Yabancılar HukukuBağlı olduğu rehber: Yabancılar Hukuku: Taşınmaz, Vatandaşlık ve Şirket İşlemleri 2026
Yabancı Mahkeme Kararının Tanınması ve Tenfizi: Şartlar, Belgeler ve Usul 2026
Yabancı mahkemenin hukuk davasında verdiği kesinleşmiş karar Türkiye’de kendiliğinden hüküm doğurmaz: icra edilebilmesi için tenfiz, kesin hüküm veya kesin delil sayılabilmesi ya da idari bir işleme esas alınabilmesi için tanıma kararı gerekir. Dava kural olarak asliye mahkemesinde, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin Türkiye’deki yerleşim yerinde (yoksa sakin olduğu yerde, o da yoksa Ankara, İstanbul veya İzmir’de) açılır. Türk mahkemesi kararın esasını yeniden incelemez; yalnız karşılıklılık (tanımada aranmaz), münhasır yetki, kamu düzeni ve savunma hakkı şartlarına bakar.
Yabancı Mahkeme Kararının Tanınması ve Tenfizi Nedir?
Yabancı bir mahkemenin verdiği karar Türkiye’de kendiliğinden hüküm doğurmaz. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 13.01.2025 tarihli ve 2024/12327 E., 2025/346 K. sayılı kararında belirtildiği üzere, “Yabancı bir mahkeme kararının bu kararın verildiği ülke dışında hüküm ve sonuç doğurması ilgili kararın tanınmasına veya tenfiz edilmesine bağlıdır.” Tanıma ve tenfiz kural olarak ayrı bir davayla istenir; Daireye göre bu davada verilen kararla birlikte “yabancı mahkeme kararı, mahalli mahkeme kararı kuvvet ve niteliğini kazanır.”
Tenfiz, yabancı mahkeme ilamının (karar belgesinin) Türkiye’de icra edilebilmesi için yetkili Türk mahkemesinden alınan karardır. Kural, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un (MÖHUK) 50. maddesinde yer alır:
Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 50. maddesi:
“1. Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilâmların Türkiye'de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır.
2. Yabancı mahkemelerin ceza ilâmlarında yer alan kişisel haklarla ilgili hükümler hakkında da tenfiz kararı istenebilir.”
Tanıma ise yabancı mahkeme kararının icraya konu olmaksızın Türkiye’de kesin hüküm (aynı uyuşmazlığın yeniden görülememesi) ya da kesin delil (mahkemeyi bağlayan delil) olarak kabul edilmesidir. Yabancı karara dayanılarak Türkiye’de idari bir işlem yapılacaksa da kural olarak aynı usul uygulanır; boşanma, butlan ve iptal kararlarının nüfus kütüğüne idari tescili bunun istisnasıdır ve aile hukukuna ilişkin kararlar başlığında anlatılmıştır:
MÖHUK’un 58. maddesi:
“1. Yabancı mahkeme ilâmının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi yabancı ilâmın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine bağlıdır. Tanımada 54 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi uygulanmaz.
2. İhtilâfsız kaza kararlarının tanınması da aynı hükme tâbidir.
3. Yabancı mahkeme ilâmına dayanılarak Türkiye'de idarî bir işlemin yapılmasında da aynı usul uygulanır.”
İki kurum arasındaki temel fark, kararın Türkiye’de icra edilip edilmeyeceğidir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi aynı kararında, kanun gerekçesine dayanarak “Bir yabancı mahkeme kararının tanınması o kararın icra edilmesi niteliğini kazandırmaz.” demiştir. Tanınan karar kesin hüküm, kesin delil ya da idari işleme esas olarak kullanılabilir; icra dairesinde takibe konulamaz.
a) Tanıma ile Tenfiz Arasındaki Fark: Hangi Dava Açılmalı?
Hangi davanın açılacağını yabancı kararın içeriği belirler. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, yukarıda anılan kararında bu ölçütü şöyle ortaya koymuştur: “Yabancı mahkeme kararının içeriğinde icra dairesine başvurulmasını gerektiren yani o devletin icra organlarının harekete geçmesini gerektiren bir durum varsa, açılacak dava tenfiz davası olacaktır. Ancak kararın böyle bir özelliği yoksa açılması gereken dava tanıma davasıdır.”
Buna göre bir para alacağını, tazminatı ya da bir şeyin teslimini hükme bağlayan eda kararı tenfize konu olur. Mevcut bir hukuki durumu ortadan kaldıran, değiştiren ya da yeni bir hukuki durum yaratan yenilik doğuran (inşai) kararlar ile bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığını tespit eden kararlar ise tanımaya konu olur. Boşanma kararı bu ikinci gruptadır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 25.03.2025 tarihli ve 2024/5965 E., 2025/3057 K. sayılı kararında “Boşanma kararları hukuksal nitelikleri uyarınca yenilik doğurucu kararlardandır.” denilmiş ve bu kararların “hukuki alanda etkili olmaları için icraya ihtiyaçları yoktur” sonucuna varılmıştır.
Eda hükmü içeren bir karar için tenfiz yerine tanıma istenmesi ise kural olarak mümkün değildir. 9. Hukuk Dairesinin 2025/346 K. sayılı kararına konu olayda işveren, Suudi Arabistan iş mahkemesinin işçi lehine işçilik alacağına hükmeden kararının tanınmasını istemiştir. Daire, “tanınması istenen karar, yabancı mahkeme tarafından eda davası sonucu verilen bir karar olup bu kararın tanınması değil tenfizi mümkün olabilir” diyerek kabul kararını bozmuştur. Daireye göre böyle bir karar hakkında tanıma davası açılabilmesi, “davacının tenfiz yerine tanıma istemesinde haklı bir menfaatinin bulunması” şartına bağlıdır.
Tanıma davasında hukuki yarar ayrıca aranır. Aynı kararda Daire, “Açılmış bir davada kesin hüküm veya kesin delil olarak itiraz olarak ileri sürülmemiş veya idari bir işlemin yapılmasında gerekli değilse yabancı bir mahkeme kararının tanınmasında hukuki yarar yoktur.” demiş ve hukuki yararın, davanın esasına girilebilmesi için aranan bir dava şartı olarak mahkemece kendiliğinden gözetileceğini vurgulamıştır. Olayda işveren, yabancı karar uyarınca işçiye ödeme yaptığını beyan ettiği için tanıma istemesinde hukuki yarar da görülmemiştir. Daire bunun gerekçesini şöyle açıklamıştır: “Oysa davacı tarafça tanınması istenilen kararın, kendi aleyhine açılmış veya açılması muhtemel bir davada kesin hüküm veya kesin delil olarak tespitini savunma olarak ileri sürmesi mümkündür.”
Bu nedenle yabancı karar, ayrı bir tanıma davası açılmadan, aleyhe açılan davada savunma olarak da ileri sürülebilir; tanıma şartları o davada incelenir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi bu ilkeyi 25.09.2025 tarihli ve 2025/3662 E., 2025/6988 K. sayılı kararında uygulamıştır. İşçilik alacağı davasında davalı işveren, işçinin Umman’da açtığı davada verilen kararı sunarak bu kararın kesin hüküm niteliğinde olduğunu savunmuş; bölge adliye mahkemesi, yabancı karar için tanıma ve tenfiz işlemi yapıldığına dair belge sunulmadığı gerekçesiyle bu savunmayı dikkate almamıştı. Daire, “yabancı mahkeme kararının aleyhe açılmış olan davada kesin hüküm veya kesin delil olarak tespitinin savunma olarak ileri sürülmesi mümkündür” diyerek, yabancı kararın MÖHUK’un 50 ve devamı maddelerindeki şartları taşıyıp taşımadığının o davada değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiş ve bölge adliye mahkemesi kararını oy birliğiyle bozmuştur.
b) Hukuki Dayanak: MÖHUK ve Milletlerarası Sözleşmeler
Yabancı mahkeme kararlarının tenfizi MÖHUK’un 50 ila 57. maddelerinde, tanınması 58 ve 59. maddelerinde düzenlenmiştir. Ancak MÖHUK, Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası sözleşmeleri saklı tutar; bir sözleşme konuyu farklı düzenliyorsa önce o uygulanır:
MÖHUK’un 1. maddesi:
“1. Yabancılık unsuru taşıyan özel hukuka ilişkin işlem ve ilişkilerde uygulanacak hukuk, Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi, yabancı kararların tanınması ve tenfizi bu Kanunla düzenlenmiştir.
2. Türkiye Cumhuriyetinin taraf olduğu milletlerarası sözleşme hükümleri saklıdır.”
Lahey Uluslararası Özel Hukuk Konferansının Türkiye sayfasına göre Türkiye; 1954 tarihli Hukuk Usulüne Dair Sözleşme, yabancı resmî belgelerde tasdik şartını kaldıran 1961 tarihli Apostil Sözleşmesi, 1965 tarihli yurt dışında tebligata ilişkin sözleşme, 1958 ve 1973 tarihli nafaka kararlarının tanınması ve tenfizine ilişkin sözleşmeler, 1996 tarihli Çocukların Korunması Sözleşmesi ve 2007 tarihli Çocuk Nafakası Sözleşmesi dâhil 14 Lahey sözleşmesine taraftır. Buna karşılık yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizine ilişkin 2019 tarihli Lahey Sözleşmesi, Türkiye’nin taraf olduğu ya da imzaladığı belgeler arasında yer almamaktadır. Bu nedenle Türkiye’de ticari ve parasal kararların tenfizinde MÖHUK hükümleri ile, varsa kararın verildiği ülkeyle yapılmış ikili adli yardımlaşma anlaşması uygulanır.
