• Hüseyin Baran DELİL

Miras Hukukumuzda Tenkis Davası

Miras hukukumuza göre miras bırakan kişinin kendi malvarlığı üzerinde sınırsız bir tasarruf hakkı söz konusu değildir. Miras bırakan kişinin mirasçılarının yasal paylarının daha azını edinecekleri şekilde tasarrufta bulunabilmesinin sınırını, mirasçıların saklı payları belirlemektedir. Kolaylıkla anlaşılacağı üzere tenkis davası özellikle muris muvazaası yani mirastan mal kaçırma hallerinde önem taşımaktadır.



tenkis davası miras hukuku miras avukatı


Miras bırakanın, saklı pay sahibi olan mirasçılarının miras hakkına tecavüz edecek şekilde tasarruflarda bulunması halinde, tasarruf özgürlüğünde meydana gelen aşımın Türk Medeni Kanunumuz'da öngörülmüş olan saklı pay sınırına çekilmesi adına, miras bırakanın ölümünün ardından mirasçılar tarafından tenkis davası açılması ve saklı paya ilişkin meydana gelen ihlalin giderilmesi gerekmektedir.


Uygulamada tenkis davasının tapu iptal ve tescil davası ve tazminat davası ile birlikte açıldığı görülebilmektedir.



Saklı Pay Sahibi Mirasçılar Kimlerdir?


TMK Madde 505: "Mirasçı olarak altsoyu, ana ve babası veya eşi bulunan miras bırakan, mirasının saklı paylar dışında kalan kısmında ölüme bağlı tasarrufta bulunabilir. Bu mirasçılardan hiç biri yoksa, mirasbırakan mirasının tamamında tasarruf edebilir."

Kanun maddesinden açıkça anlaşılabileceği üzere miras hukukumuza göre saklı pay sahibi mirasçılar:

  • Miras bırakanın altsoy yani miras bırakanın çocukları ve onların altsoyu

  • Miras bırakanın ana ve babası,

  • Miras bırakanın eşidir.

Dikkat edilecek olursa Medeni Kanunumuzda miras bırakanın tüm altsoyu saklı pay sahibi olarak kabul edilmişken, üst soyunun tamamı saklı pay sahibi kabul edilmemiş, yalnızca anne ve babası saklı pay sahibi olarak belirlenmiştir, ayrıca miras hukukumuza göre anne ve baba ile birlikte 2. zümre içerisinde kabul edilen, miras bırakanın kardeşleri de saklı pay sahibi kabul edilmemiştir. 3. zümre mirasçıları olan miras bırakanın büyükannesi ve büyükbabası ile onların altsoyu olan kişiler de saklı pay sahibi kabul edilmemiştir.


Kanunun emredici düzenlemelerinde saklı pay sahibi olarak kabul edilmeyen tüm bu mirasçıların miras hakkı üzerinde miras bırakanın tam tasarruf hakkı bulunduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.



Saklı Pay Sahibi Mirasçıların Saklı Pay Oranları


Türk Medeni Kanunumuzun 506. maddesine göre saklı pay aşağıdaki oranlardan ibarettir:

  • Altsoy için yasal miras payının yarısı,

  • Ana ve babadan her biri için yasal miras payının dörtte biri,

  • Sağ kalan eş için, altsoy veya ana ve baba zümresiyle birlikte mirasçı olması hâlinde yasal miras payının tamamı, diğer hâllerde yasal miras payının dörtte üçü.


Örnekler üzerinden anlatmamız gerekirse:

  • Sağ kalan eş ile birlikte altsoyun mirasçılığı halinde eşin yasal payı 1/4 iken, kalan 3/4 pay çocuklar arasında eşit olarak paylaştırılır. Murisin altsoy olarak 4 çocuğu var diyelim. Çocuklardan her biri kişi başı 3/16 oranında yasal paya sahiptir. TMK 506. madde gereği, sağ kalan eşin altsoy veya ana ve baba ile birlikte mirasçı olması halinde yasal miras payının tamamı saklı paydır. O halde eşin 1/4'lük payının tamamı saklı pay olacağından bu pay üzerinde murisin hiçbir tasarruf hakkı söz konusu olamaz. Çocukların toplam 3/4 oranında yasal paylarının ise, 3 kişi oldukları için kişi başına düşen 3/16'lük kısımları yine TMK 506. maddesine göre ikiye bölünür. Çünkü TMK 506/1. maddede belirtilmiş olduğu üzere altsoyun miras payının yalnızca yarısı saklı paydır. Dolayısıyla çocukların her birinin yasal payları 3/16 iken, saklı payları 3/32 olacaktır. Kalan kısım üzerinde murisin tasarruf hak ve yetkisinin bulunduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

  • Eşin anne ve baba ile birlikte mirasçılığı halinde, eşin yasal payı 2/4 yani 1/2 iken, anne ve babanın toplam yasal payları da 2/4 yani 1/2 ve her birine düşen yasal pay oranı 1/4 olacaktır. TMK 506. maddeye göre sağ kalan eşin, altsoy veya anne ve baba ile mirasçı olması halinde yasal payının tamamı üzerinde saklı payı mevcut olacaktır. Dolayısıyla eş, kalan mirasın 1/2'sine saklı pay mirasçısı olarak sahip olur. TMK madde 506/2 nedeniyle anne ve babanın saklı pay hakları, yasal paylarının 1/4'ü olacağından dolayı anne ve babanın her birine düşen miras payı olan 1/4'ün dörtte biri yani 1/16 oranında saklı pay anne ve baba için söz konusu olacaktır.

Yukarıdaki açıklamalarımızdan anlaşılabileceği üzere miras bırakanın tasarruf hakkı, yalnızca mirasçıların yasal miras hakları ile saklı payları arasında kalan kısım üzerinde söz konusudur.



Tenkise Esas Terekenin Belirlenmesi


Tenkis davasında murisin tasarruf yetki alanının belirlenebilmesi için tenkis davasına esas olacak olan terekenin belirlenmesi gerekir, bu da tereke aktiflerinin tereke pasiflerinden çıkarılması ve ek olarak denkleştirme gibi sağlararası kazandırmaların dikkate alınması yoluyla sağlanacaktır.



TMK Madde 507: "Tasarruf edilebilir kısım, terekenin mirasbırakanın ölümü günündeki durumuna göre hesaplanır. Hesap yapılırken, mirasbırakanın borçları, cenaze giderleri, terekenin mühürlenmesi ve yazımı giderleri, mirasbırakan ile birlikte yaşayan ve onun tarafından bakılan kimselerin üç aylık geçim giderleri terekeden indirilir."
TMK Madde 508: "Mirasbırakanın sağlararası karşılıksız kazandırmaları, tenkise tâbi oldukları ölçüde, tasarruf edilebilir kısmın hesabında terekeye eklenir."

ve

TMK Madde 509: "Mirasbırakanın kendi ölümünde ödenmek üzere üçüncü kişi lehine hayat sigortası sözleşmesi yapması veya böyle bir kişiyi sonradan lehdar olarak tayin etmesi ya da sigortacıya karşı olan istem hakkını sağlararası veya ölüme bağlı tasarrufla karşılıksız olarak üçüncü kişiye devretmesi hâlinde, sigorta alacağının mirasbırakanın ölümü zamanındaki satın alma değeri terekeye eklenir."

şeklinde ifadeler içermektedir.


Bu kanuni düzenlemelerden anlaşılabileceği üzere, miras bırakana ait tüm aktifler yani malvarlığı değerleri toplanır, mirasbırakanın borçları, cenaze giderleri, terekenin mühürlenmesi ve yazımı giderleri, mirasbırakan ile birlikte yaşayan ve onun tarafından bakılan kimselerin üç aylık geçim giderleri terekeden indirilir; sonrasında sigorta alacağının murisin ölümü zamanındaki satın alma değeri ve mirasbırakanın sağlararası karşılıksız kazandırmaları, tenkise tâbi oldukları ölçüde, tasarruf edilebilir kısmın hesabında terekeye eklenir.


Taraflar arasında sıklıkla çekişme bulunan bu hesaplama aşaması, tenkis davasında genellikle bilirkişi marifetiyle çözülmektedir.



Tenkis Davası Kimlere Karşı Açılabilir?


Tenkis Davası, saklı pay sahibi mirasçıların saklı paylarının, muris tarafından tasarruf yetkisi aşılmak suretiyle lehlerine olacak şekilde ihlal edildiği kimselerdir. Bu kişiler diğer mirasçılar olabileceği gibi üçüncü kişiler de olabilir. Hatta dürüstlük kuralına aykırı olarak tenkis davası açılabilecek bu kişilerden kazanımda bulunan kişiler dahi, bizzat muris tarafından kazandırma yoluyla malvarlığı edinmedikleri halde tenkis davasında davalı olabileceklerdir. Zira Türk Medeni Kanunumuzun 2. maddesinde düzenlenmiş olan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı bu tip kötü niyetli kimseler tarafından hakkın kötüye kullanılmasının hukuken korunmasının önüne geçmektedir. Ayrıca belirtmek gerekir ki bu tip muvazaa gibi kötü niyetli kazanım hallerinde zamanaşımı da söz konusu olmayacaktır.



Tenkis Davası Kimler Tarafından Açılabilmektedir?


Tenkis davası, saklı pay sahibi mirasçılar tarafından açılabilir.

