top of page

Muris Muvazaası(Mirastan Mal Kaçırma) Nedir, Hangi Davalara Konu Edilebilir? 2025

  • Yazarın fotoğrafı: Avukat Baran DELİL
    Avukat Baran DELİL
  • 24 Tem
  • 28 dakikada okunur

Delil Hukuk Bürosu

mirastan mal kaçırma muris muvazaası

Makale İçeriği:

  1. Mirastan Mal Kaçırma Ne Demektir?

  2. Muvazaa Nedir?

  3. Muris Muvazaası Nedir?

  4. Mirastan Mal Kaçırmanın Şart ve Unsurları

  5. Mirastan Kaçırılan Malların Neler Olduğu Nasıl Tespit ve İspat Edilebilir?

  6. Muris Muvazaasının İspatında Kullanılan Karineler ve İspat Araçları

  7. Mirastan Mal Kaçırma Halinde Nasıl Bir Yol İzlenilmelidir?

    1. Muris Muvazaasına Dayalı Tapu İptali ve Tescil Davası

    2. Muris Muvazaası Nedeniyle Tazminat Davası

    3. Mirastan Mal Kaçırma Halinde Tenkis Davası

  8. Mirastan Mal Kaçırma Nedeniyle Kimler Dava Açabilir?

  9. Mirastan Mal Kaçırma Halinde Görevli ve Yetkili Mahkeme

  10. İhtiyati Tedbir

  11. Denkleştirme ile Muris Muvazaası Arasındaki Fark

  12. Mirastan Mal Kaçırma Sebebiyle Açılacak Davalarda Zamanaşımı veya Hak Düşürücü Süre

  13. Mirastan Mal Kaçırmaya İlişkin Yargıtay Kararları


Mirastan Mal Kaçırma Ne Demektir?


Mirastan mal kaçırma halk arasında miras mallarının mirasçılara intikalinin önlenmesi adına mirasbırakan(muris) tarafından gerçekleştirilen her türlü hukuki işleme denir. Bu anlamda halk arasında kullanılan anlamıyla mirastan kaçırma: bağışlama gibi hukuki işlemleri de kapsamaktadır.


Ancak uygulamada hukuki bir terim olarak "mirastan mal kaçırma" ifadesi ile "muris muvazaası" anlatılmak istenmektedir. Hukuki bir terim olan muris muvazaası, Yargıtay'ın aşağıda detaylandıracağımız yerleşik içtihatları ile şekillenmiş olan, bir çeşit (danışıklı, hileli) bir tür hukuki işlemdir. Bu anlamıyla muris muvazaası: Tüm mirasçıların ve özellikle saklı pay hakkı sahibi olan mirasçıların miras paylarını almalarını engellemek amacıyla mirasbırakan tarafından esasen bağışlanmak istenilen bir malvarlığı değerinin, satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi yapılmış gibi gösterilerek devredilmesidir. Burada saklı pay hakkı sahibi olan mirasçılara vurgu yapmamızın sebebi, zaten saklı paylı olmayan mirasçılardan mal kaçırmak isteniyorsa, kolaylıkla bağış sözleşmesi ile devir sağlanabilecek olmasından ileri gelmektedir. Çünkü mirasbırakanın mirasçıları saklı paylı mirasçılar değillerse, yapılacak olan bağış sözleşmesi karşısında tenkis davası açmaları mümkün olamayacak ve işlemin iptali için hukuki ehliyetsizlik gibi başka geçersizlik nedenlerinin öne sürülmesi gerekecektir. Dolayısıyla muris muvazaası genellikle saklı paylı mirasçıların hak alanını ilgilendiren uyuşmazlıklara konu olmaktadır. Bununla birlikte söylememiz gerekir ki birçok muris, bilgi kirliliği veya bilgi eksikliği gibi çeşitli nedenlerle saklı paylı olmayan mirasçılara karşı da muris muvazaası teşkil edebilecek davranışlar içerisine girebilmektedir.


Örneğin murisin mirasçılarından birinin, birkaçının veya mirasçılarının hiçbirinin hak sahibi olmasını istemediği bir taşınmazını, mirasçılardan kaçırmak amacıyla mirasçılardan yalnızca birine veya 3. bir kişiye devretmek istediğini düşünelim. Eğer muris, bu taşınmazı devir işlemini tapuda bağış sözleşmesi yapmak yoluyla bağışlayarak devretmek isterse, saklı pay hakkı sahibi olan mirasçıların tenkis davası açmaları ve en azından saklı payları oranında kazanımda bulunmaları mümkün olacaktır. Dolayısıyla bu şekilde uygulamada mirasçılarından mal kaçırmak, yani onları miras haklarından mahrum bırakmak isteyen kişilerin, tapuda satış göstererek devir gerçekleştirdikleri görülmektedir. Aynı şekilde örneğin bankadaki paranın, bir otomobilin, belirli bir miktar altının da 3. kişilere devri söz konusu olabilir. Ancak mirastan mal kaçırma girişimlerine ilişkin olarak en sık karşılaşılan ve davalara konu edilen hukuki işlemler, taşınmazlar olmaktadır. Taşınmazlara ilişkin olarak muris tarafından gerçekleştirilen muvazaalı işlemlere istinaden muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil davası açılabilmektedir.


Bunun yanında mirasbırakan, bağışlama veya başkaca bir hukuki iş veya işlem yoluyla da mirasçılarından mal kaçırabilmektedir. Bu durum yukarıda bahsetmiş olduğumuz teknik hukuki anlamıyla muris muvazaası da teşkil etmemektedir, çünkü bağışlama halinde saklı pay hakkı sahipleri tarafından tenkis davası açılması mümkündür. Ancak eğer mirasçıların saklı payları murisin(muris, mirasbırakan kişidir) bu tasarrufundan etkilenmişse, saklı pay mirasçıları tenkis davası açarak ihlal edilen saklı payları oranında hak talep edebileceklerdir.


Konunun daha iyi bir şekilde anlaşılması için bu makalemizde "muvazaa nedir?", "muris muvazaası nedir?", "saklı pay nedir?", "saklı pay mirasçıları kimlerdir?", "tenkis davası nedir?", "mirastan mal kaçırma nasıl tespit edilir?", "mirastan mal kaçırmayı tespit eden mirasçılar ne yapmalıdır?" gibi kilit soruları cevaplandırmaya çalışacağız.


Muvazaa Nedir?


Muvazaa; tarafların üçüncü şahısları aldatmak amacı ile gerçek iradelerine uymayan ve görünüşte gerçek olmasına rağmen esasen aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir hukuki görünüş yaratmak hususunda anlaşmalarıdır. Muvazaa mutlak ve nisbi muvazaa olmak üzere ikiye ayrılır:

  • Mutlak muvazaa: Taraflar arasında üçüncü kişileri aldatmak amacıyla yapılan ve tarafları bağlamayan, gerçekte var olmayan bir hukuki işlemdir.

  • Nisbi muvazaa: Tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla gerçekteki bir işlemlerini görünürdeki bir işlemle saklamalarıdır. Yani nisbi muvazaanın var olabilmesi için gerçek bir işlem, görünürde bir işlem, üçüncü kişileri aldatma amacı taşıması, muvazaa anlaşması bulunması gerekir.


Muris muvazaasında ise nisbi muvazaa söz konusudur. Taraflar esasen bir bağış sözleşmesi yapmak istemektedirler, ancak üçüncü kişileri(mirasçıları) aldatmak amacıyla bunu satış sözleşmesi olarak göstermektedirler.


Muris Muvazaası Nedir?


Muris muvazaası, muvazaanın ve muvazaalı işlemlerin miras hukukumuzdaki görünümüdür ve uygulamada çeşitli nedenlerle sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Miras hukuku alanındaki deneyimlerimize dayanarak, ülkemizde muris muvazaasının bu kadar yaygın olarak görülmesinin başlıca sebeplerini kabaca şu şekilde sayabiliriz:

  • Yöresel adetler ve gelenekler,

  • Malların kız çocuklarına bırakılmasının önüne geçilerek aynı aile içerisinde toplanmaya çalışılması,

  • Muris ile mirasçılar arasında herhangi bir sebeple husumet yaşanması,

  • Mirasçıların uzak şehirlerde yaşaması, anne ve babalarına bakma görevlerini, anne ve babalarının onlardan beklediği kadarıyla yerine getirmemeleri,

  • Ve benzeri, mahkeme tarafından dikkate alınmaya değer aile dinamikleri

Muris muvazaası, Türk Hukuk Sistemimizde bazı mirasçıların saklı paylarının bulunmasından kaynaklı olarak mirasbırakanın(murisin) söz konusu bu saklı payları ihlal etme ve mirasçılarından bazılarını ya da tamamını mirasından mahrum bırakma arzusundan kaynaklanmalıdır. Mirasbırakan, mirası üzerinde saklı pay hakkı sahibi olacak mirasçılar olan: Altsoyu, eşi ya da annesi veya babasının sağ olması halinde malvarlığı üzerinde dilediği gibi tasarruf edememekte, saklı paylı mirasçıların saklı paylarını ihlal edecek tasarrufları tenkise konu edilebilmektedir. Bu durumda mirasbırakan, bağışlamak istediği bir malvarlığı değerini, örneğin bir taşınmazı veya bir otomobili bağışlamak yerine, bağışlamak istediği kişiyle satış sözleşmesi imzalar. Çünkü satış halinde mirasbırakan ile 3. kişi arasında karşılıklılık söz konusu olacağından ötürü, bu halde 3. kişiye saklı pay iddiasıyla tenkis talebinde bulunulamayacaktır.


