaalı işleme ilişkin olarak muris muvazaası davası açılabileceği gibi, muvazaalı işlem miras bırakanın bir taşınmazını devretmesi ile sonuçlandıysa muris muvazaası nedeniyle tapu iptal ve tescil davası açılır. Hukuki uygulamada kaynağını 01.04.1974 tarih, 1/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında bulmaktadır. Bu karara göre muris muvazaası sebebiyle açılan tapu iptali ve tescil davalarına ilişkin olarak genel çerçevesi ile şu tespitlerde bulunulduğunu söyleyebiliriz:

  1. Tapuya kayıtlı bir taşınmaza ilişkin olarak işlem yapılmış olması,

  2. Murisin mal kaçırma iradesi ortaya konulması,

  3. Saklı paylı olsun veya olmasın tüm mirasçıların davacı sıfatına sahip olması,

  4. Zamanaşımı süresinin söz konusu olmaması


Yargıtay tarafından 22.05.1987 tarihli 4/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında 1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı aynen benimsenmiş, buna ek olarak kademeli olarak tenkis davası da açabilecekleri ifade edilmiştir.

Muris muvazaasında görünürdeki işlem, örneğin bağış işlemini gizlemek için yapılan ölünceye kadar bakma sözleşmesi veya satış sözleşmesi tarafların birbirine uygun ve gerçek iradelerinin bu sözleşme tiplerinden birini akdetmek olmamasından mütevellit geçersizdir. Tarafların esas iradelerinin yöneldiği gizli sözleşme olan bağış sözleşmesi ise, kanunda belirtilmiş olan şekil şartının noksanlığı nedeniyle geçersiz olacaktır. Zira Türk Borçlar Kanunumuzun 288. ile 293. maddeleri arasında düzenlenmiş olan bağışlama vaadinin geçerliliği yazılı şekil şartına bağlanmıştır; bağışlama vaadi sözleşmesinin taşınmaz üzerindeki bir ayni hakka ilişkin olması halinde ise, sözleşmenin yine resmi şekilde yapılması gerekmektedir.


Türk Borçlar Kanunumuzun 12/2. maddesine göre “Kanunda sözleşmeler için öngörülen şekil, kural olarak geçerlilik şeklidir. Öngörülen şekle uyulmaksızın kurulan sözleşmeler hüküm doğurmaz.” Dolayısıyla muris muvazaasındaki gizli sözleşme olan bağışlama sözleşmesi, saymış olduğumuz gerekçelerle geçersiz olacağından ötürü tapu sicilindeki tescilin iptali gerekmektedir. Tapu iptal ve tescil davasının hukuki esasını bu gerekçeler oluşturmaktadır.

Muris muvazaası nedeniyle açılacak olan tapu iptal ve tescil davasında muris muvazaası davasına benzer bazı hususlar mahkeme tarafından dikkate alınır, davayı açacak olan taraflar da bu hususların üzerinde önemle durmalıdır:

  • Miras bırakanın mirasçılardan mal kaçırma iradesi olup olmadığı araştırılır.

  • Muris ve mirasçıların mali durumları incelenir,

  • Taşınmazın gerçek bedeli hesaplanır ve satış bedeli ile karşılaştırılır,

  • Miras bırakan ile mirasçılar arasındaki ilişki incelenir, tarafların motivasyonları üzerinde durulur,

  • Miras bırakan ile taşınmazı muvazaalı olarak devrettiği iddia edilen kişi arasındaki ilişki incelenir,

  • Miras bırakanın taşınmaz satışına veya taşınmaz üzerinde ayni hak tesis etmeye ilişkin iradesi incelenir ve söz konusu işleme ilişkin haklı sebeplerin mevcut olup olmadığı araştırılır,

  • Taşınmazı muvazaalı olarak satın aldığı iddia edilen kişinin ekonomik durumu inceenir,

  • Tarafların yaşadığı yörenin yerel adet ve gelenekleri incelenir.(Örneğin bazı yörelerde değerli arazi ve taşınmazların kadınlara bırakılmaması için muvazaalı işlemler yapıldığı görülmüş/görülmektedir.)

Muris Muvazaası/Mirastan Mal Kaçırma halinde hak kaybına uğrayan kimselerin hukuki haklarına ilişkin olarak daha detaylı bilgi almak için tıklayınız: Mirastan Mal Kaçırma


b) Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davası


Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bir tarafın kendisine bakacak olan tarafa veya taraflarca belirlenecek bir 3. kişiye bazı hak ve menfaatler sağlamayı taahhüt ettiği, diğer tarafın da kendisine veya kendi seçeceği bir 3. kişiye sağlanan hak ve menfaatlere karşılık olarak bu hak ve menfaatleri sağlayan kişiye ölünceye kadar bakma yükümlülüğü altına girdiği karşılıklı borç doğuran bir sözleşmedir. Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bir çeşit miras sözleşmesi olarak kabul görmektedir ve resmi vasiyetname şeklinde düzenlenmelidir.


Ölünceye kadar bakma sözleşmesinde taşınmazı devralacak kişiye tescil isteme yetkisi verilmişse, diğer tüm şartların da mevcudiyeti halinde bu kişi taşınmazın kendi adına tescilini isteyebilir. Ancak bu yetki verilmemişse ve taşınmaz malikinin talebine bağlı kalınmışsa taşınmaz malikine ölünceye kadar bakma yükümlüsü olan kişi ölünceye kadar bakma sözleşmesi nedeniyle tapu iptal ve tescil davası açabilecektir. Bunun yanında eğer ölünceye kadar bakma sözleşmesi gereği taşınmaz mülkiyetinin kendi adına tescilini sağlamış olan bakım borçlusunun, aslında bakım yükümlülüğünü yerine getirmediğini ve ölünceye kadar bakma sözleşmesinin mal kaçırma amacıyla muvazaalı olarak düzenlenmiş olduğunu iddia eden hak sahipleri ve ilgililer de tapu iptali ve tescil davası açabilecektir.


c) Vekalet Görevinin Kötüye Kullanılması Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davası

Vekalet sözleşmesi taraflar arasındaki güven ilişkisine dayanan ve vekilin vekalet veren lehine iş görme borcunu ifa etmeyi üstlendiği özel bir sözleşme türüdür. Medeni Kanunumuzun 502/3. maddesinden anlaşılabileceği üzere vekil, iş görme borcunu karşılıksız olarak yerine getirebileceği gibi sözleşme veya teamül gereği ücrete de hak kazanabilir.


