Ara
  • Hüseyin Baran DELİL

Mirasçılıktan Çıkarma(Iskat) ve Mirastan Çıkarmanın İptali Davası

Baran Delil Avukatlık Bürosu

mirastan mirasçılıktan çıkarmanın iptali davası

Makale İçeriği:

  1. Mirasçılıktan Çıkarma, Diğer Adıyla Mirastan Iskat Nedir?

  2. Mirasçılıktan Çıkarma Nasıl Yapılır?

  3. Mirasçılıktan Çıkarma Sebepleri Nelerdir?

  4. Mirasçının Mirasbırakana veya Mirasbırakanın Yakınlarından Birine Karşı Ağır Bir Suç İşlemesi Hali

  5. Mirasçının Mirasbırakana veya Mirasbırakanın Ailesi Üyelerine Karşı Aile Hukukundan Doğan Yükümlülüklerini Önemli Ölçüde Yerine Getirmemesi Hali

  6. Mirasçı Hakkında Borç Ödemeden Aciz Belgesi Düzenlenmiş Olması

  7. Mirasçılıktan Çıkarma İşleminin Geri Alınması

  8. Mirasçılıktan Çıkarmanın Hukuki Sonuçları ve Saklı Pay Sahibi Mirasçıların Altsoyuna Etkisi

  9. Mirasçılıktan Çıkarmanın İptali Davası

  10. Mirastan Çıkarmanın İptali Davası Kime Karşı Açılır?

  11. Mirasçılıktan Çıkarmanın İptali Davası Hangi Mahkemede Açılır?

  12. Mirastan Çıkarmaya İlişkin Verilen Yargıtay Kararları



Mirasçılıktan Çıkarma, Diğer Adıyla Mirastan Iskat Nedir?


Miras hukukumuzda sağ kalan eş, 1. zümre mirasçıları ve 2. zümre mirasçılarından yalnızca mirasbırakanın anne ve babası, kanunda öngörülen saklı payları oranında birer saklı pay mirasçısıdır. Kural olarak mirasbırakanın, saklı pay mirasçılarının miras haklarına aykırılık oluşturacak nitelikte bir tasarruf yetkisi bulunmamaktadır. Ancak bu kuralın istisnaları da mevcuttur.


Mirasçılıktan çıkarma yani diğer adıyla ıskat da bu istisnalardan birisidir. Kanunda öngörülmüş olan belirli koşulların varlığı halinde mirasbırakan tarafından gerçekleştirilecek bir ölüme bağlı tasarruf ile saklı pay mirasçılarının miras hakları sona erdirilebilmektedir. Mirastan ıskat edilen mirasçının miras hakkı, ıskat işlemi doğrultusunda son bulacaktır.


Mirasçılıktan çıkarma, Türk Medeni Kanunumuzun 510 vd. maddelerinde düzenlenmiştir.


Türk Medeni Kanunumuzun 510. Maddesi: "Aşağıdaki durumlarda mirasbırakan, ölüme bağlı bir tasarrufla saklı paylı mirasçısını mirasçılıktan çıkarabilir: 1.Mirasçı, mirasbırakana veya mirasbırakanın yakınlarından birine karşı ağır bir suç işlemişse, 2.Mirasçı, mirasbırakana veya mirasbırakanın ailesi üyelerine karşı aile hukukundan doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmemişse."

Bunun yanında mirasbırakanın altsoyu hakkında borç ödemeden aciz belgesi düzenlenmişse, muris tarafından mirasbırakanın doğmuş ve doğacak çocuklarına özgülenecek şekilde mirasçının mirasçılıktan çıkarılması işlemi de gerçekleştirilebilecektir. Buna ilişkin düzenleme de TMK 513. maddede yer almaktadır.


"Borç Ödemeden Aciz Sebebiyle Mirasçılıktan Çıkarma" Başlıklı Türk Medeni Kanunumuzun 513. Maddesine Göre: "Mirasbırakan, hakkında borç ödemeden aciz belgesi bulunan altsoyunu, saklı payının yarısı için mirasçılıktan çıkarabilir. Ancak, bu yarıyı mirasçılıktan çıkarılanın doğmuş ve doğacak çocuklarına özgülemesi şarttır. Miras açıldığı zaman borç ödemeden aciz belgesinin hükmü kalmamışsa veya belgenin kapsadığı borç tutarı mirasçılıktan çıkarılanın miras payının yarısını aşmıyorsa, mirasçılıktan çıkarılanın istemi üzerine çıkarma iptal olunur."

Kanun maddesinden açıkça anlaşıldığı üzere, borç ödemeden aciz sebebiyle mirasçılıktan çıkarma çok daha keskin şartlarla çerçevelendirilmiştir.


Mirasbırakanın saklı payı olmayan mirasçıların miras payları üzerinde sınırsız bir tasarruf yetkisi olduğu da düşünülecek olursa, mirastan ıskat yalnızca saklı paylı mirasçılar için uyulması gerekli olan bir müessesedir.



Mirasçılıktan Çıkarma Nasıl Yapılır?


Saklı pay mirasçılarının mirastan çıkarılması işlemi, mirasbırakan tarafından yapılacak olan bir çeşit ölüme bağlı tasarruf ile gerçekleştirilebilmektedir. Mirasbırakan, usulüne uygun olarak gerçekleştireceği bir vasiyetname veya miras sözleşmesi ile mirastan çıkarma işlemini gerçekleştirebilir.


Mirasbırakan tarafından gerçekleştirilecek olan ölüme bağlı tasarrufta, mirasçılıktan çıkarma sebebi şüpheye mahal vermeyecek bir şekilde açıkça belirtilmeli ve mümkünse mirasçılıktan çıkarma sebebine ilişkin somut olay da belirtilmelidir. Çünkü mirasçılıktan çıkarılan mirasçı tarafından mirasçılıktan çıkarılmanın iptali davası açılması halinde, spesifik olarak hangi sebeple mirastan ıskat işleminin gerçekleştirilmiş olduğunun belirtilmemiş olması halinde, mirasbırakanın iradesine aykırı bir hukuki durum meydana gelebilecektir.



Mirasçılıktan Çıkarma Sebepleri Nelerdir?


Yukarıda, Mirasçılıktan Çıkarma Nedir? başlığı altında alıntılamış olduğumuz ve Türk Medeni Kanunumuzun 510. ve 513. maddelerinde yer alan miras sebepleri:

  1. Mirasçının, mirasbırakana veya mirasbırakanın yakınlarından birine karşı ağır bir suç işlemesi hali,

  2. Mirasçının mirasbırakana veya mirasbırakanın ailesi üyelerine karşı, aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmemiş olması hali ve

  3. Mirasçının hakkında "borç ödemeden aciz" belgesi düzenlenmiş olmasıdır

Bu sebeplerden ilk ikisi cezai(olağan) ıskat olarak da adlandırılırken, üçüncü sebep koruyucu ıskat olarak adlandırılmaktadır.


1. Mirasçının Mirasbırakana veya Mirasbırakanın Yakınlarından Birine Karşı Ağır Bir Suç İşlemesi Hali


Mirasçı tarafından mirasbırakana veya onun yakınlarına karşı ağır bir suç işlenmesi halinde ölüme bağlı tasarruf ile mirastan çıkarılmasının mümkün olduğunu belirtmiştik. Peki burada ifade edilen "ağır suç" ne anlama gelmektedir? Ayrıca yine kanun hükmünde yer alan "mirasbırakanın yakınları" kimlerdir ve bu ifade ne derece bir yakınlığı kapsamaktadır? Bu soyut ve genel ifadelerin aydınlatılmaması halinde bir takım yanlış anlaşılmaların yaşanılması kaçınılmazdır.


Öncelikle burada yer alan ağır bir suç ifadesi ile kastedilen, ceza hukuku anlamında ağır bir suç işlenmesi ve mahkumiyet hükmü verilmesi değildir. Yargıtay kararları da dikkate alındığında görülmektedir ki ağır suç ifadesi ile ulaşılmak istenen anlam, mirasbırakanın şahsi kişilik haklarına, beden bütünlüğüne ve malvarlığına yönelik olarak gerçekleştirilen ve mirasçı ile mirasbırakan arasında bulunması gerekip saygı ve sevgiye dayanan aile bağlarının kopmuş olduğunu meydana koyan hukuka aykırı fiillerdir. Bu hukuka aykırı fiil belirlemesine ilişkin olarak hukuk hakiminin ceza hakiminin kararı ile bağlı olduğunu gösterir bir kanun hükmü veya Yargıtay içtihadı mevcut değildir. Ancak tabii ki bu hukuka aykırı fiilin konusunun suç teşkil ediyor olması halinde, ceza hakimi tarafından verilecek olan mahkumiyet hükmü; mirastan çıkarılan mirasçı aleyhine güçlü bir delil teşkil edecektir.


Bu anlamda mirasbırakanın yakınlarına yönelik olarak işlenen aynı nitelikte ağır suç varlığı halinde de mirastan ıskat sebebi oluşmaktadır. Mirasbırakanın yakınlarından çıkarılması gereken anlam da mirasbırakanın yalnızca akrabaları değildir. Mirasbırakanın sevgi ve saygı ile bağlılık duyduğu tüm kişiler murisin yakınları ifadesinin kapsama alanına girmektedir. Murisin arkadaşları, öğretmeni, öğrencisi, iş ortakları, nişanlısı, eşi, bakmakla yükümlü olduğu kimseler vb. kişiler mirasbırakanın yakını olarak kabul edilmelidir. Yargıtay kararlarının da bu yönde olduğu görülmektedir.


Burada aile bağlarının kopması objektif ve subjektif olarak ayrı ayrı değerlendirmeye tabii tutulur. Mirasçı tarafından gerçekleştirilen davranış, aile bağlarının kopmasına sebebiyet verecek nitelikte ise subjektif nitelik sağlanmış olur. Aile bağlarının fiilen zarar görmüş olması da objektif niteliğin gerçekleştiğine dalalet etmektedir.



