Ara
  • Avukat Baran DELİL

Vasiyetnamenin İptali Davası, İptal Sebepleri ve Yargıtay Kararları

Delil Hukuk Bürosu

vasiyetnamenin iptali davası ve yargıtay kararları
 

Makale İçeriği:

  1. Vasiyetname Nedir?

  2. Vasiyetnamenin İptali Davası

  3. Vasiyetnamenin İptali Davasında İptal Sebepleri

  4. Vasiyetnamenin İptali Davasında Kimler Taraf Olabilir? Davacı Kimdir, Davalı Kimdir?

  5. Vasiyetnamenin İptali Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme

  6. Vasiyetnamenin İptali Davasında Zamanaşımı veya Hak Düşürücü Süre

  7. Vasiyetnamenin İptali Kararının Sonuçları

  8. Vasiyetnamenin İptali Davasına İlişkin Yargıtay Kararları

 

Vasiyetname Nedir?


Vasiyetname, hukuk sistemimizde mevcut olan ölüme bağlı tasarruflardan birisidir. Hukuk sistemimize ve Türk Medeni Kanunumuza göre kişiler, vasiyetname veya miras sözleşmesi gibi ölüme bağlı tasarruflar ile vefatları akabinde mal varlıklarının ne şekilde mirasçılarına intikal edeceğine ilişkin olarak iradelerini beyan edebilirler.


Türk Medeni Kanunumuzun 514. maddesine göre: "Mirasbırakan, tasarruf özgürlüğünün sınırları içinde, malvarlığının tamamında veya bir kısmında vasiyetname ya da miras sözleşmesiyle tasarrufta bulunabilir. Mirasbırakanın üzerinde tasarruf etmediği kısım yasal mirasçılarına kalır."

Bu makalemizde vasiyetnamenin iptali davasını işlemekteyiz. Dolayısıyla vasiyetnameler ve nasıl düzenlendikleri hususlarına ilişkin olarak detaylı bilgi için vasiyetnamelerimize ilişkin makalemizi okuyabilirsiniz: Vasiyetname Nedir, Nasıl Düzenlenir?



Vasiyetnamenin İptali Davası


Vasiyetnameler çok sıkı şekil şartlarına bağlıdır. Bu şekil şartlarının sağlanmamış olması halinde mirasbırakanın son iradesini yansıtıyor olmalarına rağmen, vasiyetnamelerin iptali yoluna gidilir. Dolayısıyla vasiyetname düzenlenmesi aşamasında mutlaka bir avukatın profesyonel hukuki desteğinden yararlanılmasını tavsiye etmekteyiz.


Vasiyetnamelerin çok sıkı şekil koşullarına bağlı olmalarından ve mirasbırakanın ölümü akabinde açılıyor olmalarından(vasiyetnamenin açılması) dolayı; mirasbırakan tarafından yeniden bir vasiyetname düzenlenmesi veya son iradesinin tekrar açıklanması da mümkün olamayacağından, vasiyetnamelerde aranılan koşulların mevcut olmaması halinde kesin hükümsüzlük değil, iptal edilebilirlik yaptırımı söz konusu olmaktadır. Bunun sonucu olarak da kanunda yer alan vasiyetnamenin iptali sebeplerinden birinin mevcudiyeti halinde ilgilileri tarafından vasiyetnamenin iptali davası açılması halinde yetkili ve görevli mahkeme tarafından iptal kararı verilecektir, ancak hiç kimse tarafından vasiyetnamenin iptali talep edilmezse vasiyetname geçerli olarak sonuçlarını doğuracaktır. Ayrıca bu davada, yani vasiyetnamenin iptali davasında vasiyetnamenin tamamının iptali istenebileceği gibi, yalnızca bir kısmının da iptali istenebilir.