Vekilin vekalet görevi, vekalet sözleşmesinin çizdiği çerçeve ile sınırlıdır. Vekil özel olarak yetkili kılınmadıkça dava açamaz, sulh olamaz, hakeme başvuramaz, iflas, iflasın ertelenmesi ve konkordato talep edemez, kambiyo taahhüdünde bulunamaz, bağışlama yapamaz, kefil olamaz, taşınmazı devredemez ve bir hak ile sınırlandıramaz. Vekil, vekâlet verenin açık talimatına uymakla yükümlüdür. Ancak, vekâlet verenden izin alma imkânı bulunmadığında, durumu bilseydi onun da izin vereceği açık olan hâllerde, vekil talimattan ayrılabilir. Bunun dışındaki durumlarda vekil, talimattan ayrılırsa, bundan doğan zararı karşılamadıkça işi görmüş olsa bile, vekâlet borcunu ifa etmiş olmaz.


Vekalet görevinin kötüye kullanılması ile tapuda meydana getirilen devir, sınırlı ayni hak tesisi vb. işlemler hukuka aykırıdır ve bu hukuka aykırılık tapu iptal ve tescil davası ile giderilebilmektedir. Vekil, vekalet verenin çıkarlarına uygun davranma yükümlülüğünü ihlal etmemelidir.

Bu nedene dayanılarak açılan tapu iptal ve tescil davalarında taraflar arasındaki vekalet ilişkisinin ve mevcutsa vekalet sözleşmesinin içeriği dikkatle ele alınır ve vekilin vekalet görevini kötüye kullanıp kullanmadığı, vekalet veren lehine ve vekalet verenin iradesine uygun olarak hareket edip etmediği incelenerek hüküm kurulur.


d) Kazandırıcı Zamanaşımı Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davası

Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir.(Türk Medeni Kanunumuzun 713. maddesi)


Bu halde tapu iptal ve tescil davasının açılması için:

  • Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan ya da tapu kütüğünden sahibi anlaşılamayan bir taşınmaz söz konusu olmalı,

  • Zamanaşımı yoluyla taşınmazı kazanacak kişi taşınmaza malik sıfatıyla zilyet olmalı,

  • Malik sıfatıyla zilyetlik 20 sene davasız ve aralıksız sürmeli,

  • Bu halde zilyedin iyi niyeti aranmaz

Şartların sağlanması halinde tapu iptal ve tescil davası açılacak ilgili taşınmazın tapu kaydında zilyet adına tescil gerçekleştirilir. Açılacak olan bu tapu iptali ve tescil davası, Hazineye ve ilgili kamu tüzel kişilerine veya varsa tapuda malik gözüken kişinin mirasçılarına karşı açılabilmektedir.


Olağanüstü zamanaşımı nedeniyle açılacak olan bu tip tapu iptali ve tescil davalarının mahkeme tarafından gazeteyle bir defa ve ayrıca davaya konu olan taşınmazın bulunduğu yerde mevcut olan uygun araç ve aralıklarla en az üç defa ilan edilmesi gerekmektedir. Tüm şartların gerçekleşmesi halinde tapunun iptaline ve davacı adına tesciline karar verilir. İtiraz edenler bu davaya katılıp tescilin kendi adlarına gerçekleştirilmesini talep edebilecektir.



e) Kadastro Öncesi Hak Durumu Nedeniyle Tapu İptali ve Tescil Davası


Kadastro çalışmaları sonucunda kadastro geçen taşınmazların kayıtları tapu siciline kaydedilir. Bu durum da tapu siciline ilişkin kanun ve uygulama hükümleri gereği kadastro çalışması sonucunda kendi adına taşınmaz kaydı düşülen kişiler açısından söz konusu taşınmaz üzerinde ayni hak tesis edilmesi sonucunu beraberinde getirmektedir.


Hatalı yürütülen kadastro çalışmaları sonucunda kadastro tutanaklarının hatalı olarak tutulması ve hatalı kadastro tespitleri gerçekleştirilmesi neticesinde kadastro öncesindeki gerçek hak durumuna aykırı hukuki sonuçlar meydana gelebilmektedir.


Örneğin bir taşınmazın kaydının, esas taşınmaz maliki yerine onun komşusu ya da bir akrabası adına gerçekleştirildiği şeklinde olaylar, ülkemizde sıklıkla söz konusu olabilmektedir.


Bu halde kadastro öncesi dönemde hak sahibi olan kişi ve/veya kişiler tarafından kadastro öncesi hak durumuna dayalı olarak tapu iptali ve tescil davası açılabilecektir. Bu dava söz konusu kadastro çalışmalarını yakından ilgilendirmekte olduğundan dolayı, dava dilekçesinde hukuki deliller arasında mutlaka kadastro tespit tutanakları ve kadastro çalışmalarına ilişkin her türlü raporlama evrakları da gösterilmelidir.


f) Hukuki Ehliyetsizlik Nedeniyle Tapu İptali ve Tescil Davası


Taşınmaz mülkiyetinin devrine ilişkin satış, bağış, trampa vb. sözleşme akdetmeye ilişkin ayırt etme gücü ve fiil iradesi olmayan kişilerin yaptığı bu tip işlemler neticesinde tapu sicilinde tescil işlemi gerçekleştirilmişse sonradan hukuki ehliyetsizlik sebebiyle tapu iptali ve tescil davası açılması mümkündür.