Hangi Yabancı Kararlar Tanınabilir ya da Tenfiz Edilebilir?
Yabancı bir mahkemenin hukuk davasında verdiği ve o ülke hukukuna göre kesinleşmiş her türlü karar tanıma ve tenfize konu olabilir; para alacağına, tazminata, sözleşmeye ya da aile hukukuna ilişkin olması sonucu değiştirmez. Ceza ilamlarındaki kişisel haklara ilişkin hükümler ve çekişmesiz yargı kararları da bu yola girer. Kararın ilam niteliği ve kesinleşip kesinleşmediği, kararı veren ülkenin usul hukukuna göre belirlenir.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2025/346 K. sayılı kararında tenfizin ön koşullarını şöyle saymıştır: “tenfiz kararının verilebilmesi için gerekli olan ön koşullar; yabancı bir mahkeme tarafından verilmiş ilâmın bulunması, yabancı mahkeme kararının hukuk davalarına ilişkin olması ve kararın kesinleşmiş olması şeklinde sayılabilir.” Daire aynı kararda, “Şu hâlde maddi hukuka ait talepler hakkında verilmiş bulunan her türlü yabancı mahkeme kararları, tenfiz kararı verilebilecek kararlardır.” demiş ve kararın niteliğinin hangi hukuka göre belirleneceğini de açıklamıştır: “Yabancı devletin usul hukukuna tâbi olarak verilmiş olan bir mahkeme kararının, mahkeme ilâmı niteliğinde olup olmadığı ve kesinleşme şartları, hiç şüphesiz ki münhasıran kararın verildiği ülkenin usul hukukuna göre tayin ve tespit olunur.”
Bu ilkenin ticari alacaklar bakımından önemli bir uygulaması, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2022 tarihli ve 2022/880 E., 2022/1750 K. sayılı kararıdır. Olayda bir İtalyan mahkemesi, alacaklının başvurusu üzerine borçluya belirli bir paranın ödenmesi için ödeme emri çıkarmış, borçlu süresinde itiraz etmediği için karar İtalyan hukukuna göre kesinleşmiştir. Kapatılan 19. Hukuk Dairesi, kesinleşen bir ödeme emrinin teknik anlamda tenfizi kabil bir ilam olmadığı gerekçesiyle tenfiz kararını bozmuş; ilk derece mahkemesi direnmiştir. Hukuk Genel Kurulu, kararın ilam niteliğinin İtalyan usul hukukuna göre belirleneceğini kabul ederek direnmeyi oy çokluğuyla uygun bulmuş ve “Öyleyse, tenfize uygun yabancı bir mahkeme ilamının, MÖHUK’da sınırlı olarak sayılan şartları taşıması hâlinde tenfize karar verilmesi gerekir.” demiştir. Dosya, davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için Özel Daireye gönderilmiştir.
Ceza mahkemesi kararlarında tenfiz, yalnız ilamdaki kişisel haklarla ilgili hükümler için istenebilir (MÖHUK’un 50. maddesinin ikinci fıkrası). Çekişmesiz yargı (ihtilafsız kaza) kararlarının tanınması ve tenfizi de aynı hükümlere tabidir (MÖHUK’un 55. maddesinin birinci fıkrası ve 58. maddesinin ikinci fıkrası).
Kesin hüküm kuvveti taşımayan belgeler ise tanınamaz. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, 19.02.2024 tarihli ve 2023/1967 E., 2024/926 K. sayılı kararında, Yunan mahkemesinin verdiği veraset belgesinin tanınmasına karar verilmesini, “yabancı mahkeme tarafından verilmiş mirasçılık belgesinin kesin hüküm kuvveti bulunmadığından tenfizine ve tanınmasına karar verilemeyeceği gözetilmeksizin” hüküm kurulduğu gerekçesiyle bu kısım yönünden bozmuştur. Mirasçılık belgesinin Türkiye’de nasıl alındığı mirasçılık belgesi yazımızda anlatılmıştır.
Yabancı kararın tamamının tenfizi zorunlu değildir. Dilekçede tenfizin hükmün hangi kısmı hakkında istendiği gösterilebilir (MÖHUK’un 52. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi) ve mahkeme ilamın kısmen tenfizine karar verebilir (MÖHUK’un 56. maddesi).
Tanıma ve Tenfiz Şartları Nelerdir?
Mahkeme tenfiz kararını dört şartla verir: karşılıklılık, kararın Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması (ve davalının itirazı hâlinde aşırı yetkiye dayanmaması), hükmün kamu düzenine açıkça aykırı olmaması ve davalının savunma hakkına uyulmuş olması. Tanımada karşılıklılık aranmaz; diğer şartlar aynıdır.
MÖHUK’un 54. maddesi:
“1. Yetkili mahkeme tenfiz kararını aşağıdaki şartlar dâhilinde verir:
a) Türkiye Cumhuriyeti ile ilâmın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilâmların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiilî uygulamanın bulunması.
b) İlâmın, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilâmın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması.
c) Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması.
ç) O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması.”
a) Karşılıklılık Şartı: Yalnız Tenfizde Aranır
Karşılıklılık (mütekabiliyet), kararın verildiği devletin de Türk mahkemelerinin kararlarını tenfiz etmesidir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 24.02.2025 tarihli ve 2023/4469 E., 2025/679 K. sayılı kararında belirtildiği gibi, kanunda sayılan üç durumdan birinin bulunması yeterlidir: “Bunlardan birincisi yabancı ilamların tenfizi için Türkiye Cumhuriyeti ile kararı veren ülke arasında karşılıklılık esasına dayalı bir sözleşme, ikincisi o devlette Türk Mahkemelerinden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmü; üçüncü ise fiili mütekabiliyet bulunmasıdır.”
Karşılıklılık tarafların vatandaşlığına değil, kararı veren devlete bakılarak değerlendirilir. Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 10.02.2012 tarihli ve 2010/1 E., 2012/1 K. sayılı kararının gerekçesinde, “Karşılıklılık koşulu vatandaşlığa değil, kararın verildiği mahkemeye ilişkin bir şart olup, anılan şartın gerçekleşmemesi halinde artık diğer şartların incelenmesine geçilemez.” denilmiştir.
Tanımada ise karşılıklılık aranmaz; MÖHUK’un 58. maddesinin birinci fıkrası bunu açıkça söyler. Bu nedenle bir boşanma ya da tespit kararının tanınması, kararı veren ülkenin Türk kararlarını tenfiz edip etmediğine bağlı değildir. Para alacağına hükmeden ve icra edilmesi istenen kararlarda ise karşılıklılık, davanın sonucunu belirleyen ilk şarttır.
b) Karşılıklılık Nasıl Araştırılır ve İspat Edilir?
Karşılıklılığın bulunduğu ülkeleri gösteren genel bir liste yoktur; her dosyada kararı veren ülke bakımından ayrıca araştırılır. Aşağıdaki kararlara konu dosyalarda mahkemeler önce Adalet Bakanlığından iki ülke arasında anlaşma bulunup bulunmadığını sormuştur. Anlaşma yoksa kanuni ya da fiilî karşılıklılığın varlığına bakılır. Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2025/679 K. sayılı kararına konu dosyada Adalet Bakanlığı, “Rusya Federasyonu ile Türkiye Cumhuriyeti arasında, yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi konusunda ikili veya çok taraflı bir anlaşmanın olmadığı, fiili karşılıklılık konusunda, Bakanlıkta ülke bazında herhangi bir istatistik veri bulunmadığı” cevabını vermiştir.
Fiilî karşılıklılık, Türk mahkemelerinin o ülke kararlarını tenfiz etmiş olmasıyla değil, o ülkenin Türk kararlarını tenfiz ettiğinin gösterilmesiyle ispat edilir. Aynı kararda ilk derece mahkemesi, Türkiye’de Rus mahkemesi kararlarının tenfiz edildiği gerekçesiyle fiilî karşılıklılığı kabul etmişti; Daire bunu yeterli görmemiş ve “davacı tarafça Rusya Federasyonu tarafından Türk Mahkemelerinden verilmiş ilamların tenfiz edildiğine dair dosyaya yeterli delil sunulmamış olup, fiili mütekabiliyetin varlığı da kabul edilemeyecektir” demiştir.
Kanuni karşılıklılık ise yabancı mevzuatın incelenmesini gerektirir. Daire aynı kararda, mahkemenin, Rusya Federasyonunun ilgili mevzuatının “yeminli mütercim vasıtasıyla tercümesi yaptırıldıktan sonra üniversitenin ilgili kürsüsünden seçilecek bilirkişi/bilirkişiler kurulundan” iki ülke arasında kanuni karşılıklılık bulunup bulunmadığı hakkında ayrıntılı ve denetime elverişli rapor alması gerektiğini belirterek kararı oy birliğiyle bozmuştur.