Vasiyetnamenin İptali Davasında İptal Sebepleri


Vasiyetnamenin iptal edilebilmesi için kanunda yer alan sebeplerin varlığı aranır. Vasiyetname ve diğer ölüme bağlı tasarrufların iptali için dava açılabileceği haller Türk Medeni Kanunumuzun 557. maddesinde açıkça düzenlenmiştir.


Türk Medeni Kanunumuzun 557. Maddesi: "Aşağıdaki sebeplerle ölüme bağlı bir tasarrufun iptali için dava açılabilir: 1. Tasarruf mirasbırakanın tasarruf ehliyeti bulunmadığı bir sırada yapılmışsa, 2. Tasarruf yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama sonucunda yapılmışsa, 3. Tasarrufun içeriği, bağlandığı koşullar veya yüklemeler hukuka veya ahlâka aykırı ise, 4. Tasarruf kanunda öngörülen şekillere uyulmadan yapılmışsa."

Vasiyetname düzenlemek isteyen mirasbırakanın tasarruf ehliyeti, vasiyetnamelerin iptali davalarında en sık görülen iptal sebeplerindendir. Mirasbırakanın akıl hastalığı veya akıl zayıflığı olması, 15 yaşından küçük olması, veya 65 yaşından büyük ise akıl sağlığının yerinde olduğuna dair rapor alınmaksızın vasiyetname düzenlenmiş olması gibi hallerde, mirasbırakanın tasarruf ehliyeti bulunmadığından bahisle iptal kararı verilmesi gerekecektir. Mirasbırakanın vasiyetname düzenleme gününde sağlık ocağı veya aile hekiminden almış olduğu sağlık raporunun yeterliliği tartışma konusu yapılacak olursa Yargıtay kararlarına göre Adli Tıp Kurumundan rapor alınması gerekecektir. Bu halde mirasbırakanın ölümünden önce ve özellikle vasiyetnamenin düzenlendiği tarihlerde herhangi bir hastalıktan muzdarip olup olmadığı, akıl sağlığını etkileyecek nitelikte herhangi bir tedavi veya ilaca maruz kalıp kalmadığı incelenip rapor tanzim edilecektir.


Ölüme bağlı tasarrufun yanılma, aldatma korkutma veya zorlama sonucunda yapılmış olması halinde de mirasbırakanın kendi öz iradesinin sakatlanacağı izahtan varestedir. Manevi ikrah olarak da adlandırılan korkutma, bakıma muhtaç olan yaşlı bir bireye kendisine bakılmayacağının belirtilmesi şeklinde de gerçekleşebilmektedir. Dolayısıyla bu halde de irade sakatlığı meydana gelmiş olacağından dolayı, ispat halinde vasiyetnamenin iptaline karar verilebilecektir. Ancak yanılma, korkutma, aldatma veya zorlama iddiası mutlaka sağlam delillerle ispatlanmalıdır.


Ölüme bağlı tasarruf olan vasiyetnamenin şarta bağlı düzenlenmesi mümkündür. Düzenlenmiş olan vasiyetnamenin şarta bağlı olması tek başına bir iptal sebebi değildir, ayrıca ölüm halinde tüm ilgililerin şartın yerine getirilmesini talep etme hakkı mevcuttur. Ancak vasiyetnamede yer alan şartlar hukuk veya ahlaka aykırı olamaz. Örneğin bir kişi tarafından bir başka kişiye kolunu kesmesi şartına bağlı olarak miras bırakılamaz.


Vasiyetnamenin kanunda öngörülen şekillere aykırı yapılması da, örneğin resmi vasiyetname düzenleniyorsa ve 2 tanık huzurunda düzenlenmemişse vasiyetnamenin iptali söz konusu olacaktır.


Eğer vasiyetnamenin iptali, vasiyetnamenin düzenlenmesine katılan kişilerin kendilerine, eşlerine veya yakınlarına kazandırma yapılmış olması sebebiyle ortaya çıkan sakatlığa dayanıyorsa(Örneğin resmi vasiyetnamede tanıklar lehine kazandırma yapılamaz) vasiyetnamenin tamamının değil, yalnızca bu kazandırmalara ilişkin kısmı iptal edilir.