TMK Madde 560: "Saklı paylarının karşılığını alamayan mirasçılar, mirasbırakanın tasarruf edebileceği kısmı aşan tasarruflarının tenkisini dava edebilirler. Yasal mirasçıların paylarına ilişkin olarak tasarrufta yer alan kurallar, mirasbırakanın arzusunun başka türlü olduğu tasarruftan anlaşılmadıkça, sadece paylaştırma kuralları sayılır."

Saklı pay sahibi olan ve olmayan kimselere yapılan kazandırmalar orantılı olarak tenkis edilir.

TMK Madde 561: "Saklı pay sahibi mirasçılara ölüme bağlı tasarrufla yapılan ve tasarruf edilebilir kısmı aşan kazandırmaların onların saklı paylarını aşan kısmı orantılı olarak tenkise tâbi olur. Tenkise tâbi birden fazla ölüme bağlı tasarrufun bulunması hâlinde, saklı pay sahibi mirasçıya yapılan kazandırmanın saklı payı aşan kısmı ile saklı pay sahibi olmayan kimselere yapılan kazandırmalar orantılı olarak tenkis edilir."

Mirasçıların alacaklıları ve iflas idaresi de şartların mevcut olması halinde tenkis davası açabileceklerdir.

TMK Madde 562: "Mirasbırakan, tasarruf edebileceği kısmı aştığında, saklı payı zedelenen mirasçı, iflâsı hâlinde iflâs dairesinin veya mirasın geçtiği tarihte kendisine karşı ellerinde ödemeden aciz belgesi bulunan alacaklıların ihtarına rağmen tenkis davası açmazsa, iflâs idaresi veya bu alacaklılar, alacaklarının elde edilmesi için gerekli olan oranda ve mirasçıya tanınan süre içinde tenkis davası açabilirler. Mirasçılıktan çıkarılanın çıkarma tasarrufuna itiraz etmemesi durumunda da iflâs idaresi veya alacaklılar, aynı koşullarla tenkis davası açabilirler."

Mirasçıların alacaklıları ve iflas dairesi tarafından tenkis davası açılabilecek haller Medeni Kanunumuzun 562. maddesinde sınırlı olarak sayılmıştır. Kural olan bu davanın saklı pay sahibi mirasçılar tarafından açılmasıdır.


Fiil ehliyetine sahip olmayan saklı pay sahibi mirasçılar için tenkis davasını açacak kişi bu kimselerin kanuni temsilcileridir. Bu davayı açmak kanuni temsilci açısından yalnızca bir yetki değil, aynı zamanda bir sorumluluktur. Aksi takdirde sonradan yaşanabilecek olan zararlardan şahsen sorumluluğunun doğması ihtimali söz konusu olabilecektir.



Tenkis Davasında Sıra - Tenkis Sırası


TMK Madde 570: "Tenkis, saklı pay tamamlanıncaya kadar, önce ölüme bağlı tasarruflardan; bu yetmezse, en yeni tarihlisinden en eskisine doğru geriye gidilmek üzere sağlararası kazandırmalardan yapılır. Kamu tüzel kişileri ile kamuya yararlı dernek ve vakıflara yapılan ölüme bağlı tasarruflar ve sağlararası kazandırmalar en son sırada tenkis edilir."

Kanun maddesinden de açıkça anlaşılabileceği üzere tenkis davasında tenkisin sağlanması için belirli bir sıraya riayet edilmektedir. Murisin ölüme bağlı tasarruflarından başlamak üzere tenkis sağlanıp tüm saklı pay sahibi mirasçılar saklı paylarını edinene kadar geriye gidilir.


Kamu tüzel kişileri ile kamuya yararlı dernek ve vakıflara yapılan ölüme bağlı tasarruf ve sağlararası kazandırmalar, sıraya ilişkin bu kuralın istisnasıdır.



Tenkis Davasında Süre


Mirasçıların saklı paylarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak 1(bir) yıl ve her halde vasiyetnamenin açılma tarihinin veya diğer tasarruflarda mirasın açılması tarihinin üzerinden on yıl geçmekle tenkis davası açma hakkı düşer. Bu bir ve on yıllık süreler zamanaşımı süreleri değil, hak düşürücü sürelerdir. Bunun sonucu olarak da borçlu tarafından ileri sürülmese de hakim tarafından dikkate alınması gerekecektir. Ayrıca


Ancak hak düşürücü süre geçmiş dahi olsa tenkis iddiası, def'i yoluyla her zaman ileri sürülebilir.



Tenkis Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme


Tenkis davasının açılabileceği görevli mahkemeler Asliye Hukuk Mahkemeleridir.


Tenkis davasında yetkili mahkeme ise murisin yani miras bırakanın ölmeden önceki son yerleşim yeri mahkemesidir.



Tenkis Davasına İlişkin Yargıtay Kararları

  • Sağlararası kazandırmalara ilişkin tenkis taleplerinde TMK 565. ve 567. maddelerinin ele alınması gerekliliği

  • Vasiyetname gibi ölüme bağlı bir tasarruf işleminde korkutma, aldatma, yanıltma fiillerinin öne sürüldüğü tenkis taleplerinde ispat yükü


Hukuk Genel Kurulu 2017/3101 E., 2020/392 K.

"İçtihat Metni"


MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “vasiyetnamenin iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Hayrabolu Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi: 4. Davacılar vekili 22.03.2007 tarihli dava dilekçesinde; miras bırakan ...'ün 11.01.2007 tarihinde vefat ettiğini, geriye mirasçı olarak müvekkilleri dışında ikinci eşinden olma oğulları ..., ..., ...ile ikinci eşi olan davalının kaldığını, miras bırakanın vefatından önce Hayrabolu Noterliğinin 5781 yev. nolu 22.11.2006 tarihli düzenleme şeklindeki vasiyetname ile yarıdan fazla malvarlığını saklı pay sahibi olan davalıya bıraktığını, vasiyetnamenin açıldığı mahkemeye itirazlarını bildirdiklerini, vasiyetnamenin hukuken geçerli olmadığını, zira miras bırakanın vasiyetnamenin düzenlendiği anda tasarruf ehliyetine haiz olmadığını, murisin yaşı itibariyle de bunadığının herkesçe bilindiğini, vasiyetnamede miras bırakanın okur yazarlığının olmadığının yazıldığını, halbuki okuma yazma bildiğini, murisin vasiyetnamenin düzenlenmesinden kısa bir süre önce kendisini ifade etmesine engel olabilecek mandibula apsesi rahatsızlığına yakalandığını, ayrıca vasiyetnamenin hata, hile ve irade fesadı altında yapılmış olduğunu ileri sürerek vasiyetnamenin iptaline, bu talep kabul edilmediği taktirde ise saklı payı aşan tasarrufun tenkisine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili 02.05.2007 tarihli cevap dilekçesinde; tarafların muris ...'ün Hayrabolu Noterliğince düzenlenen 22.11.2006 tarih ve 5781 yev. nolu düzenleme şeklinde vasiyetname ile bir kısım mallarını müvekkiline vasiyet ettiğini, vasiyetnamenin usul ve yasaya uygun olduğunu, vasiyetnamenin düzenlendiği gün Hayrabolu Merkez Sağlık Ocağı Tabipliğinden 10200/231 pro. nolu rapor alındığını, bu rapora göre vasiyet eden muris ...'ün yapılan muayene sonucunda hukuki işlem ehliyetinin bulunduğu ve akli melekelerinin yerinde olduğunun bildirildiğini, murisin rahatsızlığının vasiyetname ile bir alakasının olmadığını, 2004 yılındaki kavga olayının tatlıya bağlandığını, bu olayın tarih itibariyle de vasiyetname ile ilgisinin bulunmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İlk Derece Mahkemesi Kararı: 6. Hayrabolu Asliye Hukuk Mahkemesinin 16.01.2013 tarihli ve 2007/79 E., 2013/14 K. sayılı kararı ile; miras bırakan ...'ün 11.01.2007 tarihinde vefat ettiği, geriye mirasçı olarak davacılar dışında ikinci eşinden olma oğulları ..., ..., ...ile ikinci eşi olan davalının kaldığı, murisin dava konusu vasiyetnameyi düzenlemeden kısa bir süre önce 17.11.2006 tarihinde “mandibula apsesi” sebebiyle rahatsızlandığı ve bu rahatsızlığı sonucunda vefat ettiği, vefat etmeden önce yatalak olduğu, murise davalının baktığı, ilk eşinden olma çocukları ile arasında herhangi bir husumetin olmadığı, davacı yan tanıklarından ... ve ... beyanlarında, davalının ve murisin oğlu olan ...'ün malları davalıya devretmesi konusunda baskı uyguladıklarını bunu kendilerine murisin söylediğini beyan ettikleri, vasiyetnamenin düzenlendiği gün ise vasiyetname tanıklarından biri olan ... ile noterin kapısında karşılaştıkları, kendisinden vasiyetname düzenleyeceğini şahit olmasını istediği, ...'in ilk önce işi olduğundan bahisle kabul etmemesine rağmen murisin ısrar ettiği ve aceleci davrandığı, tanıklar... ve...'in murisin baskı gördüğü şeklindeki beyanlarını desteklediği, bununla birlikte vasiyetnamenin düzenleme tarihine bakıldığında hastalığın ortaya çıkmasından kısa bir süre sonra yanı 17.11.2006 tarihinden beş gün sonra yapılmasının murisin davalı tarafından bakılmayacağı korkusu içine sürüklendiği ve hastalığından sonra bu şekilde vasiyetname düzenlemek zorunda kaldığı kanaatine varıldığı, murise ait taşınmazların yarıdan fazlasını davalıya bırakacak ve aralarında herhangi bir sorun olmadığı anlaşılan ilk eşinden olma çocuklarını bu şekilde mirastan mahrum edecek şekilde dosyaya yansıyan herhangi bir sebep de bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulü ile, Hayrabolu Noterliği tarafından düzenlenen 22.11.2006 tarihli 5781 yevmiye nolu düzenleme şeklinde vasiyetnamenin iptaline karar verilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı: 7. Hayrabolu Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

8. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 23.12.2013 tarihli ve 2013/15158 E., 2013/18394 K. sayılı kararı ile; “…İkrah (korkutma), kişinin irade serbestîsini ihlal suretiyle onu gerçek isteğine uymayan bir beyanda bulunmak zorunluluğunda bırakan, hukukun caiz görmediği davranışlardır. İkrah, maddi ve manevi olmak üzere iki türlüdür. Bir kimseye o akdi yapmasını temin için maddi tazyik yapılmışsa, örneğin eli tutularak zorla sözleşmenin altı imzalatılmışsa bu hâlde maddi ikrah hâli varsayılır. Öte yandan bir kimsede korku yaratarak ona istenilen işlemi yaptırmayı amaçlayan tehdide de manevi ikrah denilir. Bir ölüme bağlı tasarrufun meydana gelmesine tesir edecek her türlü ikrah, bir iptal sebebi teşkil eder (TMK. md. 557/2). Ancak, her iki türünde de ikrahın ciddi olması, ikrahın ağır bir tehlike teşkil etmesi, tehdidin yaratacağı tehlikenin derhal gerçekleşecek nitelikte olması, tehdidin bizzat akdin tarafına veya yakınlarına yapılması ve yapılan tehdidin haksız ve hukuka aykırı olması, tehdidin şahsa, namusa, cana, mala veya hürriyete yönelmiş bulunması ve nihayet tehdit ile yapılan işlem arasında illiyet bağı bulunması koşulu aranır.

Somut olayda; miras bırakanın hasta olduğu, vasiyetname düzenlemeye yanaşmadığı takdirde kendisine bakılmayacağı ve doktora götürülmeyeceği yönünde korkutularak davalı lehine vasiyetname düzenlemeye zorlandığı ileri sürülmüş ise de; dinlenilen tanık beyanlarının miras bırakanın hastalığından önceki dönemdeki yaşantısı ile vasiyetnamenin düzenlenmesinden sonraki dönemdeki hastalık sürecine ilişkin olduğu, diğer bir anlatımla miras bırakanın vasiyetnameyi manevi ikrah altında düzenlediğinin kabulünü gerektirecek bir delilin dosyada bulunmadığı anlaşılmaktadır. Şu durumda, mahkemece; vasiyetnamenin iptaline ilişkin vakıaların varlığının ispat edilemediği gözetilerek, davacıların tenkis isteminin incelenmesi ve ulaşılacak sonuç uyarınca bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile vasiyetnamenin iptaline karar verilmesi doğru görülmemiştir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur.

Direnme Kararı: 9. Hayrabolu Asliye Hukuk Mahkemesinin 28.05.2014 tarihli ve 2014/95 E., 2014/164 K. sayılı kararı ile; önceki karardaki gerekçeler tekrar edilerek ve “…miras bırakan ...'ün 11.01.2007 tarihinde vefat ettiği, geriye mirasçı olarak davacılar dışında ikinci eşinden olma oğulları ..., ..., ...ile ikinci eşi olan davalının kaldığı, murisin dava konusu vasiyetnameyi düzenlemeden kısa bir süre önce 17.11.2006 tarihinde mandibula apsesi sebebiyle rahatsızlandığı zaten bu rahatsızlığı sonucunda 11.01.2007 tarihinde vefat ettiği, vefat etmeden önce de yatalak olduğu, murise davalının baktığı, ilk eşinden olma çocukları ile arasında herhangi bir husumetin olmadığı anlaşılmaktadır. İkrah (korkutma), kişinin irade serbestîsini ihlal suretiyle onu gerçek isteğine uymayan bir beyanda bulunmak zorunluluğunda bırakan, hukukun caiz görmediği davranışlardır. İkrah, maddi ve manevi olmak üzere iki türlüdür. Bir kimseye o akdi yapmasını temin için maddi tazyik yapılmışsa, örneğin eli tutularak zorla sözleşmenin altı imzalatılmışsa bu hâlde maddi ikrah hâli varsayılır. Öte yandan bir kimsede korku yaratarak ona istenilen işlemi yaptırmayı amaçlayan tehdide de manevi ikrah denilir. Bir ölüme bağlı tasarrufun meydana gelmesine tesir edecek her türlü ikrah, bir iptal sebebi teşkil eder (TMK. md. 557/2). Ancak, her iki türünde de ikrahın ciddi olması, ikrahın ağır bir tehlike teşkil etmesi, tehdidin yaratacağı tehlikenin derhal gerçekleşecek nitelikte olması, tehdidin bizzat akdin tarafına veya yakınlarına yapılması ve yapılan tehdidin haksız ve hukuka aykırı olması, tehdidin şahsa, namusa, cana, mala veya hürriyete yönelmiş bulunması ve nihayet tehdit ile yapılan işlem arasında illiyet bağı bulunması koşulu aranır.


Somut olayımızda da murisin ölmeden önce mandibula apsesi sebebiyle rahatsızlandığı, tüm mikrobun vücuduna yayıldığı, konuşamadığı ve yatalak olduğu, hastalığının son zamanlarında ikinci eşi davalı ... ve onun çocukları ile birlikte yaşadığı, davacı tanıklarının anlatımlarından anlaşılacağı üzere davacı ile davalı arasında hastalığın meydana gelmesinden önce sık sık mal tartışması yaşandığı, hastalıktan sonra ise murisin bizzat tanıklara... ve çocuklarının malları kendi üzerlerine yapması konusunda baskı yaptıkları kendisine bakmadıklarını hatta şiddet uyguladığını beyan ettiği, davalı tanığı olan ve aynı zamanda vasiyetnamenin düzenlendiği gün ise vasiyetname tanıklarından biri olan ... ile noterin kapısında karşılaştıkları kendisinden vasiyetname düzenleyeceğini şahit olmasını istediği, ...'in ilk önce işi olduğundan bahisle kabul etmemesine rağmen murisin ısrar ettiği ve aceleci davrandığı anlaşıldığından tanıklar... ve...'in murisin baskı gördüğü şeklindeki beyanlarını destekler nitelikte olduğu, murisin ilk eşinden olma çocukları ile de arasında bir husumet olmadığı bu şekilde vasiyetname düzenleyerek ilk eşinden olma çocuklarını mağdur edecek herhangi bir sebebin de bulunmadığı, bu şekilde davalının, hastalığı sebebi ile zor durumda olan murise vasiyetname düzenlemeye yanaşmadığı takdirde kendisine bakmayacağı yönünde korkutup zorlayarak manevi ikrah altında lehine vasiyetname düzenlettirdiği…” gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Somut olayda 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 557/2. maddesinde düzenlenen korkutma (ikrah) koşullarının oluşup oluşmadığı, buradan varılacak sonuca göre vasiyetnamenin iptali şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle “ölüme bağlı tasarruf”, “vasiyetnamenin iptali” ve “tenkis” davaları hakkında açıklama yapılmasında yarar vardır.

13. Miras bırakanın ölümünden sonra meydana gelmesini arzu etmiş olduğu hususlara ilişkin her türlü irade açıklaması, ölüme bağlı tasarruf olarak nitelendirilir (Öztan, B./Öztan F.: “Ölüme Bağlı Tasarruflara İlişkin Medeni Kanunu’ndaki ve Noterlik Kanunu’ndaki Şekil Şartları”, AÜHFD, 65 (4), 2016, s.3586). Yasa koyucu, miras bırakanın irade özgürlüğüne büyük önem verdiğinden, miras bırakanın iradesinin öldükten sonra da ayakta tutulmasını ve değer taşımasını, yapacağı ölüme bağlı tasarrufların hukuk düzenince korunmasına bağlamıştır (Kılıçoğlu, A.: Miras Hukuku, Ankara 2018, s.32).

14. Bu tür hukuki işlemlerin, ölüme bağlı tasarruf olarak adlandırılmalarının sebebi, bu işlemlerin miras bırakanın terekesine ilişkin olmalarıdır (Serozan, R./Engin, B.İ.: Miras Hukuku, Ankara 2018, s.276).

15. Ölüme bağlı tasarruflar, şekli anlamda ölüme bağlı tasarruflar ve maddi anlamda ölüme bağlı tasarruflar olarak ikiye ayrılır. Şekli anlamda ölüme bağlı tasarruf, miras bırakanın ölümünden sonra gerçekleşmesini ümit ettiği son arzularını kanunda öngörülen belli şekil şartlarına uygun olarak meydana getirmesidir. Şekli anlamda ölüme bağlı tasarruflarda sınırlı sayı söz konusu olduğundan yalnızca vasiyetname ve miras sözleşmeleri şekli anlamda ölüme bağlı tasarruf niteliği taşır. Bunların dışında herhangi bir işlem, şekli anlamda ölüme bağlı tasarruf olarak kabul edilmez (Serozan /Engin, s.277).