Muris muvazaasının ispat edilmesi bazı şartların mahkeme huzurunda ispat edilmesine bağlıdır. Ayrıca muris muvazaası, Yargıtay tarafından verilmiş olan emsal kararlar ile şekillenmiş bir hukuki müessesedir. Bu nedenle muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil davası ya da tazminat veya tenkis davası açmayı düşünen kimseler, Yargıtay'ın vermiş olduğu emsal kararları oldukça dikkatli bir şekilde incelemelerini ve mümkünse alanında uzman bir miras avukatı ile çalışmalarını tavsiye etmekteyiz.


Muris muvazaası, kural olarak tapulu taşınmazların satış yoluyla devri halinde söz konusu olmaktadır. Ancak yalnızca satış sözleşmesi ile gerçekleştirilen devirlerde değil, karşılıklılık arz ettiği iddiasıyla yapılan ve 3. kişileri yanıltma amacı taşıyan tüm işlemler açısından söz konusu olabilir. Örneğin muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil davası, yalnızca taşınmaz satış sözleşmesi nedeniyle değil, ölünceye kadar bakma sözleşmesinin ya da trampa sözleşmesinin muvazaalı olması nedeniyle de açılabilir. Ancak burada da ölünceye kadar bakma sözleşmesi ya da trampa sözleşmesi gibi muvazaalı olduğu öne sürülen sözleşmenin gerçekten muvazaalı olduğu ve 3. kişileri yanıltma amacı taşıdığı hususu ispat edilmelidir. Para, altın vb. gibi devri herhangi bir sicile tescil ile sağlanmayan taşınır/menkul mallar için ise tenkis ve denkleştirme gibi hükümler devreye girer.


Mirastan Mal Kaçırmanın Şart ve Unsurları


Yukarıda detaylı olarak belirtmiş olduğumuz üzere muris muvazaası (mirastan mal kaçırma), kanunda açıkça tanımlanmamış; Yargıtay’ın 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı (İBK) ve yerleşik içtihatlarıyla çerçevesi çizilmiş, nisbî (vasıflı) muvazaa türüdür. Özünde, mirasbırakanın gerçekte bağışlamak istediği malı tapuda satış/bakım/trampa gibi ivazlı bir işlem olarak göstererek, mirasçılarından (çoğu kez saklı paylı olanlardan) mal kaçırması bulunur. Görünürdeki ivazlı sözleşme tarafların gerçek iradesine uymadığı; gizli bağış da taşınmazlarda öngörülen resmî şekil şartını taşımadığı için geçersiz sayılır.


  1. Görünürde ivazlı bir işlem (satış/ölünceye kadar bakma/trampa) yapılmış olmalı: Tapuda resmî şekilde düzenlenmiş satış, ölünceye kadar bakma ya da trampa gibi ivazlı bir akit görünür; fakat bu akit, mirasçılara karşı gizli bağış iradesini perdelemek için kullanılır.

  2. Gerçek (gizli) irade bağış olmalı: Mirasbırakanın asıl iradesi bağıştır. Bu nedenle görünürdeki satış sözleşmesi, tarafların gerçek iradesine uymadığından dolayı ve TMK 2. maddesinde düzenlenmiş olan dürüstlük kuralı ile hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırılık teşkil ettiği için hükümsüzdür; gizli bağış sözleşmesi ise, taşınmazlarda TMK m.706, TBK m.237 ve Tapu Kanunu m.26’daki resmî şekil koşullarından yoksun olduğu için(tapuda resmi şekilde bağış sözleşmesi yapılmamış olduğu için) geçersizdir.

  3. Mirasçılardan mal kaçırma amacı söz konusu olmalı: Muris muvazaasını diğer nisbî muvazaalardan ayıran belirleyici unsur, mirasçıyı miras hakkından yoksun bırakma kastıdır. Bu kast yoksa muris muvazaası uygulanmaz (ör. sırf minnet duygusu, alışılmışın ötesinde bakım/iş görme karşılığı gerçek ivaz varsa)..


Mirastan Kaçırılan Malların Neler Olduğu Nasıl Tespit ve İspat Edilebilir?


Çoğunlukla mirasçılar tarafından mirastan mal kaçırma olgusu bilinememektedir. Çünkü birçok mirasçı, mirasbırakanın tam olarak ne kadar malvarlığı bulunduğunu, bu mallar taşınmazsa ada ve parsel bilgilerini, bankadaki paraların mevcut olup olmadığını, mevcutsa hangi bankada bulunduğunu, bireysel emeklilik sigortası yaptırıp yaptırmadığını ve benzeri durumları bilmemektedir. Dolayısıyla, ölüm olayının yaşanması ile birlikte öncelikle miras malları tespit edilmelidir.


Mirasçılar miras mallarını kendileri tek tek ilgili kurum ve kuruluşlara sorarak veya dilekçe vererek tespit edebilirler, ancak bundan daha kolay ve kesin bir yol, terekenin tespiti davası açılarak, mahkemeden terekenin(miras mallarının) tespitini gerçekleştirmesini istemeleridir.


Terekenin tespiti davasında mahkemeden muris ile davalının banka kayıtları ve hesap dökümleri için ilgili bankalara Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğüne, muhtelif tapu müdürlüklerine, kolluğa, sigorta şirketlerine ve benzeri kurum ve kuruluşlara müzekkere yazılmasını isteyen taraflar, müzekkere sonucunda gelen cevap yazılarına göre miras mallarını tespit edip, hangi malların kaçırılmış olması ihtimalinin bulunduğuna dair kapsamlı bilgi edinebilirler.


Muris Muvazaasının İspatında Kullanılan Karineler ve İspat Araçları


Muris muvazaası davalarında amaç; görünürdeki işlemin(çoğunlukla satış sözleşmesi veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi) mirasçıları aldatma ve mirastan mal kaçırma amacıyla yapılıp yapılmadığını ortaya koymaktır. Yargıtay’ın 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ve sonraki istikrar kazanmış kararları, ispatta hangi olguların özellikle dikkate alınacağını ayrıntılı biçimde saymaktadır. Bu davalarda mirasçılar, muvazaalı sözleşmenin tarafı olmadıklarından dolayı bu sözleşme açısından “üçüncü kişi” konumundadır; bu nedenle tanık dâhil her türlü delille muvazaayı ispatlayabilirler.


Yargıtay, özellikle temlikin gerçek yönünün saptanması için gelenek-görenekler, toplumsal eğilimler, hayatın olağan akışı, muris ile mirasçılar arasındaki ilişki dinamikleri, murisin makul gerekçesi, alıcının alım gücü, bedel-rayiç farkı ve taraflar arasındaki beşeri ilişki gibi olguların birlikte değerlendirilmesi gerektiğini sıklıkla belirtmektedir.


Aşağıdaki hususların birkaçının aynı somut olay içerisinde mevcut olduğunun ispat edilmesi halinde muris muvazaasına ilişkin davalar genellikle kabul edilmektedir; dolayısıyla aşağıda sayacağımız bu hususların, muris muvazaası olgusunun tespitinde karine teşkil ettikleri söylenebilir:


  1. Satış bedeli - rayiç değer farkı: Sözde satışta gösterilen bedelin işlem tarihindeki gerçek piyasa değerinden bariz şekilde düşük olması, muvazaayı destekleyen güçlü bir göstergedir. Ancak tek başına yeterli değildir; başka olgularla birlikte değerlendirilir.

  2. Alıcının devir tarihindeki alım gücü: Taşınmazı “satın aldığı” iddia edilen kişinin ödeme gücü ve paranın nereden geldiği (düzenli gelir, kredi, birikim vs.) irdelenir. Alıcıda bu güç yoksa muvazaa lehine kuvvetli bir karinedir.