Kararı veren ülke Türk kararlarını tenfiz etse bile, tenfizden önce davayı baştan inceliyorsa karşılıklılık yoktur. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 20.11.2023 tarihli ve 2022/4640 E., 2023/6659 K. sayılı kararında ticari bir uyuşmazlıkta verilen Danimarka mahkemesi kararının tenfizi istenmiştir. Bakanlık yazısına göre Türk kararları Danimarka’da ancak dosya Danimarkalı hâkim tarafından bütünüyle yeniden incelendikten sonra tenfiz edilebiliyordu. Daire, bu durumun “esastan inceleme yasağına aykırı olup yeniden yargılama olarak görülmekle” karşılıklılık şartının sağlanmadığını kabul etmiş ve tenfiz kararını oy birliğiyle bozmuştur.
c) Türk Mahkemelerinin Münhasır Yetkisi ve Aşırı Yetki
Yabancı karar, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine (kanunun yalnız Türk mahkemelerine bıraktığı konulara) giren bir konuda verilmişse tenfiz edilemez (MÖHUK’un 54. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi). Kanun bu şartı davalının itirazına bağlamamıştır. Aynı bentteki ikinci engel ise farklıdır: kararı veren devlet mahkemesi, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanımışsa (aşırı yetki), bu durum ancak davalı itiraz ederse tenfize engel olur. Davalının bu itirazı Türk mahkemesindeki tenfiz davasında ileri sürmesi gerekir.
ç) Kamu Düzenine Açıkça Aykırılık ve Esasın İncelenmemesi
Türk mahkemesi, yabancı kararın doğru verilip verilmediğini incelemez. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.10.2023 tarihli ve 2022/766 E., 2023/975 K. sayılı kararında bu kural şöyle ifade edilmiştir: “Türk mahkemelerinde yabancı mahkeme kararında uygulanan usulün ya da kararda yer alan maddi ve hukuki tespitlerin doğruluğu incelenemez.” Bu kurala revizyon yasağı (esastan inceleme yasağı) denir.
Kamu düzeni şartı da bu sınırla birlikte okunur. Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu 10.02.2012 tarihli kararında, üçte ikiyi aşan oy çokluğuyla, “Yabancı mahkeme kararlarının salt gerekçesinin bulunmamasının kesinleşmiş yabancı mahkeme kararının tenfizine engel olmayacağına ve bu hususun 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun 54/c maddesi anlamında kamu düzenine açıkça aykırılık sayılmayacağına” karar vermiştir. İçtihadı birleştirme kararı olduğu için bu karar mahkemeleri bağlar.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 03.06.2021 tarihli ve 2017/52 E., 2021/671 K. sayılı kararında, denetimin konusunu şöyle belirlemiştir: “kararın içeriğinin kamu düzenine aykırı olup olmadığı değil, kararın Türkiye’de icra edilmesinin ve kararın icrasının sonuçlarının Türk kamu düzenine” açıkça aykırı olup olmadığı incelenmelidir. Kurula göre tenfiz hâkiminin “tenfiz şartları dışında, kararın içeriği üzerinde incelemede bulunma hak ve yetkisi bulunmamaktadır.” Olay, Almanya’da tescilli bir patente tecavüz davasında Alman mahkemesinin verdiği masraf tespit kararlarının tenfiziydi; Kurul, tenfiz yönündeki direnme kararını oy çokluğuyla onamıştır.
d) Savunma Hakkı ve Yabancı Davada Tebligat
Kendisine karşı tenfiz istenen kişi, yabancı davaya usulüne uygun çağrılmamış, orada temsil edilmemiş ya da hakkında o ülke kanunlarına aykırı biçimde yokluğunda hüküm verilmişse ve bunu Türk mahkemesinde itiraz olarak ileri sürerse tenfiz reddedilir (MÖHUK’un 54. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi).
Davalı tebligat yapılmadığını ileri sürerse mahkeme bunu belgeleriyle araştırmak zorundadır. Mahkeme, kararın davalıya tebliğine ve kesinleşmesine ilişkin belgeleri önce davacıdan isteyebilir; ancak bunun için verilen süre makul olmalıdır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 07.05.2018 tarihli ve 2017/4695 E., 2018/3240 K. sayılı kararında, kesinleşme şerhli tercüme ile dava dilekçesinin ve kararın davalılara tebliğine ilişkin belgeler için verilen 30 günlük kesin süreye dayanan ret kararını, “davacı vekilinden talep edilen belgelerin sunulması zaman alacağı için verilen 30 günlük kesin süre makul değildir” diyerek oy birliğiyle bozmuştur. Daireye göre kesinleşme dava şartı olduğundan kararın usulüne uygun kesinleşip kesinleşmediği araştırılmalı, davacıya karar tebliğine dair belgeleri sunması için “makul bir kesin süre verilmesi”, davacının bu belgeleri sunma imkânı yoksa da “davacının nezaretindeki bir belge olmadığı gözetilerek” kararın tebliğine ilişkin belgelerin Adalet Bakanlığından ya da kararı veren yabancı mahkemeden getirtilmesi gerekir. Belgeler davacının elindeyse dava açılırken sunulmaları, ayrıca süre verilmesine gerek bırakmaz.
İki ülke arasında adli yardımlaşma anlaşması varsa tebligatın o anlaşmaya göre yapılıp yapılmadığına da bakılır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 30.05.2024 tarihli ve 2023/1932 E., 2024/4501 K. sayılı kararında, Türkiye ile Gürcistan arasındaki adli yardımlaşma anlaşmasının tebligata ilişkin 7. maddesine dikkat çekmiş ve dava dilekçesi ile kararın davalıya bu anlaşmaya uygun tebliğ edilip edilmediği araştırılmadan verilen tenfiz kararını oy birliğiyle bozmuştur.
Tebliğin gösterilememesi tenfizin reddine yol açabilir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 31.05.2022 tarihli ve 2021/1358 E., 2022/2968 K. sayılı kararına konu olayda Manchester’daki bir İngiliz mahkemesinin alacak kararının tenfizi istenmiş, bölge adliye mahkemesi davayı birkaç gerekçeyle reddetmişti. Daire, davanın yalnız yabancı kararın “taraflara tebliğ edilip edilemediği anlaşılamadığından davalının savunma hakkının kısıtlanmış olduğu gerekçesiyle” reddedilmesi gerektiğini belirtmiş ve kararı gerekçesini düzelterek oy birliğiyle onamıştır. Hukuk Genel Kurulu da 2021/671 K. sayılı kararında, MÖHUK’un 54. maddesinin (ç) bendinin kapsamadığı savunma hakkı ihlallerinin kamu düzeni şartı içinde değerlendirilebileceğini kabul etmiştir.
Tanıma ve Tenfiz Davası Hangi Mahkemede Açılır?
Kanuna göre görevli mahkeme asliye mahkemesidir; aile hukukuna ilişkin kararlarda kanun aile mahkemesini görevlendirir, ticari nitelikteki kararlar asliye ticaret mahkemesinde görülür. İş ve fikrî mülkiyet uyuşmazlıklarına ilişkin kararlarda görevli mahkeme konusunda Yargıtayın açık bir tespiti yoktur. Yetkili mahkeme, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin Türkiye’deki yerleşim yeri, yoksa sakin olduğu yer, Türkiye’de ikisi de yoksa Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemesidir; bu yetki kesin değildir.
MÖHUK’un 51. maddesi:
“1. Tenfiz kararları hakkında görevli mahkeme asliye mahkemesidir.
2. Bu kararlar kendisine karşı tenfiz istenen kişinin Türkiye'deki yerleşim yeri, yoksa sâkin olduğu yer mahkemesinden, Türkiye'de yerleşim yeri veya sâkin olduğu bir yer mevcut değilse Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemelerinden birinden istenebilir.”
a) Görevli Mahkeme
Kararı veren yabancı mahkemenin türü ve davanın değeri görevi değiştirmez; tanıma ve tenfiz davasına sulh hukuk mahkemesi bakamaz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 15.10.2019 tarihli ve 2017/1924 E., 2019/1060 K. sayılı kararında, Münih mahkemesinin vasi atamasına ilişkin kararının tanınması ve tenfizi davasına sulh hukuk mahkemesince bakılmasını hatalı bulmuş ve “davanın asliye mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekirken sulh hukuk mahkemesince davaya bakılmış olması hatalıdır” diyerek kararı oy birliğiyle bozmuştur. Görev dava şartıdır ve yargılamanın her aşamasında kendiliğinden gözetilir.