2. Mirasçının Mirasbırakana veya Mirasbırakanın Ailesi Üyelerine Karşı Aile Hukukundan Doğan Yükümlülüklerini Önemli Ölçüde Yerine Getirmemesi Hali


Mirasçı, mirasbırakana veya yakınlarına yönelik ağır bir suç işlememiş olsa dahi, mirasbırakan ve onun ailesi üyelerine karşı aile hukukundan doğan bazı sorumluluklara sahiptir. Bu yükümlülerin mirasçı tarafından yerine getirilmemesi halinde de mirasçılıktan çıkarılma sebebi oluşmuş sayılabilmektedir.


Burada da yine bazı hususların aydınlatılması ve sınırların keskinleştirilmesi gerekmektedir. Mirasbırakanın kim olduğu açıktır, ancak mirasbırakanın yakınları ifadesinden ne kast edilmektedir? Yukarıdaki başlıkta açıklamış olduğumuz üzere mirasbırakanın yakınları, yalnızca mirasbırakan ile kan bağı bulunan akrabaları değil; mirasbırakanın sevgi ve saygı ile bağlılık duyduğu tüm kişilerdir. Murisin arkadaşları, öğretmeni, öğrencisi, iş ortakları, nişanlısı, eşi, bakmakla yükümlü olduğu kimseler vb. kişiler mirasbırakanın yakını olarak kabul edilmelidir. Yargıtay kararlarının da bu yönde olduğu görülmektedir.


Peki aile hukukundan kaynaklanan hangi yükümlülüklerin ihlali halinde mirastan çıkarma sebebi oluşmuş olacaktır? Aile hukukundan kaynaklanan bu yükümlülükler nelerdir? Medeni Kanunumuzda düzenlenen sadakat yükümlülüğü, yardım ve çocuklarla ilgilenme yükümlülüklerinin ihlali halinde bu sebebin varlığından söz edilebilecektir. Aynı şekilde karşılıklı sevgi ve şefkat bağlarının yokluğu halinde, yoksulluğa düşen kişiye yardım ve nafaka yükümlülüğünün yerine getirilmemesi halinde ve aile birliğinin ve huzurunun mirasçının davranışları nedeniyle bozulması hallerinde aile hukukundan doğan yükümlülüklerin ihlali söz konusu olacaktır.



3. Mirasçı Hakkında Borç Ödemeden Aciz Belgesi Düzenlenmiş Olması


Mirasçı hakkında borç ödemeden aciz belgesi düzenlenmiş olması halinde mirastan çıkarmaya "koruyucu ıskat" da denilmektedir. Mirastan çıkarmanın bu halinde mirasbırakan tarafından hakkında borç ödemeden aciz belgesi bulunan alt soyun çocukları koruma altına alınmaya çalışılmaktadır. Bu halde mirasbırakanın altsoyunun saklı payının yalnızca yarısı ıskat konusu edilebilir ve ıskat edilen bu yarım payın mirasçının altsoyuna özgülenmesi şarttır. Aksi takdirde kanunda öngörülmüş olan hükmün amacıyla somut durum arasında tezat oluşacaktır.


Murisin ölümü akabinde mirasın açıldığı anda aciz belgesinin hükmü kalmamışsa veya belgenin kapsadığı borç tutarı mirasçılıktan çıkarılanın miras payının yarısını aşmıyorsa, mirasçılıktan çıkarılan mirasçının talebi halinde mirastan çıkarma işlemi iptal olur.



Mirasçılıktan Çıkarma İşleminin Geri Alınması


Mirasçılıktan çıkarma işleminin mirasbırakan geri alınması da oldukça hassas bir müessesedir. Çünkü usulüne uygun olarak hazırlanan ölüme bağlı tasarruflar, mirasbırakanın son iradesine yönelik güçlü bir delil teşkil etmektedir. Mirasbırakanın bir mirasçısı hakkında mirastan çıkarma işlemi yapıp, sonradan bu mirasçısını affetmesi halinde kanaatimizce affetmenin sözlü olarak gerçekleşmesinin hiçbir hükmü yoktur, çünkü bu makalenin yazıldığı esnada aksi yönde bir kanun hükmü veya Yargıtay içtihadı mevcut değildir. Mirasçı tarafından sadece ölüme bağlı tasarrufta yer alan sebebin geçersizliği sebebiyle mirastan çıkarmanın iptali davası açılabilecektir. Eğer ki mirasbırakan, mirastan çıkarma iradesinde samimi ise, mirastan çıkarma işlemini gerçekleştirdiği ölüme bağlı tasarrufuna ilişkin olarak usulüne uygun bir şekilde bu iradesini belli etmelidir. Yani örneğin vasiyetname ile mirasçılıktan çıkarma işlemi gerçekleştirildiyse, vasiyetname iptal edilerek veya yeni bir vasiyetname düzenlenerek mirasçılıktan çıkarma işlemi ortadan kaldırılmalıdır.



Mirasçılıktan Çıkarmanın Hukuki Sonuçları ve Saklı Pay Sahibi Mirasçıların Altsoyuna Etkisi


Mirasçılıktan çıkarılan mirasçı, mirastan çıkarma iradesi oranında mirastan pay alamayacaktır. Ayrıca mirastan çıkarma zaten saklı pay mirasçılarını ilgilendiren işlem olduğundan dolayı, usulüne uygun olarak gerçekleştirilmiş ise tenkis davasına da konu edilemeyecektir.


Mirastan çıkarılan kimsenin mirastan çıkarılma işleminde belirtilen payı, mirasbırakan tarafından başka türlü bir tasarrufta bulunulmadıkça, mirastan çıkarılmış olan mirasçı mirasbırakandan önce ölmüş gibi mirastan çıkarılan mirasçının altsoyuna kalır; mirasçının altsoyu yoksa mirasbırakanın diğer yasal mirasçıları hak sahibi olacaktır. Yani mirasbırakanın çocuğunu mirasçılıktan çıkarması halinde, mirastan çıkarılan çocuğunun miras payı torununa kalmaktadır.



Mirasçılıktan Çıkarmanın İptali Davası


Mirasçılıktan çıkarma işleminin gerçekleştirileceği ölüme bağlı tasarrufta mutlaka mirasçılıktan çıkarma sebebinin belirtilmesi gerektiğini, aksi takdirde mirasçılıktan çıkarılan mirasçının itirazı üzerinde mirasbırakanın iradesine aykırı sonuçların meydana gelebileceğini belirtmiştik. Bu husus da Medeni Kanunumuzun 512. maddesinde düzenlenmiştir.


Türk Medeni Kanunumuzun 512. Maddesine Göre: "Mirasçılıktan çıkarma, mirasbırakan ancak buna ilişkin tasarrufunda çıkarma sebebini belirtmişse geçerlidir. Mirasçılıktan çıkarılan kimse itiraz ederse, belirtilen sebebin varlığını ispat, çıkarmadan yararlanan mirasçıya veya vasiyet alacaklısına düşer. Sebebin varlığı ispat edilememiş veya çıkarma sebebi tasarrufta belirtilmemişse tasarruf, mirasçının saklı payı dışında yerine getirilir; ancak, mirasbırakan bu tasarrufu çıkarma sebebi hakkında düştüğü açık bir yanılma yüzünden yapmışsa, çıkarma geçersiz olur."

Mirasçılıktan çıkarılan mirasçı tarafından mirasçılıktan çıkarma işleminin iptali davası açılabilecektir. Bu davada mirastan çıkarılan mirasçı tarafından usul ve esasa yönelik çeşitli beyanlar ileri sürülebilir. Örneğin mirasbırakan tarafından mirastan çıkarma işleminin gerçekleştirildiği ölüme bağlı tasarrufun usulüne uygun olarak düzenlenmediği, gerekli şartların sağlanmadığı(resmi vasiyetnamede iki tanık bulunmaması veya tanıkların kanunda yer alan nitelikleri sağlamaması ya da murisin yaşı sebebiyle vasiyetname tarihinde sağlık raporunun bulunması gerektiğine rağmen sağlık raporu alınmaksızın vasiyetname düzenlenmiş olması gibi) iddiasında bulunulabilir.


TMK 557. maddede vasiyetnamenin iptali sebepleri sınırlı olarak sayılmıştır. Bunlar:

  1. Ehliyetsizlik,

  2. Vasiyetnamenin yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama sonucunda yapılmış olması,

  3. Tasarrufun içeriğinin bağlandığı koşullar veya yüklemelerin hukuka veya ahlaka aykırı olması,

  4. Tasarrufun kanunda öngörülen şekillere uyulmadan yapılmış olması halleridir.


Mirastan çıkarmanın iptali davasında ölüme bağlı tasarruf hakkında bir hukuka aykırılık tespit edilmesi halinde yalnızca mirasçılıktan çıkarma hükmü değil, tüm ölüme bağlı tasarrufun, örneğin ölüme bağlı tasarruf bir vasiyetname ise vasiyetnamenin tamamının geçersizliği gündeme gelecektir.


512/2. maddede görüldüğü üzere mirastan çıkarmanın iptali davasında mirasbırakanın gösterdiği sebebin varlığını ve doğruluğunu, çıkarmadan yararlanan, yani mirastan çıkarma dolayısıyla kendisine miras payı kalan vasiyet alacaklısı ispat etmelidir.


512/3'de yer alan açık ifadelerden anlaşıldığı üzere, sebebin varlığının ispat edilememesi veya çıkarma sebebinin tasarrufta belirtilmemiş olması hallerinde mirasçının saklı payı korunur, ancak saklı pay dışında kalan ve mirasbırakanın tasarruf özgürlüğü kapsamında bulunan yasal payı için tasarrufun geçerli olduğunun kabulü gerekir.



Mirastan Çıkarmanın İptali Davası Kime Karşı Açılır?


Mirasçılıktan çıkarmanın iptali davası, mirastan çıkarılmış olan mirasçı tarafından, mirastan çıkarma işleminden yararlanan mirasçılara karşı açılır.



Mirastan Çıkarmanın İptali Davası Hangi Mahkemede Açılır?