  3. Ödemeye dair deliller, banka dekontları vb.: Bedelin gerçekten ödenip ödenmediği; havale/eft açıklamalarında “satış bedeli” gibi net ibarelerin bulunup bulunmadığı, ödemenin zamanlaması ve tutarı önemlidir. Açıklamasız veya rayiçten çok düşük ödemeler muvazaayı gizlemeye yönelik kabul edilebilir.

  4. Mirasbırakanın devir tarihindeki makul ihtiyacı: Devir tarihinde murisin taşınmazı satmasını gerektiren haklı bir sebep (borç, sağlık gideri, yatırım ihtiyacı vb.) yoksa, muvazaa lehine değerlendirilir.

  5. Yöresel adetler, aile içi dinamikler ve beşeri ilişkiler: Kız çocuklarını mirastan dışlama eğilimi, belirli mirasçılarla husumet, “bir çocuğa kayırma” gibi toplumsal/adetsel olgular; murisin bir mirasçısı ile olağanüstü yakınlığı ya da diğerleriyle uzaklığı ispat değerine sahiptir.

  6. Olayların hayatın olağan akışına uygunluğu: Kısa aralıklarla birden fazla devrin yapılması, ölümü öncesi alelacele devir, aynı anda çok sayıda bağımsız bölümün devri gibi durumlar olağan akışa aykırılık karinesi doğurabilir.

  7. “Bakım” iddiaları ve hizmet karşılığı transfer: Murise olağanüstü şekilde uzun süreli ve yoğun bakım/hizmet sağlanmışsa, bu hizmet “semen” (bedel) sayılabilir ve muvazaa iddiasını zayıflatabilir. Buna karşılık bakım iddiası fiilen ispatlanamıyorsa, görünürdeki “bakım sözleşmesi” muvazaalı sayılabilir.

  8. Delil serbestisi(tanık dâhil): Mirasçılar sözleşmenin tarafı olmadığından ve muvazaa iddiası muhteviyatında Türk Medeni Kanunumuzun 2. maddesinde düzenlenmiş olan dürüstlük kuralına aykırılık iddiasını da barındırdığından dolayı, HMK’daki yazılı delil kuralı katı şekilde uygulanmaz; tanık, yemin, bilirkişi, keşif, uzman görüşü, banka kayıtları, tapu dosyası gibi tüm kanıtlar serbestçe kullanılabilir.


Zaten muris muvazaası nedenine dayalı olarak açılan davalarda, keşif ve bilirkişi incelemesinin yanında en sık kullanılan deliller: Banka hesap dökümleri ile tanık beyanları olmaktadır.


Mirastan Mal Kaçırma Halinde Nasıl Bir Yol İzlenilmelidir?


Mirastan mal kaçırma olgusunun tespiti halinde, mirasın ne şekilde kaçırılmış olduğuna göre farklı bir yol izlenebilir. Makalemizin en başında bahsetmiş olduğumuz gibi hukuki anlamda "mirastan mal kaçırma" terimiyle, halk arasında kullanılan "mirastan mal kaçırma" ifadeleri birbirinden farklı anlamlara gelmektedir. Hukuki anlamda mirastan mal kaçırma, muris muvazaası olarak yukarıda açıklamış olduğumuz spesifik bir durumdur. Ancak halk arasında kullanılan mirastan mal kaçırma ifadesi: Örneğin mirasbırakanın muvazaalı olmayan işlemler yapmış olmasına rağmen bu işlemler ile saklı paylı mirasçıların saklı paylarını ihlal ettiği durumları da kapsamaktadır.


Muris muvazaası halinde, yani mirasbırakanın aslında bağış yapma niyetiyle satış olarak gösterdiği hukuki işlemlerin tespiti halinde, muris muvazaası nedeniyle iptal veya tazminat davası açılabilir. Örneğin satış gösterilip de bağışlanan miras malı bir taşınmaz ise, muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davası açılarak tapudaki yolsuz tescil işleminin iptali ve gerçek hak sahibi adına tescili istenebilir. Muris muvazaası sebebiyle tapu iptali ve tescil davasına makalemizin devamında daha detaylı olarak değineceğiz, ancak burada da kısaca izah etmemiz gerekirse: Muris muvazaası nedeniyle açılan tapu iptali ve tescil davalarında muvazaalı işlemin ispatı gerçekleşirse, satış işlemi tarafların gerçek iradesini yansıtmadığı için ve bağış işlemi de kanunda belirtilmiş olan geçerlilik şartlarını sağlamadığı için geçersiz olur. Yani bu durumda söz konusu satış işlemi hiç yaşanmamış gibi işlem yapılır ve muvazaalı işleme konu edilen taşınmaz, miras malları arasına dahil edilir.


Ancak mirasbırakanın, saklı paylı mirasçıların saklı paylarını aşan tasarruflarının muvazaa teşkil etmemesi halinde, yani muvazaalı işlemler olmamaları halinde, tenkis davası açılması gerekecektir. Örneğin mirasbırakan bağışlamak istediği bir malı satış sözleşmesi ile devretmek yerine gerçekten bağışlama sözleşmesi ile devredecek olursa, burada muvazaanın varlığından söz edilemez. Bu durum hukuki anlamda mirastan mal kaçırma da değildir. Yalnızca mirasbırakanın saklı paylı mirasçıların miras hukukundan doğan saklı paylarını aşacak nitelik ve nicelikteki tasarrufları nedeniyle tenkis talep edilebilir ve ihlal edilmiş olan saklı pay oranında kazanım elde edilebilir. Tenkis davasında muris muvazaası sebebiyle tapu iptali ve tescil davasında olduğu gibi işlemin iptali söz konusu olmaz, yalnızca saklı pay oranında talepte bulunan mirasçılara, ihlal edilmiş olan saklı paylarına tekabül eden kısmın aynen iadesi veya aynen iade mümkün değilse nakden bir tutarın ödemesi gerçekleştirilir.


a) Muris Muvazaasına Dayalı Tapu İptali ve Tescil Davası


Muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil davasında, muris muvazaası yani mirastan mal kaçırma sebebiyle muvazaaya konu olan taşınmazın tapusunun iptali ve davacı olan mirasçılar adına miras payları oranında tescili talep edilir. Muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davası terditli olarak açılabilmektedir. Bu davanın genellikle terditli olarak tenkis davası ile yahut tazminat davası ile birlikte açıldığı görülür.


Muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davasında muvazaanın ispat edilmiş olması gerekir. Muvazaa olgusunun ispatı zor olduğundan ve delil konusundaki yetersizliklerden ötürü bazı somut olguların varlığı muvazaanın varlığını ispat eder niteliktedir. Bu konuda Yargıtay içtihatları bize yol göstermekte olup, bu karine ve ispat sayılan hususları Yargıtay Kararları ışığında inceleyeceğiz.


Muris muvazaasında dava açan mirasçı ya da mirasçılar muvazaa olgusunu her türlü delil ile ispat edebilirler. Burada mirasbırakanın temlikteki asıl irade ve amacının saptanması gerekmektedir. Bununla birlikte muvazaanın varlığının ortaya çıkarılması için:

  • Muris muvazaasına konu taşınmazı satın alabilecek maddi gücün satıldığı gösterilen kişide olup olmadığı,

  • Ülkenin veya bölgenin gelenek ve görenekleri ile toplumsal eğilimleri,

  • Olayların hayatın olağan akışına uyup uymadığı,

  • Miras bırakanın bu sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir sebebinin bulunup bulunmadığı,

  • Satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark,

  • Taraflar ile miras bırakan arasındaki ilişki ve husumet

gibi olguların da tespiti gerekmektedir. Bu olgular, muvazaanın varlığına dair ispat sağlayacaktır.


Muris muvazaası nedenine dayalı tapu iptali ve tescil davaları hakkında daha detaylı bilgi için: Muris Muvazaasına Dayalı Tapu İptali ve Tescil Davası

Tapu iptali ve tescil davaları hakkında daha detaylı bilgi için: Tapu İptali ve Tescil Davası


Konu ile ilgili kararlarda da Yargıtay tarafından muris muvazaasının ne olduğuna ve nasıl tespit edilebileceğine dair ilgililere yol gösterilmiştir:


Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2015/6556 E. 2018/42 K. Sayılı 08.01.2018 tarihli kararı: Bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.


Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2014/13690 E. 2015/6755 K. Sayılı 06.05.2015 tarihli kararı:Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; 1939 doğumlu mirasbırakan Erol 'in 14.10.2011 tarihinde öldüğü, geriye eşi dava dışı Keriman ile ondan olma çocukları davalı Elif ve dava dışı Mesut ile torunları (kendisinden önce 29.04.2001 tarihinde ölen oğlu İsmail'in çocukları) olan davacılar Esra ve Emin ile dava dışı Salih'i mirasçı olarak bıraktığı, 212 ada 5 parselde bulunan ½ oranında paydaşı olduğu mesken niteliğindeki 1 nolu bağımsız bölüm ile dükkan niteliğindeki 5 bağımsız bölümdeki paylarını oğlu olan davalıya 11.07.2001 tarihli satış aktiyle temlik ettiği,aynı akitle mirasbırakan Erol'un sağ eşi Keriman'ın da 1 ve 5 nolu bağımsız bölümdeki ½ payını davalıya devrettiği, ayrıca 212 ada 5 parselde bulunan mirasbırakanın büro niteliğindeki 7 nolu bağımsız bölüm ile 183 ada 14 parselde bulunan ½ oranında paydaş maliki olduğu mesken niteliğindeki 13 nolu bağımsız bölümdeki payını ise kızı Elif'e aynı tarihli farklı bir akitle satış suretiyle devretmesi nedeniyle davacılar tarafından Elif aleyhine aynı hukuksal nedene dayalı olarak Gemlik 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/662 Esasına kayıtlı açılan tapu iptal-tescil davasında davanın kabulüne karar verildiği ve anılan dava dosyasının temyiz aşamasında olduğu,aynı akitle mirasbırakan Erol'un sağ eşi Keriman'ın da 13 nolu bağımsız bölümdeki ½ payını da davalıya devrettiği,davalının ... T.A.Ş. Gemlik Şubesindeki hesabından mirasbırakan Erol ve sağ eşi Keriman'a 10.07.2001 tarihli banka havalesi ile akit bedeli olan 3.000,00 TL yatırıldığı, dekont üzerinde gönderilen paranın mahiyeti konusunda bir açıklama bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Gerçekten de, ödeme savunmasına ilişkin dekont ibraz edilmiş ise de dekontta yapılan ödemenin taşınmazların satış bedeline karşılık olduğuna ilişkin bir açıklama olmadığı gibi, bir an için yapılan ödeme taşınmazların satış bedeli kabul edilse dahi bilirkişi tarafından satış tarihinde belirlenen bağımsız bölümlerin değeri gözetildiğinde hesaba yatırılan bu paranın temlike konu taşınmazların değerine uzak ve muvazaa olgusunu gizlemeye yönelik olduğu sonucuna varıldığı bu durumda mirasbırakanın davalıya yaptığı temliklerin kendisinden önce ölen oğlu İsmail'in çocuklarından mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu saptanarak davanın kabulüne karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur. Davalı vekilinin işin esası hakkındaki temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine.


b) Muris Muvazaası Nedeniyle Tazminat Davası


Muris muvazaasına dayalı olarak tapu iptali ve tescil istenebileceği gibi, mirasbırakan tarafından tarafına satıldığı gösterilen mirasçıdan taşınmazın bedelinin terekeye iadesi de talep edilebilir. Bu davanın belirsiz alacak davası olarak açılarak yapılacak bilirkişi incelemesi sonrasında ıslah ile dava bedelinin arttırılması mümkündür. Muris muvazaasına dayalı olarak tazminat davasında da muvazaanın varlığı ispat edilmelidir.

İspat için:

  • Muris muvazaasına konu taşınmazı satın alabilecek maddi gücün satıldığı gösterilen kişide olup olmadığı,

  • Ülkenin veya bölgenin gelenek ve görenekleri ile toplumsal eğilimleri,

  • Olayların hayatın olağan akışına uyup uymadığı,

  • Mirasbırakanın bu sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir sebebinin bulunup bulunmadığı,

  • Satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark,

  • Taraflar ile mirasbırakan arasındaki ilişki,

Gibi hususların aynı şekilde tespit edilmiş olması gerekir.


Muris muvazaasının tespiti ve buna dayalı olarak her türlü hak talebinde bulunmanız için mutlaka alanında uzman miras avukatı veya uzman bir gayrimenkul avukatıyla birlikte hareket etmenizi öneririz.


c) Mirastan Mal Kaçırma Halinde Tenkis Davası


Daha önce de belirttiğimiz gibi, murisin muvazaalı olmayan işlemleri hukuki anlamda teknik tabirle "mirastan mal kaçırma" ifadesinin çerçevesi içerisinde değerlendirilmemektedir. Ancak halk arasında murisin saklı payı aşacak şekilde yaptığı bağışlama işlemleri de mirastan mal kaçırma olarak görüldüğü için uygulamada bu tip hukuki iş ve işlemler de halk arasında mirastan mal kaçırma olarak bilinmektedir.


Mirasbırakanın saklı paylı mirasçıların saklı paylarını aşacak şekilde gerçekleştirmiş olduğu tasarrufları, muvazaalı olmasalar dahi tenkis davasına konu edilebilir. Tenkis davasını saklı payı ihlal edilen mirasçılar açar ve saklı payın ihlal edilmiş olduğu hususu keşif, bilirkişi raporu, tanık beyanı vb. deliller ile ispat edilecek olursa ihlal edilen saklı pay oranında tenkis davası kabul edilir.


Tenkis davası hakkında daha detaylı bilgi için: Tenkis Davası ve Saklı Paylı Mirasçılar


Mirastan Mal Kaçırma Nedeniyle Kimler Dava Açabilir?


"Mirastan mal kaçırma halinde kimler dava açabilir?", "Boşanan eş mirastan mal kaçırma nedeniyle dava açabilir mi?" gibi sorular pratikte en çok karşılaşılan sorulardır. Genel olarak; muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı davaları saklı pay sahibi olsun veya olmasın, miras hakkı zarar gören her bir mirasçı tarafından açılabilir. Ancak tenkis davasını niteliği itibariyle yalnızca saklı paylı mirasçılar açabilmektedir.


Boşanan eşin miras hakkı bulunmamaktadır. Ancak murisin ölümü anında evlilik birliği devam etmekte ise taraflar arasındaki boşanma davası sonuçlanmamışsa eşin miras hakkı olacaktır. Ancak mirasçılar tarafından boşanma davası devam ettirilir ve sağ kalan eşin kusurlu olduğu ispatlanırsa bu eşin miras hakkı olmaz.


Muris muvazaası nedenine dayalı davaları, normalde miras hakkı bulunmasına rağmen mirastan usulüne uygun olarak feragat eden, mirası reddeden, mirastan haklı sebeplerle çıkarılan kişiler açamaz.


Bununla birlikte, tenkis davasını yalnızca saklı payı bulunan mirasçılar açabilecektir. Onlar da mirasbırakanın altsoyu, sağ eşi, annesi ve babasıdır. Tabii bu halde de zümre sistemi esas alınmaktadır. Dolayısıyla eğer altsoy sağ ise, miras 1. zümrede kalacağı için anne ile babanın dava hakkı olmayacaktır. Anne ve babanın dava haklarının bulunabilmesi için, mirasbırakanın altsoyunun bulunmaması gerekmektedir.


Mirastan Mal Kaçırma Halinde Görevli ve Yetkili Mahkeme


Mirastan mal kaçırma durumunda:

  • Muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil davalarında görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi, yetkili mahkeme ise taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir. Davaya konu edilen birden çok taşınmaz varsa, bu taşınmazlardan herhangi birinin bulunduğu yer mahkemesi yetkili olabilir.

  • Halk arasında bilinen daha geniş anlamıyla bağış yoluyla gerçekleştirilen devirlerin de mal kaçırma olarak nitelendirildiğinden ancak bunun hukuki bir terim olan muris muvazaasından farklı olduğundan bahsetmiştik. Yine de tenkis davaları için görevli ve yetkili mahkemeleri belirtmemiz gerektiği kanaatindeyiz; Tenkis davasında görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi, yetkili mahkeme ise murisin ölmeden önceki son yerleşim yeri mahkemesidir.


İhtiyati Tedbir


İhtiyati tedbir, muris muvazaası davalarının kaderini belirleyen en kritik usuli araçtır. Davalının dava açıldığını öğrenir öğrenmez taşınmazı üçüncü kişiye devretme riski bulunduğundan, TMK1023. maddesindeki iyiniyet koruması nedeniyle tapu iptali imkânsız hale gelebilir. Bu nedenle dava ile birlikte ivedilikle ihtiyati tedbir talep edilmesi uygulamada standart bir stratejidir. Hukuki dayanak HMK 389-399'dur. HMK 389/1. maddesi uyarınca, mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.