Aile hukukuna ilişkin kararlar (boşanma, velayet, nafaka, evliliğin iptali gibi) için özel görev kuralı vardır:
Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun’un 4. maddesi:
“Aile mahkemeleri, aşağıdaki dava ve işleri görürler: … 2. 20.5.1982 tarihli ve 2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanuna göre aile hukukuna ilişkin yabancı mahkeme kararlarının tanıma ve tenfizi,”
Hüküm, eski 2675 sayılı Kanun’a atıf yapmaktadır; yabancı kararların tanınması ve tenfizi bugün 5718 sayılı MÖHUK ile düzenlenmektedir (MÖHUK’un 1. maddesi). Aile hukukuna ilişkin kararlarda dava aile mahkemesinde açılır.
Ticari nitelikteki kararlar bakımından 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 5. maddesi esas alınır. Bu maddeye göre asliye ticaret mahkemesi, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın tüm ticari davalara bakmakla görevlidir; asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi arasındaki ilişki de görev ilişkisidir. Yargıtay, Hukuk Genel Kurulunun 2016 tarihli kararından bu yana MÖHUK’taki “asliye mahkemesi” ifadesinin asliye ticaret mahkemesini de kapsadığını kabul etmekte ve görevi, tenfizi istenen kararın konusu olan uyuşmazlığa göre belirlemektedir. Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, 25.04.2018 tarihli ve 2016/17824 E., 2018/2308 K. sayılı kararında, bir ABD mahkemesinin ticari dava niteliğindeki bir uyuşmazlıkta verdiği kararın tenfizi davasında görevsizlik kararı veren mahkemenin hükmünü oy birliğiyle bozmuş ve “Somut olayda işin ticari iş, tenfizi istenen kararın ticari dava ile ilgili olması nedeniyle görevli mahkeme, asliye mahkemelerinden olan ihtisas mahkemesi asliye ticaret mahkemesidir.” demiştir. Hukuk Genel Kurulu da 15.06.2016 tarihli ve 2014/1090 E., 2016/819 K. sayılı kararında, tacirler arasındaki buğday satımından doğan uyuşmazlıkta verilen yabancı hakem kararının tenfizi davasında görevli mahkemenin “asliye ticaret mahkemesidir” sonucuna varmış ve direnme kararını oy birliğiyle bozmuştur. Nitekim yukarıda anılan İtalyan ödeme emri dosyası İstanbul asliye ticaret mahkemelerinde, eser sözleşmesinden doğan bir alacağa ilişkin yabancı kararın tenfizi Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmüştür. Asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yerde ise asliye hukuk mahkemesi davaya devam eder (TTK’nın 5. maddesinin dördüncü fıkrası). Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 13.09.2022 tarihli ve 2021/3957 E., 2022/5804 K. sayılı kararında, “6102 sayılı TTK’nın 5/4. maddesi uyarınca, davanın asliye ticaret mahkemesi sıfatıyla görülmemiş olmasının bozma sebebi yapılamayacak olmasına” dayanarak tenfiz kararını onamıştır.
Bu sayım kapalı bir liste değildir. İşçi ile işveren arasındaki uyuşmazlıkta verilen yabancı kararların tanınması davaları Yargıtayın incelediği dosyalarda iş mahkemelerinde, marka hakkına tecavüze ilişkin bir Fransız mahkemesi kararının tenfizi davası ise fikrî ve sınai haklar hukuk mahkemesinde görülmüştür. Davalılar bu dosyalarda görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğunu ileri sürmüş; Yargıtay kararları görev yönünden bozmamış, ikisini başka sebeplerle bozmuş, birini onamıştır (9. Hukuk Dairesinin 2025/346 K. ve 22.09.2025 tarihli ve 2025/4608 E., 2025/6694 K. sayılı kararları; 11. Hukuk Dairesinin 12.10.2015 tarihli ve 2015/3651 E., 2015/10305 K. sayılı kararı). Ancak 2025/346 K. sayılı karara konu dosyada iş mahkemesinin görevli olduğunu açıkça kabul eden bölge adliye mahkemesidir; 11. Hukuk Dairesi de fikrî ve sınai haklar hukuk mahkemesinin görevini kabul eden ilk derece kararını gerekçe göstermeden onamıştır. İncelediğimiz kararlar arasında Yargıtayın bu mahkemelerin görevini kendi gerekçesiyle tespit ettiği bir karar bulunmamaktadır; bu dosyalardaki uygulama, Yargıtayın ticari kararlar için benimsediği ve görevi tenfizi istenen kararın konusuna göre belirleyen yaklaşımla uyumludur. Aile mahkemelerinin görevini düzenleyen hükümden farklı olarak, 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 5. maddesi ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 156. maddesi yabancı kararların tanınması ve tenfizini ayrıca saymaz.
Ticari bir alacağa ilişkin yabancı kararın tenfizinde zorunlu arabuluculuk da gündeme gelebilir. TTK’nın 5/A maddesi arabuluculuğu, ticari davalardan “konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında” dava şartı yapar. Polonya mahkemesinin ticari bir uyuşmazlıkta verdiği kararın tenfizi davasında bölge adliye mahkemesi, “tenfiz yargılamasında uyuşmazlığın esasına dair yargılama yapılmadığından arabuluculuğa başvuru zorunluluğunun tanıma ve tenfiz davalarında geçerli olmadığı” sonucuna varmış; Yargıtay 11. Hukuk Dairesi bu kararı gerekçe göstermeden oy birliğiyle onamıştır (18.02.2025 tarihli ve 2024/2949 E., 2025/977 K.). Yabancı hakem kararının tenfizine ilişkin bir dosyada da bölge adliye mahkemesinin arabuluculuk aranmayacağı yönündeki kararı aynı Dairece onanmıştır (02.04.2026 tarihli ve 2025/5174 E., 2026/1864 K.).
b) Yetkili Mahkeme
Yetki, yukarıda alıntılanan MÖHUK’un 51. maddesinin ikinci fıkrasındaki sıraya göre belirlenir; Türkiye’de yerleşim yeri de sakin olunan yer de yoksa davacı, sayılan üç şehirden birindeki mahkemeyi seçebilir. Davacının kendi yerleşim yeri ya da borçlunun Türkiye’deki mallarının bulunduğu yer, yabancı mahkeme kararları için kanunda yetki sebebi olarak sayılmamıştır.
Bu özel yetki kuralı, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun ve özel kanunların genel yetki kurallarından önce gelir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, iş uyuşmazlığına ilişkin bir yabancı kararın tanınması davasında verdiği 12.03.2025 tarihli ve 2024/13577 E., 2025/2559 K. sayılı kararında, “tanıma veya tenfiz talebinden kaynaklanan bir uyuşmazlıkta, 7036 sayılı Kanun ve diğer yasal düzenlemeler ile öngörülmüş yetki kurallarına gidilemeyeceği açıktır” demiştir.
Aynı karara göre bu yetki kesin değildir: “Bu nedenle yetki itirazı ilk itiraz olup esasa cevap süresinin geçirilmesinden sonra ileri sürülen yetki itirazına değer verilemez. Mahkeme de yetkisizliği resen gözetemez”. Davalı süresinde yetki itirazında bulunmazsa dava açılan mahkeme yetkili hâle gelir. Yargıtay 5. Hukuk Dairesi de 25.03.2025 tarihli ve 2024/12576 E., 2025/4010 K. sayılı kararında “yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi davalarında yetkinin kesin olmadığı” ve davalının yetki itirazında bulunmadığı gerekçesiyle, kendiliğinden yetkisizlik kararı veren Bursa 6. Asliye Hukuk Mahkemesini yargı yeri olarak belirlemiştir.
Yabancı hakem kararlarında yetki kuralı farklıdır; bu konu aşağıda ayrı başlıkta anlatılmıştır.
Davayı Kim Açabilir, Dava Kime Karşı Açılır?
Kararın tanınmasında ya da tenfizinde hukuki yararı bulunan herkes dava açabilir; davacının Türk vatandaşı olması ya da Türkiye’de yaşaması gerekmez. Davalı kural olarak yabancı kararda borçlu ya da davalı olarak gösterilen kişidir.
MÖHUK’un 52. maddesinin birinci fıkrası, “Kararın tenfiz edilmesinde hukukî yararı bulunan herkes tenfiz isteminde bulunabilir.” hükmünü içerir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2023/975 K. sayılı kararında, hukuki yararın varlığının “her davada o davaya konu olayın somut özellikleri çerçevesinde, hakim tarafından değerlendirilmelidir” sonucuna varmış ve yabancı ülkede boşanmış sayılan eşin bu kararın Türkiye’de tanınmasını istemesinde hukuki yararı bulunduğunun duraksamasız olduğunu belirtmiştir.