Bu davada hukuki ehliyetsizlik iddiasının üzerinde durulur ve hukuki ehliyetsizlik iddiasının ispatlanmasına elverişli deliller ileri sürülmelidir. Örneğin sağlık raporu alınması talep edilebilir ve ek olarak mümkünse özel olarak uzman raporu tanzim ettirilip dosyaya sunulabilir.


g) Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesinin Tarafı Olan Müteahhitin veya Müteahhit ile Sözleşme Yapan 3. Kişilerin Açacağı Tapu İptali ve Tescil Davası


Kat karşılığı inşaat sözleşmesi, arsa sahipleri ile yüklenici yani müteahhitler arasında gerçekleştirilen çift taraflı, karma tipli bir sözleşme türüdür. Bu sözleşme ile müteahhit, bağımsız bölümleri inşa etmeyi ve arsa sahiplerine teslim etmeyi; arsa sahipleri ise arsa payının mülkiyetini hakedişi oranında müteahhide vermeyi vaat etmektedir.


Müteahhit, arsa sahiplerine karşı yükümlülüklerinin tamamını yerine getirmekle birlikte arsa sahiplerini tescile zorlamak amacıyla tapu iptali ve tescil davası açma hakkına sahip olmaktadır. Bunun yanında müteahhit ile taşınmaz satış sözleşmesi veya taşınmaz satış vaadi sözleşmesi adı altında sözleşme akdeden üçüncü kişiler olabilir. Yargıtay'a göre bu tip sözleşmelerin niteliği alacağın temliki sözleşmesidir. Dolayısıyla müteahhitin tüm sorumluluklarını yerine getirmiş olması halinde, müteahhitten taşınmaz satın alan 3. kişiler de arsa sahiplerine karşı tapu iptali ve tescil davası açabileceklerdir.


 

Tapu İptali ve Tescil Davalarına İlişkin Yargıtay Kararları

 
  • Vekalet görevinin kötüye kullanılması sebebiyle tapu iptali ve tescil davası,

  • Vekilin vekalet görevini kötüye kullandığının tespiti,

  • Vekil ile işlem yapan üçüncü kişinin iyiniyetli olup olmadığının tespiti ve bu tespitin hukuki sonuçları,

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2020/3464 E., 2021/4519 K. sayılı kararı "İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : KAYSERİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 1. HUKUK DAİRESİ DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL-TAZMİNAT Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil-tazminat istekli dava sonunda ilk derece mahkemesince davanın reddine dair verilen kararın davacılar tarafından istinafı üzerine Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince, istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi ...’un raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü: -KARAR-

Dava, yolsuz tescil ile vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil ile Türk Medeni Kanununun (TMK) 1007. maddesine dayalı tazminat isteklerine ilişkindir.

Davacılar, dava konusu 2921 ada 6 parsel sayılı taşınmazda 249/2400 ve 481/800 oranındaki paylarının satılabilmesi ve sair işlemlerde kullanılması amacıyla dava dışı ...,’e vekaletname verdiklerini, vekil ...’in davalı ... ile 15.06.2015 tarihinde kat karşılığı inşaat sözleşmesi adı altında bir protokol yaptığını ve paylarına karşılık 4 daire ile 65.000 TL para karşılığında anlaştığını, tapu devrinin ise ortaklığın giderilmesi davası sonucunda diğer payların davalı ... tarafından satın alınmasını müteakip yapılacağının kararlaştırıldığını, dava dışı ... isimli kişinin de anılan sözleşmede tanık olarak yer aldığını, akabinde dava dışı vekil ...’in, tevkil yetkisine istinaden Sivas 3. Noterliğinin 08.09.2015 tarih 20663 yevmiye no’lu vekaletnamesi ile dava dışı ...’i vekil tayin ettiğini fakat çıkan uyuşmazlık nedeniyle dava dışı vekil ...’in, anılan vekaletnameden bir gün sonra 09.09.2015 tarihinde dava dışı ...’i vekillikten azlettiğini, bu azlin 30.09.2015 tarihinde tapuda aziller siciline işlendiğini, buna rağmen azledilen vekil ... tarafından çekişme konusu payların 19.01.2016 tarihinde davalı ...’a satış yoluyla devredildiğini, azilnameye rağmen satış yapıldığı için ve tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan hata nedeniyle yolsuz tescil oluştuğunu, vekil ... ile akraba olup azli bilen davalı ...’ın da iyiniyetli olmadığını, satışın bedelsiz olduğunu ileri sürerek dava konusu 2921 ada 6 parsel sayılı taşınmazda davalı ... adına kayıtlı çekişmeli 249/2400 payın tapu kaydının iptali ile davacı ... adına tescilini, çekişmeli 481/800 payın davalı ... adına olan tapu kaydının iptali ile davacı ... adına tescilini, olmadığı taktirde TMK’nin 1007. maddesine göre payların gerçek değerinin saptanarak fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla şimdilik 30.000 TL tazminatın davalı Hazineden tahsilini istemişlerdir.

Davalı Hazine vekili, davanın husumet yokluğundan reddi gerektiğini, dava dışı vekil ... ...in 09.09.2015 tarihinde tapuya verdiği dilekçenin azilname niteliğinde olmayıp sadece satış esnasında bilgilendirilme talebinde bulunduğunu, bu dilekçenin aziller siciline işlenmesinin de dilekçeye azilname özelliği kazandırmayacağını, iptal tescil davası açmak mümkün iken Hazine sorumluluğu doğmayacağını, anılan dilekçeden 140 gün sonra satış yapıldığını ve bu süreçte geçerli bir azilname düzenlenmediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

Davalı ..., zamanaşımı süresinin geçtiğini, dava dışı vekil ... ile akraba olduklarını, geçerli bir kat karşılığı inşaat sözleşmesi bulunmayıp, işlemin satış olduğunu, vekaletname ile kendisine yapılan satışın geçerli olduğunu, vekile tebliğ edilen geçerli bir azilname bulunmadığını, iyiniyetli 3. kişi olduğunu, toplamda 310.000 TL satış bedelini peyderpey ödediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