16. Vasiyetname ise, bir kimsenin (gerçek kişi) bizzat yapacağı ölüme bağlı bir tasarruf olup, amacı bütün mamelekini veya muayyen bir malını gerçek veya tüzel bir şahsa mülkiyetinin devrinin yapılmasını sağlayan tek taraflı bir hukuksal işlemdir.

17. TMK’nın 557. maddesinde vasiyetnamenin iptali sebepleri sınırlı olarak sayılmış olup, bunlar; a- Ehliyetsizlik, b- Vasiyetnamenin yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama sonucunda yapılmış olması, c- Tasarrufun içeriğinin bağlandığı koşullar veya yüklemelerin hukuka veya ahlâka aykırı olması, d- Tasarrufun kanunda öngörülen şekillere uyulmadan yapılmış olması hâlleridir. 18. TMK’nın 557. maddesinde belirtilmiş olan iptal sebepleri dışında herhangi başka bir sebebe dayanarak vasiyetnamenin iptaline ilişkin dava açılması mümkün değildir. Bunun sebebi, yasa koyucunun iptal sebeplerini sınırlı sayı ilkesine (numerus clausus) dayandırmasıdır.

19. Vasiyetnameyi iptal ettirmek isteyen mirasçı veya vasiyet alacaklısının açacağı iptal davasında bu iptal sebeplerinden birine dayanması zorunludur. Vasiyetnamenin kısmen veya tamamen iptal edilmesi bakımından herhangi bir fark söz konusu olmayıp bu sebepler dışında herhangi bir sebebe dayanmak mümkün değildir.

20. Vasiyetnamenin iptali sebeplerinden biri olan ikrah (korkutma), kişinin irade serbestîsini ihlal suretiyle onu gerçek istemine uymayan bir beyanda bulunmak zorunluluğunda bırakan, hukukun caiz görmediği davranışlardır. İkrah, maddi ve manevi olmak üzere iki türlüdür. Bir kimseye o akdi yapmasını temin için maddi tazyik yapılmışsa, örneğin eli tutularak zorla sözleşmenin altı imzalatılmışsa bu hâlde maddi ikrah hâli varsayılır. Öte yandan bir kimsede korku yaratarak ona istenilen işlemi yaptırmayı amaçlayan tehdide de manevi ikrah denilir.

21. Bir ölüme bağlı tasarrufun meydana gelmesine tesir edecek her türlü ikrah, bir iptal sebebi teşkil eder (TMK. m. 557/2). Ancak, her iki türünde de ikrahın ciddi olması, ikrahın ağır bir tehlike teşkil etmesi, tehdidin yaratacağı tehlikenin derhal gerçekleşecek nitelikte olması, tehdidin bizzat akdin tarafına veya yakınlarına yapılması ve yapılan tehdidin haksız ve hukuka aykırı olması, tehdidin şahsa, namusa, cana, mala veya hürriyete yönelmiş bulunması ve nihayet tehdit ile yapılan işlem arasında illiyet bağı bulunması koşulu aranır. 22. Tenkise ilişkin açıklamalarda bulunmak gerekirse tenkis indirme, azaltma veya eksiltme anlamına gelmektedir. TMK’nın 560. maddesi ve devamı hükümlerinde düzenleme alanı bulan tenkis davası ise, miras bırakanın, saklı payı ihlâl eden sağlar arası veya ölüme bağlı kazandırmalarının, yasal sınıra indirilmesini sağlayan yenilik doğurucu nitelikte bir davadır (Nar, A.: Türk Miras Hukukunda Tenkis, İstanbul 2016, s.14 vd.).

23. Söz konusu hükümden de anlaşılacağı üzere, tenkis davasının konusu, miras bırakanın, saklı paylı mirasçı/mirasçılarının saklı payını ihlâl eden ölüme bağlı ve sağlar arası tasarruflarıdır. Esasında kural olarak miras bırakanın ölüme bağlı tasarrufları tenkise tabidir. Zira kural olarak miras bırakan, sağlığında kendi mal varlığı değerleri üzerinde dilediği gibi tasarrufta bulunma özgürlüğüne sahiptir. Her özgürlükte olduğu gibi, burada da miras bırakanın sınırsız bir özgürlüğü yoktur. Bu nedenle TMK’nın 565. maddesinde dört bent hâlinde miras bırakanın tenkise tabi sağlar arası tasarrufları belirlenmiştir.

24. Diğer bir anlatımla, miras bırakan sağlığında kendi mal varlığı değerleri üzerinde dilediği gibi tasarrufta bulunabilir. Ancak bu sağlar arası tasarruflar, TMK’nın 565. maddesi kapsamındaki tasarruflar ise, bu durumda ölüme bağlı tasarruflar gibi tenkise tabi olacaklardır. 25. Miras bırakanın saklı payı ihlal eden bir tek tasarrufu varsa, ihlâl edilen saklı pay miktarı bulunur ve bu oranda tenkis yapılır. Ancak tenkise tabi birden fazla kazandırma varsa, tenkiste sırayı düzenleyen TMK’nın 570. maddesi hükmü gereğince tenkis yapılacaktır. Buna göre tenkis, saklı pay tamamlanıncaya kadar önce ölüme bağlı tasarruflardan, bu yetmezse, en yeni tarihlisinden en eski tarihlisine doğru geriye gidilmek suretiyle sağlar arası kazandırmalardan yapılır.

26. Ölüme bağlı kazandırmaların aksine, miras bırakanın yaptığı sağlar arası kazandırıcı hukuki işlemler kayıtsız, koşulsuz tenkise tabi tutulmamıştır. Burada işlemin tenkise tabi tutulabilmesi için ön koşul; saklı paya el atma, tasarruf edilebilirlik sınırının aşılmasıdır. Ancak bu da yeterli değildir. Sağlar arası kazandırmaların tenkise tabi tutulabilmesi için saklı paya el atma yanında TMK’nın 565. ve 567. maddelerinde açıklanan koşulların da gerçekleşmesi gerekmektedir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 20.11.2018 tarihli ve 2017/3-1017 E., 2018/1750 K. sayılı kararında da yer verilmiştir.

27. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya gelindiğinde; Vasiyetnamenin tanzim tarihinde miras bırakanın hukukî işlem ehliyetine sahip olduğu Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Dairesinin 28.01.2009 tarihli raporuyla belirlendiği gibi, bu hususta Özel Daire ile yerel mahkeme arasında da bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Ne var ki mahkemece vasiyetnamenin manevi korkutma sonucu düzenlendiğinden bahisle iptaline karar verilmiştir.

28. Davaya konu vasiyetname, miras bırakan okuryazar olmadığından noter tarafından okuyamayan ve yazamayanlara özgü resmî vasiyetname şeklinde düzenlenmiş olup, mahkemece manevi korkutma nedeniyle vasiyetnamenin iptaline karar verilmiştir. 29. Eldeki davada, miras bırakanın hasta olduğu, vasiyetname düzenlemeye yanaşmadığı takdirde kendisine bakılmayacağı ve doktora götürülmeyeceği yönünde korkutularak davalı lehine vasiyetname düzenlemeye zorlandığı ileri sürülmüş ise de; davacı tarafça dinletilen tanık beyanları miras bırakanın hastalığından önceki dönemdeki yaşantısı ile vasiyetnamenin düzenlenmesinden sonraki dönemdeki hastalık sürecine ilişkin olup, vasiyetnamenin düzenlendiği sırada miras bırakanın korkutma altında olduğu hususu ispatlanamamıştır.

30. Resmî vasiyetnamede tanık olarak bulunan davalı tanıkları ... ve ... ise miras bırakanın vasiyetnamenin düzenlendiği sırada sağlığının iyi olduğunu beyan etmişler, özellikle tanık ... miras bırakanın korkutulmuş ve kandırılmış bir hâli olmadığını ifade etmiştir.

31. Tüm dosya içeriğine göre miras bırakanın vasiyetnamenin düzenlendiği tarihte iradeyi bozucu bir sebebin etkisi altında bulunduğu, düzenlemeden sonra da bu etkinin sürdüğü kanıtlanabilmiş değildir. Aksine, vasiyetnameyi bütün sonuçlarını bilerek gerçek iradesine uygun biçimde ve bilinçli olarak tanzim ettirdiği duraksamaya meydan bırakmayacak kadar açıktır.

32. O hâlde mahkemece vasiyetnamenin iptali için manevi korkutmaya dair vakıaların varlığının davacı yanca ispat edilemediği gözetilerek, davacıların tenkis isteminin incelenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir.

33. Hâl böyle olunca; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki bilgi, belge ve delillere, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 10.06.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.


  • Tenkis davasının tapu iptali ve tescil ve tazminat talepleri ile birlikte ileri sürülmesi


Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2021/1049 E., 2021/2477 K. "İçtihat Metni"


MAHKEMESİ : ... BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 1. HUKUK DAİRESİ DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL - TENKİS - TAZMİNAT Taraflar arasında görülen tapu iptali-tescil, tazminat ve tenkis istekli dava sonunda ilk derece mahkemesince, davanın kısmen kabulüne dair verilen kararın taraflarca istinafı üzerine bölge adliye mahkemesince, davacının istinaf başvurusunun esastan reddine, davalının istinaf başvurusunun HMK’nin 353.1-b.2 maddesi uyarınca kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine/karar verilmesine yer olmadığına ilişkin olarak verilen karar davacı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla; dosya incelendi, Tetkik Hakimi ...’un raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü; -KARAR- Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa tenkis ile tazminat isteklerine ilişkindir.