Dava, yabancı kararda borçlu olarak gösterilen kişiye karşı açılır. Borçlu gösterilen yapının (ör. yurt dışında kurulan bir adi ortaklığın) tüzel kişiliği bulunup bulunmadığı kararın verildiği ülke hukukuna göre belirlenir; tüzel kişiliği yoksa davanın o yapıyı oluşturan ortaklara karşı açılıp açılamayacağı bu araştırmaya bağlıdır. Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 12.02.2025 tarihli ve 2024/407 E., 2025/481 K. sayılı kararına konu olayda Cezayir mahkemesi, davalı şirketlerin Cezayir’de kurduğu ve davacıya göre adi ortaklık yapısındaki bir şirketi borçlu tutmuş; tenfiz davası ortak şirketlere karşı açılmış, ilk derece mahkemesi davayı husumet yokluğundan (davalıların taraf sıfatının bulunmamasından) reddetmişti. Daire, “Yabancı mahkeme kararında davalı olarak gösterilenin, ilgili devletin maddi hukuk normları kapsamında gerçek kişi yada tüzel kişi olması, ileride görülecek tenfiz davasında taraf sıfatının değerlendirilmesi açısından önem arz etmektedir” demiştir. Mahkemenin, Adalet Bakanlığı aracılığıyla Cezayir makamlarına yazı yazarak borçlu gösterilen şirketin tüzel kişiliği bulunup bulunmadığını ve ortaklarının kimler olduğunu araştırması gerektiğini belirterek kararı oy birliğiyle bozmuştur.
Tenfiz Dilekçesi ve Gerekli Belgeler
Dilekçede taraflar, kararı veren yabancı mahkeme, ilamın tarihi ve numarası, hükmün özeti ve kısmi tenfiz isteniyorsa hangi kısım olduğu yazılır. Dilekçeye ilamın o ülke makamlarınca usulen onanmış aslı ya da onanmış örneği, kararın kesinleştiğini gösteren onanmış yazı veya belge ve bunların onanmış tercümeleri eklenir.
a) Dilekçenin İçeriği
MÖHUK’un 52. maddesi:
“1. Kararın tenfiz edilmesinde hukukî yararı bulunan herkes tenfiz isteminde bulunabilir. Tenfiz istemi dilekçe ile olur. Dilekçeye karşı tarafın sayısı kadar örnek eklenir. Dilekçede aşağıdaki hususlar yer alır:
a) Tenfiz isteyenle, karşı tarafın ve varsa kanunî temsilci ve vekillerinin ad, soyad ve adresleri.
b) Tenfiz konusu hükmün hangi devlet mahkemesinden verilmiş olduğu ve mahkemenin adı ile ilâmın tarih ve numarası ve hükmün özeti.
c) Tenfiz, hükmün bir kısmı hakkında isteniyorsa bunun hangi kısım olduğu.”
b) Dilekçeye Eklenecek Belgeler
MÖHUK’un 53. maddesi:
“1. Tenfiz dilekçesine aşağıdaki belgeler eklenir:
a) Yabancı mahkeme ilâmının o ülke makamlarınca usulen onanmış aslı veya ilâmı veren yargı organı tarafından onanmış örneği ve onanmış tercümesi.
b) İlâmın kesinleştiğini gösteren ve o ülke makamlarınca usulen onanmış yazı veya belge ile onanmış tercümesi.”
Kesinleşme, karar üzerine düşülen bir kesinleşme şerhi ile ya da ayrı bir yazı veya belgeyle gösterilebilir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2025/346 K. sayılı kararında, tanınması istenen kararın kesinleştiğini kabul eden ilk derece mahkemesini eleştirmiş; dosyada “kesinleşme şerhi bulunmadığı gibi bu kararın kesinleştiğini gösteren ve o ülke makamlarınca usulen onanmış yazı veya belge ile onanmış tercümesi de dosyaya sunulmamıştır” tespitini yapmıştır.
c) Apostil ve Onanmış Tercüme
Kanun, ilamın ve kesinleşme belgesinin “o ülke makamlarınca usulen onanmış” olmasını ister. Türkiye, yabancı resmî belgelerde tasdik şartını kaldıran 1961 tarihli Lahey Apostil Sözleşmesi’ne taraftır; bu sözleşmeye taraf bir ülkede verilen kararda onay, o ülkenin yetkili makamınca düzenlenen apostil şerhi ile yapılır. Tercümelerin de “onanmış tercüme” olması gerekir (MÖHUK’un 53. maddesi).
Apostil Sözleşmesi’ne taraf olmayan bir ülkede verilen kararda ise genel kural uygulanır: yabancı devlet makamlarınca hazırlanan resmî belgenin Türkiye’de bu vasfı taşıması, “belgenin verildiği devletin yetkili makamı veya ilgili Türk konsolosluk makamı tarafından onaylanmasına bağlıdır” (HMK’nın 224. maddesinin birinci fıkrası). Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası sözleşmelerin yabancı resmî belgelerin tasdikine ilişkin hükümleri saklıdır (aynı maddenin ikinci fıkrası).
Apostil eksikliği küçük bir şekil eksikliği değildir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 22.09.2025 tarihli ve 2025/1013 E., 2025/5575 K. sayılı kararına konu dosyada ilk derece mahkemesi, apostil şerhini sunması için davacıya 60 günlük kesin süre vermiş, apostil şerhi bu süre geçtikten sonra sunulduğu için dava usulden reddedilmiş, bölge adliye mahkemesi de istinaf başvurusunu esastan reddetmişti. Daire, “özellikle apostil şerhinin 15.02.2024 tarihinde düzenlendiğinin” yani verilen kesin süre geçtikten sonra alındığının anlaşılmasına dayanarak davanın reddine ilişkin kararı oy birliğiyle onamıştır.
ç) Belgeler Eksikse Ne Olur?
Belge eksikliği davanın hemen reddini gerektirmez; mahkeme eksikliğin tamamlanması için süre vermek zorundadır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 01.12.2025 tarihli ve 2025/8878 E., 2025/10430 K. sayılı kararında, “Bu belgelerde eksiklik varsa yargılama sırasında tamamlanması mümkündür.” demiştir. Daire, 04.03.2024 tarihli ve 2023/7402 E., 2024/1459 K. sayılı kararında da dava dilekçesine yalnız yabancı kararın tercümesinin fotokopisinin eklendiği bir dosyada, belgelerin “dosyaya sunulması için süre verilip, sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile hüküm kurulması” gerekçesiyle kararı oy birliğiyle bozmuştur. 9. Hukuk Dairesi de 2025/346 K. sayılı kararında kesinleşme belgesi için süre verilmeden karar verilmesini bozma sebebi saymıştır.
Davacı yabancı davanın tarafı değilse belgeleri kendisi temin edemeyebilir. 2. Hukuk Dairesi 2025/10430 K. sayılı kararında, yabancı davanın tarafı olmayan bir kurumun açtığı tanıma davasında, mahkemenin “istinabe yolu ile gereken evrak asıl veya onanmış örnekleri ve kesinleştiğini gösteren belge aslı veya onanmış örnekleri ile onanmış tercümelerinin temin edilmesi” gerektiğini belirterek ret kararını bozmuştur.
Buna karşılık mahkemenin verdiği kesin süre içinde eksiklik giderilmezse dava, dava şartı yokluğundan usulden reddedilir; yukarıda anılan 11. Hukuk Dairesinin apostil kararı bunun örneğidir.
Tenfiz Davası Nasıl Görülür, Davalı Neye İtiraz Edebilir?
Dilekçe, duruşma günüyle birlikte karşı tarafa tebliğ edilir ve dava basit yargılama usulüyle görülür. Karşı taraf yalnız tenfiz şartlarının bulunmadığını, ilamın kısmen ya da tamamen yerine getirildiğini veya yerine getirilmesine engel bir sebep çıktığını ileri sürebilir. Mahkeme ilamın kısmen ya da tamamen tenfizine veya istemin reddine karar verir.
MÖHUK’un 55. maddesi:
“1. Tenfiz istemine ilişkin dilekçe, duruşma günü ile birlikte karşı tarafa tebliğ edilir. İhtilâfsız kaza kararlarının tanınması ve tenfizi de aynı hükme tâbidir. Hasımsız ihtilâfsız kaza kararlarında tebliğ hükmü uygulanmaz. İstem, basit yargılama usulü hükümlerine göre incelenerek karara bağlanır.
2. Karşı taraf ancak bu bölüm hükümlerine göre tenfiz şartlarının bulunmadığını veya yabancı mahkeme ilâmının kısmen veya tamamen yerine getirilmiş yahut yerine getirilmesine engel bir sebep ortaya çıkmış olduğunu öne sürerek itiraz edebilir.”
Davalının itiraz sebepleri sınırlıdır. Yabancı kararda yer alan maddi ve hukuki tespitlerin doğruluğu (ör. borcun doğup doğmadığı) tenfiz davasında yeniden tartışılamaz; bu, revizyon yasağının sonucudur. Buna karşılık ilamın yerine getirildiği, yani borcun ödendiği ya da yerine getirilmesine engel bir sebep ortaya çıktığı ileri sürülebilir.
MÖHUK’un 56. maddesi:
“1. Mahkemece ilâmın kısmen veya tamamen tenfizine veya istemin reddine karar verilebilir. Bu karar yabancı mahkeme ilâmının altına yazılır ve hâkim tarafından mühürlenip imzalanır.”
a) Yabancı Davacıdan Teminat İstenir mi?
Türk mahkemesinde dava açan ya da icra takibi yapan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, kural olarak mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır; karşılıklılık varsa teminattan muaf tutulur.
MÖHUK’un 48. maddesi:
“1. Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır.