İlk derece mahkemesince, davacıların ilk vekili olan dava dışı ... ... tarafından tapu müdürlüğüne verilen 09.09.2015 tarihli dilekçenin azil iradesi içermediği, anılan dilekçenin aziller siciline işlenmesinin de dilekçeye azilname özelliği kazandırmadığı, bu nedenle dava dışı vekil ...’in tevkil yetkisine istinaden yetkili kıldığı dava dışı vekil ... tarafından davalı ...’ya yapılan satışın geçerli olduğu, yolsuz tescil ve TMK’nin 1007. maddesi koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine dair verilen kararın davacılar tarafından istinafı üzerine Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; 1- Davacı ...’in Kadıköy 22. Noterliğinin 13.11.2007 tarih 31293 yevmiye no’lu vekaletnamesi taşınmazlarının satışı, satış vaadi yapılması ve başkasının tevkili gibi konularda dava dışı ... ...i vekil tayin ettiği; davacı ...’nın da Sivas 3. Noterliğinin 03.08.2015 tarih 17800 yevmiye no’lu vekaletnamesi ile dava konusu taşınmazdaki hak ve hisselerinin satışı, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi yapılması, başkasının tevkili gibi konularda dava dışı ... ...i vekil tayin ettiği; dava dışı vekil ... ...in de anılan vekaletnamelere istinaden Sivas 3. Noterliğinin 08.09.2015 tarih 20663 yevmiye no’lu vekaletnamesi ile dava konusu 2921 ada 6 parsel sayılı taşınmazdaki hak ve hisselerin satışı konusunda dava dışı ...’i vekil tayin ettiği,

2- Dava dışı ilk vekil ... ... ile yüklenici sıfatıyla davalı ... arasında yapılan 15.06.2015 tarihli adi yazılı kat karşılığı inşaat sözleşmesine göre; dava konusu 2921 ada 6 parsel sayılı taşınmazda 4 kattan oluşacak ve 12 daire bulunacak şekilde inşaa edilecek binada arsa sahibine 4 daire ve 65.000 TL verileceği, yüklenici davalı ...’ın 30.000 TL’yi peşin, kalan 35.000 TL’yi de tapu devrinde vereceği, bu arsayla ilgili ortaklığın giderilmesi davasının devam ettiği, ortaklığın giderilmesi davası sonucu alınacak hisselerle birlikte davalı yüklenici ...’a tapunun devredileceğinin kararlaştırıldığı,

3- Dava dışı ilk vekil ... ...in Tapu Müdürlüğüne verdiği 09.09.2015 tarihli dilekçede, “Sivas 3. Noterliğinden düzenleme şeklinde vermiş olduğum 20663 no’lu ... adına vermiş olduğum vekaletnameyi henüz anlaşma şartları oluşmadığı için bu vekaletnamenin bilgim dışında alım-satımının yapılmamasını bilgilerinize arz ederim” şeklinde talepte bulunduğu; sözkonusu dilekçenin 30.09.2015 tarihinde aziller siciline işlendiği,

4- Dava konusu 2921 ada 6 parsel sayılı taşınmazın 249/2400 payı davacı ..., 481/800 payı davacı ... adına kayıtlı iken, anılan vekaletnamelere dayalı olarak dava dışı ilk vekil ... tarafından tevkil edilen dava dışı ikinci vekil ... tarafından, davacı ...’in 249/2400 payının 415/38708 payı üzerinde kalacak şekilde 720191/7741600 payının 40.197,99 TL bedelle, davacı ...’nın payının ise tamamının 259.802,01 TL bedelle davalı ...’a 19.01.2016 tarihinde satış yoluyla temlik edildiği,

5- Dava dışı ilk vekil ... ...in, dava dışı ikinci vekil ...’i satıştan sonra 21.01.2016 tarihinde noter marifetiyle vekillikten azlettiği,

6- Davalı ... tarafından ödeme savunmasına ilişkin olarak bir kısım dekont örneğinin sunulduğu anlaşılmaktadır.

Hemen belirtilmelidir ki; 6100 Sayılı HMK’nin 362. maddesinde, bölge adliye mahkemelerinin temyiz olunamayan kararları düzenlenmiş, 1/a bendinde de "miktar veya değeri kırk bin Türk lirasını (bu tutar dahil) geçmeyen davalara ilişkin kararlar" hükmüne yer verilmiş, 2020 yılı itibarıyla HMK'nin 362/1-a bendinde belirtilen 40.000.00-TL’lik kesinlik sınırı 72.070,00-TL olarak uygulanmaya başlamıştır.

Somut olayda; davacı ...’in temlike konu çekişmeli payının değeri keşfen 71.153,47 TL, davacı ...’nın çekişmeli payının değeri 459.869,07 TL olarak saptanmış olup; davacı ... yönünden dava değerinin 2020 yılı itibarıyla temyiz kesinlik sınırının üzerinde kaldığı ve bu davacının temyiz itirazlarının incelenebileceği; ancak davacı ... yönünden dava değerinin 2020 yılı itibarıyla temyiz kesinlik sınırı olan 72.070,00 TL’nin altında kaldığı anlaşılmaktadır.

Öte yandan, temyiz kesinlik sınırı içinde kalması nedeniyle temyiz kabiliyeti bulunmayan kararlar hakkında 01.06.1990 gün ve 3/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca Yargıtay tarafından da bir karar verilebileceği açıktır.

Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı ... yönünden temyiz kesinlik sınırı içinde kaldığı anlaşılan eldeki davada, davacı ...’in temyiz dilekçesinin değerden REDDİNE.

Davacı ...’nın temyiz itirazlarının incelenmesinde; Bilindiği üzere; 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 705. maddesinde; “Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması, tescille olur. Miras, mahkeme kararı, cebrî icra, işgal, kamulaştırma hâlleri ile kanunda öngörülen diğer hâllerde, mülkiyet tescilden önce kazanılır. Ancak, bu hâllerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır.” 1022/1. maddesinde; “ Aynî haklar, kütüğe tescil ile doğar; sıralarını ve tarihlerini tescile göre alır.”, 1023. maddesinde; “ Tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka aynî hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur.", 1024/2. maddesinde; “Bağlayıcı olmayan bir hukukî işleme dayanan veya hukukî sebepten yoksun bulunan tescil yolsuzdur.” düzenlemelerine yer verilmiştir.