Mirasçılıktan çıkarmanın iptali davalarında görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemeleridir.

Yetkili mahkeme ise mirasbırakanın son yerleşim yeri mahkemesidir.


Mirastan Çıkarmaya İlişkin Verilen Yargıtay Kararları

3. Hukuk Dairesi 2016/9952 E., 2018/2354 K. "İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasındaki vasiyetnamenin iptali davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, duruşmalı olarak incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmekle; daha önceden belirlenen, 13.03.2018 tarihli duruşma günü için yapılan tebligat üzerine; temyiz eden davalılar vekili Av.... geldi. Davacı adına gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı ve hazır bulunan vekilin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için saat 14.00'e bırakılması uygun görüldüğünden, belli saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı; eşi olan ...'ın 16.03.2011 tarihinde vefat ettiğini, 16.01.2003 tarihinden vefat tarihine kadar muris ile birlikte yaşadıklarını, murisin ölümü ile davacı ve murisin çocukları davalıların mirasçı kaldıklarını, davacının dava konusu vasiyetnameyi, vasiyetnamenin açılması davası sırasında öğrendiğini, murisin bilinçli olarak böyle bir vasiyetname yapmasının imkansız olduğunu, vasiyette davacının mirasçılıktan çıkarılma sebepleri olarak gösterilen sebeplerin gerçekle bağdaşmadığını, bu durumu, murisin aynı tarihte davacı eşine karşı boşanma davası açması ve boşanma davasında hukuki vakıa olarak gösterilen nedenlerin, vasiyetnamede mirasçılıktan çıkarma sebepleri olarak gösterilen nedenlerle aynı olduğunu murisin eşine karşı açtığı boşanma davasından feragat ederken açtığı boşanma davasına dayanak hukuki vakıaaların gerçek olmadığını açık ve net olarak açıkladığını dolayısıyla vasiyetnamede belirtilen mirasçılıktan çıkarma gerekçelerinin murisin kendi arzu ve isteklerine dayanmadığını, davalı olan çocukları tarafından etkilenerek ve baskı altına alınarak vasiyetnamenin yaptırıldığını murisin vasiyetname yaptığını dahi bilmediğini ileri sürerek hata, hile sebebiyle kanuna aykırı şekilde düzenlenen vasiyetnamenin iptaline karar verilmesini, olmadığı taktirde saklı paya tecavüz oranında tasarrufun tenkis edilmesini talep ve dava etmiştir.Davalılar; kızı ... ve oğlu ...'a yük olmak istemeyen muris ...'ın ilerleyen yaşında kendisine eşlik edeceği düşüncesiyle 16.01.2003 tarihinde davacı ile evlendiğini, davacının aşırı talepleri, maddi ve manevi baskısı nihayetinde hastalığı esnasında kendisine bakmaması ve terk etmesi üzerine boşanma talebinde bulunduğunu, eşiyle yaşadığı fiili ayrılığın beşinci ayında ... 2. Noterliğinde 30.01.2009 tarihli ve 02651 yevmiye numaralı düzenleme şeklinde vasiyetname ile son arzusunu ortaya koyduğunu, vasiyetnameyi, murisin kendi arzusu ile yaptığını, vasiyetin düzenlenme tarihinden vefatına kadar geçen iki yıllık sürede vasiyetnameyi değiştirmediğini ve bu yönde niyet göstermediğini savunarak davanın reddini dilemişlerdir.

Mahkemece; dinlenen tanık beyanlarından ve özellikle murisin boşanma davasından feragat ettiğine ilişkin beyan dilekçesinin içeriğinden vasiyetnamenin aksi beyanlarda bulunduğu, vasiyetnamenin murisin özgür iradesini yansıtmadığı, boşanma davasından feragat dilekçesinin, vasiyetnameden dönmüş olduğunu gösterdiği,vasiyetnameyi çocuklarının baskısı altında yaptığı,eşine dönünce vekaletnameyi azlettiği sonrasında davacı eşine kendisine ait maaşı tahsil etmek ve banka işlemlerini yapmak için vekaletname de verdiği gerekçesi ile davanın kabulü ile ... 2. Noterliğinin 30.01.2009 tarih ve 02651 yevmiye sayılı vasiyetnamenin iptaline karar verilmiş, hüküm davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1- Dava, murisin aldatma, korkutma, baskı ve zorlama altında vasiyetname düzenlediği iddiasıyla açılan vasiyetnamenin iptali olmadığı takdirde tenkisi istemine ilişkindir.

TMK. nun 557. maddesinde vasiyetnamenin iptali sebepleri sınırlı olarak sayılmıştır. Bunlar; 1-Ehliyetsizlik, 2-Vasiyetnamenin yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama sonucunda yapılmış olması, 3-Tasarrufun içeriğinin bağlandığı koşullar veya yüklemelerin hukuka veya ahlaka aykırı olması, 4-Tasarrufun kanunda öngörülen şekillere uyulmadan yapılmış olması halleridir.

TMK'nun 557. maddesinde sayılan sebeplerin bulunması halinde vasiyetnamenin iptali gerekir. Bu sebepler dışında kalan durumlara dayanılarak ölüme bağlı tasarrufun iptali istenilemez.

Hata, hile, tehdit veya cebre uğrayan vasiyetçi, sonradan bu vasiyeti açık veya zımmi olarak onaylamış veya kabul etmişse, bu takdirde, artık iptal davası açılamaz. TMK'nun 504. maddesi gereğince, ölüme bağlı tasarrufu yapan vasiyetçi, hata ve hileyi öğrendiği veya cebir ve tehdidin tesirinden kurtulduğu andan itibaren bir yıl içinde tasarrufundan dönmezse, bu geçerli hale gelir, vasiyetçinin ölümünden sonra miras ile ilgili kişilerin iptal davası açmalarını da hukuken imkan kalmaz. TMK. 504. maddede belirtilen bu süre hak düşürücü süredir.

Davacı taraf, murisin vasiyetnamenin düzenlendiği tarihte, aynı günlü ve aynı noterlikte kendisine karşı murisin boşanma davası açması için avukata vekalet verdiğini, vekalet verilen avukat tarafından açılan boşanma davasından, murisin vekilini azlettiğini ve boşanma davasından vasiyetnamede belirtilen hususları da bertaraf edecek şekilde beyanla 24.03.2009 tarihli dilekçesi ile feragat ettiğini ileri sürerek vasiyetnamenin iptalini talep etmiştir.

Vasiyetçi, sakat irade beyanı ile yapıldığı ileri sürülen 30.01.2009 vasiyetnamesinden sonra, davacıya karşı açmış olduğu boşanma davasından feragat etmiş, davacı ile bir arada yaşamış olmasına karşın, ölüm tarihi olan 16.03.2011 tarihine kadar vasiyetnamesinden dönmemiştir. Bir yıllık hak düşürücü süre içinde vasiyetçi vasiyetnameden dönmemiş ise artık ölümünden sonra onun mirasçılarının da iptal davası açma hakkından söz edilemez.

Davacının vasiyetnamenin iptaline ilişkin talebinin reddi gerekirken yazılı gerekçe ile vasiyetnamenin iptaline karar verilmesi doğru görülmemiştir.

2- Mirasdan iskat, mahfuz hissenin temelini teşkil eden aile dayanışmasının zedelendiği hallerde, mahfuz hisseli mirasçıyı mirasdan uzaklaştırma olanağını miras bırakana tanıyan ölüme bağlı bir tasarruftur.

Bu tasarrufla vasiyetci mahfuz hisseli bir mirasçısını miras hakkından ve mahfuz hissesinden yoksun bırakır. Normal koşullarda vasiyetci mahfuz hisse üzerinde tasarruf edemez, etse bile bu tenkis yolu ile iskat olunan mirasçılara dönebilir. Ancak iskat yolu ile ve iskat sebeplerinin gerçekleşmesi halinde mahfuz hisseden yoksun kalma konusu gündeme gelir.

Vasiyetci her zaman ve dilediği taktirde mahfuz hisse dışında kalan hisseler üzerinde dilediği gibi tasarruf edebilir. Onun için mirasdan iskat sadece mahfuz hisseli mirasçılar hakkında hüküm ifade eder.

Mirasdan iskat murisin tek taraflı ölüme bağlı bir tasarrufu ile gerçekleşir.

İskat cezai (olağan) ve koruyucu olmak üzere iki türlüdür.

Mirascı miras bırakana ve yakınlarından birine karşı Medeni Kanunun 510.maddesinde gösterilen ağır bir suç işler veya murisine veya ailesine karşı kanunen yerine getirmekle yükümlü olduğu aile görevlerini ifada büyük bir kusur işlerse cezai (olağan) iskat nedenleri doğmuş olur.

Koruyucu iskat ise: Tamamen iyi niyete dayalı adından anlaşılacağı üzere murisin iskat ettiği mirasçının çocuklarını koruma amacına yöneliktir.

Cezai (olağan) iskat sebepleri iki kısımda incelenebilir.

a) Mirasçının murisine ve onun yakınlarına karşı ağır bir suç işlemesidir. Bu suçun tamamlanması şart olmadığı gibi bu konuda bir mahkumiyet kararı bulunması da koşul değildir. Afdan ve zamanaşımından yararlanılmasının da önemi yoktur.

Ağır suçdan amaç miras bırakanın şahsiyet haklarına, beden tamlığına, mamelekine yönelik onunla aile bağlarının kopduğunu gösteren hukuka aykırı bir fiildir. Bunun belirlenmesinde ceza hukuku değil Medeni Hukuk kuralları gözönünde bulundurulacaktır. Mirasbırakanın yakınlarına karşı aynı nitelikte işlenen suçlarda iskat nedenidir. Yani suçun mutlaka murise karşı işlenmiş olması da koşul değildir.

Yakınlık kavramına murisin sevgi, saygı ve bağlılık duyduğu tüm kişiler örneğin arkadaşlar, nişanlı, öğretmen, öğrenci, ona bakan onu koruyan veya onun baktığı, koruduğu v.b. kişilerde dahildir (MK. 457/1 md.).

b)Mirasçının murise ve ailesine karşı kanunen mükellef olduğu aile hukuku vazifelerini büyük bir kusurlu davranışla yerine getirmemesi (MK. 457/2. md.).