Davacı, mirasbırakan babası ...'in, mirastan mal kaçırmak amacıyla ve muvazaalı olarak dava konusu 1744 ada 22 parsel sayılı taşınmazda bulunan 3 ve 4 no’lu bağımsız bölümler ile 1191 ada 216 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan 9 ve 10 no’lu bağımsız bölümleri son eşi olan davalı ...’e devrettiğini, mirasbırakanın mal kaçırma iradesinin vesayet dosyasındaki beyanından da anlaşıldığını ileri sürerek dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile miras payı oranında adına tescilini, olmazsa tenkisini istemiş; tapu müdürlüğünce 10 no’lu bağımsız bölümün bulunmadığının bildirilmesi üzerine 10 no’lu bağımsız bölümün esasen 9 no’lu bağımsız bölümle birlikte tek taşınmaz olduğunu beyan etmiş; 22.02.2016 tarihli dilekçe ile davalı adına kayıtlı olan 2153 ada 2 parsel sayılı taşınmazın sehven dava dilekçesinde yazılmadığını, bu taşınmazın da dava konusu edildiğini belirterek tazminat istemiş; 05.03.2018 tarihli duruşmada, dava konusu 3, 4, 9 ve 10 no’lu bağımsız bölümlerin muris muvazaası nedeniyle iptali ile miras payı oranında tescilini istediğini, fazlaya ilişkin dava dilekçesinde belirtilen taşınmazlara ilişkin muvazaa ve tenkis isteğinden feragat ettiğini, sonradan dava konusu olarak bildirilen 2153 ada 2 parsel sayılı taşınmaza ilişkin olarak da tenkis isteğinden feragat ettiğini beyan etmiştir.

Davalı, zamanaşımı süresinin geçtiğini, adına tescil edilen taşınmazların evlilik birliği içerisinde edinildiğini ve kişisel malı olduğunu, mirasbırakanın katkısını ise kendisine bağışladığını, mirasbırakanla müşterek çocuklarından birinin sara hastası, diğerinin de engelli olması nedeniyle mirasbırakanın doğrudan onlara bağışta bulunamadığından ve çocukların haklarını en iyi kendisi koruyacağından bu şekilde işlem yapıldığını, mirasbırakanın davacı ve diğer mirasçılara da karşılıksız kazandırmada bulunduğu gibi başkaca pek çok mal bıraktığını, tenkis koşullarının oluşmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk derece mahkemesince, dava konusu 3, 4 ve 9 no’lu bağımsız bölümlerin davalı adına tescilinin muvazaalı olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile iptal tescile, davaya sonradan dahil edilen 2153 ada 2 parsel sayılı taşınmaz yönünden davanın usulden reddine, fazlaya ilişkin taleplerin feragat nedeniyle reddine dair verilen kararın taraflarca istinafı üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince, davacının istinaf başvurusunun esastan reddine, davalının istinaf başvurusunun HMK’nin 353/1-b.2. maddesi uyarınca kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak, dava konusu 3, 4 ve 9 no’lu bağımsız bölümler yönünden mirasbırakan tarafından davalıya yapılan bir temlik bulunmadığı, gizli bağış iddiasında muris muvazaasına ilişkin 01.04.1974 tarih ½ sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulanamayacağı gerekçesiyle iptal tescil isteğinin reddine, tenkis isteğinin feragat nedeniyle reddine, 2153 ada 2 parsel sayılı taşınmaz yönünden usulünce açılmış bir dava bulunmadığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; 1933 doğumlu mirasbırakan ...’in 28.01.2016 tarihinde ölümü üzerine ..’den olma çocukları davacı ... ve dava dışı ... ile 1980 yılında evlendiği davalı eşi Müzeyyen ve bu eşten olma dava dışı çocuklar...ve ...’ın mirasçı kaldıkları, davalı ...’in istinaf aşamasında 17.12.2018 tarihinde ölümü üzerine Dairenin geri çevirme kararı ile temyize konu bölge adliye mahkemesi kararının davalı ... mirasçıları olarak çocukları ... ve...’a usulünce tebliğ edildiği, dava konusu 1744 ada 22 parsel sayılı taşınmazda bulunan 3 no’lu bağımsız bölümün tamamı dava dışı Gülera Tunçel adına kayıtlı iken 09.08.2011 tarihli satış işlemiyle, aynı ada parselde yer alan dava konusu 4 no’lu bağımsız bölümün tamamı dava dışı ... adına kayıtlı iken 26.01.2012 tarihli satış işlemiyle, dava konusu 1191 ada 216 parsel sayılı taşınmazda bulunan 9 no’lu bağımsız bölümün ½ payı dava dışı Yaşar Kapmaz adına kayıtlı iken 29.12.1993 tarihli satış işlemiyle, ½ payı dava dışı..,..,...,..,...,..,... isimli kişiler adına kayıtlı iken 09.04.2013 tarihli satış işlemiyle davalıya temlik ettikleri; tapu müdürlüğünce, 1191 ada 216 parsel sayılı taşınmazda 10 no’lu bağımsız bölümün bulunmadığının bildirildiği, davacı tarafından davaya sonradan dahil edilen 2153 ada 2 parsel sayılı taşınmazın ise 2/4 payının dava dışı ... isimli kişiye ait iken, ¼ payını 13.05.2008 tarihinde davalıya satış yoluyla temlik ettiği, davalının da bilahare bu ¼ payı dava dışı Ömer Metin’e satış yoluyla temlik ettiği; anılan taşınmazlarda mirasbırakandan davalıya bir geçiş olmadığı anlaşılmaktadır.

Hemen belirtilmelidir ki, edinme şekli gözetildiğinde dava konusu 1744 ada 22 parselde kayıtlı 3 ve 4 no’lu bağımsız bölümler ile 1191 ada 216 parselde kayıtlı 9 no’lu bağımsız bölüm yönünden ileri sürülen iddianın gizli bağış niteliğinde olduğu, gizli bağış iddiası bakımından 01.04.1974 tarih ve ½ sayılı İBK’nın uygulanma olanağının bulunmadığı nazara alınarak bu taşınmazlar yönünden muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı iptal tescil isteğinin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gibi, dava konusu edilmeyen bir taşınmazın sonradan ıslah yolu ile davaya dahil edilmesinin mümkün olmadığı nazara alındığında 2153 ada 2 parsel sayılı taşınmazla ilgili usulünce açılmış bir dava bulunmadığı gözetilerek bu taşınmaz yönünden karar verilmesine yer olmadığına şeklinde karar verilmesinde de isabetsizlik yoktur. Davacının bu yönlere ilişkin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine.

Davacının tenkis isteğine ilişkin temyiz itirazlarına gelince; Bilindiği üzere, davaya son veren taraf işlemlerinden olan ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun (HMK) 307. ve devamı maddelerinde düzenlenen davadan feragat, davacının talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesidir. HMK’nin 309. maddesinde, feragat ve kabul, dilekçeyle veya yargılama sırasında sözlü olarak yapılır; feragat ve kabulün hüküm ifade etmesi, karşı tarafın ve mahkemenin muvafakatine bağlı değildir; kısmen feragat veya kabulde, feragat edilen veya kabul edilen kısmın dilekçede yahut tutanakta açıkça gösterilmesi gerekir; feragat ve kabul, kayıtsız ve şartsız olmalıdır düzenlemelerine yer verilmiştir.

Öte yandan; davacının davasından feragat etmesi ile dava konusu uyuşmazlık sona erer, kesin hükmün hukuki sonuçları doğar. (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.311.) Bu nedenle mahkeme henüz feragat nedeniyle davanın reddine karar vermemiş olsa bile davacı feragatten dönemez (rücu edemez) başka bir ifadeyle davacı, feragat beyanı ile bağlıdır.

Hukuki sonuçları itibariyle bu denli önemli bir taraf işlemi olan davadan feragatin, açık, anlaşılır ve tereddüte mahal bırakmayacak şekilde olması gerektiğinde kuşku yoktur. Nitekim, HMK’nin 309/3. maddesinde de, kısmen feragat veya kabulde feragat edilen veya kabul edilen kısmın dilekçede yahut tutanakta açıkça gösterilmesi gerektiğine işaret edilerek bu hususun önemine vurgu yapılmıştır.

Bununla birlikte; mirasçılık ve mirasın geçişi mirasbırakanın ölüm tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir (4722 s. Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun m. 17). Mirasbırakan 01.01.2002 tarihinden önce ölmüşse 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi hükümlerinin, 01.01.2002 tarihinden sonra ölmüşse 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun ilgili hükümlerinin uygulanması gerekir.