Yukarıda yer verilen yasal düzenlemeler uyarınca, ayni haklar tapu siciline tescil ile doğar ve tescilin hukuki netice doğurabilmesi için de geçerli bir hukuki sebebinin bulunması zorunludur. Bu hususun tapunun illilik prensibinden kaynaklandığı açıktır. Oysa, oluşan sicilin hukuken geçerli bir sebebi bulunmadığı takdirde, tescilin yolsuz tescil niteliğini taşıyacağı ve sicilin iptali gerekeceğinde kuşku yoktur.

Öte yandan; 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununun (TBK) 502. ve devamı maddelerinde vekalet sözleşmesi düzenlenmiş olup; TBK’nin 512. maddesine göre, “ Vekalet veren ve vekil, her zaman sözleşmeyi tek taraflı olarak sona erdirebilir. Ancak uygun olmayan zamanda sözleşmeyi sona erdiren taraf, diğerinin bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür.”, yine aynı Kanunun 513. maddesinde, sözleşmeden veya işin niteliğinden aksi anlaşılmadıkça ölüm, ehliyetin kaybedilmesi ve iflas hallerinde vekalet sözleşmesinin kendiliğinden sona ereceği; 514. maddesinde “ Vekilin sözleşmenin sona erdiğini öğrenmeden önce yaptığı işlerden, vekalet veren ya da mirasçıları sözleşme devam ediyormuş gibi sorumludur.” düzenlemelerine yer verildiği görülmektedir.

Somut olayda; dava dışı ilk vekil ... ...in tapu müdürlüğüne verdiği 09.09.2015 tarihli dilekçede azil iradesi olmadığından, dava dışı ikinci vekil ... tarafından vekaleten yapılan satış işlemi sonucunda yolsuz tescil oluştuğundan söz edilemeyecektir. Davacı ...’nın yolsuz tescile ilişkin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine.

Ne var ki; eldeki davada, dava dilekçesinin içeriği ve iddianın ileri sürülüş biçiminden yolsuz tescilin yanı sıra vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine de dayanıldığı anlaşılmaktadır.

Bilindiği üzere, Borçlar Kanununun temsil ve vekalet aktini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.

6098 s. Türk Borçlar Kanununda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde (818 s. Borçlar Kanununun 390.) maddesinde aynen; "Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.

Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.

Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir. (TBK'nin 504/1) Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK'de daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK'de benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.

Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 s. Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekil eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.

Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK'nin 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.

Somut olaya gelince; alıcı tarafından bir kısım bedel ödenmiş olması vekilin işlemini vekil edenin iradesine uygun hale getirmez. Dava dışı ilk vekil ... ..., tevkilen yetkili kıldığı dava dışı ...’in sözkonusu işlemi yapmasını istememiş ve bu yönde tevkil iradesini geri almış, bu hususu tapuya da işlettirmiştir. Davalı ...’ın ise gerek vekil ... ile gerekse de vekil İlhan ile olan ilişkileri nazara alınınca iyiniyet iddiasında bulunamayacağı açıktır.

Hal böyle olunca; yukarıda değinilen somut olgu ve ilkeler birlikte değerlendirilip, vekalet görevinin kötüye kullanılması iddiası yönünden inceleme yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.

Davacı ...’nın temyiz itirazlarının değinilen yönden kabulü ile 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 373/1. maddesi uyarınca Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesinin kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda yazılı nedenlerden dolayı 6100 Sayılı HMK’nin 371/1-a maddesi uyarınca BOZULMASINA, dosyanın kararı veren Sivas 2. Asliye Hukuk Mahkemesine, kararın bir örneğinin Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesine gönderilmesine, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 22.09.2021 tarihinde kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.


 
  • Kat karşılığı inşaat sözleşmesine istinaden verilen vekalet görevinin kötüye kullanılmasına ilişkin karar,

  • Tapu iptali ve tescil davasında davalının tapuda kayıtlı olan malik olması gerektiğine ilişkin karar,