Tedbir talep eden taraf, davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır (HMK 390/3). Muris muvazaası davalarında yaklaşık ispat için satış bedeli ile gerçek değer arasındaki fahiş fark, davalının alım gücünün bulunmaması, murisin satışı gerektirecek makul bir ihtiyacının olmaması, taraflar arasındaki yakın akrabalık/hısımlık ilişkisi ve taşınmazın kullanım durumu gibi olgular birlikte değerlendirilir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2024/4919 E., 2025/4505 K. sayılı esas hakkında nihai onama kararında, dava açıldıktan hemen sonra taşınmazın üçüncü kişiye devredilmesinin, TMK 2. maddesi bağlamında mülkiyet hakkının korunmasını engelleyen kötüniyet göstergesi olduğu ve muvazaa emarelerinin değerlendirilmesinde dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Keza Yargıtay 1. HD'nin 2023/1865 E., 2024/6171 K. sayılı esas hakkında nihai onama kararında, bedel-rayiç farkı, alım gücü yokluğu, yakın akrabalık ve kısa aralıklı temlikler gibi objektif emarelerin bir bütün olarak değerlendirilmesi sonucunda muvazaanın tam ispat standardında ispatlandığı kabul edilmiştir.


HMK 392. maddesi uyarınca, ihtiyati tedbir talep eden, haksız çıktığı takdirde karşı tarafın ve üçüncü kişilerin uğrayacakları muhtemel zararlara karşılık teminat göstermek zorundadır. Talep resmî belgeye veya başkaca kesin bir delile dayanıyorsa yahut durum ve koşullar gerektiriyorsa, mahkeme gerekçesini açıkça belirtmek şartıyla teminat alınmamasına da karar verebilir. Adli yardımdan yararlanan kimsenin teminat göstermesi gerekmez. Teminat oranı genellikle dava değerinin %15-20'si civarında belirlenmekte olup, mahkeme somut olayın özelliklerine göre bu oranı artırıp azaltabilir.


Uygulamada en sık talep edilen tedbir türü, taşınmazın tapu kaydına "devir ve temlik yasağı" şerhi konulmasıdır. Bu şerh sayesinde dava kesinleşinceye kadar taşınmaz başka bir kişiye devredilemez. HMK 391/1. maddesi uyarınca mahkeme, tedbire konu olan mal veya hakkın muhafaza altına alınması veya bir yediemine tevdii ya da bir şeyin yapılması veya yapılmaması gibi, sakıncayı ortadan kaldıracak veya zararı engelleyecek her türlü tedbire karar verebilir. AYM İkinci Bölüm'ün 2018/14389 Başvuru Numaralı kararında belirtildiği üzere, ihtiyati tedbirin ölçülü olması ve makul süreyi aşmaması gerekir; aksi halde mülkiyet hakkı ihlal edilmiş sayılır. Tedbir kararında, HMK 391/2 uyarınca tedbirin açık ve somut olarak hangi sebebe ve delillere dayandığı, neyin üzerinde ve ne tür bir tedbire karar verildiği tereddüde yer vermeyecek şekilde belirtilmelidir.


Tedbir kararının uygulanması ve süresine ilişkin olarak, HMK 393/1. maddesi uyarınca tedbir kararı verildikten sonra bir hafta içinde uygulanması talep edilmelidir; aksi halde tedbir kendiliğinden kalkar. Dava açılmadan önce verilmişse, uygulama talebinden itibaren iki hafta içinde esas hakkında dava açılmalıdır (HMK 397/1). Tedbirin etkisi aksi belirtilmediği takdirde nihai kararın kesinleşmesine kadar devam eder (HMK 397/2). Tedbir uygulandıktan sonra, uygulama memuru bir tutanak düzenler ve bu tutanağın bir örneği hazır bulunmayan taraflara tebliğ edilir (HMK 393/4).


Karşı taraf dinlenmeden verilmiş olan ihtiyati tedbir kararlarına itiraz edilebilir (HMK 394/1). İtiraz, tedbirin uygulanması sırasında karşı taraf hazır bulunuyorsa uygulamadan itibaren; hazır bulunmuyorsa tedbirin uygulanmasına ilişkin tutanağın tebliğinden itibaren bir hafta içinde yapılmalıdır (HMK 394/2). İtiraz üzerine mahkeme, tedbir kararını değiştirebilir veya kaldırabilir (HMK 394/4). HMK 395/1 uyarınca, aleyhine tedbir kararı verilen kişi, mahkemece kabul edilecek teminatı gösterirse, mahkeme duruma göre tedbirin değiştirilmesine veya kaldırılmasına karar verebilir. Durum ve koşulların değişmesi halinde talep üzerine teminat aranmaksızın tedbirin değiştirilmesi veya kaldırılması kararı verilebilir (HMK 396/1).


Haksız ihtiyati tedbirden kaynaklanan tazminat bakımından, lehine tedbir kararı verilen taraf talepte bulunduğu anda haksız olduğu anlaşılır yahut tedbir kararı kendiliğinden kalkar ya da itiraz üzerine kaldırılır ise, haksız ihtiyati tedbir nedeniyle uğranılan zararı tazminle yükümlüdür (HMK 399/1). Sorumluluk kural olarak kusura dayanmaz. Tazminat davası, esas hakkındaki davanın karara bağlandığı mahkemede açılır ve bir yıllık zamanaşımına tabidir (HMK 399/2-3). Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2015/3930 E., 2015/5572 K. sayılı kararında, muris muvazaası davasında ihtiyati tedbir kararının haksız olması halinde doğan zararın tazmininde, tedbir sebebiyle satılamayan bağımsız bölümlerin emsal satış bedelleri ile karşılaştırma yapılması ve TBK 51. maddesi uyarınca hakkaniyet indirimi yapılması gerektiği belirtilmiştir.


Bu nedenle tedbir kararının derhal Tapu Müdürlüğüne bildirilmesi ve uygulanmasının takip edilmesi büyük önem taşır. Tedbir kararının uygulanması ilgili icra dairesinden talep edilir (HMK 393/2); mahkeme yazı işleri müdürünü de görevlendirebilir. Uygulamanın gecikmemesi için tedbir kararının bir örneğinin doğrudan Tapu Müdürlüğüne faks veya UYAP üzerinden gönderilmesi sağlanmalıdır.


Terditli dava stratejisinde (önce tapu iptali ve tescil, olmazsa tazminat, o da olmazsa tenkis) her bir talep türü için ihtiyati tedbirin kapsamı ve süresi farklılık gösterebilir. Tapu iptali ve tescil talebi bakımından tedbir, taşınmazın devrinin önlenmesine yönelikken; tazminat talebi bakımından davalının malvarlığına haciz konulması şeklinde olabilir. Tenkis talebi bakımından ise, tenkise tabi kazandırmanın konusu olan malın muhafaza altına alınması talep edilebilir. Muvazaanın varlığına dair güçlü emarelerin bulunması halinde yaklaşık ispat koşulu sağlanmış sayılır. Tedbir talebinin somut olaya uygun şekilde formüle edilmesi ve her bir talep türü için ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir.


Denkleştirme ile Muris Muvazaası Arasındaki Fark


Denkleştirme, TMK 669. maddesi hükmüne dayanır.


Türk Medeni Kanunumuzun 669. Maddesine Göre: "Yasal mirasçılar, mirasbırakandan miras paylarına mahsuben elde ettikleri sağlararası karşılıksız kazandırmaları, denkleştirmeyi sağlamak için terekeye geri vermekle birbirlerine karşı yükümlüdürler. Mirasbırakanın çeyiz veya kuruluş sermayesi vermek ya da bir malvarlığını devretmek veya borçtan kurtarmak ve benzerleri gibi karşılık almaksızın altsoyuna yapmış olduğu kazandırmalar, aksi mirasbırakan tarafından açıkça belirtilmiş olmadıkça, denkleştirmeye tâbidir."

Denkleştirme, mirasbırakanın sağlığında yaptığı karşılıksız kazandırmaların, miras açıldığında mirasçılar arasında eşitliği sağlamak amacıyla terekeye iade edilmesi veya miras payından mahsup edilmesidir. Burada kazandırma geçerlidir; işlemin iptali söz konusu olmaz, sadece hesapsal bir düzeltme yapılır.



Muris muvazaası ile denkleştirme arasındaki temel farklar şunlardır:

  • Hukuki nitelik: Muris muvazaasında işlem baştan itibaren geçersizdir (butlan). Denkleştirmede işlem geçerlidir, sadece miras paylaşımında hesaba katılır.