Örneğin; Medeni Kanunun 151.maddesinde düzenlenen sadakat, yardım, bağlılık, çocuklara itina gösterme görevini yapmaması,

Ana baba ve çocukların karşılıklı sevgi ve saygı şefkat bağları, yoksulluğa ve zarurete düşmede yardım yükümlülüğü, nafaka borcu (MK. madde 315) aile birlik ve huzuru bozan davranışlarda bulunmama ilkelerine aykırı hareketler v.b. gibi.

Aynı nedenlerle evlatlık da mirasdan iskat edilebilir veya aynı nedenlere dayalı olarak evlatlığın evlatlık ilişkisinin kaldırılması davası da açılabilir (MK. madde 258, 457).

Ancak, bu haklar şahsa sıkı sıkıya bağlı haklardan olduğundan mirasçılara geçmez, sadece muris tarafından kullanılabilir. Mirasçılar bu konuda açılmış bir dava varsa murisin ölümü halinde bu davalara devam edebilirler.

İskat sebebi açık olmalı, belirli bir eyleme, işleme ve davranışa dayanmalıdır. Sadece mirasdan iskat ettim, miras dışı bıraktım, bana ilgi göstermedi v.b. gibi gerekçesiz sözler yeterli sayılmamalıdır. İskat sebebi kabul edilen olayların delillerinin gösterilmesi de mirasçının iskata itirazı halinde diğer tarafa kolaylık sağlayacağından, tasarrufda yer almalıdır (MK. madde 512/2).

İskat edilen şahsın iskatla mirascılık sıfatı sona erer. Ancak, iskat mahfuz hissenin tamamına ilişkin olabileceği gibi bir kısmına ilişkin de olabilir.

Miras hakkından tamamen iskat olunan kimse terekeden hisse talep edemiyeceği gibi tenkis davası dahi açamaz.

Kısmi iskat halinde ise, mirasçının mirascılık sıfatı devam eder. Çünkü iskat haricinde kalan saklı payın bir kısmını bu mirasçı iktisap edecektir.

Mirasbırakanın mirasdan iskat ettiği şahıs lehine mal vasiyetinde bulunması da mümkündür.

İskat şahsidir. İskat olunanın mahfuz hisseli füruuna şamil olamaz.

İskat haksız ise iskat edilen mirasçı davacı: İskata itiraz edebilir ve iskatın iptalini veya tenkisini isteyebilir (MK. madde 512/2).

Dava, iskat olunan şahıs dışındaki ıskattan yararlanan diğer kanuni mirasçılar aleyhine açılır.

Genel olarak iskata itiraz nedenleri:

Davacı genel olarak vasiyetcinin ehliyetsiz olduğunu, iskatın hata, hile, ikrah sonucu yapıldığını ortaya koyarsa veya vasiyetname şeklen geçersiz ise iskat tasarrufu iptal edilir ve mirasçı iskat edilmemiş gibi tüm miras hakkına kavuşur.

Özel olarak iskata itiraz nedenleri: Cezai (olağan) iskatın hükümsüz kılınması konusunda ölüme bağlı tasarrufun genel olarak hükümsüzlüğü yanında Medeni Kanunun 512.maddesinde belirlenen bazı özel durumlarda mirasdan iskat edilen mirasçıya, iskata ilişkin ölüme bağlı tasarrufa itiraz ederek onu kısmen veya tamamen etkisiz bırakma imkanı tanınmıştır.

İskat edilen mirascı, bu itirazını duruma göre tenkis veya iptal davası açmak suretiyle gerçekleştirir.

TMK'nun 510.maddesinde "Mirasbırakanın ölüme bağlı bir tasarruf ile saklı paylı mirasçısını mirasçılıktan çıkarma sebebi olarak, 1)Mirasçı, mirasbırakana veya mirasbırakanın yakınlarından birine karşı ağır bir suç işlemişse, 2) Mirasçı, mirasbırakana veya mirasbırakanın ailesi üyelerine karşı aile hukukundan doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmemişse mirasçılıktan çıkarabilir" hükmü getirilmiştir

TMK'nun 512/1. maddesinde "Mirasçılıktan çıkarma, mirasbırakan ancak buna ilişkin tasarrufunda çıkarma sebebini belirtmişse geçerlidir." 2.fıkrasında "Mirasçılıktan çıkarılan kimse itiraz ederse, belirtilen sebebin varlığını ispat, çıkarmadan yararlanan mirasçıya veya vasiyet alacaklısına düşer". 3.fıkrasında ise "Sebebin varlığı ispat edilememiş veya çıkarma sebebi tasarrufta belirtilmemişse tasarruf, mirasçının saklı payı dışında yerine getirilir; ancak, mirasbırakan bu tasarrufu çıkarma sebebi hakkında düştüğü açık bir yanılma yüzünden yapılmışsa, çıkarma geçersiz olur" hükmü getirilmiştir.

Bu açıklamalardan sonra, somut olaya dönüldüğünde; mirasbırakan, davacı eşini mirastan çıkarma sebebini 30.01.2009 tarihli vasiyetnamesinde; "Yaşlılık günlerimde bana bakacağını düşünerek 16.01.2003 tarihinde ... isimli bayanla evlendim. 2007 yılı Temmuz ayında hastalanarak tedavi için İstanbul'a geldim. Akciğerlerde doku sertleşmesi teşhisi kondu ve nefes almakta güçlük çektiğim için oksijen makinası ile yaşamak zorunda kaldım. Bu zor günlerimde eşim beni yalnız bıraktı. Bir iki kez hastaneye uğrayıp kısa süreli ziyaretin dışında refakatçi olarak bir gün yanımda dahi kalmadı. "Ben senin dadın değilim çocukların baksın" diyerek beni terk edip gitti. Uzun süredir ne aradı ne de sordu. Bu nedenle bana ve evlatlarıma karşı aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüklerini ağır şekilde ihlal eden eşim ...'ı MK'nun 510. maddesi gereğince mirasçılıktan çıkarıyorum..." olarak açıklamıştır.

Toplanan deliller birlikte değerlendirildiğinde; davacının, eş olarak mirasbırakana karşı gerekli vazifelerini yerine getirdiği, hastalığında muris ile ilgilendiği, vasiyetnameden sonra birlikte yaşadıkları, murisin , davacıya karşı açmış olduğu boşanma davasından feragat ettiği, mahkemeye sunulan feragat dilekçesi içeriği ve vasiyetnamede davacının mirasçılıktan çıkarılma sebepleri olarak belirtilen hususların davalı tarafça ispat edilemediği, bu itibarla miraçılıktan çıkarmanın geçerli olmadığı ortadadır.

Hal böyle olunca, mahkemece; dava konusu 30.01.2009 tarihli vasiyetname ile mirasbırakan ...'ın, eşi olan davacı hakkında gösterdiği sebeplerin, mirasçılıktan çıkarma sebebi sayılabilecek nitelik ve nicelikte bulunmadığı gözetilerek, TMK. nun 512. maddesinin 3. fıkrasının ilk cümlesi uyarınca mirasçılıktan çıkarmanın tasarruf nisabı oranında geçerli olacağı, başka bir ifade ile davacının saklı payını isteyebileceği ve davaya tenkis davası olarak devam edilerek sonucu dairesinde hüküm tesisi gerekirken yazılı gerekçe ile vasiyetnamenin iptaline karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. 3- Bozma nedenine göre, davalı tarafın diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda birinci ve ikinci bendde açıklanan nedenlerle hükmün HUMK'nun 428. maddesi gereğince davalılar yararına BOZULMASINA, ikinci bendde açıklanan nedenle davalı tarafın diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre Yargıtay duruşmasında vekille temsil edilen davalı taraf için takdir edilen 1.630 TL vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalı tarafa verilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 13/03/2018 günü oybirliğiyle karar verildi.



3. Hukuk Dairesi 2015/19402 E., 2017/4866 K. "İçtihat Metni"


MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasındaki vasiyetnamenin iptali davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı; mirasbırakan ...'nin, Nazilli 2.Noterliğince düzenlenen 04.02.2005 tarih ve 1640 yevmiye numaralı vasiyetnamesi ile oğlu olan davacıyı mirasçılıktan çıkardığını, vasiyetnamede mirastan mahrumiyet için sebep gösterilen olaylarla davacının ilgisinin bulunmadığını, muris babasıyla ilgilendiğini, annesinden intikal eden malvarlığı için kanunların kendisine tanıdığı hak arama yöntemi ile hareket ettiğini, mirastan mahrumiyet için geçerli bir sebep olmadığını, vasiyetnamenin davalının yönlendirmesiyle yapıldığını belirterek, vasiyetnamenin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı; davacının muris babasıyla sağlığında ilgilenmediği, miras yoluyla intikal eden taşınmazların haksız yıkımı için uğraştığını, kamu görevlileri hakkında soruşturma açtırtdığını, yaşananların murisin sağlığını bozduğunu, davacının aile yükümlülüklerini ağır şekilde ihlal ettiğinden vasiyetname ile mirasçılıktan çıkarıldığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece; davacının murisine karşı ailevi ve hukuki vazifelerini büyük bir kusurlu davranışla yerine getirmediği, murisin yanına gelmediği, gerekli yardımı göstermediği ve ilgilenmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Mirasdan iskat, mahfuz hissenin temelini teşkil eden aile dayanışmasının zedelendiği hallerde, mahfuz hisseli mirasçıyı mirasdan uzaklaştırma olanağını miras bırakana tanıyan ölüme bağlı bir tasarruftur.

Bu tasarrufla vasiyetci mahfuz hisseli bir mirasçısını miras hakkından ve mahfuz hissesinden yoksun bırakır. Normal koşullarda vasiyetci mahfuz hisse üzerinde tasarruf edemez, etse bile bu tenkis yolu ile iskat olunan mirasçılara dönebilir. Ancak iskat yoluyla ve iskat sebeplerinin gerçekleşmesi halinde mahfuz hisseden yoksun kalma konusu gündeme gelir.