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2021/483 E., 2021/1698 K. sayılı kararı "İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi İLK DRC. MHK. : ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı olan bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen kararın temyizen tetkiki davalı ... ile davalılar ..., ... ve ... vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu, gereği konuşulup düşünüldü. - K A R A R - Davacılar vekili, müvekkillerinin 02/07/2014 tarihinde davalılardan ... İnş. Taah. Gıda San. Tic. Lti. Şti. ile kat karşılığı inşaat sözleşmesi imzaladıklarını, sözleşmenin paylaşım şartlarında işin yapılması karşılığında sözleşmeye konu edilen taşınmazların ... İnş. Taah. Gıda San. Tic. Lti. Şti. adına tescil edileceğinin kararlaştırıldığını,müvekkillerinin sözleşme doğrultusunda ... İnş. Taah. Gıda San. Tic. Lti. Şti. yetkilisi ... adına vekalet verdiklerini sanırken, müvekillerinin yaşlı olmalarından yararlanarak ... dışında ...., ... ve .....’a da vekalet verdiklerini, daha sonra Avusturalya’da yaşayan ve sınırlı zamanlarda Türkiye’ye gelen müvekkillerinin inşaatın başlamadığı, verdikleri vekalet ile de ... İli .... ilçesi .... Köyü .... parselin ..., ... ve ... adlı kişilere gerçek bedelin çok altında fiyatla satıldığını öğrendiklerini, davalılardan ...’nın müvekkillerini iyi niyetinden faydalanarak sözleşmeye konu edilen ... İli .... ilçesi ... ada 29 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan müstakil evlerinin yıkımına neden olduğunu, sözleşmeye göre yapılması gereken inşaatla ilgili hiçbir faaliyet olmadığını, sözleşme hükümlerini yerine getirmediği halde dava konusu olan .... ilçesi ... köy .... parsel sayılı taşınmazın vekalet akdi kötüye kullanılarak gerçek bedelinin çok altında 20.000,00 TL gibi bir tutarla satılıp devredildiğini, işlemin muvazaalı yapıldığını, ...’nın taşınmazın satışı konusunda müvekkillerine bilgi vermediği gibi, satış bedelini de ödemediğini, taşınmazı satın alan davalıların iyi niyetinden söz edilemeyeceğini, temsil yetkisini TMK’nun ikinci maddesindeki genel ilkeye göre dürüstlük kurallarına uygun olarak kullanmak gerektiğini, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 1990/14086 E. 1990/14697 K. sayılı içtihadında açıklandığı üzere temsil yetkisi temsil edilenin çıkarına hizmet edeceği, üçüncü kişinin vekalet yetkisinin kötüye kullandığını bilmesi yada ağır ihmali nedeniyle bilmeyişi durumunda kötü niyetli vekilin gerçekleştirdiği sözleşmenin vekil edeni bağlamayacağını ileri sürerek, davalı ...’nın davacılar ... ve ... adına kayıtlı iken vekalet akdine dayanarak 1/3’er paylı olarak ..., ... ve ... adına yapmış olduğu muvazaalı temlikler nedeniyle adı geçen davalılar adına kayıtlı bulunan ... ilçesi .... Bölge .... Köyü ... parsel sayılı 387 m2 lik taşınmazın tapu kaydının iptali ile davacılar adına ½’şer oranda tesciline, olmadığı takdirde söz konusu taşınmazın satış tarihindeki gerçek değerini hesaplanarak satış tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davacılara iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı ... vekili, müvekkilinin ne kat karşılığı inşaat sözleşmesinin hazırlanması ve imzalanmasında ne de diğer işlemler sırasında davacıları hiç görmediğini, davacıların ... İnş. Taah. Gıda San. Tic. Lti. Şti.yetkilileri ile görüşüp sözleşmeyi de şirketle yaptıklarını, SGK kayıtlarından anlaşılacağı üzere müvekkilinin adı geçen şirkette o tarihte sigortalı işçi olarak çalışmakta olup şirket yetkilisinin Engin Sarı olduğunu, davacı tarafın dayandığı vekalet ilişkisinin kötüye kullanılması nedeniyle tapu iptali ve tescil hukuksal temelini yanlış bir nitelendirme olduğunu, 02/07/2014 tarihli Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi’nin ‘Tapu verme Şekli‘ başlıklı 6. kısmında arsa sahibinin yüklenicinin göstereceği kişiye vekalet verme zorunluğunun düzenlendiğini, müvekkilinin sözleşmenin tarafı olmadığını, uyuşmazlığın ... İnş. Taah. Gıda San. Tic. Lti. Şti.’nin sözleşmeye uygun davranıp davranmadığı konusunda olduğunu,taşınmazı satmayı düşünen yüklenici şirketin tapuyu kendi üzerine almayıp şirket çalışanı müvekkiline verilen talimat üzerine davalılara sattığını, müvekkilinin satışın hangi amaçla yapıldığını ve hangi bedelle satıldığını bilmediğini, bedeli tahsil etmediğini, şeklen bakıldığında müvekkili ile davalılara arasında bir vekalet ilişkisi var gibi gözükse de aslında satış işleminin tarafa davacılar ile dava dışı ... İnş. Taah. Gıda San. Tic. Lti. Şti. olduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur.

Diğer davalılar davaya cevap vermemişlerdir.

İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; ... ili, ... ilçesi, ... köyü ... parselin 397 m2 olduğu, ... ilçesi ... Köyü ... ada 29 parselin 62 m2 olduğu, davacılar ... ve ...'ün 213 ada 29 parsel üzerine bina yapılması konusunda anlaştığı ... İnş. Taah. Gıda San. Tic. Lti. Şti. ile 02/07/2014 tarihinde kat karşılığı inşaat sözleşmesi imzaladıkları, sözleşmeye davacı ...’nin parmak izini bastırdığı, kat karşılığı inşaat sözleşmesinin noterde düzenlenmediği, Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi’nin 6. kısmında arsa sahibinin yüklenicinin göstereceği kişiye vekalet vermesi kararlaştırıldığından aynı gün davacı ...'ün ... .... Noterliği'nin 02/07/2014 tarih ve 16145 yevmiye sayılı vekaletname ile şirket çalışanı ...’yı vekil tayin ettiği, aynı şekilde diğer davacı ...’ün da ... .... Noterliği’nin 02/07/2014 tarih ve .... yevmiye sayılı vekaletname ile ...’yı vekil tayin ettiği, 29 parsel üzerine yapı kurulmadığı halde dahili davalı ... İnş. Taah. Gıda San. Tic. Lti. Şti. çalışanı olan davalı ...’nın anılan vekaletnamelere dayalı olarak ... ili (İzmit) .... ilçesi ... Köyü ... parsel sayılı taşınmazı 07/08/2014 tarihli işlemle ..., ..., ...'a 20.000 TL bedelle satıldığı, davacıların kat karşılığı inşaat amacıyla temlik konulu vekaletname verdiği davalı ...'nın şirket çalışanı olduğu, sözleşmeye konu diğer arsa üzerine bina inşa edilmediği, davacılar vekilin 1737 parsel 20.000 TL bedelle davalılar satışı sonrası davacılara satış semenini ödemediği gerekçesiyle davanın kabulü ile ... ili ... ilçesi ... ... parsel sayılı taşınmazın temliki vekil edenleri bağlamadığı subuta erdiğinden anılan taşınmazın ...... ..., ...... oğlu ..., .... kızı ... adına olan tapunun iptali ile 1/2 şer payda olarak davacı ... ve davacı ... adlarına eşit oranda tapuya tesciline karar verilmiştir.

Kararın davalılar tarafından istinaf edilmesi sonucunda, istinaf mahkemesince, dahili davalı şirketin çalışanı olan davalı ...'nın davacılar tarafından kendilerine verilen vekalet görevini kötüye kullanarak davacıların paydaşı olduğu dava konusu taşınmazı diğer davalılar ..., ..., ...'a satış suretiyle temlik ettiği, davalılar ..., ..., ..., ... ile dahili davalı ... şirketinin el ve işbirliği içerisinde hareket ettikleri gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Karar, davalılar ..., ..., ... ve davalı ... tarafından temyiz edilmiştir.