  • Amaç: Muris muvazaasında amaç, mirasçıdan mal kaçırma kastıyla yapılan işlemin iptalidir. Denkleştirmede amaç mirasçılar arasında eşitliği sağlamaktır.

  • Dava türü: Muvazaa davası tapu iptali ve tescil + tazminat + tenkis şeklinde terditli açılır. Denkleştirme davası TMK 669-675'e dayanır.

  • Zamanaşımı: Muvazaa davasında kural olarak zamanaşımı yoktur. Denkleştirme davasında 10 yıllık genel zamanaşımı uygulanır (TMK 146).

  • Dava açabilecekler: Muvazaa davasını saklı paylı olsun olmasın tüm mirasçılar açabilir. Denkleştirme davasını tüm yasal mirasçılar açabilir.

  • Görevli mahkeme: Muvazaa davasında Asliye Hukuk Mahkemesi (taşınmazın bulunduğu yer). Denkleştirme davasında Sulh Hukuk Mahkemesi (murisin son yerleşim yeri).


Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/1271 E., 2019/327 K. sayılı emsal kararında net biçimde açıklandığı üzere: "Miras bırakan sağlığında mallarını mirasçıları arasında, makul ölçüler içerisinde, dengeli bir biçimde paylaştırmışsa, artık mirasçıdan mal kaçırmak, onları aldatmak kastı ve iradesi bulunmadığından, muris muvazaasından söz etmek mümkün olmaz." Denkleştirmenin kabulü için mirasbırakanın tüm mirasçıları kapsar biçimde paylaştırma yapması ve paylaştırmada tam eşitlik olmasa dahi makul ve hoşgörü ile karşılanabilecek bir denge kurması gerekir. Mirasbırakan sadece bir veya birkaç mirasçıya pay vermişse veya paylaştırmada aşırı dengesizlik varsa, paylaştırma değil mal kaçırma amacı üstün tutulmuş sayılır.

Güncel Yargıtay içtihatları da bu ayrımı pekiştirmektedir. Yargıtay HGK 2020/194 E., 2022/1357 K. sayılı kararında, denkleştirme savunmasının kabulü için mirasbırakanın tüm mirasçıları kapsayan, makul ve dengeli bir paylaştırma yapması gerektiği; bedelsizliğin tek başına muvazaa için yeterli olmadığı belirtilmiştir. Yargıtay HGK 2017/1225 E., 2019/326 K. sayılı kararında, denkleştirmenin var olup olmadığının anlaşılması için tüm mirasçılara verilen mal ve kıymetlerin birbirleriyle kıyaslanması, bilirkişi raporu alınması gerektiği vurgulanmıştır. Yargıtay HGK 2023/348 E., 2024/535 K. sayılı kararında, mal kaçırma kastının objektif olgularla (taraflar arasındaki beşeri ilişki, murisin ekonomik durumu) birlikte değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir.


İspat yükü bakımından, muvazaa iddiasında ispat yükü davacıdadır. Denkleştirme savunmasında ise davalı, mirasbırakanın paylaştırma kastıyla hareket ettiğini ispatlamalıdır. Her iki durumda da mirasçılar sözleşmenin tarafı olmadığından tanık dahil her türlü delilden yararlanabilirler. Yargıtay HGK'nın 2017/1225 E., 2019/326 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere, denkleştirmenin var olup olmadığının anlaşılması için tüm mirasçılara verilen mal ve kıymetlerin birbirleriyle kıyaslanması, bilirkişi raporu alınması gerekmektedir. İspat yükü, bu kıyaslama sonucunda paylaştırmanın dengeli olduğunu iddia eden tarafa düşer.


Denkleştirme ile tenkis davası arasında da önemli farklar bulunur. Denkleştirmede saklı pay ihlali aranmazken, tenkiste saklı payın ihlal edilmesi şarttır. Denkleştirme davasını her yasal mirasçı açabilirken, tenkis davasını yalnızca saklı paylı mirasçılar açabilir (TMK 560, 506). Denkleştirmede 10 yıllık genel zamanaşımı uygulanırken (TMK 146), tenkiste 1 yıl (öğrenme)/10 yıl (her halükarda) hak düşürücü süre uygulanır (TMK 571). Ayrıca tenkis davasında, TMK 570 uyarınca tenkis sırası önce ölüme bağlı tasarruflardan, bu yetmezse en yeni tarihlisinden en eskisine doğru sağlararası kazandırmalardan yapılır. Denkleştirmede ise böyle bir sıra söz konusu değildir.


Uygulamada davalılar sıklıkla "muris paylaştırma/denkleştirme kastıyla hareket etmiştir" savunmasını ileri sürer. Bu savunma, temliklerin bedelsiz olduğunu (yani bağış olduğunu) zımnen kabul etmekle birlikte, mal kaçırma kastının bulunmadığını iddia eder. Mahkeme, tüm mirasçılara intikal eden malvarlığını karşılaştırarak bu savunmayı değerlendirir. Denkleştirme kanıtlanırsa muvazaa davası reddedilir; ancak tenkis davası ayrıca değerlendirilir.


TMK 672. maddesi uyarınca: "Yapılan kazandırma miras payını aştığı takdirde mirasçı, mirasbırakanın bunu kendisine bırakmak istediğini ispat ederse, bu fazlalık denkleştirmeye tâbi olmaz. Diğer mirasçıların tenkise ilişkin hakları saklıdır."

Dolayısıyla denkleştirme savunmasının kabulü halinde dahi, tenkis davası açma hakkı saklı kalmaktadır.


Mirastan Mal Kaçırma Sebebiyle Açılacak Davalarda Zamanaşımı veya Hak Düşürücü Süre


Muris muvazaası nedenine dayalı olarak açılan davalar, kural olarak, herhangi bir zamanaşımı ya da hak düşürücü süreye tabi değillerdir. Muvazaalı işlemler, yapıldığı andan itibaren geçersiz olup, belirli bir sürenin geçmesiyle yahut tarafların onayı ile geçerli hale gelmezler.


Ancak; kural olarak muvazaanın ileri sürülmesi herhangi bir süreye bağlı değil ise de bu durumun bir istisnası vardır. Eğer muvazaalı işlem kadastro tespitinden önce yapılmış ve miras bırakan da tespitin kesinleşmesinden önce ölmüş ve tespitin kesinleşmesinden sonra 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3 maddesi uyarınca on yıllık hak düşürücü süre içinde dava açılmamışsa, herhalde muvazaa hukuksal nedenine dayanılarak dava açılamayacaktır. Burada on yıllık hak düşürücü süre içinde dava açılması kuralı muvazaalı işlemin süreye tabi olup olmaması ile ilgili değildir. Burada dava sebebinin kadastro öncesine dayanması sebebiyle on yıllık hak düşürücü süre söz konusu olacaktır. Bu tip istisnai durumlar üzerinde önemle durulması ve her bir somut olayın tüm detaylarıyla dikkate alınması gerekmektedir.


Tenkis davasının hukuki anlamda mirastan mal kaçırma ile alakalı olmadığını, yalnızca halk arasında saklı pay ihlalininin de mirastan mal kaçırma olarak kabul görmesi sebebiyle bu makalemizde işlediğimizi belirtmiştik. Ancak bu nedenle tenkis davasına ilişkin zamanaşımmı veya hak düşürücü sürelerin de belirtilmesi gerektiğini düşünüyoruz.


Tenkis davalarında zamanaşımı değil, hak düşürücü süre söz konusudur ve Türk Medeni Kanunumuzun 571. maddesi hükmünde düzenlenmiştir.

Türk Medeni Kanunumuzun 571. Maddesine Göre: "Tenkis davası açma hakkı, mirasçıların saklı paylarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde vasiyetnamelerde açılma tarihinin, diğer tasarruflarda mirasın açılması tarihinin üzerinden on yıl geçmekle düşer. Bir tasarrufun iptali bir öncekinin yürürlüğe girmesini sağlarsa, süreler iptal kararının kesinleşmesi tarihinde işlemeye başlar. Tenkis iddiası, def'i yoluyla her zaman ileri sürülebilir."

Mirastan Mal Kaçırmaya İlişkin Yargıtay Kararları


Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2019/4755 E. 2020/80 K. Sayılı 08.01.2020 tarihli kararı: "...

...

... Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tazminat isteğine ilişkindir. Davacılar, mirasbırakan ...’ın maliki olduğu ... parsel (yenileme ile ... ada ... parsel) sayılı taşınmazı mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla ve muvazaalı olarak 27.02.1998 tarihinde davalı torunu ...’a (... oğlu); adı geçenin de 27.06.2012 tarihinde dava dışı ...’a (... oğlu) satış yolu ile temlik ettiğini ileri sürerek belirsiz alacak davası olduğu belirtilmek suretiyle dava konusu ... parsel (yenileme ile ... ada ... parsel) sayılı taşınmazın dava tarihindeki güncel değeri üzerinden miras paylarına isabet eden değerin dava tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalıdan tahsilini istemişler; davacılar vekili 12.10.2015 tarihli dilekçeyle dava değerini 25.866,75 TL olarak arttırmıştır.

Davalı, zamanaşımı süresinin geçtiğini, mirasçı olmadığı için mirasta iade talebinin husumet nedeniyle reddi gerektiğini belirtip davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, muvazaa olgusunun sabit olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; 1930 doğumlu mirasbırakan ...’ın 04.07.2012 tarihinde ölümü üzerine davacı oğlu ..., 2009 yılında ölen oğlu ...’den olma davacı torunları ..., ..., ... ile dava dışı çocukları ... ve ...’nin mirasçı kaldıkları, davalı ...’ın ise mirasbırakanın dava dışı oğlu ...’den olma torunu olduğu, mirasbırakanın dava konusu ... parsel (yenileme ile ... ada ... parsel) sayılı taşınmazı 27.02.1998 tarihinde davalı torunu ...’a (... oğlu), adı geçenin de 27.06.2012 tarihinde dava dışı ...’a (... oğlu) satış yolu ile temlik ettiği anlaşılmaktadır.

Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.

Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarih 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunun 706., Türk Borçlar Kanunun 237. (Borçlar Kanunun 213.) ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.

Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.

Somut olgular ve deliller yukarıdaki ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde, temlikin mirastan mal kaçırmak amaçlı ve muvazaalı olarak yapıldığı saptanarak tazminat isteğinin kabulüne karar verilmiş olması kural olarak doğrudur.

Bilindiği üzere 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 107. maddesinin 1. fıkrasında “ Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkansız olduğu hallerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.” Aynı maddenin 2. fıkrasında “ Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini arttırabilir.” düzenlemesine yer verildiği açıktır.

Somut olayda, davacı taraf, dava dilekçesinde, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK) 107. maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davası olduğunu belirtmek suretiyle eldeki davayı açmıştır. Dava konusu taşınmazın dava tarihindeki değerinin mahkemece yapılacak keşif sonucu alınacak bilirkişi raporuna bağlı olmakla dava değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafından belirlenmesi mümkün bulunmadığından davanın belirsiz alacak olarak açılması HMK 107. maddesine uygun düşmektedir. Bu nedenle belirsiz alacak davasında davacının talebini arttırmasına ilişkin dilekçesi ıslah niteliğinde olmayıp dava değerinin belirlenmesine yönelik olup eksik harcın tamamlandığı da dosya kapsamıyla sabittir.

Hal böyle olunca, dava konusu taşınmazın dava tarihindeki değerinden davacıların miras paylarına isabet eden değer üzerinden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetli değildir.

Öte yandan, davacılardan ...’a hüküm kısmında yer verildiği halde gerekçeli karar başlığında yer verilmeyerek infazda tereddüt oluşturacak biçimde karar verilmesi de doğru değildir. ...

...

..."



Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/1251 E. 2020/673 K. Sayılı 23.09.2020 tarihli kararı: "...

...

... III. GEREKÇE 12. Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.

13. Bilindiği gibi 1.4.1974 tarih ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; "Bir kimsenin; mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapu sicilinde kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu sicil memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıklamış olduğunun gerçekleşmiş bulunması hâlinde, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçıların, görünürdeki satış sözleşmesinin Borçlar Kanununun 18. maddesine dayanarak muvazaalı olduğunu ve gizli bağış sözleşmesinin de şekil koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabileceklerine ve bu dava hakkının geçerli sözleşmeler için söz konusu olan Medeni Kanunun 507 ve 603. maddelerinin sağladığı haklara etkili olmayacağına" hükmedilmiştir.


14. Kanun gereğince mirasçılar, mirasbırakanın ölümü ile mirası bir bütün olarak kazanırlar (TMK m.599/1). Kanunen kendilerine intikal etmesi gereken miras hakları, mirasbırakan tarafından muvazaalı olarak yapılan sözleşme ile engellenen mirasçılar ise saklı pay sahibi olsun ya da olmasın yukarıdaki İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca sözleşmenin geçersiz olduğunu ileri sürerek iptalini isteyebilirler.

15. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 35. maddesinde ise birbiriyle çok yakın ve ilgili olan mülkiyet hakkı ile miras hakkı birlikte düzenlenmiş ve Anayasal bir müessese olarak her iki hak da güvence altına alınmıştır. Bu hükme göre herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahip olup, bu haklar ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.

16. Kişiye bir eşya üzerinde en geniş yetkileri sağlayan aynî hak, mülkiyet hakkıdır. Aynî haklar, eşya üzerinde doğrudan hakimiyet sağlayan ve bu nedenle herkese karşı ileri sürülebilen mutlak haklardır. Bu nedenle bir eşyanın maliki, hukuk düzeninin çizdiği sınırlar içinde o eşya üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahip kılınmıştır TMK m.683/1).

17. Türk Medeni Kanunu'nda, ayni haklara ilişkin olarak zamanaşımı ve hak düşürücü süre belirlenmiş değildir. Bu durum, aynî haklardan fiilen yararlanılmaması hâlinde hakkın düşmeyeceğini gösterdiği gibi aynî hakkın herkese karşı ileri sürülmesini sağlayan talep ve davaların da zamanaşımına uğramayacağını ifade eder. Aynî haklar, yasal kısıtlama yok ise nitelikleri gereği her zaman ve herkese karşı ileri sürülebileceğinden, mülkiyet hakkından kaynaklanan muris muvazaasına dayalı davaların da zamanaşımı ve hak düşürücü süreye bağlı olmaksızın her zaman açılabileceği kuşkusuzdur.

18. Nitekim, bu hususta Özel Daire ile mahkeme arasında bir uyuşmazlık bulunmadığı gibi Hukuk Genel Kurulunun 06.05.2015 tarih ve 2013/1-2302 E., 2015/1313 K. sayılı kararı ile 04.11.2015 tarih ve 2014/1-560 E., 2015/2371 K. sayılı kararında da herhangi bir zamanaşımı ve hak düşürücü süre öngörülmediğinden muris muvazaasına ilişkin davaların her zaman açılabileceği, esasen geçersiz olan görünürdeki işlemin aradan zaman geçmesi ile geçerli hale gelmeyeceği vurgulanmıştır.

19. Yasal olarak dava açma hakkını kısıtlayan herhangi bir zamanaşımı ya da hak düşürücü süre bulunmamasına karşın, murisin ölümünden uzun zaman geçtikten sonra dava açılmış olması nedeniyle dava hakkının kötüye kullanılıp kullanılmadığı hususuna gelince, belirtmek gerekir ki bütün hakların kullanılmasında uyulması gereken temel kural, TMK'nın 2. maddesinde düzenleme altına alınmıştır. Bu maddeye göre; "Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz".

20. Aralarında sıkı bir bağ bulunan "Dürüstlük Kuralı" ve "Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı" ile hakların kullanılmasına genel bir sınırlama getirilmiştir. Yasanın emredici hükmü gereğince herkes haklarını dürüstçe kullanmalıdır. Dürüstlük kuralı, bir davranış kuralı olarak sadece hakların kullanılmasında değil, borçların ifası sırasında da uyulması gerekli bir kuraldır. Hukuk düzeni tarafından tanınmış bir hakkın amacına aykırı olarak kullanılması dürüstlük kuralı ile bağdaşmaz ve böylece o hak kötüye kullanılmış olur.

21. Bir hakkın kötüye kullanılıp kullanılmadığı ise her olayın kendi şartları içinde değerlendirilmelidir.

22. Dürüstlük kuralı ve buna bağlı hakkın kötüye kullanılması yasağı, hukukun her alanında daima dikkate alınması gereken bir temel hukuk ilkesi olmakla beraber karşılaşılan her hukuki uyuşmazlığın bu ilkeden yola çıkılarak çözülmeye çalışılması da doğru bir yaklaşım değildir. Nitekim, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 25.01.1984 tarih ve 1983/3 E., 1984/1 K. sayılı Kararında, TMK'nın 2. maddesinde düzenlenen hakkın kötüye kullanılması yasağının amacı, hâkime özel ve istisnai hâllerde (adalete uygun düşecek şekilde) hüküm verme olanağını sağlamak şeklinde açıklanmıştır. Anılan kararda, bir hakkın kullanılmasının açıkça adaletsizlik oluşturduğu, gerçek hakkın tanınması ve bireyin korunması için tüm hukuki yolların kapalı olduğu hâllerde, bu hükmün uygulama alanı bulacağı ve olağan üstü bir imkân sağlayarak, haksızlığı düzeltici, yasadaki kuralları tamamlayıcı fonksiyonunu yerine getireceği ifade edilmiştir.