Tenkis (indirim) davası, miras bırakanın saklı payları zedeleyen ölüme bağlı veya sağlar arası kazandırmaların (bağış) yasal sınıra çekilmesini amaçlayan, öncesine etkili, yenilik doğurucu (inşai) davalardandır. Tenkis davasının dinlenebilmesi için öncelikli koşul; mirasbırakanın ölüme bağlı veya sağlar arası bir kazandırma işlemi ile saklı pay sahiplerinin haklarını zedelemiş olmasıdır. Saklı payların zedelendiğinden söz edilmesi ise kazandırma konusu tereke ile kazandırma (temlik ) dışı terekenin tümüyle bilinmesiyle mümkündür. Tereke mirasbırakanın ölüm tarihinde bırakmış olduğu mal varlığı kıymetleri ile iadeye ve tenkise tabi olarak yaptığı kazandırmalardır. Bunlar terekenin aktifini oluşturur. Mirasbırakanın borçları, bakmakla yükümlü olduğu kişilerin 743 sayılı Kanun uygulanacaksa bir aylık 4721 sayılı Kanun uygulanacaksa üç aylık nafakası, terekenin defterinin tutulması, mühürlenmesi, cenaze masrafları gibi giderler de pasifidir. Aktiften belirtilen borçların indirilmesi net terekeyi oluşturur. Tereke bu şekilde tesbit edildikten sonra mirasın açıldığı tarihteki fiyatlara göre değerlendirilmesi yapılarak parasal olarak miktarının tespiti gerekir (TMK m.564). Mirasbırakanın TMK'nin 506. maddesinde belirlenen saklı paya tecavüz edip etmediği bulunan bu rakam üzerinden hesaplanır. Tasarruf oranı aşılmış ise tasarrufun niteliğine göre icap ederse kazandırma işleminde, saklı payları zedeleme kastının bulunup bulunmadığı objektif (nesnel) ve sübjektif (öznel) unsurlar dikkate alınarak belirlenmelidir. Zira tasarruf oranını aşan her kazandırmada saklı payları zedeleme kastının varlığından söz edilemez.

Mutlak olarak tenkise tabi tasarruflarda (ölüme bağlı tasarruflar veya TMK'nin 565. maddesinin 1, 2 ve 3 bentlerinde gösterilenler) veya saklı payın ihlal kastının varlığı kesin olarak anlaşılan diğerlerinde özellikle muayyen mal hakkında tenkis uygulanırken TMK'nin 570. maddesindeki sıralamaya dikkat etmek davalı mahfuz hisseli mirasçılardan ise aynı Kanunun 561. maddesinde yer alan mahfuz hisseden fazla olarak alınanla sorumluluk ilkesini gözetmek, dava konusu olup olmadığına bakılmayarak önce ölüme bağlı tasarruflarla davacının saklı payını tamamlamak, sonra sağlar arası tasarrufları dikkate almak gerekir. Bu işlem sırasında dava edilmeyen kişi veya tasarrufların tenkisi gerekeceği sonucu çıkarsa davacının onlardaki hakkını dava etmemesinin davalıyı etkilemeyeceği ve birden çok kişiye yapılan teberru tenkise tabi olursa 563. maddede yer alan, alınanla mütenasip sorumluluk kuralı gözetilmelidir.

Davalıya yapılan tasarrufun tenkisine sıra geldiği takdirde tasarrufun tümünün değeri ile davalıya yapılan fazla teberru arasında kurulan oranda (Sabit Tenkis Oranı) tasarrufa konu malın paylaşılmasının mümkün olup olamayacağı (TMK m.564) araştırılmalıdır. Bu araştırma sonunda tasarrufa konu mal sabit tenkis oranında bölünebilirse bu kısımların bağımsız bölüm halinde taraflar adına tesciline karar verilmelidir.

Tasarrufa konu malın sabit tenkis oranında bölünmezliği ortaya çıktığı takdirde sözü geçen 564. maddedeki tercih hakkı gündeme gelecektir. Böyle bir durum ortaya çıkmadan davalının tercih hakkı doğmadan davalının tercihini kullanması söz konusu olamaz. Daha önce bir tercihten söz edilmişse sonuç doğurmaz. O zaman davalıdan tercihi sorulmak ve 11.11.1994 günlü 4/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca süratle dava konusu olup sabit tenkis oranına göre bölünemeyen malın, karar tarihindeki rayice göre değeri belirlenmeli ve bu değerin sabit tenkis oranıyla çarpımından bulunacak naktin ödetilmesine karar verilmelidir.

Hemen belirtilmelidir ki; 4721 sayılı TMK’nin 565/4. maddesinde düzenlendiği üzere miras bırakanın temliki saklı pay kurallarını etkisiz kılmak amacıyla yaptığının, 6100 sayılı HMK’nin 190. ve 4721 sayılı TMK’nin 6. maddeleri uyarınca davacı tarafından kanıtlaması gerekmektedir.

Somut olaya gelince; davacı ile vekilinin 05.03.2018 tarihli duruşmada, “biz dava dilekçesinde muris ...'in 28/01/2016 tarihinde vefat ettiğini belirterek dava konusu İstanbul , ... İlçesi, ... Mah. Ada 1744, parsel 22 de bulunan 3 ve 4 nolu bağımsız bölümler ile yine ... İlçesi, Arabacı Beyazıt Mah. Ada 1191 , parsel 216 da bulunan binadaki 9 ve 10 nolu bağımsız bölümler üzerinde doğrudan bir kısmının muris ... tarafından eşi ... üzerine muris tarafından parası ödenmek suretiyle muvazaalı olarak tescil edildiğini, bir kısmının da muris kendi adına kayıtlı iken eşi ...'e bağış yaptığı halde satış göstermek suretiyle devir ettiğini beyan ederek, bu kayıtlarda muris ...'in yapmış bulunduğu muvazaalı işlemler ile ... adına intikal eden pay ve hisselerin davacının murisin terekesindeki 3/16 pay oranında muvazaa sebebiyle iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesini, fazlaya ilişkin dava dilekçesinde belirtilen taşınmazlara ilişkin muvazaa ve tenkis istemine ilişkin talep ve davalardan feragat ettiğimizi beyan ve kabul ediyoruz, bunun dışında dava açıldıktan sonra 22/02/2016 günlü dilekçe ile dava dilekçesinde sonuç kısmında ada ve parsel numarasını unuttuğumuzdan bahisle İstanbul ili, zeytinburnu ilçesi, telsiz mah. , 2153 ada, 2 parsel sayılı taşınmaz yönünden açtığımız muris muvazasına dayalı tapu iptal ve tescil ve tenkis davası vardı, biz bu taşınmaz yönünden açtığımız muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davasını dava devam ederken bu dükkan satıldığı için bedele çevirdik ve bedelinden müvekkile düşen 3/16 pay karşılığının davalıdan tahsili talep ediyoruz, bu taşınmaz yönünden de tenkis isteminden feragat ediyoruz, bu dosyadaki davamızı bu şekilde somutlaştırıyoruz, bu taşınmazların dava tarihi itibariyle değerleri üzerinden ve tahsilini talep ettiğimiz dükkanını bedeli üzerinden harçları tamamladık” şeklinde beyanda bulunarak duruşma zaptını imzaladıkları, sözü edilen duruşmada davacı tarafın dava konusu 3, 4 ve 9 no’lu bağımsız bölümlerle ilgili tenkis isteğinden açıkça feragat ettiğine ilişkin beyanı bulunmayıp, feragatinin dava dilekçesinde fazlaya ilişkin talep olarak bildirdiği 1962 ada 32 ve 1304 ada 37 parsellere yönelik olduğu ve bu parsellerin eldeki davada dava konusu olmadığı anlaşılmaktadır.

Hal böyle olunca; dava konusu 1744 ada 22 parsel sayılı taşınmazda bulunan 3 ve 4 no’lu bağımsız bölümler ile 1191 ada 216 parsel sayılı taşınmazda bulunan 9 no’lu bağımsız bölümün bedelinin mirasbırakan tarafından ödenerek davalı adına tescil edildiği yönündeki iddianın, bir başka ifadeyle gizli bağış iddiasının ispat edilmesi halinde TMK’nin 565/4. maddesi gözetilerek tenkis isteğinin incelenmesi gerekirken, bu taşınmazlar yönünden tenkis isteğiyle ilgili olarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.

Davacının değinilen yönden yerinde görülen temyiz itirazının kabulü ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 371/1-a maddesi uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi kararının BOZULMASINA, HMK’nin 373/2. maddesi gereğince dosyanın kararı veren İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1.Hukuk Dairesine gönderilmesine, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 21/04/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


  • Tüm taşınmazların tek oğla devrinin tipik bir muvazaa örneği oluşu

  • Tenkise konu işlemin tespiti

  • Muris tarafından devredilen payın saklı pay mirasçılara yansıyıp yansımadığının tespiti

  • İfraz ve tevhit işlemleri sonucu hak kazanımlarının tenkis davasındaki durumu


1. Hukuk Dairesi 2018/2773 E., 2021/2072 K. "İçtihat Metni"


MAHKEMESİ : ... BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 1. HUKUK DAİRESİ DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL-TENKİS Taraflar arasında birleştirilerek görülen tapu iptali ve tescil-bedel-tenkis davası sonunda, yerel mahkemece asıl ve birleşen davaların kabulüne ilişkin verilen karara karşı davalıların yaptıkları istinaf başvurularının ... Bölge Adliyesi 1.Hukuk Dairesince, esastan reddine ilişkin olarak verilen karar davalılar vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 01.12.2020 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı ... ve vekili Avukat ... ile temyiz edilen davacılar vekili Avukat ... geldiler, davetiye tebliğine rağmen temyiz eden davalılar Şemşettin Dubaz v.d. vekili Avukat gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü: -KARAR- Asıl ve birleştirilen davalar, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tenkis ve bedel isteklerine ilişkindir. Asıl davada davacılar, mirasbırakan dedeleri ...’ın adına kayıtlı 1172-1926- 332-28 - 38 -1685 - 2032 - 109 ada 12-13-18 ve 19 -110 ada 17 - 111 ada 9 ve 13 parsel 1908 ada 4-5-6 - 7- 14-15 ve 16 - 1910 ada 5-6-7-14 -15-16 - 1912 ada 9 ve 16 - 1989 ada 1-2-3-4-7-8-12-14-18-21-22-23 ve 24 - 1990 ada 1 - 173 ada 8, 1909 ada 6-7-14-15-16 - 1911 ada 6 ve 15- - 1988 Ada 1-2-3-5-19-20-21-22-23-24-10 - 1907 ada 5-6-7 - 14-15-16 - 504 ada 21 parsel sayılı taşınmazlarını satış göstermek suretiyle davalıların murisi olan tek oğlu ... Dubaz’a temlik ettiğini, yapılan işlemin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile payları oranında adlarına tesciline, olmadığı takdirde tenkisine karar verilmesini, birleştirilen davada ise, davalılar ya da murisleri ... tarafından üçüncü kişilere devredilen taşınmazlar yönünden tazminata hükmedilmesini istemişlerdir.