1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalılar ..., ..., ...’un temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2- Davalı ...’nın temyiz itirazları incelendiğinde, Taraf sıfatı, bir başka deyişle husumet ehliyeti, dava konusu hak ile kişiler arasındaki ilişkiyi ifade eder. Sıfat, bir maddi hukuk ilişkisinde tarafların o hak ile ilişkisinin olup olmadığının belirlenmesi anlamına gelir. Davacı sıfatı, dava konusu hakkın sahibini, davalı sıfatı ise dava konusu hakkın yükümlüsünü belirler. Uygulamada davacı sıfatı aktif husumeti, davalı sıfatı ise pasif husumeti karşılayacak şekilde değerlendirilmektedir. Dava konusu şey üzerinde kim ya da kimler hak sahibi ise, davayı bu kişi veya kişilerin açması ve kime karşı hukuki koruma isteniyor ise o kişi veya kişilere davanın yöneltilmesi gerekir. Bir kimsenin davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı tıpkı hakkın mevcut olup olmadığının tayininde olduğu gibi maddi hukuka göre belirlenir. Taraf sıfatının bu anlamda önemli özelliği ise, def'i değil itiraz niteliğinde olması nedeniyle taraflarca süreye ve davanın aşamasına bakılmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve taraflar ileri sürmemiş olsalar bile mahkemece re'sen nazara alınmasıdır. Mahkemenin taraflar arasında dava konusu hakkın esası hakkında bir karar verebilmesi için, bu kişilerin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatlarına sahip olmaları gerekir. Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, taraflardan birinin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatı yoksa davanın esası hakkında bir karar verilemeyeceğinden, dava sıfat yokluğundan (husumetten) reddedilir. Taraf sıfatı usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu subjektif hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunu olduğundan taraf sıfatının yokluğu, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olduğu için def’i değil, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülmesi mümkün ve mahkemece de kendiliğinden nazara alınması zorunlu bir itiraz niteliğindedir. Somut olayda davanın kime yöneltileceği konusuna gelince, eldeki dava tazminat davası değil tapu iptal ve tescil davası olup, aleyhine tapu iptal ve tescil kararı verilecek kişi taşınmazın malikidir. Bu nedenle tapu iptal ve tescil talepli davanın taşınmaz malikine yöneltilmesi gerekir. Malik dışındaki ... yapı maliki değil, tapu işlemini vekaleten yapan kişi olduğundan davada taraf sıfatı (pasif husumet ehliyeti) bulunmamaktadır. Mahkemece, davalı ... yönünden taraf sıfatı yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddi doğru olmamış, istinaf mahkemesi kararı kaldırılarak ilk derece mahkemesi kararının bozulması uygun görülmüştür.

SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte yazılan gerekçelerle davalılar ..., ..., ...’un temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesinin 17.05.2019 tarih ve 2018/354 Esas 2019/810 Karar sayılı kararın kaldırılarak davalı ... yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edenlerden davalı ...'ya iadesine, aşağıda yazılı harcın temyiz edenlerden davalılar ..., ..., ...'dan müştereken ve müteselsilen alınmasına, 6100 sayılı HMK 373. madde hükümleri gözetilerek dosyanın ilk derece mahkemesine, karardan bir örneğin ise bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine, 23.11.2021 gününde oy birliğiyle karar verildi.

 
  • Ehliyetsizlik ve mirastan mal kaçırma nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil davası,

  • Ehliyetsizlik hususunun ispatına ilişkin olarak Adli Tıp Kurumundan yapılan her işlem için ayrı ayrı rapor alınması gerekliliği,

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2021/1624 E., 2021/5973 K. sayılı kararı "İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ

DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil, denkleştirme, tenkis davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin verilen karara karşı davacının istinafı üzerine, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine dair verilen karar davacı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla, dosya incelendi, Tetkik Hakimi ...’ün raporu okundu, gereği görüşülüp düşünüldü; -KARAR- Dava, ehliyetsizlik ve muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali-tescil ve tazminat, olmadığı takdirde TMK’nın 669. maddesine dayalı denkleştirme, bunun da mümkün olmaması halinde tenkis isteğine ilişkindir.

Davacı, mirasbırakan babası ... ... ...’nun 854 ada 1659 parseldeki 8 nolu ve 809 ada 1830 parseldeki 16 nolu bağımsız bölümleri bağış suretiyle davalı kızına temlik ettiğini, davalının da sonrasında 16 nolu bağımsız bölümü üçüncü kişiye devrettiğini, akit tarihlerinde mirasbırakanın ehliyetsiz olduğunu, ayrıca işlemlerin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek, öncelikle ehliyetsizlik sebebiyle çekişmeli 8 nolu bağımsız bölümün tapu kayıtlarının iptali ile miras payı oranında adına tescilini, 3. kişiye devredilen 16 nolu bağımsız bölümün değerinin tespiti ile miras payına isabet eden bedelin faiziyle birlikte davalıdan tahsilini; olmadığı takdirde muris muvazaası sebebiyle miras payı oranında tapu iptali tescil ve tazminat, olmazsa TMK’nın 669. ve devamı maddeleri denkleştirme hükümlerinin uygulanarak taşınmazların terekeye iadesini, bunun da mümkün olmaması halinde tenkise karar verilmesini istemiştir. Davalı, mirasbırakanın ölümüne kadar fiil ehliyetini haiz olduğunu, bağış suretiyle devredilen çekişmeli taşınmazlarda muris muvazaasından söz edilemeyeceğini, mirasbırakanın davacıya da taşınmaz verdiğini, ayrıca başkaca taşınmazlarının bulunduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesince, mirasbırakanın akit tarihlerinde fiil ehliyetini haiz olduğunun Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulu’nun raporuyla saptandığı, temliklerin muvazaalı olduğu iddiasının ispatlanamadığı, davacının saklı payına tecavüz bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; davacı vekilinin istinafı üzerine, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesince, istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; 1926 doğumlu mirasbırakan ... ... ...’nun 20.03.2009 tarihinde öldüğü, geride mirasçı olarak davacı oğlu ..., davalı kızı ... ve dava dışı oğlu ...’in kaldığı, mirasbırakanın maliki olduğu dava konusu 8 nolu bağımsız bölümü 03.02.1993 tarihinde davalı kızına satış suretiyle devredip 01.04.1997 tarihinde geri satın aldığı ve aynı gün farklı akitle taşınmazı geri davalı kızına bağış suretiyle temlik ettiği, mirasbırakanın maliki olduğu 16 nolu bağımsız bölümü de 23.12.2008 tarihinde davalı kızına bağış suretiyle temlik ettiği, davalının 16 nolu bağımsız bölümü 23.06.2009 tarihinde dava dışı 3. kişiye sattığı anlaşılmaktadır.