23. 2709 sayılı Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca herkes, yargı mercileri önünde hak arama özgürlüğüne sahip olup, bu özgürlüğün en yaygın kullanılma şekli dava açma hakkıdır. Anayasa'nın 13. maddesine göre de temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.

24. Her hak gibi dava açma hakkı da kötüye kullanılabilir. Ne var ki, somut olayda Anayasa tarafından güvence altına alınan ve ayni hak niteliğinde olduğu için her zaman herkese karşı ileri sürülebilen mülkiyet hakkına dayalı olarak dava açılmıştır. Bu nedenle kanunun kişiye tanıdığı mutlak bir hakkın aradan uzun süre geçtikten sonra ileri sürülmüş olması, dava hakkının kötüye kullanılması olarak değerlendirilemez.

25. Hukuk Genel Kurulunun az yukarıda esas ve karar numarası belirtilen kararlarında da uyuşmazlık konusu olması nedeniyle dava hakkının kötüye kullanılıp kullanılmadığı hususu tartışılmış ve aynı sonuca ulaşılmıştır.

26. Tüm bunlar dışında uyuşmazlığın çözümü için davalıya satış suretiyle yapılan temlikin diğer mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu iddiasının kanıtlanıp kanıtlanamadığı hususunun da açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.

27. 1.4.1974 gün ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, mirasbırakanın tapulu taşınmazlarının temliklerinde yaptığı muvazaalı işlemlere ilişkin olup, muris muvazaasını öteki nispi muvazaalardan ayıran unsur, mirasçıları aldatmak amacıyla yapılmasıdır. Daha açık bir anlatımla, bu muvazaa türünde mirasbırakan, mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapuda kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu memuru önünde iradesini satış veya ölünceye kadar bakma akdi şeklinde açıklamaktadır.

28. Bu nedenle mirasbırakanın muvazaalı işlemi yaparken gerçek irade ve amacı, mirasçılarından mal kaçırmak olmalıdır. Murisin mirasçılarından mal kaçırma amacının bulunmaması hâlinde 1.4.1974 tarih ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulama olanağı bulunmamaktadır.

29. Muris muvazaasına dayalı olarak açılan davalarda ispat yükü ise muvazaanın varlığını iddia eden tarafa aittir. Gerek 4721 sayılı TMK'nın 6. maddesindeki "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür" hükmü ve gerekse 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 190/1. maddesindeki "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir" hükmü uyarınca, mirasbırakanın yaptığı temlikteki gerçek irade ve amacının mirasçıdan mal kaçırmak olduğunu, bu hususu ileri süren davacı taraf kanıtlamalıdır.

30. Diğer bir anlatımla, muris muvazaası davalarında mirasbırakan tarafından yapılan temlikin muvazaalı ve terekeden mal kaçırma amacıyla yapıldığını ispat yükü davacı tarafa aittir.

31. Davayı açan mirasçılar, mirasbırakan ile davalı arasındaki sözleşmenin dışında olduklarından üçüncü kişi konumundadırlar. Bu nedenle iddialarını tanık dahil olmak üzere her türlü delille kanıtlamaları mümkündür.

32. Ancak bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün, diğer bir söyleyişle mirasbırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması ise genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında, birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.

33. Tüm bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, muris muvazaasına ilişkin davaların niteliği gereğince taraflarca sunulan delillerin, her somut olayın özelliğine göre az yukarıda açıklanan objektif olgulardan da yararlanılarak bir bütün olarak değerlendirilmesi ve sonuca ulaşılması gerekmektedir.

34. Somut olaya gelindiğinde; 1900 doğumlu olan muris ... 12.03.1981 tarihinde ölmüş olup, geride ilk eşi Mustafa'dan olma kızları davacılar ... ve ... ile 12.11.2003 tarihinde ölen oğlu Ramazan Gülcüoğlu ve ikinci eşi Halil'den olma oğlu ... mirasçı olarak kalmışladır. Eldeki dava ilk eşinden olma kızları tarafından açılmıştır. Dava konusu 6 parsel sayılı taşınmaz ise murisin ikinci eşi ...'nin zilyet ve tasarrufunda iken onun ölümü nedeniyle 12/36 payı ... adına, kalan paylar da çocukları adına tespit edilmiştir. Yapılan bu kadastro tespitine itiraz edilmiş ise de Antalya Tapulama Mahkemesince itiraz reddedilmiş ve taşınmaz tespit tutanağında gösterilen paylarla tescil edilmiştir. Mirasbırakan bu şekilde adına tescil edilen 12/36 payını, 25.10.1971 tarihinde ikinci eşi Halil'den olma oğlu (davalı) ...'ye satış suretiyle devretmiştir.

35. Öncelikle belirtmek gerekir ki, davalının 20.07.2010 tarihli beyanı ile yapılan temlikin bedelsiz olduğu açıktır. Davacı tanık beyanlarından ise mirasbırakanın kendisine ait evde oturduğu, bakımıyla sadece davalı oğlu Ali'nin değil ilk eşinden olma oğlu Ramazan'ın da ilgilendiği, hatta ileri yaşta kalp hastası olan murisi oğlu Ramazan'ın kendi evine götürerek orada baktığı ve en sonunda onun yanında vefat ettiği anlaşılmaktadır. Dosya kapsamına göre mirasbırakanın dava konusu taşınmaz dışında çok sayıdaki başka taşınmazda da payı bulunmaktadır. Kendi evinde oturan ve başka taşınmazları olan murisin, yaşının ilerlediği bir dönemde taşınmaz satmasını gerektirir nitelikte büyük bir ihtiyaç ya da haklı bir nedenin bulunduğu ileri sürülüp kanıtlanmamıştır. Tüm bu olgularla birlikte, davacı kızların erken yaşta evlenip evden ayrıldıkları, aynı köyde oturan murisle davalı oğlunun ise daha yakın bir ilişki içinde oldukları, dava konusu taşınmaz payının da murise davalının babası olan ikinci eşinden kaldığı ve murisin sağlığında dahi davalı tarafından kullanıldığı hususları bir arada değerlendirildiğinde; mirasbırakanın daha çok paylaşımda bulunduğu davalı oğlunu üstün tutarak, diğer mirasçılarından mal kaçırmak kastıyla taşınmazdaki payını bedelsiz ve muvazaalı olarak davalıya devrettiğini göstermektedir.

36. Bu durumda, yerel mahkemece dava hakkının kötüye kullanılmadığı, mirasbırakan tarafından yapılan temlikin de mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunun kanıtlandığı gerekçesiyle verilen direnme kararı yasal düzenleme ve ilkelere uygun olup, yerindedir.

37. Hâl böyle olunca, usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının onanmasına karar verilmiştir. ...

...

..."


en iyi miras avukatı ankara


Yasal Uyarı

Delil Hukuk Bürosu, bu internet sitesinde yer alan tüm bilgilerin, zaman içerisinde gelişim ve değişim gösterecek olan hukuk sistemimize uyarlanacağına dair hiçbir garanti vermemektedir. Hukuki makalelerde yer alan bilgilerin dayandığı kanun hükümleri ve yargısal uygulamalar zaman içerisinde değişiklik gösterebilmekte olup, ihtiyaç halinde yapılabilecek en doğru davranış, avukatınız ile birebir görüşmek ve destek almaktır. Bu anlamda hiçbir hukuki sorumluluk kabul edilmemektedir. Bu internet sitesinde yer alan bilgiler, mesleki dayanışma kapsamında meslektaşlar tarafından kullanılabilir. Ancak bu sitedeki yayınların haber sitesi vb. internet sitelerinde kullanılabilmesi için yayının alınmış olduğu kaynak açıkça gösterilmeli veya bu internet sitesine link verilmek suretiyle kaynağa atıf yapılmalıdır; bu şartların sağlanmış olması halinde ayrıca Delil Hukuk Bürosu yetkililerinden izin alınmış olması gerekmemektedir.

İletişim

Ehlibeyt Mahallesi, Ceyhun Atuf Kansu Caddesi,

No:112 Kat:5 Daire:30

Cevat Muratal İş Merkezi,

Balgat, Çankaya/ANKARA

© 2020 Delil Hukuk Bürosu

bottom of page