Vasiyetci her zaman ve dilediği taktirde mahfuz hisse dışında kalan hisseler üzerinde dilediği gibi tasarruf edebilir. Onun için mirasdan iskat sadece mahfuz hisseli mirasçılar hakkında hüküm ifade eder.

Mirasdan iskat murisin tek taraflı ölüme bağlı bir tasarrufu ile gerçekleşir. İskat cezai (olağan) ve koruyucu olmak üzere iki türlüdür.

Mirascı miras bırakana ve yakınlarından birine karşı Medeni Kanunun 510.maddesinde gösterilen ağır bir suç işler veya murisine veya ailesine karşı kanunen yerine getirmekle yükümlü olduğu aile görevlerini ifada büyük bir kusur işlerse cezai (olağan) iskat nedenleri doğmuş olur.


Koruyucu iskat ise: Tamamen iyi niyete dayalı adından anlaşılacağı üzere murisin iskat ettiği mirasçının çocuklarını koruma amacına yöneliktir.

Cezai (olağan) iskat sebepleri iki kısımda incelenebilir. a) Mirasçının murisine ve onun yakınlarına karşı ağır bir suç işlemesidir. Bu suçun tamamlanması şart olmadığı gibi bu konuda bir mahkumiyet kararı bulunması da koşul değildir. Afdan ve zamanaşımından yararlanılmasının da önemi yoktur.

Ağır suçdan amaç miras bırakanın şahsiyet haklarına, beden tamlığına, mamelekine yönelik onunla aile bağlarının kopduğunu gösteren hukuka aykırı bir fiildir. Bunun belirlenmesinde ceza hukuku değil Medeni Hukuk kuralları gözönünde bulundurulacaktır. Mirasbırakanın yakınlarına karşı aynı nitelikte işlenen suçlarda iskat nedenidir. Yani suçun mutlaka murise karşı işlenmiş olması da koşul değildir.

Yakınlık kavramına murisin sevgi, saygı ve bağlılık duyduğu tüm kişiler örneğin arkadaşlar, nişanlı, öğretmen, öğrenci, ona bakan onu koruyan veya onun baktığı, koruduğu v.b. kişilerde dahildir (MK. 457/1 md.).

b)Mirasçının murise ve ailesine karşı kanunen mükellef olduğu aile hukuku vazifelerini büyük bir kusurlu davranışla yerine getirmemesi (MK. 457/2. md.).

Örneğin; Medeni Kanunun 151.maddesinde düzenlenen sadakat, yardım, bağlılık, çocuklara itina gösterme görevini yapmaması,

Ana baba ve çocukların karşılıklı sevgi ve saygı şefkat bağları, yoksulluğa ve zarurete düşmede yardım yükümlülüğü, nafaka borcu (MK. madde 315) aile birlik ve huzuru bozan davranışlarda bulunmama ilkelerine aykırı hareketler v.b. gibi.

Aynı nedenlerle evlatlık da mirasdan iskat edilebilir veya aynı nedenlere dayalı olarak evlatlığın evlatlık ilişkisinin kaldırılması davası da açılabilir (MK. madde 258, 457). Ancak, bu haklar şahsa sıkı sıkıya bağlı haklardan olduğundan mirasçılara geçmez, sadece muris tarafından kullanılabilir. Mirasçılar bu konuda açılmış bir dava varsa murisin ölümü halinde bu davalara devam edebilirler.

İskat sebebi açık olmalı, belirli bir eyleme, işleme ve davranışa dayanmalıdır. Sadece mirasdan iskat ettim, miras dışı bıraktım, bana ilgi göstermedi v.b. gibi gerekçesiz sözler yeterli sayılmamalıdır. İskat sebebi kabul edilen olayların delillerinin gösterilmesi de mirasçının iskata itirazı halinde diğer tarafa kolaylık sağlayacağından, tasarrufda yer almalıdır (MK. madde 512/2).

İskat edilen şahsın iskatla mirascılık sıfatı sona erer. Ancak, iskat mahfuz hissenin tamamına ilişkin olabileceği gibi bir kısmına ilişkin de olabilir.

Miras hakkından tamamen iskat olunan kimse terekeden hisse talep edemiyeceği gibi tenkis davası dahi açamaz.

Kısmi iskat halinde ise, mirasçının mirascılık sıfatı devam eder. Çünkü iskat haricinde kalan saklı payın bir kısmını bu mirasçı iktisap edecektir. Mirasbırakanın mirasdan iskat ettiği şahıs lehine mal vasiyetinde bulunması da mümkündür. İskat şahsidir. İskat olunanın mahfuz hisseli füruuna şamil olamaz. İskat haksız ise iskat edilen1 mirasçı davacı: İskata itiraz edebilir ve iskatın iptalini veya tenkisini isteyebilir (MK. madde 512/2).

Dava, iskat olunan şahıs dışındaki ıskattan yararlanan diğer kanuni mirasçılar aleyhine açılır. Genel olarak iskata itiraz nedenleri:

Davacı genel olarak vasiyetcinin ehliyetsiz olduğunu, iskatın hata, hile, ikrah sonucu yapıldığını ortaya koyarsa veya vasiyetname şeklen geçersiz ise iskat tasarrufu iptal edilir ve mirasçı iskat edilmemiş gibi tüm miras hakkına kavuşur.

Özel olarak iskata itiraz nedenleri:

Cezai (olağan) iskatın hükümsüz kılınması konusunda ölüme bağlı tasarrufun genel olarak hükümsüzlüğü yanında Medeni Kanunun 512.maddesinde belirlenen bazı özel durumlarda mirasdan iskat edilen mirasçıya, iskata ilişkin ölüme bağlı tasarrufa itiraz ederek onu kısmen veya tamamen etkisiz bırakma imkanı tanınmıştır.

İskat edilen mirascı, bu itirazını duruma göre tenkis veya iptal davası açmak suretiyle gerçekleştirir.

TMK'nun 510.maddesinde "Mirasbırakanın ölüme bağlı bir tasarruf ile saklı paylı mirasçısını mirasçılıktan çıkarma sebebi olarak, 1)Mirasçı, mirasbırakana veya mirasbırakanın yakınlarından birine karşı ağır bir suç işlemişse, 2) Mirasçı, mirasbırakana veya mirasbırakanın ailesi üyelerine karşı aile hukukundan doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmemişse mirasçılıktan çıkarabilir" hükmü getirilmiştir. (Ayrıca mirasçının temyiz kudretine haiz olarak kasıtlı ve kusurlu davranışlarıyla belirli bir fiili yapması şartı aranacaktır. Ancak, muris kusurlu davranışı ile ıskata neden olan olaylara sebep olmuş ise iskat şartları oluşmayabilir. Bu hususun takdiri ise olayların akışına göre, hakime aittir.)

TMK'nun 512/1. maddesinde "Mirasçılıktan çıkarma, mirasbırakan ancak buna ilişkin tasarrufunda çıkarma sebebini belirtmişse geçerlidir." 2.fıkrasında "Mirasçılıktan çıkarılan kimse itiraz ederse, belirtilen sebebin varlığını ispat, çıkarmadan yararlanan mirasçıya veya vasiyet alacaklısına düşer". 3.fıkrasında ise "Sebebin varlığı ispat edilememiş veya çıkarma sebebi tasarrufta belirtilmemişse tasarruf, mirasçının saklı payı dışında yerine getirilir; ancak, mirasbırakan bu tasarrufu çıkarma sebebi hakkında düştüğü açık bir yanılma yüzünden yapılmışsa, çıkarma geçersiz olur" hükmü getirilmiştir.

Somut olay; mirasbırakan, oğlu olan davacıyı mirastan çıkarma sebebini vasiyetnamesinde; "... bana ve aile üyelerime aile hukukundan doğan yükümlülüklerini hiç yerine getirmemiştir. Yine kanunun 230.maddesinde belirtilen yardım, saygı ve anlayışı göstermemiş ve aile onurunu gözetmemiştir. Tam tersine bana bu yaşıma kadar sürekli eziyet etmiştir. Bir evlada yakışmayacak davranışlarda bulunmuştur. Eşimle birlikte Almanya'da 20 yıl çalışarak edindiğimiz Bozdoğan-Nazilli ve İzmir'deki taşınmazları eşimin vefatından sonra mahkeme kanalıyla yok denecek düşük fiyatlara sattırmıştır. Altıntaş Mah. 95 sok. no.50 adresindeki .... Apartmanında 3.katında yaptırdığımız tadilattan sonra kızımın evlenmesinden itibaren 1998 yılından bu güne kadar kızımla beraber oturduğumuz konutu yıktırmak için belediyeye şikayette bulunmuş, belediye yıkmadı diye belediye başkanı ve bürokratlarına soruşturma açtırtmış ve en sonunda .... Başkanı....'in sırf binayı yıktırmamasından dolayı hakkında ağır ceza mahkemesinde görevi suistimal davası açılmasına neden olmuştur. 80 yaşından sonra beni sokağa atmak için bu kadar gayret gösteren bir evladın verdiği üzüntü nedeniyle 2003 yılında felç geçirip bir hastanede 3 ay evde yatalak olarak kalmama neden olmuştur." olarak açıklamıştır.

Dinlenen davacı tanıkları, davacının mirasbırakana karşı gerekli evlatlık vazifelerini yaptığını, davacının kendisiyle ilgilendiği yönünde murisin beyanları olduğu, davacının annesinin ölümünden sonra problemleri olduğu, davacının yurtdışından muris babasını ziyarete geldiği ancak davalının kapıyı açmadığı anlaşılmaktadır. Toplanan deliller birlikte değerlendirildiğinde; davacının mirasbırakana karşı gerekli evlatlık vazifelerini yerine getirmeye çalıştığı, ailesini ziyarete gittiği anlaşılmakla, aile yükümlülüklerinin önemli ölçüde yerine getirmediği hususunun davalı tarafça ispat edilemediği, bu itibarla miraçılıktan çıkarmanın geçerli olmadığı ortadadır.