2. Mahkeme, dava açanı, davaya katılanı veya icra takibi yapanı karşılıklılık esasına göre teminattan muaf tutar.”
Teminat kararının gereğinin yerine getirilmesi bir dava şartıdır (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114. maddesinin birinci fıkrasının (ğ) bendi). Muafiyetin nasıl belirleneceğini Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, tenfiz davasına ilişkin olmayan ama MÖHUK’un 48. maddesini uygulayan 08.09.2025 tarihli ve 2024/6026 E., 2025/11973 K. sayılı kararında açıklamıştır. Daireye göre karşılıklılık iki taraflı ya da çok taraflı bir anlaşmayla sağlanabileceği gibi kanuni veya fiilî karşılıklılık şeklinde de sağlanabilir; bu anlaşmalardan biri 1954 tarihli Hukuk Usulüne Dair Lahey Sözleşmesi’dir; Sözleşmenin 17. maddesine göre âkit devletlerden birinde ikamet eden ve diğer âkit devletin mahkemesinde davacı olan âkit devlet vatandaşından, yabancı olması sebebiyle teminat istenemez. Daire, teminat hususunun “resen gözetilmelidir” sonucuna varmış; muafiyetin Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğünden sorulmasını, teminat gerekiyorsa yatırılması için kesin süre verilmesini ve süresinde yatırılmazsa istemin usulden reddini öngörmüştür.
Tanıma ve Tenfiz İçin Süre Var mı? Kararın Etkisi Ne Zaman Başlar?
MÖHUK’ta tanıma ve tenfiz davası için bir dava açma süresi öngörülmemiştir ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu boşanma kararlarının tanınması davasının her zaman açılabileceğini kabul etmiştir. Para ödenmesine hükmeden ilamlarda ise Yargıtay daireleri, zamanaşımının tenfiz davasında incelenip incelenemeyeceği konusunda farklı sonuçlara varmıştır. Tanınan kararın kesin hüküm ve kesin delil etkisi, yabancı kararın kesinleştiği andan itibaren başlar.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2023/975 K. sayılı kararında, yabancı mahkeme kararının “hangi süre içerisinde Türk mahkemeleri önünde tanınması veya tenfiz edilmesinin istenebileceğine dair bir düzenleme 5718 sayılı Kanun'da yer almamaktadır” tespitini yapmıştır. Aile ve şahıs hukukuna ilişkin kararlar bakımından Kurul, oy çokluğuyla, “aile ve şahıs hukukuna ilişkin ilâmların zamanaşımına uğramadığı, yabancı mahkemelerce verilen boşanma kararlarının tanıması ve tenfizi için belirlenmiş bir zamanaşımı süresinin bulunmadığı, dolayısıyla boşanmaya ilişkin yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizine ilişkin davaların her zaman açılabileceği” sonucuna varmıştır. Olayda Hollanda’da 2004 yılında kesinleşen boşanma kararının tanınması, kadın eşin Türkiye’de boşanma davası açmasından sonra 2018’de istenmişti. Bölge adliye mahkemesi, eşlerin yabancı karardan sonra birlikte yaşamaya devam edip çocuk sahibi olduklarını gözeterek talebi dürüstlük kuralına aykırı bulmuş ve davayı reddetmiş; Özel Daire bu kararı bozmuş, bölge adliye mahkemesi direnmiş, Kurul da direnme kararını bozmuştur. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi de 2025/3057 K. sayılı kararında aynı ilkeyi tekrarlamıştır.
Para ödenmesine hükmeden yabancı ilamlarda ise Yargıtay daireleri zamanaşımı konusunda farklı sonuçlara varmıştır:
- Birikmiş nafaka alacağı: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 13.05.2024 tarihli ve 2023/4393 E., 2024/3361 K. sayılı kararında, nafaka borcunun miktarını belirleyen bir İsviçre mahkemesi kararının tenfizi davasında davalının zamanaşımı defini MÖHUK’un 55. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında görmüş ve mahkemenin “zamanaşımı def'inin "ön sorun" olarak incelenip değerlendirilerek; sonucu uyarınca karar verilmesi” gerektiğini belirterek kararı oy birliğiyle bozmuştur.
- Dönemsel (irat şeklinde) nafaka: Aynı Daire, 11.12.2025 tarihli ve 2025/3373 E., 2025/11106 K. sayılı kararında, belli bir dönem içinde irat olarak ödenecek çocuk nafakasına ve kadın lehine mali yükümlülüğe ilişkin kararda “infaz aşamasında dikkate alınabilecek zamanaşımı definin yabancı mahkeme kararıyla ilgili tanıma ve tenfiz davasında tartışılamayacağı açıktır” demiş ve zamanaşımı gerekçesiyle verilen ret kararını oy birliğiyle bozmuştur.
- Kira alacağı: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 11.05.2026 tarihli ve 2025/4791 E., 2026/2942 K. sayılı kararında, 07.09.2011’de kesinleşen ve kira alacağına hükmeden İsviçre mahkemesi kararı için 26.03.2024’te açılan tenfiz davasının “on yıllık zamanaşımı süresi dolduktan sonra” açıldığını tespit etmiş ve bölge adliye mahkemesinin “zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken” verdiği kararı oy birliğiyle bozmuştur. Daire, zamanaşımının başlangıcında yabancı kararın kesinleşme tarihini esas almıştır.
- Kapatılan 13. Hukuk Dairesi ise 15.11.2018 tarihli ve 2016/29053 E., 2018/10724 K. sayılı kararında, yabancı bir icra mahkemesi kararının tenfizi davasını Borçlar Kanunu’nun 146. maddesindeki zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle reddeden ilk derece kararını, tenfiz hâkiminin “tenfiz şartları dışında, ilamın içeriği üzerinde incelemede bulunma hak ve yetkisi bulunmamaktadır” diyerek ve bu ret kararını “yanlış gerekçe” sayarak oy birliğiyle bozmuştu.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi de 2006 tarihli bir Alman mahkemesi kararı için 2018’de açılan tenfiz davasında verilen kabul kararını gerekçe göstermeden ve oy çokluğuyla onamış; karşı oyda İcra ve İflas Kanunu’nun 39. maddesindeki on yıllık sürenin dikkate alınması gerektiği savunulmuştur (08.12.2022 tarihli ve 2021/1394 E., 2022/8818 K.). Bu ayrışma karşısında, eski tarihli bir para ilamının tenfizinin gecikmeden istenmesi, zamanaşımı itirazıyla karşılaşma ihtimalini azaltır.
Tanınan ya da tenfiz edilen yabancı kararın kesin hüküm ve kesin delil etkisi, Türk mahkemesinin karar tarihinden değil yabancı kararın kesinleşme tarihinden başlar:
MÖHUK’un 59. maddesi:
“1. Yabancı ilâmın kesin hüküm veya kesin delil etkisi yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade eder.”
Hukuk Genel Kurulu 2023/975 K. sayılı kararında bu hükmün sonucunu boşanma bakımından şöyle açıklamıştır: boşanmaya ilişkin yabancı ilam, “yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade ettiği, dolayısyla hukuken eşler yönünden boşanmanın kişisel sonuçlarının aynı tarihten itibaren doğduğu kuşkusuzdur.”
Kararın Türkiye’de icra edilebilmesi ise bundan ayrıdır. Yargıtay 12. Hukuk Dairesine göre “yabancı mahkeme ilamları tenfiz kararı ile Türkiye'de infaz kabiliyeti kazanacağı için” icra kabiliyeti tenfiz kararına bağlıdır ve tenfiz kararı kesinleşmeden icra yapılamaz (24.12.2025 tarihli ve 2025/8623 E., 2025/8451 K.); ayrıntı aşağıda kanun yolu başlığındadır.
Tenfiz kararından sonra başlatılacak icra takibinin zamanaşımı ise ayrı bir konudur ve aşağıda icra başlığında anlatılmıştır.
Tenfiz Davasında Harç: Maktu mu, Nispi mi?
492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 4. maddesi, tenfiz davasında harcın ilamda hükmolunan şeyin değeri, nevi ve mahiyetine göre (1) sayılı tarifeye göre alınacağını öngörür. Anayasa Mahkemesi 2024’te bu hükümdeki “…değeri…” ibaresini, ilamdaki değer üzerinden nispi harç alınmasını öngören bir kural olarak değerlendirmiş ve Anayasa’ya aykırı bulmamıştır. Yargıtay daireleri ise hükmü farklı uygulamıştır: 11. ve 6. Hukuk Dairelerinin bazı kararlarında tenfiz davası tespit davası sayılarak maktu harç uygulanmış, 6. Hukuk Dairesinin 2025 tarihli kararında nispi harç alınması gerektiği kabul edilmiştir.
Harçlar Kanunu’nun 4. maddesi:
“Yabancı bir mahkeme tarafından verilen ilamların tenfizi için açılacak davalardan, bu ilamlarda hükmolunmuş şeyin değeri, nevi ve mahiyetine göre (1) sayılı tarife gereğince harç alınır.”