Vasiyetnamelerin kanunda öngörülen şekil şartları hakkında detaylı bilgi edinmek için vasiyetnamelerin nasıl düzenlenmesi gerektiğine ilişkin makalemizi okuyabilirsiniz: Vasiyetname Nedir, Nasıl Düzenlenir?



Vasiyetnamenin İptali Davasında Kimler Taraf Olabilir? Davacı Kimdir, Davalı Kimdir?


Vasiyetnamenin iptali davasında davacı, söz konusu vasiyetnamenin iptal edilmesinde menfaati bulunan mirasçı veya vasiyet alacaklısı olabilir


Vasiyetnamenin iptali davasında davalı ise iptali istenen vasiyetname ile davacı aleyhine menfaat elde etmiş olan kişiler olacaktır. Bu nedenle husumet vasiyetname ile kazanımda bulunan vasiyet alacaklısı kişilere yöneltilecektir.



Vasiyetnamenin İptali Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme


Vasiyetnamenin iptali davasında yetkili mahkeme, mirasbırakanın son yerleşim yeri mahkemesidir. Bu husus Türk Medeni Kanunumuzun 576. maddesinde açıkça düzenlenmiştir.


Türk Medeni Kanunumuzun 576. Maddesine Göre: "Miras, malvarlığının tamamı için mirasbırakanın yerleşim yerinde açılır. Mirasbırakanın tasarruflarının iptali veya tenkisi, mirasın paylaştırılması ve miras sebebiyle istihkak davaları bu yerleşim yeri mahkemesinde görülür."

Vasiyetnamenin iptali davalarında görevli mahkeme ise, Hukuk Muhakemeleri Kanunumuzun 2. maddesine göre Asliye Hukuk Mahkemeleridir.


Hukuk Muhakameleri Kanunumuzun 2. Maddesine Göre: "Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir. Bu Kanunda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesi diğer dava ve işler bakımından da görevlidir."


Vasiyetnamenin İptali Davasında Zamanaşımı veya Hak Düşürücü Süre


Vasiyetnamenin iptali davasında sürelere özen gösterilmelidir. Bunun için Türk Medeni Kanunumuzun 559. maddesinde yer alan, ölüme bağlı tasarrufların iptali için belirlenmiş olan süreler baz alınacaktır.


Türk Medeni Kanunumuzun "Hak Düşürücü Süreler" Başlıklı 559. Maddesine Göre: "İptal davası açma hakkı, davacının tasarrufu, iptal sebebini ve kendisinin hak sahibi olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde vasiyetnamelerde açılma tarihinin, diğer tasarruflarda mirasın geçmesi tarihinin üzerinden, iyiniyetli davalılara karşı on yıl, iyiniyetli olmayan davalılara karşı yirmi yıl geçmekle düşer. Hükümsüzlük, def"i yoluyla her zaman ileri sürülebilir."

Toplayacak olursak, kanuna göre vasiyetnamenin iptali davası için sürelere ilişkin şunu söyleyebiliriz:

  1. Vasiyetnamenin iptalinde menfaati bulunan davacının mirasbırakan tarafından düzenlenen vasiyetnameyi, iptal sebebini ve kendisinin hak sahibi olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak 1 yıl,