Hal böyle olunca, mahkemece; dava konusu 04.02.2005 tarihli vasiyetname ile mirasbırakan ...'nin çocuğu olan davacı hakkında gösterdiği sebeplerin, mirasçılıktan çıkarma sebebi sayılabilecek nitelik ve nicelikte bulunmadığı gözetilerek, TMK. nun 512. maddesinin 3. fıkrasının ilk cümlesi uyarınca mirasçılıktan çıkarmanın tasarruf nisabı oranında geçerli olacağı, başka bir ifade ile davacının saklı payını isteyebileceği ve davaya tenkis davası olarak devam edilebileceği düşünülmeden, istemin tümden reddilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 6100 sayılı HMK'nun Geçici Madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK'nun 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 06.04.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.



3. Hukuk Dairesi 2015/11678 E. , 2015/19101 K. "İçtihat Metni"


MAHKEMESİ : ŞARKÖY ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 02/07/2014 NUMARASI : 2011/108-2014/200 Taraflar arasında birleştirilerek görülen vasiyetnamenin iptali davalarının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, asıl ve birleşen davanın reddine yönelik olarak verilen hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiş, hükmün duruşmalı olarak incelenmesi asıl ve birleşen davada davacılar vekili tarafından istenilmekle; daha önceden belirtilen 23.06.2015 duruşma günü için tebligat üzerine gelen davacı asiller Ö.. M.. ve Ö.. M.. ile asıl ve birleşen davada davacılar vekili Av. H.. K.. ile asıl ve birleşen davada davalı vekili Av. Y.. E..'ın sözlü açıklamaları dinlendikten sonra, nevakısın giderilmesi bakımından dosya mahalline geri çevrilmiş, bu kez yeniden gelmekle belli günde dosyadaki bütün kâğıtlar okunarak, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacılar vekili dilekçesinde; müvekkillerinin babası olan mirasbırakan Ali noterce düzenlenen 26.03.2010 tarihli resmi vasiyetnamesinin, irade fesadı ve şekil eksikliği nedenleri ile geçersiz bulunduğunu, ayrıca vasiyetnamede müvekkillerinin mirasçılıktan çıkarılma nedeni olarak gösterilen sebeplerin gerçek dışı olduğunu ileri sürerek; vasiyetnamenin irade fesadı ve şekil eksikliği nedenleriyle iptalini, bunun mümkün olmaması halinde ise mirasçılıktan çıkarmaya ilişkin bölümün iptali ile vasiyetnamenin tenkisini talep etmiştir.

Birleşen 2011/134 Esas sayılı dosyada, davacılar vekili; müvekkillerinin dedesi olan mirasbırakan Ali Özkan'a ait vasiyetnamenin; aynı vakıalara dayanarak iptalini talep etmiştir.

Davalı vekili, birleşen davaların reddini istemiştir.

Mahkemece; vasiyetnamenin şekil şartlarına uygun düzenlendiği, ayrıca mirasbırakanın iradesinin fesada uğradığının ispat edilemediği, mirasçılıktan çıkarma yönünden ise; mirasbırakanın yaşı ve astım rahatsızlığı nazara alındığında akli dengesinin yerinde olduğu raporlarla sabit iken, hakkında akli dengesinin yerinde olmadığı iddiası ile dava açılarak, mahkeme ve hastaneye, Adli Tıp Kurumuna gitmek zorunda bırakılmasının aile hukukundan doğan yükümlülüklerinin ihlali olduğu, vesayet ve ceza dava dosyaları nedeniyle mirasbırakanın ölümünden önce derin üzüntü yaşadığı, kaldı ki tüm mirasını bağımsız ve yardım amaçlı kurulmuş bir vakıf olan Mehmetçik Vakfı’na bağışlamış olmasının bile, yaşadığı üzüntü ve ızdırap nedeniyle yapılmış olduğunu gösterir nitelikte olduğu, bu şekilde mirasbırakanın aile yükümlülüklerinin ihlali nedeniyle davacıları mirasından çıkardığı gerekçesiyle; asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiş; hüküm, taraf vekilerince temyiz edilmiştir.

1- Vasiyetnamenin irade fesadı ve şekil eksikliği nedenleri ile iptali talebine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle mirasbırakan tarafından yapılan 26.03.2010 tarihli vasiyetnamenin şekil kurallarına uyulmadan ve yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama sonucunda yapılmış olduğu yönündeki iddianın ispatlanamadığının mahkemece saptanarak kabul edilmiş olmasına göre, vasiyetnamenin bu nedenlerle iptali talebinin reddiyle ilgili verilen kararda bir isabetsizlik bulunmamakta olup, davacılar vekilinin bu yöne ilişen temyiz itirazlarının reddi ile verilen hükmün ONANMASINA,

2-Vasiyetnamenin mirasçılıktan çıkarmaya ilişkin bölümüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalı tarafın temyiz itirazları yerinde değildir.

Mirasçılıktan çıkarma (ıskat); mahfuz hissenin temelini teşkil eden aile dayanışmasının zedelendiği hallerde, mahfuz hisseli mirasçıyı mirasdan uzaklaştırma olanağını, mirasbırakana tanıyan ölüme bağlı bir tasarruftur.

Bu tasarrufla vasiyetçi, mahfuz hisseli bir mirasçısını miras hakkından ve mahfuz hissesinden yoksun bırakır.

Mirasdan çıkarma, cezai (olağan) ve aciz sebebiyle (koruyucu) olmak üzere iki türlüdür.

Mirasçı, mirasbırakana ve yakınlarından birine karşı TMK. nun 510. maddesinde gösterilen ağır bir suç işler veya murisine veya ailesine karşı kanunen yerine getirmekle yükümlü olduğu aile görevlerini ifada büyük bir kusur işlerse cezai (olağan) çıkarma nedenleri doğmuş olur.

Aciz sebebiyle (koruyucu) çıkarma ise; murisin, hakkında borç ödemeden aciz belgesi bulunan alt soyun çocuklarını koruma amacıyla, alt soyun saklı payının yarısının mirasçının çocuklarına özgülenmesine yöneliktir.

Cezai (olağan) çıkarma sebepleri iki kısımda incelenebilir.

1- Mirasçının mirasbırakana ve onun yakınlarına karşı ağır bir suç işlemesidir. Bu suçun tamamlanması şart olmadığı gibi bu konuda bir mahkumiyet kararı bulunması da koşul değildir. Afdan ve zamanaşımından yararlanılmasının da önemi yoktur. Ağır suçdan amaç; mirasbırakanın şahsiyet haklarına, beden tamlığına, mamelekine yönelik, onunla aile bağlarının koptuğunu gösteren hukuka aykırı bir fiildir. Buradaki ağır terimi, hukuk hakimine yönelik olup, hakim, suçun ağır olup olmadığına ceza hukuku kurallarıyla bağlı olmaksızın karar verir.

Başka bir deyişle, kanun koyucu, burada fiilin niteliğine değil de sonucuna önem verdiği için, hakim, suçun ağır olup olmadığına, fiilin aile bağını koparacak nitelikte olup olmadığı ve fiilen de koparmış olup olmadığını araştırarak sonucuna göre karar verecektir. Koparacak nitelikle olmasından kasıt, suçun objektif olarak aile bağını koparacak nitelikte olmasıdır. Fiilen koparmış olması da, subjektif unsur olup, somut olayda aile bağını koparmış olmasıdır. Kanunun ağır terimi ile kastettiği budur. Şu halde bir fiil aile bağını koparacak nitelikte olmakla beraber, somut olayda koparmamışsa, subjektif şart gerçekleşmediği için, mirasçılıktan çıkarma sebebi olamaz (Prof. Dr. Mustafa , Prof. Dr. Turgut Öz- Türk Özel Hukuku Cilt IV, Miras Hukuku, İstanbul 2011, syf.200 vd.).

Suçun ağırlığını belirleyecek olan ceza hukuku prensipleri değil, medeni hukuk esaslarıdır. Mirasçının, mirasbırakanı ağır bir şekilde zedeleyen ve ailevi hislerin yokluğunu gösteren bir suç işlemesi halinde, bu kişi mirastan ıskat edilebilir. Bu kuralın uygulanmasında, hakimin takdir hakkı bulunması zorunludur (Prof.Dr.Zahit, Prof. Dr.Hasan Erman, Miras Hukuku-İstanbul 2006 syf-234 vd.).

Aile bağlarını koparıcı fiilin işlenmesinde, mirasbırakan da en azından mirasçı kadar kusurlu bulunuyor ise ıskat geçerli değildir (Prof.Dr.Necip , Miras Hukuku, 3.baskı, İstanbul 1987, syf. 310 vd.).

2-Mirasçının murise ve ailesine karşı kanunen mükellef olduğu aile hukuku vazifelerini büyük bir kusurlu davranışla yerine getirmemesi .

Örneğin; Ana, baba ve çocukların karşılıklı sevgi ve saygı şefkat bağları, yoksulluğa ve zarurete düşmede yardım yükümlülüğü, nafaka borcu, aile birlik ve huzuru bozan davranışlarda bulunmama ilkelerine aykırı hareketler v.b. gibi.

Öte yandan mirasçılıktan çıkarılmaya itirazı düzenleyen TMK'nun 512. maddesi; "Mirasçılıktan çıkarma, mirasbırakan ancak buna ilişkin tasarrufunda çıkarma sebebini belirtmişse geçerlidir.

Mirasçılıktan çıkarılan kimse itiraz ederse, belirtilen sebebin varlığını ispat, çıkarmadan yararlanan mirasçıya veya vasiyet alacaklısına düşer.

Sebebin varlığı ispat edilememiş veya çıkarma sebebi tasarrufta belirtilmemişse tasarruf, mirasçının saklı payı dışında yerine getirilir; ancak, mirasbırakan bu tasarrufu çıkarma sebebi hakkında düştüğü açık bir yanılma yüzünden yapılmışsa, çıkarma geçersiz olur." hükmünü içermektedir.