Hemen belirtilmelidir ki, dava konusu 8 nolu bağımsız bölüm yönünden Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulu’nun raporu ile mirasbırakının akit tarihinde ehliyetli olduğu saptanarak ehliyetsizlik iddiası yönünden davanın reddine karar verilmiş olmasında, bağış suretiyle devredilen dava konusu 8 ve 16 nolu bağımsız bölümler yönünden 1.4.1974 tarih 1/2 Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının uygulanamayacağı gözetilerek muris muvazaası iddiası yönünden davanın reddedilmesinde ve tenkis raporuyla davacının saklı payının zedelenmediği belirlenerek tenkis isteği yönünden de davanın reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur. Davacı vekilinin bu yöne değinen temyiz itirazları yerinde görülmediğinden, reddine.

Davacının öteki temyiz itiralarına gelince; Bilindiği üzere; davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim Medeni Kanun'un “ fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir “ biçimindeki 9. maddesi hükmüyle hak elde edebilmesi, borç (yükümlülük) altına girebilmesi," fiil ehliyetine bağlamış. 10. maddesinde de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin (reşit) olmayı kabul ederek “ ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyeti vardır. “ hükmünü getirmiştir. “Ayırtım gücü “ eylem ve işlev ehliyeti olarak da tarif edilerek aynı Yasa'nın 13. maddesinde “Yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.” denmek suretiyle açıklanmış, ayrıca ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir. Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu Yasa ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır.

Hemen belirtmek gerekir ki, Medeni Kanunu'nun 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından karşı tarafın iyiniyetli olması o işlemi geçerli kılmaz. (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 11.6.1941 tarihli ve 4/21 sayılı kararı)

Yukarıda sözü edilen ilkelerin ve yasa maddelerinin ışığı altında olaya yaklaşıldığında bir kimsenin ehliyetinin tespitinin şahıs ve mamelek hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar. Bu durumda, tarafların gösterecekleri, tüm delillerin toplanılması tanıklardan bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta müşahede kağıtları, film grafilerinin eksiksiz getirtilmesi zorunludur. Bunun yanında, her ne kadar 6100 s. HMK'nin 282. (HUMK'un 286.) maddesinde belirtildiği gibi bilirkişinin “oy ve görüşü” hakimi bağlamaz ise de, temyiz kudretinin yokluğu, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi, çok zaman hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir.

Ayırt etme gücünün nispi bir kavram olması kişiye eylem ve işleme göre değişmesi bu yönde en yetkili sağlık kurulundan, özellikle Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır. Esasen Medeni Kanun'un 409/2. maddesi akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür.

Öte yandan, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297/2. maddesinde “hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir” düzenlemesi yer almaktadır.

Somut olaya gelince; mahkemece ehliyetsizlik iddiasıyla ilgili Adli Tıp Kurumu Dördüncü İhtisas Kurulundan sadece 8 nolu bağımsız bölümün temlik tarihi olan 01.04.1997 tarihi itibariyle rapor alınmak suretiyle sonuca gidilmiş olup, diğer dava konusu 16 nolu bağımsız bölüm yönünden ise temlik tarihi olan 23.12.2008 tarihinde mirasbırakanın ehliyetli olup olmadığı hususunda Adli Tıp Kurumundan rapor aldırılmadan, kanaat yoluyla murisin ehliyetli olduğu kabul edilerek sonuca gidilmiş olması doğru olmadığı gibi, davacı, dava dilekçesinde terditli olarak dava konusu 8 ve 16 nolu bağımsız bölümler yönünden TMK'nın 669 vd. maddeleri uyarınca mirasta denkleştirme isteğinde bulunduğu halde, dava konusu edilen bu istek bakımından HMK’nın 297. maddesi gereğince olumlu ya da olumsuz bir hüküm kurulmamış olması da isabetsizdir.

Hal böyle olunca, öncelikle dava konusu 16 nolu bağımsız bölüm yönünden mirasbırakanın temlik tarihi olan 23.12.2008 tarihi itibariyle hukuki işlem ehliyetinin bulunup bulunmadığı konusunda Adli Tıp Kurumu Dördüncü İhtisas Kurulundan rapor alınması, ehliyetsiz olduğu saptanırsa anılan taşınmaz bakımından davanın kabulüne karar verilmesi, ehliyetli olduğunun anlaşılması halinde, dava konusu 8 ve 16 nolu bağımsız bölümler yönünden davacının terditli talebi olan mirasta denkleştirme isteği hususunda TMK'nın 669 vd. maddeleri uyarınca gerekli araştırma ve inceleme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ve eksik soruşturma ile yetinilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.

Kabule göre de; yargılama sırasında taşınmazların keşfen belirlenen değeri üzerinden harç tamamlanmadığı halde, harcı tamamlanmayan bu değer üzerinden davalı yararına fazla avukatlık ücretine hükmedilmiş olması da isabetsizdir.

Davacının değinilen yön itibariyle yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 373/1. maddesi uyarınca Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda yazılı nedenlerden dolayı 6100 sayılı HMK’nın 371/1-a maddesi uyarınca BOZULMASINA, dosyanın kararı veren Kayseri 2. Asliye Hukuk Mahkemesine, kararın bir örneğinin Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesine gönderilmesine, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 25.10.2021 tarihinde kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.


 

Desert in Dark

Büromuzda ücretsiz ve randevusuz görüşme yapılmamaktadır. Lütfen öncelikle arayıp randevu alınız.