  2. Her halde vasiyetnamenin açılma tarihinden itibaren:

  3. İyiniyetli davalılara karşı 10 yıl,

  4. İyiniyetli olmayan davacılara karşı 20 yıl


Vasiyetnamenin İptali Kararının Sonuçları


Öncelikle belirtmeliyiz ki, vasiyetnamenin iptali davasının sonuçları yalnızca vasiyetnamenin iptali davasının tarafları arasında geçerli olacaktır. Vasiyetnamenin iptaline hükmedilmesi halinde iptal davasına konu edilen vasiyetname hiç yapılmamış gibi paylaşım yapılır. Duruma ve somut olaya göre vasiyetnamenin kısmen veya tamamen iptali mümkündür. Vasiyetnamenin kısmen iptali halinde yalnızca iptal edilen kısım açısından miras hukuku hükümlerine gidilir, iptal edilmeyen kısım geçerliliğini korur. Vasiyetnamenin tamamının iptal edildiği durumda önceki tarihli bir vasiyetnamenin mevcut olup olmadığı da dikkate alınmalıdır. Önceki tarihli bir vasiyetname mevcut değilse, tereke tartışmasız olarak miras hukuku hükümlerine göre paylaştırılır.


 

Vasiyetnamenin İptali Davasına İlişkin Yargıtay Kararları

 

Hasta Olan Mirasbırakanın Kendisine Bakılmayacağı Tehditi ile Korkutulması Halinde İkrah Varsa Dahi Yeterli Delil ile İspat Edilmesi Gerekliliğinin Değerlendirmesi


Hukuk Genel Kurulu 2017/3101 E. , 2020/392 K.

"İçtihat Metni"


MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “vasiyetnamenin iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Hayrabolu Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi: 4. Davacılar vekili 22.03.2007 tarihli dava dilekçesinde; miras bırakan ...'ün 11.01.2007 tarihinde vefat ettiğini, geriye mirasçı olarak müvekkilleri dışında ikinci eşinden olma oğulları ..., ..., ...ile ikinci eşi olan davalının kaldığını, miras bırakanın vefatından önce Hayrabolu Noterliğinin 5781 yev. nolu 22.11.2006 tarihli düzenleme şeklindeki vasiyetname ile yarıdan fazla malvarlığını saklı pay sahibi olan davalıya bıraktığını, vasiyetnamenin açıldığı mahkemeye itirazlarını bildirdiklerini, vasiyetnamenin hukuken geçerli olmadığını, zira miras bırakanın vasiyetnamenin düzenlendiği anda tasarruf ehliyetine haiz olmadığını, murisin yaşı itibariyle de bunadığının herkesçe bilindiğini, vasiyetnamede miras bırakanın okur yazarlığının olmadığının yazıldığını, halbuki okuma yazma bildiğini, murisin vasiyetnamenin düzenlenmesinden kısa bir süre önce kendisini ifade etmesine engel olabilecek mandibula apsesi rahatsızlığına yakalandığını, ayrıca vasiyetnamenin hata, hile ve irade fesadı altında yapılmış olduğunu ileri sürerek vasiyetnamenin iptaline, bu talep kabul edilmediği taktirde ise saklı payı aşan tasarrufun tenkisine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili 02.05.2007 tarihli cevap dilekçesinde; tarafların muris ...'ün Hayrabolu Noterliğince düzenlenen 22.11.2006 tarih ve 5781 yev. nolu düzenleme şeklinde vasiyetname ile bir kısım mallarını müvekkiline vasiyet ettiğini, vasiyetnamenin usul ve yasaya uygun olduğunu, vasiyetnamenin düzenlendiği gün Hayrabolu Merkez Sağlık Ocağı Tabipliğinden 10200/231 pro. nolu rapor alındığını, bu rapora göre vasiyet eden muris ...'ün yapılan muayene sonucunda hukuki işlem ehliyetinin bulunduğu ve akli melekelerinin yerinde olduğunun bildirildiğini, murisin rahatsızlığının vasiyetname ile bir alakasının olmadığını, 2004 yılındaki kavga olayının tatlıya bağlandığını, bu olayın tarih itibariyle de vasiyetname ile ilgisinin bulunmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İlk Derece Mahkemesi Kararı: 6. Hayrabolu Asliye Hukuk Mahkemesinin 16.01.2013 tarihli ve 2007/79 E., 2013/14 K. sayılı kararı ile; miras bırakan ...'ün 11.01.2007 tarihinde vefat ettiği, geriye mirasçı olarak davacılar dışında ikinci eşinden olma oğulları ..., ..., ...ile ikinci eşi olan davalının kaldığı, murisin dava konusu vasiyetnameyi düzenlemeden kısa bir süre önce 17.11.2006 tarihinde “mandibula apsesi” sebebiyle rahatsızlandığı ve bu rahatsızlığı sonucunda vefat ettiği, vefat etmeden önce yatalak olduğu, murise davalının baktığı, ilk eşinden olma çocukları ile arasında herhangi bir husumetin olmadığı, davacı yan tanıklarından ... ve ... beyanlarında, davalının ve murisin oğlu olan ...'ün malları davalıya devretmesi konusunda baskı uyguladıklarını bunu kendilerine murisin söylediğini beyan ettikleri, vasiyetnamenin düzenlendiği gün ise vasiyetname tanıklarından biri olan ... ile noterin kapısında karşılaştıkları, kendisinden vasiyetname düzenleyeceğini şahit olmasını istediği, ...'in ilk önce işi olduğundan bahisle kabul etmemesine rağmen murisin ısrar ettiği ve aceleci davrandığı, tanıklar... ve...'in murisin baskı gördüğü şeklindeki beyanlarını desteklediği, bununla birlikte vasiyetnamenin düzenleme tarihine bakıldığında hastalığın ortaya çıkmasından kısa bir süre sonra yanı 17.11.2006 tarihinden beş gün sonra yapılmasının murisin davalı tarafından bakılmayacağı korkusu içine sürüklendiği ve hastalığından sonra bu şekilde vasiyetname düzenlemek zorunda kaldığı kanaatine varıldığı, murise ait taşınmazların yarıdan fazlasını davalıya bırakacak ve aralarında herhangi bir sorun olmadığı anlaşılan ilk eşinden olma çocuklarını bu şekilde mirastan mahrum edecek şekilde dosyaya yansıyan herhangi bir sebep de bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulü ile, Hayrabolu Noterliği tarafından düzenlenen 22.11.2006 tarihli 5781 yevmiye nolu düzenleme şeklinde vasiyetnamenin iptaline karar verilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı: 7. Hayrabolu Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

8. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 23.12.2013 tarihli ve 2013/15158 E., 2013/18394 K. sayılı kararı ile; “…İkrah (korkutma), kişinin irade serbestîsini ihlal suretiyle onu gerçek isteğine uymayan bir beyanda bulunmak zorunluluğunda bırakan, hukukun caiz görmediği davranışlardır. İkrah, maddi ve manevi olmak üzere iki türlüdür. Bir kimseye o akdi yapmasını temin için maddi tazyik yapılmışsa, örneğin eli tutularak zorla sözleşmenin altı imzalatılmışsa bu hâlde maddi ikrah hâli varsayılır. Öte yandan bir kimsede korku yaratarak ona istenilen işlemi yaptırmayı amaçlayan tehdide de manevi ikrah denilir.

Bir ölüme bağlı tasarrufun meydana gelmesine tesir edecek her türlü ikrah, bir iptal sebebi teşkil eder (TMK. md. 557/2). Ancak, her iki türünde de ikrahın ciddi olması, ikrahın ağır bir tehlike teşkil etmesi, tehdidin yaratacağı tehlikenin derhal gerçekleşecek nitelikte olması, tehdidin bizzat akdin tarafına veya yakınlarına yapılması ve yapılan tehdidin haksız ve hukuka aykırı olması, tehdidin şahsa, namusa, cana, mala veya hürriyete yönelmiş bulunması ve nihayet tehdit ile yapılan işlem arasında illiyet bağı bulunması koşulu aranır.