Bu açıklamalardan sonra, somut olaya dönüldüğünde; Mirasbırakan Ali , çocukları ve torunları olan davacıları mirastan çıkarma sebebini 26.03.2010 tarihli vasiyetnamesinde; "Çocukları olan Murat ve Özgül'ün evlatlık vazifelerini yerine getirmemeleri, akli dengesi yerinde olmasına rağmen malvarlığını ele geçirebilmek için vesayet davaları açmaları, evine girip kendini öldürmeye çalışmaları, torunlarının kendisini büyükbaba olarak sevip saymamaları, torunu Olcay'ın rızası hilafına oğlu Murat ile birlikte evine girmesi" olarak açıklamıştır.

Dava konusu vasiyetnamede belirtilen vesayet dosyalarının incelenmesinde; davacılar Murat ve Özgül tarafından açılan Şarköy Sulh Hukuk Mahkemesinin 2008/378 E. Sayılı dava dosyasında, babaları olan Ali , annelerinin ölümünden sonra ruh halinin değiştiği, asabi tavırlarının arttığı, evin kilitlerini değiştiren babalarının kendilerini eve almadığı ileri sürülerek; TMK.nun 408. maddesi uyarınca kısıtlanmasının ve kendisine vasi tayin edilmesinin istendiği, mahkemece Tekirdağ Devlet Hastanesi ve Adli Tıp Kurumundan raporlar ile mirasbırakanın fiil ehliyetinin yerinde olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, davacı Murat tarafından açılan Şarköy Sulh Hukuk Mahkemesinin 2009/482 Esas sayılı dosyasında ise; babası olan Ali İstanbul'da bulunan iki adet dairesini avukatı aracılığı ile satmasına rağmen elde ettiği parayı banka hesabına yatırmadığı, babasının bankadaki hesabından bakıcısının hesabına 50.000 TL aktardığı ve ayrıca bakıcının kızına 150.000 TL değerinde bir daire satın aldığı iddiasıyla TMK. unun 406. maddesi uyarınca kısıtlanmasının ve kendisine vasi tayin ediilmesinin istendiği, kısıtlanması istenilen Ali Özkan'ın dava dilekçesindeki iddiaları bakıcısının kendisine iyi bakması nedeniyle yaptığını kabul ettiği, mahkemece Ali Özkan'ın vefat etmesiyle konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığı yönünde hüküm tesis edildiği, anlaşılmıştır.

Yine vasiyetnamede davacı çocuklar ile davacı torun Olcay hakkında yapıldığı bildirilen soruşturma ve dava dosyalarının incelenmesinde; mirasbırakanın, çocukları Murat ve Özgül tarafından 17.09.2008 tarihinde yapılan saldırı sonucunda yaralandığı iddiasıyla yaptığı şikayet nedeniyle savcılık tarafından kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, mirasbırakanın, oğlu Murat, torunu Olcay ve dava dışı kardeşi Murteza'nın 16.10.2008 tarihinde rızası hilafına evine girdikleri iddiasıyla yaptığı şikayet üzerine Şarköy Asliye Ceza Mahkemesinde açılan 2008/323 E. Sayılı davada, eylemin sanık Murat tarafından işlenmediğinin sabit olmadığı gerekçesiyle beraatine, sanık Murteza ve Olcay'ın ise şikayetçi ile görüşüp durumunu anlama yönündeki eylemlerinin suç olmadığı gerekçesiyle beraatlerine karar verildiği, hükmün sanık Murat yönünden Yargıtay tarafından onanarak kesinleştiği belirlenmiştir.

Ayrıca, mahkemede dinlenen diğer tanık ifadelerine göre; davacılar Murat ve Özgül'ün, annelerinin ölümünden sonra Şarköy'de yalnız yaşayan mirasbırakanı ikametlerinin bulunduğu İstanbul'a götürmek istedikleri, mirasbırakanın bu teklifi kabul etmemesi üzerine kendisi ile ilgilenmesi için bakıcı tuttukları, davacı Murat'ın zaman zaman mirasbırakan ile kaldığı, rahatsızlıkları nedeniyle mirasbırakanı doktora götürdüğü, ancak asabi bir yapıya sahip olan mirasbırakanın kendisini ziyarete gelen davacıları eve kabul etmediği anlaşılmıştır.

Toplanan bu deliller birlikte değerlendirildiğinde; davacı çocukların, mirasbırakana karşı gerekli evlatlık vazifelerini yerine getirmeye çalıştıkları, ancak bir süre sonra mirasbırakanın çocukları ile görüşmeyi kabul etmediği gibi haklarında isnat ettiği eylemler nedeniyle adli makamlara şikayette bulunduğu, mirasbırakanın taşınmazlarının satılması ile elde ettiği gelirin bir bölümünü bakıcısına verdiği ve sonrasında bakıcısının kızı adına taşınmaz satın aldığı, gelişen bu olaylar üzerine davacılar Özgül ve Murat'ın babaları olan mirasbırakanı korumak amacıyla TMK.dan doğan haklarını kullanarak vesayet davaları açtıkları, buna göre vesayet davalarının açılmasının aile bağlarını koparacak nitelikte olmadığı, aksine aile bağlarının korunmasını temine yönelik olduğu gözetildiğinde subjektif şartın gerçekleşmediği, kaldı ki vesayet makamı olan Sulh Hukuk Mahkemesince mirasbırakanın fiili ehliyetinin tespit edilebilmesi için hastane ve sonrasında en yetkili makam olan Adli Tıp Kurumuna sevk edilmesi şeklinde tezahür eden uygulamanın uyuşmazlığın çözümü için zorunlu bulunduğunun anlaşılmasına göre, mirasbırakanın kendi kusurlu davranışları ile vesayet davalarının açılmasına sebebiyet verdiği, bu itibarla miraçılıktan çıkarmanın geçerli olmadığı ortadadır.

Hal böyle olunca, mahkemece; dava konusu 26.03.2010 tarihli vasiyetname ile mirasbırakan Ali Özkan'ın, çocukları ve torunları olan davacılar hakkında gösterdiği sebeplerin, mirasçılıktan çıkarma sebebi sayılabilecek nitelik ve nicelikte bulunmadığı gözetilerek, TMK. nun 512. maddesinin 3. fıkrasının ilk cümlesi uyarınca mirasçılıktan çıkarmanın tasarruf niisabı oranında geçerli olacağı, başka bir ifade ile davacıların saklı paylarını isteyebileceği ve davaya tenkis davası olarak devam edilebileceği düşünülmeden, istemin tümden reddilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasında vekille temsil edilen davacı taraf lehine duruşma tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre takdir edilen 1.100 TL vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacı tarafa verilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden davacı tarafa iadesine, 30.11.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.



Hukuk Dairesi 2017/14203 E., 2017/14640 K.

"İçtihat Metni"


MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasındaki vasiyetnamenin iptali davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı ... tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı; muris ...'ın Konya 4. Sulh Hukuk Mahkemesinin 07.11.2013 tarihli ve 2013/955 Esas, 2013/1385 Karar sayılı kararı ile açılıp okunan Konya 8. Noterliğinin 10.06.2010 tarih 11653 yevmiye numaralı vasiyetname içeriğinin gerçeği yansıtmadığını, bu vasiyetnamede murise bakmadığı iddiasının yerinde olmadığını, muris tarafından kendisine 30.000,00 TL para ödenmediğini, muristen 11.500,00 TL para aldığını, ancak murisin fiziksel rahatsızlıkları için harcamada bulunduğunu, murisin zorunlu olarak Konya iline götürüldüğünde vasiyetnamedeki düzmece ifadeleri diğer mirasçıların sağladığını belirterek vasiyetnamenin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı ...; davayı kabul ettiğini, beyan etmiştir

Davalı ...; muris ...'ın davacının babası olduğunu, davacı, babası yaşlandığında muhtaç olduğu dönemlerde hiç bakmadığını, çeşitli vaatlerle babasının paralarını elinden aldığını, baba ..., oğlunun kendini kandırdığı ve bakmadığı için noterden bu dava konusu vasiyetnameyi düzenlediğini, bundan haberdar olan davacının ise babası ile ilgilenir görünmeye başladığını, babasını kandırıp tapudaki taşınmazların çoğunu kendi üzerine aldığını, davacının bu davayı açmasındaki amacının vasiyetnamede geçen 30.000,00 TL olduğunu, vasiyetnamenin hukuka uygun olduğunu ileri sürerek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Diğer davalılar davaya cevap vermemiştir.

Mahkemece; davanın kabulüne, ... 8. Noterliğinin 10 Haziran 2010 tarih 11653 yevmiye nolu muris 47512495344 T.C. Kimlik Nolu ...'ın düzenleme suretiyle yapılan vasiyetnamenin iptaline karar verilmiş, hüküm süresi içinde davalı ... tarafından temyiz edilmiştir.

Tarafların ortak murisi ... tarafından düzenlenen 10.06.2010 tarihli vasiyetnamede, oğlu ...'ın devlet tarafından karşılandığını öğrendiği hastane masrafları için kendisinden 17.500,00 TL para aldığını, parasına el koyarak kendisini evden kovduğunu, kendisine diğer evlatları ve torunlarının baktığını, oğlu ...'ın dizlerine vurarak küfürle "şerefsiz şu dizini ben yaptırdım, ben olmasaydım sakat kalacaktın, ölecektin" dediğini, gururunun kırıldığını, çok üzüldüğünü, sonuç olarak kendisinden toplamda 30.000,00 TL para aldığını belirterek, yaptıklarından dolayı oğlu ...'ı mirasından çıkardığını beyan etmiştir.

Dava; mirastan ıskat nedenine dayalı vasiyetnamenin iptali talebine ilişkindir.