Davalılar, tüm mirasçılar arasında bir taksim anlaşması yapıldığını, bu anlaşmaya göre murisleri ... Dubaz'a devredilen taşınmazlar için diğer mirascıların herbirine 10.000 TL verildiğini ve mirasçıların helalleştiklerini, bu sebeple muvazaaya dayanılamayacağını, 1926 – 332 - 1772 - 2032 ve 504 ada 21 numaralı parsellerin muris ... ile bir ilgisi olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davaya konu taşınmazların muris tarafından tek oğula devrinin tipik bir muris muvazaası örneği olduğu, murisin gerçekten dava konusu taşınmazları devretmek istediği ancak diğer mirasçıları miras hakkından yoksun etmek için asıl amacı olan bağışlamayı gizleyerek tapuda yaptığı resmi sözleşmede satış olarak gösterdiği gerekçesi ile asıl ve birleştirilen davaların kabulüne karar verilmiş, verilen karara karşı istinaf talebinde bulunulması üzerine, ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince, dinlenen tanık beyanlarına nazaran murisin dava konusu taşınmazları satmasını gerektiren ihtiyacının bulunmadığı, erkek çocuklara taşınmazların verilmesi adeti gereğince oğlu ...'e devir yaptığı işlemin bağış niyetiyle yapılıp mirasçılardan mal kaçırma kastıyla yapıldığı, 1985 tarihli resmi senede konu olan taşınmazların murisin ölümü sonrasında yapıldığı ve dava konusu taşınmazlara ilişkin olmadığı ve diğer taşınmazlar yönünden miras hakkından feragat anlamına gelmeyeceği mahkemenin kabulünün de bu yönde olduğu gerekçesi ile davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; 1904 doğumlu mirasbırakan ...’ın 27.06.1975 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak 1992 yılında ölen kızı ...’nin davacı çocukları ..., ..., ..., 1999 yılında ölen kızı ....’nin oğlu davacı ..., 2011 yılında ölen oğlu ...’in çocukları olan davalıl...,...,...,..., ... ile dava dışı kızı ..., damadı ... ve torunu Levent’in kaldıkları, mirasbırakanın adına kayıtlı 28-38-450-630-847-159-162-236-266-354-1122 parsel sayılı taşınmazlarının tamamını, 616 parsel sayılı taşınmazdaki 11/13 payını, 2291 parsel sayılı taşınmazdaki 1/3 payını 06.06.1975 tarihli satış işlemi ile tek oğlu olan ...’e temlik ettiği, 28 ve 38 parsel sayılı taşınmazların ... Dubaz'ın ölümü ile mirasçıları olan davalılara intikal ettiği, 159- 162- 354 parsel sayılı taşınmazların imar uygulamasına tabi tutulduğu ve muhtelif parsellere gittiği, bu parsellerden bir kısmının üçüncü şahıslara satıldığı, kalan kısmının ise davalılar adlarına kayıtlı olduğu, yine 2291 parsel sayılı taşınmazda çeşitli imar ve tevhit işlemlerinin uygulandığı ve muhtelif parsellerin oluştuğu, satış işlemine konu geri kalan taşınmazların ise davalılar ya da murisleri ... tarafından üçüncü kişilere devredildiği, dosya kapsamına geri çevirme yolu ile celp edilen kayıtlardan, çekişme konusu taşınmazlardan 1926-2032-1772-332 ve 504 ada 21 parsel sayılı taşınmazların ise muris ... ile ilgisinin bulunmadığı, söz konusu taşınmazların davalıların murisi ... tarafından dava dışı üçüncü şahıslardan edinildiği ya da senetsizden ... adına tespit ve tescil edilmiş olduğu anlaşılmaktadır.

Hemen belirtmek gerekir ki, dosya içeriğine ve toplanan delillere göre; çekişme konusu 28-38- 1907 ada 4- 7 ve 14- 1908 ada 7- 14- 1909 ada 7-14- 1910 ada 7-14- 1911 ada 6-15- 1912 ada 9-16- 1989 ada 3-4-8-12-18-21-22-24- 1988 ada 1-3-10-21-22-23-24- 1990 ada 1- 109 ada 12-13-18-19- 111 ada 13- 1907 ada 5-6-15-16- 1908 ada 5-6-15-16- 1909 ada 6-15-16- 1910 ada 5-6 parsel sayılı taşınmazlar yönünden tapu iptali ve tescil talebinin , üçüncü kişilere devredilen taşınmazlar yönünden ise birleştirilen davada taleple bağlı kalınarak 100.000 TL tazminat isteminin kabulüne karar verilmiş olmasında kural olarak bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Davalıların bu yöne ilişkin temyiz itirazları yerinde görülmediğinden reddine.

Ne var ki, çekişme konusu 2291 parsel sayılı taşınmazda murisin adına kayıtlı 1/3 payını devretmiş olduğu göz ardı edilerek, bu taşınmazda uygulanan ifraz ve tevhit işlemleri neticesinde oluşan ve halen davalılar adına kayıtlı bulunan 109 ada 12, 13, 18, 19 ve 111 ada 13 parsel sayılı taşınmazların tamamının iptaline karar verilmiş olması isabetsizdir.

Öte yandan, dava konusu olup, murisle bir ilgisi olmadığı anlaşılan 2032-332-1772-1926 ve 504 ada 21 parsel sayılı taşınmazlar yönünden ise HMK 26. ve 297. maddeleri göz önüne alınmaksızın olumlu olumsuz bir karar verilmemiş olması da doğru değildir. Hal böyle olunca, 2291 parsel sayılı taşınmazda muris tarafından devredilen 1/3 payın, ifraz ve tevhit işlemleri neticesinde oluşan 109 ada 12, 13, 18, 19 ve 111 ada 13 parsel sayılı taşınmazlara ne kadarının yansıdığı hususunda bilirkişi raporu alınması ve sonucuna göre karar verilmesi, muris ... ile ilgisi bulunmayan 2032-1772-332-1926 ve 504 ada 21 parsel sayılı taşınmazlar olumlu-olumsuz bir hüküm kurulması gerekirken yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir.

Davalıların değinilen yönden yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 373/1. maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda yazılı nedenlerden dolayı 6100 Sayılı HMK’nin 371/1-a maddesi uyarınca BOZULMASINA, dosyanın kararı veren Çerkezköy 2. Asliye Hukuk Mahkemesine, kararın bir örneğinin ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 24.11.2020 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz eden davalılar-birleştirilen davalılardan ... vekili için 3.050.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilen davacılar-birleştirilen davacılardan alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 07/04/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


  • Mirasçıların tümünü ilgilendiren yargısal işlemlerde tereke temsilcisi atanıp bu temsilci vasıtasıyla hukuki sürecin yürütülmesi


1. Hukuk Dairesi 2020/627 E. , 2021/1926 K. "İçtihat Metni"


MAHKEMESİ : ... BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 2. HUKUK DAİRESİ DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL-TENKİS Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil, tenkis davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin verilen karara karşı davacıların yaptıkları istinaf başvuruları ... Bölge Adliye Mahkemesi 2.Hukuk Dairesi tarafından mirasbırakanın bakıma muhtaç olduğu için sözleşmeyi düzenlediği ve mal kaçırma kastının olmadığı gerekçesiyle esastan reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi ...'un raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;

-KARAR-

Davacılar, mirasbırakanları anneleri ...’in bir parça taşınmazını davalı ...’e; altı parça taşınmazını da davalı ...’a ölünceye kadar bakma akdiyle devrettiğini, temlikin hileli ve mal kaçırma amaçlı olduğunu ileri sürerek, ölünceye kadar bakma akdinin iptali ile taşınmazların miras bırakan adına tescilini, olmazsa tenkisini istemişlerdir. Davalılar, mirasbırakanın tüm bakımı ile ilgilendiklerini, sözleşmenin miras bırakanın iradesine uygun şekilde yapıldığını ve iddiaların doğru olmadıklarını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.

Mahkemece, muvazaa iddiasının ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine ilişkin verilen karara karşı davacıların yaptıkları istinaf başvuruları ... Bölge Adliye Mahkemesi 2.Hukuk Dairesi tarafından mirasbırakanın bakıma muhtaç olduğu için sözleşmeyi düzenlediği ve mal kaçırma kastının olmadığı gerekçesiyle esastan reddedilmiştir.

Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali- tescil ve tenkis isteğine ilişkindir. Hemen belirtilmelidir ki, davada tereke adına tapu iptali-tescil isteğinde bulunulduğuna göre, mirasçılar arasında elbirliği halinde mülkiyetin söz konusu olduğu ve davanın tereke adına sürdürülmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Bilindiği üzere, elbirliği (iştirak) halinde mülkiyet, yasa veya yasada belirtilen sözleşmeler uyarınca aralarında ortaklık bağı bulunan kişilerin bu ortaklık nedeniyle bir mala veya hakka birlikte malik olma durumudur. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun(TMK) 701 ila 703. maddelerinde düzenlenen bu tür mülkiyetin (ortaklığın) tüzel kişiliği olmadığı gibi eşya üzerinde ortaklardan her birinin doğrudan doğruya bir hakkı da yoktur. Mülkiyet bir bütün olarak ortakların tümüne aittir. Başka bir anlatımla, ortaklık tasfiye oluncaya kadar ortaklardan birinin ayrı mal veya hak sahipliği bulunmayıp, hak sahibi ortaklıktır. Sözü edilen mülkiyet türünde malikler mülkiyet payları ayrılmadığından paydaş değil ortaktır. Bu kural TMK'nın 701. maddesinde "Kanun ve kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir. Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır." biçiminde açıklanmıştır.

Elbirliği (iştirak) halinde mülkiyetin bu özelliği itibariyle ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Şayet yasa veya elbirliği (iştirak) halinde mülkiyeti oluşturan anlaşmada ortaklık adına hareket etme yetkisinin kime ait olacağı belirtilmemişse, ortaklığın tasfiyesini isteme hakkı dışındaki tüm işlemlerde ortakların (iştirakçilerin) oybirliği ile karar almaları ve birlikte hareket etmeleri zorunluluğu vardır. Nitekim, TMK'nın 702/2. maddesi de bu yönde açık hüküm getirmiştir. Ancak, açıklanan kural yargısal uygulamada kısmen yumuşatılmış bir ortağın tek başına dava açabileceği, ne var ki, davaya devam edebilmesi için öteki ortakların olurlarının alınması veya miras şirketine atanacak temsilci aracılığı ile davanın sürdürülmesi gerektiği kabul edilmiş (11.10.982 tarih l982/3-2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı), bu görüş bilimsel alanda da aynen benimsenmiştir.

Somut olayda, mirasbırakan ...’in davacılar ve davalı ... dışında mirasçısının bulunduğu veraset ilamıyla sabittir.

Hal böyle olunca, davada yer almayan ortakların (mirasçıların) olurlarının alınması ya da miras şirketine TMK'nın 640. maddesi uyarınca atanacak temsilci aracılığı ile yargılamanın sürdürülmesi gerekirken, davanın görülebilirlik koşulu göz ardı edilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir.

Davacıların açıklanan nedenden ötürü yerinde görülen temyiz itirazının kabulü ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 373/1. maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanun′un 371/1-a maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına, dosyanın kararı veren Vize Asliye Hukuk Mahkemesine, kararın bir örneğinin ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Hukuk Dairesine gönderilmesine, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 31.03.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


  • Sabit tenkis oranının bulunmasında ilgili taşınmazın dava tarihindeki değerinin değil, murisin ölüm tarihindeki değerinin dikkate alınması gerekliliği

  • Bir konuya ilişkin iki farklı bilirkişi raporunda meydana gelen farkın taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli olacak şekilde açıklanması gerekliliği


1. Hukuk Dairesi 2021/835 E. , 2021/1711 K.

"İçtihat Metni"


MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : TENKİS Taraflar arasında görülen tenkis davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davacılar ... v.d. vekili ve davalı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi ...'ın raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;

-KARAR-

Dava, tenkis istemine ilişkindir. Davacılar, mirasbırakan ...'nün 19.06.2002 tarihinde düzenlediği vasiyetname ile tüm malvarlığını eşi davalıya bıraktığını, saklı paylarının ihlal edildiğini, vasiyetnamenin iptali için ... 6. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003/94 esas sayılı dosyasında dava açtıklarını ileri sürerek tenkise karar verilmesini istemişlerdir.

Davalı, sağlık kurulu raporu ile murisin fiil ehliyetine haiz olduğu tespit edilmek suretiyle vasiyetnamenin usulüne uygun düzenlendiğini, murisin gösterilen sevgi ve ilgi karşılığı vasiyetnameyi tanzim ettiğini, vasiyetin iptali koşullarının oluşmadığını, saklı payı aşan kısmın cüzi bir miktar olup, tenkise konu miktarı bedel olarak ödeyip, malların kendisine verilmesi gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, murisin mal varlığını eşi davalıya vasiyet etmek suretiyle davacılara anneleri ...'den gelen saklı paylarının ihlal edildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne ilişkin karar, Dairece; "…yukarıda açıklanan ilke ve olgulara uygun araştırma ve inceleme yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur. Hâl böyle olunca, mahkemece, öncelikle davaya konu vasiyetnamenin açılmasına dair ... 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2002/881 esas sayılı dosyasının mahkemesinden temini ile dosya içine alınması, davacı ...'nin yargılama sırasında ölümü nedeniyle tüm mirasçılarının davada eksiksiz yer almalarının sağlanması, ondan sonra yukarıda açıklanan ilkelere uygun olarak tenkis hesabı yapılması bakımından muris ...'nün bankadaki parası, tüm mal varlığı araştırılarak, pasif terekenin tespit edilmesi, usulüne uygun tenkis hesabı yapılması ile hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken murisin bir kısım taşınmazları (... ilçesindeki 101 ada 3, Isparta ilindeki 126 ada 2, 3493 ada 5, 6 parseller) dikkate alınmadan, murisin tüm mal varlığı ile pasif tereke tespit edilmeden, karar tarihine çok uzak olan taşınmazların dava tarihi değerleri esas alınmak suretiyle hatalı bilirkişi raporuna itibar edilerek yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir." gerekçesiyle bozulmuş, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde, davanın kabulü ile; 103.836,72 TL’nin davalıdan alınarak, davacılar ... ve ...’a 41.534,73’şer TL’nin, davacılar ... ve ....’e 6.922,45’şer TL’nin ödenmesine karar verilmiştir.

Hemen belirtilmelidir ki, bozma ilamına uyularak yargılama sırasında ölen davacı ...’nin tüm mirasçılarının davada yer almasının sağlanması ile yargılamaya devam edilmiş olması doğrudur.

Öte yandan, mutlak tenkise tabi vasiyetname bakımından mirasbırakanın tüm malvarlığının araştırılması ve davacılar vekilinin 25.12.2018 havale tarihli dilekçesi ile, murise ait 2099 ada 5, 5768 ada 212 ve 213, 75 ada 128, 126 ada 2, 3493 ada 5 ve 6 parsel sayılı taşınmazlar yönünden davayı takip etmediklerini beyan etmesi gözetilerek, diğer taşınmazlar ( 1884 ada 8, 235 ada 1 sayılı parseldeki 3 no’lu bağımsız bölüm ve 101 ada 3 sayılı parseller ) yönünden tenkis incelemesi yapılması yerindedir. Ne var ki, hükme esas alınan tenkis bilirkişi raporunun doğru olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur. Şöyle ki;

1- Sabit tenkis oranı bulunurken 101 ada 3 sayılı parselin murisin ölüm tarihindeki değerinin dikkate alınması gerekirken, dava tarihindeki değerinin dikkate alınması hatalıdır.

2- 15.04.2010 tarihli bilirkişi raporuna göre 1884 ada 8 ve 235 ada 1 sayılı parseldeki 3 no’lu bağımsız bölümün murisin ölüm tarihindeki değerlerinin 30.000,00’ar TL belirlenmiş iken, hükme esas alınan 01.06.2019 tarihli bilirkişi raporuna göre 1884 ada 8 sayılı parselin murisin ölüm tarihindeki değeri 107.856,03 TL, 235 ada 1 sayılı parseldeki 3 no’lu bağımsız bölümün murisin ölüm tarihindeki değeri 44.194,69 TL olarak saptandığı, bilirkişi raporuna süresi içerisinde itiraz edildiği, 15.04.2010 ve 01.06.2019 tarihli bilirkişi raporlarında saptanan değerler arasında azımsanmayacak bir fark bulunduğu ve bu farkın neden kaynaklandığının taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli olacak biçimde açıklanmadığı, aradaki çelişkiyi giderecek mahiyette yeni bir rapor alınmadan sonuca gidildiği anlaşılmıştır.

3- 25.11.2020 tarihinde karar verilmesine rağmen tenkise tabi taşınmazların 2019 yılı Nisan ve Haziran aylarındaki değerleri üzerinden hüküm kurulduğu, belirtilen tarihler arasında yaklaşık 1,5 yıllık bir zaman diliminin bulunduğu, karar tarihine en yakın değerler üzerinden sonuca gidilmediği tespit edilmiştir. Hal böyle olunca, yukarıda üç bent halinde belirtilen hususlar dikkate alınarak bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.

Davacılar vekili ile davalı vekilinin yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 24/03/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



ankara miras avukatı

Desert in Dark

Büromuzda randevusuz görüşme yapılmamaktadır. Lütfen öncelikle arayıp randevu alınız.