Somut olayda; miras bırakanın hasta olduğu, vasiyetname düzenlemeye yanaşmadığı takdirde kendisine bakılmayacağı ve doktora götürülmeyeceği yönünde korkutularak davalı lehine vasiyetname düzenlemeye zorlandığı ileri sürülmüş ise de; dinlenilen tanık beyanlarının miras bırakanın hastalığından önceki dönemdeki yaşantısı ile vasiyetnamenin düzenlenmesinden sonraki dönemdeki hastalık sürecine ilişkin olduğu, diğer bir anlatımla miras bırakanın vasiyetnameyi manevi ikrah altında düzenlediğinin kabulünü gerektirecek bir delilin dosyada bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Şu durumda, mahkemece; vasiyetnamenin iptaline ilişkin vakıaların varlığının ispat edilemediği gözetilerek, davacıların tenkis isteminin incelenmesi ve ulaşılacak sonuç uyarınca bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile vasiyetnamenin iptaline karar verilmesi doğru görülmemiştir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur.

Direnme Kararı: 9. Hayrabolu Asliye Hukuk Mahkemesinin 28.05.2014 tarihli ve 2014/95 E., 2014/164 K. sayılı kararı ile; önceki karardaki gerekçeler tekrar edilerek ve “…miras bırakan ...'ün 11.01.2007 tarihinde vefat ettiği, geriye mirasçı olarak davacılar dışında ikinci eşinden olma oğulları ..., ..., ...ile ikinci eşi olan davalının kaldığı, murisin dava konusu vasiyetnameyi düzenlemeden kısa bir süre önce 17.11.2006 tarihinde mandibula apsesi sebebiyle rahatsızlandığı zaten bu rahatsızlığı sonucunda 11.01.2007 tarihinde vefat ettiği, vefat etmeden önce de yatalak olduğu, murise davalının baktığı, ilk eşinden olma çocukları ile arasında herhangi bir husumetin olmadığı anlaşılmaktadır. İkrah (korkutma), kişinin irade serbestîsini ihlal suretiyle onu gerçek isteğine uymayan bir beyanda bulunmak zorunluluğunda bırakan, hukukun caiz görmediği davranışlardır. İkrah, maddi ve manevi olmak üzere iki türlüdür. Bir kimseye o akdi yapmasını temin için maddi tazyik yapılmışsa, örneğin eli tutularak zorla sözleşmenin altı imzalatılmışsa bu hâlde maddi ikrah hâli varsayılır. Öte yandan bir kimsede korku yaratarak ona istenilen işlemi yaptırmayı amaçlayan tehdide de manevi ikrah denilir. Bir ölüme bağlı tasarrufun meydana gelmesine tesir edecek her türlü ikrah, bir iptal sebebi teşkil eder (TMK. md. 557/2). Ancak, her iki türünde de ikrahın ciddi olması, ikrahın ağır bir tehlike teşkil etmesi, tehdidin yaratacağı tehlikenin derhal gerçekleşecek nitelikte olması, tehdidin bizzat akdin tarafına veya yakınlarına yapılması ve yapılan tehdidin haksız ve hukuka aykırı olması, tehdidin şahsa, namusa, cana, mala veya hürriyete yönelmiş bulunması ve nihayet tehdit ile yapılan işlem arasında illiyet bağı bulunması koşulu aranır. Somut olayımızda da murisin ölmeden önce mandibula apsesi sebebiyle rahatsızlandığı, tüm mikrobun vücuduna yayıldığı, konuşamadığı ve yatalak olduğu, hastalığının son zamanlarında ikinci eşi davalı ... ve onun çocukları ile birlikte yaşadığı, davacı tanıklarının anlatımlarından anlaşılacağı üzere davacı ile davalı arasında hastalığın meydana gelmesinden önce sık sık mal tartışması yaşandığı, hastalıktan sonra ise murisin bizzat tanıklara... ve çocuklarının malları kendi üzerlerine yapması konusunda baskı yaptıkları kendisine bakmadıklarını hatta şiddet uyguladığını beyan ettiği, davalı tanığı olan ve aynı zamanda vasiyetnamenin düzenlendiği gün ise vasiyetname tanıklarından biri olan ... ile noterin kapısında karşılaştıkları kendisinden vasiyetname düzenleyeceğini şahit olmasını istediği, ...'in ilk önce işi olduğundan bahisle kabul etmemesine rağmen murisin ısrar ettiği ve aceleci davrandığı anlaşıldığından tanıklar... ve...'in murisin baskı gördüğü şeklindeki beyanlarını destekler nitelikte olduğu, murisin ilk eşinden olma çocukları ile de arasında bir husumet olmadığı bu şekilde vasiyetname düzenleyerek ilk eşinden olma çocuklarını mağdur edecek herhangi bir sebebin de bulunmadığı, bu şekilde davalının, hastalığı sebebi ile zor durumda olan murise vasiyetname düzenlemeye yanaşmadığı takdirde kendisine bakmayacağı yönünde korkutup zorlayarak manevi ikrah altında lehine vasiyetname düzenlettirdiği…” gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Somut olayda 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 557/2. maddesinde düzenlenen korkutma (ikrah) koşullarının oluşup oluşmadığı, buradan varılacak sonuca göre vasiyetnamenin iptali şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle “ölüme bağlı tasarruf”, “vasiyetnamenin iptali” ve “tenkis” davaları hakkında açıklama yapılmasında yarar vardır.