Anayasa Mahkemesinin kararı: Anayasa Mahkemesi, 17.10.2024 tarihli ve E. 2024/104, K. 2024/173 sayılı kararında (Resmî Gazete, 09.01.2025, sayı 32777), bir yabancı mahkeme kararının tenfizi davasına bakan İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin itirazı üzerine, bu maddedeki “…değeri…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine oy çokluğuyla karar vermiştir. Mahkemenin gerekçesine göre kural gereğince davacı, tenfizini istediği ilamda yer alan değer üzerinden hesaplanan karar ve ilam harcının dörtte birini dava açarken peşin öder; dava kabul edilirse kalan harç davalıya yükletilir, reddedilirse maktu karar ve ilam harcı davacının üzerinde kalır.
Maktu harç görüşü: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 09.07.2024 tarihli ve 2023/2909 E., 2024/5692 K. sayılı kararında, “tenfiz davalarının eda davası değil tespit davası niteliğinde olması nedeniyle, İlk Derece Mahkemesince maktu harç ve vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken” nispi harç ve vekâlet ücretine hükmedilmesini doğru bulmamış ve hükmü maktu harca göre oy birliğiyle düzeltmiştir. Aynı Daire 2022/5804 K. sayılı kararında davanın “maktu harçla görülüp sonuçlandırılmasında isabetsizlik bulunmamasına” dayanmıştır. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi de 21.09.2022 tarihli ve 2022/3590 E., 2022/4280 K. sayılı kararında, istinaf başvurusunda maktu harç yatıran davalıya nispi harç için muhtıra çıkarılıp başvurunun yapılmamış sayılmasını, tenfiz davalarının “tespit davası mahiyetinde kabul edilmekte olup maktu harca tabidir” gerekçesiyle oy birliğiyle bozmuştur. Bu kararlar Anayasa Mahkemesinin 17.10.2024 tarihli kararından önce verilmiştir. Maktu harç uygulaması bu karardan sonra da sürmüştür: bir yabancı mahkeme kararının tenfizi davasında bölge adliye mahkemesi, tenfiz davalarının “eda davası değil, tespit davası niteliğinde olması nedeniyle” ilk derece mahkemesinin hükmettiği nispi harcı kendiliğinden maktu harca çevirmiş; Yargıtay 11. Hukuk Dairesi bu kararı, harç konusunda ayrıca gerekçe göstermeden oy birliğiyle onamıştır (05.03.2026 tarihli ve 2025/4342 E., 2026/1334 K.).
Nispi harç görüşü: Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 18.09.2025 tarihli ve 2025/2000 E., 2025/2980 K. sayılı kararında, Harçlar Kanunu’nun 4. maddesine dayanarak tenfiz davasında “bu ilamlarda hükmolunmuş şeyin değeri, nevi ve mahiyetine göre nispi harç alınır” demiştir. Davanın maktu harçla açıldığı olayda Daire, ilk derece mahkemesinin davacıya “eksik nispi harcın tamamlaması için ihtaratlı muhtıra çıkarılarak süre verilmesi” gerektiğini belirterek kararı kendiliğinden ve oy birliğiyle bozmuştur. Daireye göre süresi içinde harç tamamlanmazsa davanın açılmamış sayılmasına karar verilir.
Bu ayrışma karşısında dava açılırken mahkemenin hangi görüşü uygulayacağı önceden kesin olarak bilinemez; Anayasa Mahkemesinin kararı ve 6. Hukuk Dairesinin 2025 tarihli bozma kararı karşısında, para ödenmesine hükmeden bir yabancı kararın tenfizi davasında mahkemenin nispi harç isteyebileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Nispi harç uygulanırsa karar ve ilam harcının dörtte biri peşin, geri kalanı kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenir (Harçlar Kanunu’nun 28. maddesinin (a) bendi). Harç oranı ve tutarları yazımızda verilmemiştir; dava açılırken o tarihte yürürlükte olan tarife esas alınır.
Kanun Yolu ve Tenfiz Edilen Kararın İcrası
Tenfiz ya da ret kararına karşı genel hükümlere göre istinaf, ardından temyiz yoluna gidilir; her iki yolda da süre kararın tebliğinden itibaren iki haftadır. Yargıtay 12. Hukuk Dairesine göre tenfiz kararı kesinleşmedikçe icra edilemez. Kesinleşen tenfiz kararıyla yabancı ilam, Türk mahkemesi ilamı gibi icra olunur.
a) İstinaf ve Temyiz
MÖHUK’un 57. maddesi:
“1. Tenfizine karar verilen yabancı ilâmlar Türk mahkemelerinden verilmiş ilâmlar gibi icra olunur.
2. Tenfiz isteminin kabul veya reddi hususunda verilen kararların temyizi genel hükümlere tâbidir. Temyiz, yerine getirmeyi durdurur.”
Genel hükümler Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ndadır. İstinaf süresi iki haftadır ve ilamın taraflardan her birine usulen tebliğiyle işlemeye başlar (HMK’nın 345. maddesi). Bölge adliye mahkemesinin temyizi kabil kararlarına karşı da tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabilir (HMK’nın 361. maddesi). Kararın istinaf ve temyize elverişli olup olmadığı HMK’daki parasal sınırlara göre ayrıca belirlenir; bu sınırlar her yıl yeniden değerleme oranında artırılır ve davanın açıldığı tarihteki miktar esas alınır (HMK’nın ek 1. maddesi). İstinaf başvurusunun nasıl yapıldığı istinaf kanun yolu yazımızda anlatılmıştır.
Tenfiz kararının ne zaman icra edilebileceği ayrıca önemlidir. Genel kurala göre “İstinaf yoluna başvurma, kararın icrasını durdurmaz.” (HMK’nın 350. maddesinin birinci fıkrası). Tenfiz kararları için ise Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 24.12.2025 tarihli ve 2025/8623 E., 2025/8451 K. sayılı kararında “Diğer taraftan, tenfiz kararları kesinleşmedikçe icra edilemez.” demiştir. Daire, 11.10.2022 tarihli ve 2022/2314 E., 2022/10092 K. sayılı kararında da “temyiz kararın icrasını durdurmaz” kuralının istisnalarını sayarken “Yabancı Mahkeme ilamlarının tenfizi hakkındaki kararlar” ifadesine yer vermiş ve bunların kesinleşmeden takibe konu edilemeyeceğini belirtmiştir; bu kararda eski 2675 sayılı Kanun’un 41/2. maddesine atıf yapılmıştır. Kanundaki “temyiz” sözcüğünün istinafı da kapsadığını kabul eden ve istinaf başvurusu üzerine takibin durdurulmasını yerinde bulan bölge adliye mahkemesi kararları da Dairece onanmıştır (03.05.2023 tarihli ve 2022/10373 E., 2023/3024 K.; 10.05.2023 tarihli ve 2022/10608 E., 2023/3273 K.). Bu nedenle tenfiz kararı ancak kesinleştikten sonra icraya konulabilir.
b) Tenfiz Kararından Sonra İcra Takibi
Tenfiz kararı kesinleştikten sonra yabancı ilam, Türk mahkemesi ilamı gibi icra dairesinde ilamlı takibe (mahkeme ilamına dayanan icra takibine) konulur (MÖHUK’un 57. maddesinin birinci fıkrası). Para borcuna ilişkin ilamda icra dairesi borçluya icra emri gönderir:
İcra ve İflas Kanunu’nun 32. maddesi:
“Para borcuna veya teminat verilmesine dair olan ilam icra dairesine verilince icra memuru borçluya bir icra emri tebliğ eder. … nihayet yedi gün içinde ödenmesi ve bu müddet içinde borç ödenmez veya hükmolunan teminat verilmezse … cebri icra yapılacağı …”
İlamda faize hükmedilmemişse Yargıtay 12. Hukuk Dairesine göre yabancı para alacağına faiz, tenfiz kararının kesinleşme tarihinden itibaren istenebilir (2025/8451 K.). İlama dayanan takip, son işlemden itibaren on yıl geçmekle zamanaşımına uğrar (İcra ve İflas Kanunu’nun 39. maddesi). Bu süre, tenfiz kararından sonra başlatılan takibe ilişkindir; tenfiz davasının açılması bakımından zamanaşımı konusundaki ayrışma yukarıda süre başlığında anlatılmıştır. Yabancı alacaklının Türkiye’de icra takibi yapması da MÖHUK’un 48. maddesindeki teminat kuralına tabidir.
Aile Hukukuna İlişkin Yabancı Kararlar: Boşanma, Nafaka ve Velayet
Yurt dışında verilen boşanma, butlan ve iptal kararları, mahkemeye gitmeden nüfus müdürlüğü ya da dış temsilcilik aracılığıyla nüfus kütüğüne tescil ettirilebilir; bu idari yol seçimliktir ve tanıma davası açma hakkını ortadan kaldırmaz. İdari tescil yalnız bu statü kararlarını kapsar; nafaka, velayet ve diğer hükümlerin Türkiye’de sonuç doğurması için tanıma ya da tenfiz davası gerekir. Bu davalar aile mahkemesinde görülür.
Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 27/A maddesi:
“1. Yabancı ülke adlî veya idarî makamlarınca boşanmaya, evliliğin butlanına, iptaline veya mevcut olup olmadığının tespitine ilişkin olarak verilen kararlar; bizzat veya vekilleri aracılığıyla tarafların birlikte veya taraflardan birinin ölmüş ya da yabancı olması halinde Türk vatandaşı olan diğer taraf veya vekilinin tek başına başvurması, verildiği devlet kanunlarına göre konusunda yetkili adlî veya idarî makam tarafından verilmiş ve usulen kesinleşmiş olması ve Türk kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması şartlarıyla nüfus kütüğüne tescil edilir.
…
3. Bu maddede sayılan şartlar yerine getirilmediği gerekçesiyle tescil talebi reddedilen kararların Türkiye’de tanınması, 27/11/2007 tarihli ve 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun uyarınca yapılır.”
İdari tescil yolu, tanıma davası açmanın ön şartı değildir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 27.06.2022 tarihli ve 2022/5479 E., 2022/6321 K. sayılı kararında, Alman mahkemesinin boşanma kararının tanınması davasını idari başvuru yolu varken hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle reddeden kararı oy birliğiyle bozmuş ve “Söz konusu idari başvuru taraflara sunulmuş seçimlik bir hak olarak mevcuttur.” demiştir. Daireye göre “İdari başvurudan bağımsız olarak kişilerin dava açma hakkı bulunmaktadır.” İdari tescilin şartları, başvuru yeri ve usulü yabancı ülkede verilen boşanma kararının tescili yazımızda ayrıntılı olarak anlatılmıştır.
Nafaka ve çocuklara ilişkin yabancı kararlarda önce Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası sözleşmelere bakılır (MÖHUK’un 1. maddesinin ikinci fıkrası). Türkiye’nin nafaka ve çocukların korunması alanında taraf olduğu Lahey sözleşmeleri yukarıda hukuki dayanak başlığında sayılmıştır. Nafaka ilamlarında borçlunun zamanaşımı itirazı, birikmiş bir nafaka alacağında tenfiz davasında incelenmiş, belli bir dönem boyunca irat olarak ödenecek nafakada ise infaz aşamasına bırakılmıştır; ayrıntı yukarıda süre başlığındadır. Nafaka türleri için nafaka davası, velayet için velayet davası yazılarımıza bakılabilir.
Yabancı Hakem Kararları Aynı Yoldan mı Tenfiz Edilir?
Hayır. Yabancı hakem kararlarının tenfizi MÖHUK’un 60 ila 63. maddelerinde ayrı bir rejime bağlanmıştır ve Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası sözleşmeler bu hükümlerden önce uygulanır. Yetkili mahkeme de farklıdır: tarafların yazılı olarak kararlaştırdığı yer asliye mahkemesi, böyle bir anlaşma yoksa aleyhine karar verilen tarafın Türkiye’deki yerleşim yeri, yoksa sakin olduğu yer, bu da yoksa icraya konu olabilecek malların bulunduğu yer mahkemesi.
MÖHUK’un 60. maddesi:
“1. Kesinleşmiş ve icra kabiliyeti kazanmış veya taraflar için bağlayıcı olan yabancı hakem kararları tenfiz edilebilir.
2. Yabancı hakem kararlarının tenfizi, tarafların yazılı olarak kararlaştırdıkları yer asliye mahkemesinden dilekçeyle istenir. Taraflar arasında böyle bir anlaşma olmadığı takdirde, aleyhine karar verilen tarafın Türkiye'deki yerleşim yeri, yoksa sâkin olduğu, bu da yoksa icraya konu teşkil edebilecek malların bulunduğu yer mahkemesi yetkili sayılır.”
İcraya konu olabilecek malların bulunduğu yer yalnız hakem kararlarında yetki sebebidir; yabancı mahkeme kararlarında değildir. Kararı veren merciin devlet mahkemesi mi hakem heyeti mi olduğu bu nedenle davanın başında belirlenmelidir. Yabancı hakem kararlarının tenfiz şartları ve ret sebepleri ayrı bir yazının konusudur.
Sıkça Sorulan Sorular
Tenfiz davası için avukat tutmak zorunlu mu? Hayır. Dava açma ehliyeti olan herkes davasını bizzat açabilir ve takip edebilir (1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 35. maddesinin üçüncü fıkrası). Başkası adına dava açmak ve takip etmek ise yalnız baroda yazılı avukatlara aittir (aynı maddenin birinci fıkrası). Dava vekille takip ediliyorsa vekilin usulüne uygun düzenlenmiş vekâletnamesinin bulunması dava şartıdır (HMK’nın 114. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi).
Dava için Türkiye’ye gelmek gerekir mi? Dava, vekil aracılığıyla açılıp takip edilebilir. Başkası adına dava açma ve takip yetkisi baroda yazılı avukatlara ait olduğundan, Türkiye dışında yaşayan alacaklı ya da eş davayı Türkiye’de baroya kayıtlı bir avukata vereceği vekâletle yürütebilir (Avukatlık Kanunu’nun 35. maddesi).
Belgelere apostil gerekir mi? Kararı veren ülke, Türkiye’nin de taraf olduğu 1961 tarihli Lahey Apostil Sözleşmesi’ne taraf ise evet. İlam ve kesinleşme belgesi, kararı veren ülkenin makamlarınca usulen onanmış olmalıdır (MÖHUK’un 53. maddesi); Sözleşme’ye taraf ülkelerde bu onay apostil şerhiyle yapılır. Mahkemenin verdiği kesin süreden sonra alınan apostil davayı kurtarmayabilir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2025/5575 K.). Sözleşmeye taraf olmayan bir ülkede verilen kararda ise belge, verildiği devletin yetkili makamı veya ilgili Türk konsolosluk makamı tarafından onaylanmalıdır (HMK’nın 224. maddesi).
Ülkemle Türkiye arasında karşılıklılık var mı? Bu soru genel bir listeyle değil, her dosyada ayrıca cevaplanır. Mahkeme Adalet Bakanlığından anlaşma bulunup bulunmadığını sorar; anlaşma yoksa o ülkenin Türk kararlarını tenfiz ettiğinin delille gösterilmesi ya da o ülke mevzuatının bilirkişiye incelettirilmesi gerekir (Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 2025/679 K.). Boşanma gibi yalnız tanıması istenen kararlarda karşılıklılık aranmaz (MÖHUK’un 58. maddesi).
Türk mahkemesi davayı yeniden inceler mi? Hayır. Türk mahkemesi yalnız tanıma ve tenfiz şartlarının bulunup bulunmadığını inceler; yabancı kararda uygulanan usulün ve maddi ve hukuki tespitlerin doğruluğunu incelemez (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2023/975 K.). Gerekçesinin bulunmaması da kararın tenfizine tek başına engel değildir (İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu, 2012/1 K.).
Yabancı karar Türkiye’de ne zaman icra edilebilir? Tenfiz kararı kesinleştikten sonra. Yargıtay 12. Hukuk Dairesine göre tenfiz kararları kesinleşmedikçe icra edilemez (2025/8451 K.); MÖHUK’un 57. maddesi de temyizin yerine getirmeyi durduracağını öngörür. Takip başlatıldığında icra dairesi para borcu için borçluya yedi gün süreli icra emri gönderir (İcra ve İflas Kanunu’nun 32. maddesi).
Kararın yalnız bir kısmı tenfiz edilebilir mi? Evet. Dilekçede tenfizin hükmün hangi kısmı için istendiği belirtilir ve mahkeme kısmen tenfize karar verebilir (MÖHUK’un 52 ve 56. maddeleri).
Yabancı karar tanınmadan Türkiye’deki bir davada kullanılabilir mi? Ayrı bir tanıma davası açılmadan da kullanılabilir. Aleyhine dava açılan taraf yabancı kararı o davada kesin hüküm ya da kesin delil olarak ileri sürebilir; davaya bakan mahkeme kararın MÖHUK’taki şartları taşıyıp taşımadığını aynı davada inceler (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2025/6988 K.). Kesin hüküm ya da kesin delil etkisi, bu şartların mahkemece tespitine bağlıdır (MÖHUK’un 58. maddesinin birinci fıkrası).
Yabancı alacaklıdan teminat istenir mi? Kural olarak evet. Türk mahkemesinde dava açan ya da icra takibi yapan yabancı, mahkemenin belirleyeceği teminatı gösterir; karşılıklılık varsa ya da 1954 tarihli Hukuk Usulüne Dair Lahey Sözleşmesi gibi bir anlaşma teminatı yasaklıyorsa muaf tutulur (MÖHUK’un 48. maddesi; Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 2025/11973 K.).
Tanıma ve tenfiz davası için bir süre var mı? MÖHUK’ta dava açma süresi öngörülmemiştir. Boşanma kararlarının tanınması davasının her zaman açılabileceğini Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kabul etmiştir. Para ödenmesine hükmeden ilamlarda ise daireler ayrışmaktadır: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, kesinleşmeden on yıl sonra açılan ve kira alacağına ilişkin tenfiz davasının zamanaşımı nedeniyle reddedilmesi gerektiğini kabul etmiş (2026/2942 K.), 2. Hukuk Dairesi ise dönemsel nafakada zamanaşımının tenfiz davasında tartışılamayacağını belirtmiştir (2025/11106 K.).