Mirastan ıskat, murisin tek taraflı ölüme bağlı bir tasarrufu ile gerçekleşir. Iskat, cezai (olağan) ve koruyucu olmak üzere iki türlüdür. Mirasçı, miras bırakana ve yakınlarından birine karşı TMK'nın 510.maddesinde gösterilen ağır bir suç işler veya murisine veya ailesine karşı kanunen yerine getirmekle yükümlü olduğu aile görevlerini ifada büyük bir kusur işlerse cezai (olağan) ıskat nedenleri doğmuş olur. Koruyucu ıskat ise, murisin, hakkında borç ödemeden aciz belgesi bulunan alt soyun çocuklarını koruma amacıyla, alt soyun saklı payının yarısının mirasçının çocuklarına özgülenmesine yöneliktir.

Öte yandan mirasçılıktan çıkarılmaya itirazı düzenleyen TMK'nun 512. maddesi; "Mirasçılıktan çıkarma, mirasbırakan ancak buna ilişkin tasarrufunda çıkarma sebebini belirtmişse geçerlidir.

Mirasçılıktan çıkarılan kimse itiraz ederse, belirtilen sebebin varlığını ispat, çıkarmadan yararlanan mirasçıya veya vasiyet alacaklısına düşer.

Sebebin varlığı ispat edilememiş veya çıkarma sebebi tasarrufta belirtilmemişse tasarruf, mirasçının saklı payı dışında yerine getirilir; ancak, mirasbırakan bu tasarrufu çıkarma sebebi hakkında düştüğü açık bir yanılma yüzünden yapmışsa, çıkarma geçersiz olur." hükmü getirilmiştir.

Bu açıklamalardan sonra, somut olaya dönüldüğünde; davaya cevap veren davalı ... davayı kabul etmiş, davalı ... davaya cevap dilekçesi sunmakla birlikte delil bildirmemiştir. Temyiz eden davalı ... de dahil olmak üzere diğer davalılar ise davaya cevap vermemiş, delil bildirmemiştir.

Mirasbırakan ...'ın, 10.06.2010 tarihli vasiyetnamede açıkladığı davacıyı mirastan ıskat sebebinin ispatı, çıkarmadan yararlanan davalı mirasçılarına düşmektedir. Davalı ..., mirasçılıktan çıkarma sebeplerinin doğruluğunu kanıtlayamamıştır. Davalı ..., mirastan ıskat sebebini ispat edemediğinden TMK'nun 512/3. maddesi gereğince mirastan ıskatın miras bırakanın tasarruf nisabı oranında (diğer davalılar vasiyetnamenin iptaline dair kararı temyiz etmediğinden) yalnızca ... yönünden geçerli olması gerekir. Başka bir ifadeyle tasarruf nisabı sınırları içerisinde geçerli olmak üzere vasiyetnamenin ıskatına ilişkin bölümün yalnızca ... yönünden hükümsüzlüğüne karar verilerek davacının saklı payını talep edebileceği ve davaya tenkis davası olarak devam edileceği düşünülmeden yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün HUMK'nun 428. maddesi gereğince davalı ... yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun Geçici Madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK'nun 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25/10/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.



14. Hukuk Dairesi 2018/3409 E., 2021/3708 K. "İçtihat Metni"


MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 23/10/2015 tarihinde verilen dilekçeyle vasiyetname ile mirasçılıktan çıkarmanın iptali talep edilmesi üzerine yapılan duruşma sonunda davanın kısmen kabulüne dair verilen 28/09/2017 tarihli hükmün istinaf yoluyla incelenmesi davalılar vekili ve davacı vekili tarafından talep edilmiştir. ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince davacı vekilinin istinaf talebinin reddine, davalılar vekilinin istinaf talebinin kabulüne dair verilen kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne, duruşma isteminin değer itibariyle reddine karar verildikten sonra dosya ve içeriğindeki tüm kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü.

KARAR

Dava, vasiyetname yolu ile mirasçılıktan çıkarmanın iptali istemine ilişkindir.

Davacı vekili, davacının annesi ... ...'nun vefatından önce ... 11. Noterliği'nin 15936 yevmiye nolu 21/06/2004 tarihli bir vasiyetname düzenlediğini, annesinin hiçbir haklı neden olmaksızın mirasından pay almamasını istediğini öğrendiğini, ana baba bir kardeşi davalı ... ile üvey babasından olan diğer davalı kardeşi ...'ye tüm mirasını bıraktığını, vasiyet edilen taşınmazların ... ölümünden önce satılarak devredilmiş olduğunu, davalıların ... sağlığında muvazaalı olarak birden fazla satış ve devir yapmak suretiyle davacıdan mal kaçırdıklarını, yasal miras hakkını elde etmesine engel olmak istediklerini, iptalini istedikleri vasiyetnamede ..., davacının hangi hal ve davranışları nedeniyle mirastan pay almasını istemediğini açıklamadığını, davacının annesine yönelik mirastan yoksunluğu gerektirecek hiçbir olumsuz tutum ve davranışı bulunmadığını, vasiyetnamenin hazırlandığı tarihte annesinin 78 yaşında, ilkokul mezunu olup güçlükle okuyup yazdığını, küçükken menenjit hastalığı geçirmiş olması nedeniyle durgun bir yapıda bulunduğunu, gerçek iradesinin müvekkilini mirastan yoksun bırakmak olmadığını, vasiyetnamede el yazısı ile "okudum, kabul ettim" beyanlarının vasiyetname tanıklarının el yazısı ile aynı olduğunu, ..., davalıların baskısı ve zorlamasıyla böyle bir vasiyetname düzenlediğini belirterek vasiyetnamenin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

bDavalı ... ve davalı ... vekili; davanın reddini savunmuşlardır. ... 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 28/09/2017 tarihli 2015/454 Esas 2017/363 Karar sayılı ilamı ile "davanın kısmen kabulüne, ... ...'nun ... 11. Noterliği'nin 21/06/2004 tarih, 15936 yevmiye nolu vasiyetnamesinin davacının saklı payı oranında iptaline, fazlaya ilişkin talebin reddine" karar vermiştir.

Davalılar vekili ve davacı vekili, istinaf kanun yoluna başvurmuşlardır.

Bölge Adliye Mahkemesince "her ne kadar İlk Derece Mahkemesi davacının saklı payı yönünden vasiyetnamenin iptaline karar vermiş ise de; dosya içerisinde bulunan tapu kayıtlarına göre vasiyete konu taşınmazlar ... öldüğü tarihte ... adına kayıtlı olmayıp, üçüncü kişiler adına kayıtlıdır. ... tarafından anılan taşınmazlar ... sağlığında üçüncü kişilere satılmış olmakla ... yapmış olduğu vasiyetnameden rücu etmiştir. Bu husus dosya içerisindeki satış senetlerinden anlaşıldığı gibi tapu kayıtlarından da anlaşılmaktadır. Bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerekirken davacının bir tenkis talebi de bulunmamasına rağmen, terekenin aktif pasifi belirlenmeden ve davacının saklı payının ihlal edilip edilmediği hususu da açıklığa kavuşturulmadan davacının saklı payı yönünden vasiyetnamenin iptaline karar verilmiş olması doğru olmamıştır. Bu nedenle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b-2 maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın reddine" dair hüküm kurulmuştur.

Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.

Mirasçı, mirasbırakana veya mirasbırakanın yakınlarından birine karşı ağır bir suç işlemiş ise, ya da mirasbırakana veya ailesi üyelerine karşı aile hukukundan doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmemiş ise mirasbırakan yapacağı ölüme bağlı tasarrufla saklı paylı mirasçısını mirasçılıktan çıkartabilir (4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 510.maddesi). Mirasçılıktan çıkartılan (ıskat edilen) kimse mirastan pay alamayacağı gibi tenkis davası da açamaz. Mirasbırakan başka türlü tasarrufta bulunmuş olmadıkça, mirasçılıktan çıkarılan kimsenin miras payı, o kimse mirasbırakandan önce ölmüş gibi, mirasçılıktan çıkarılanın varsa altsoyuna, yoksa mirasbırakanın yasal mirasçılarına kalır. Mirasçılıktan çıkarılan kimsenin altsoyu, o kimse mirasbırakandan önce ölmüş gibi saklı payını isteyebilir (4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 511.maddesi). Ölüme bağlı tasarrufta mirasçılıktan çıkarma sebebi gösterilmişse çıkarma geçerlidir. Mirastan çıkarma sebebinin varlığını ispat etmek; çıkarmadan yararlanan mirasçıya ya da vasiyet alacaklısına düşer. Sebebin varlığı ispat edilememiş veya çıkarma sebebi tasarrufta belirtilmemişse tasarruf, mirasçının saklı payı dışında yerine getirilir; ancak, mirasbırakan bu tasarrufu çıkarma sebebi hakkında düştüğü açık bir yanılma yüzünden yapmışsa, çıkarma geçersiz olur (4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 512.maddesi).

Somut olaya gelince; 21.06.2004 tarihli düzenleme şeklindeki vasiyetname ile ... ..., sağlığında yapmış olduğu hal ve hareketlerinden dolayı mirasçılarından ...'ı mirasçılıktan çıkarmıştır. Çıkarma sebeplerinin doğru olduğunu ispat etme yükü 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 512.maddesi gereği çıkarmadan yararlanan davalılar üzerindedir. Yapılan yargılama sonucu 21.06.2004 tarihli vasiyetnamede belirtilen sebeplerin varlığı ispat edilemediğinden 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 512/3.maddesi gereğince tasarruf; mirasçının saklı payı dışında yerine getirilecektir. İlk derece mahkemesinin 28.09.2017 tarihli kararında bu hususa işaret edilerek davanın kısmen kabulüne karar verildiği halde usul ve yasaya aykırı olacak şekilde ... Bölge Adliye Mahkemesi 1.Hukuk Dairesince davanın tümden reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 371.maddesi uyarınca ... Bölge Adliye Mahkemesi 1.Hukuk Dairesi kararının BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın yatırana iadesine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 373/2. maddesi gereğince dosyanın ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesine GÖNDERİLMESİNE, 02.06.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.


ankara miras avukatı

Desert in Dark

Büromuzda ücretsiz ve randevusuz görüşme yapılmamaktadır. Lütfen öncelikle arayıp randevu alınız.