13. Miras bırakanın ölümünden sonra meydana gelmesini arzu etmiş olduğu hususlara ilişkin her türlü irade açıklaması, ölüme bağlı tasarruf olarak nitelendirilir (Öztan, B./Öztan F.: “Ölüme Bağlı Tasarruflara İlişkin Medeni Kanunu’ndaki ve Noterlik Kanunu’ndaki Şekil Şartları”, AÜHFD, 65 (4), 2016, s.3586). Yasa koyucu, miras bırakanın irade özgürlüğüne büyük önem verdiğinden, miras bırakanın iradesinin öldükten sonra da ayakta tutulmasını ve değer taşımasını, yapacağı ölüme bağlı tasarrufların hukuk düzenince korunmasına bağlamıştır (Kılıçoğlu, A.: Miras Hukuku, Ankara 2018, s.32).

14. Bu tür hukuki işlemlerin, ölüme bağlı tasarruf olarak adlandırılmalarının sebebi, bu işlemlerin miras bırakanın terekesine ilişkin olmalarıdır (Serozan, R./Engin, B.İ.: Miras Hukuku, Ankara 2018, s.276).

15. Ölüme bağlı tasarruflar, şekli anlamda ölüme bağlı tasarruflar ve maddi anlamda ölüme bağlı tasarruflar olarak ikiye ayrılır. Şekli anlamda ölüme bağlı tasarruf, miras bırakanın ölümünden sonra gerçekleşmesini ümit ettiği son arzularını kanunda öngörülen belli şekil şartlarına uygun olarak meydana getirmesidir. Şekli anlamda ölüme bağlı tasarruflarda sınırlı sayı söz konusu olduğundan yalnızca vasiyetname ve miras sözleşmeleri şekli anlamda ölüme bağlı tasarruf niteliği taşır. Bunların dışında herhangi bir işlem, şekli anlamda ölüme bağlı tasarruf olarak kabul edilmez (Serozan /Engin, s.277).

16. Vasiyetname ise, bir kimsenin (gerçek kişi) bizzat yapacağı ölüme bağlı bir tasarruf olup, amacı bütün mamelekini veya muayyen bir malını gerçek veya tüzel bir şahsa mülkiyetinin devrinin yapılmasını sağlayan tek taraflı bir hukuksal işlemdir.

17. TMK’nın 557. maddesinde vasiyetnamenin iptali sebepleri sınırlı olarak sayılmış olup, bunlar; a- Ehliyetsizlik, b- Vasiyetnamenin yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama sonucunda yapılmış olması, c- Tasarrufun içeriğinin bağlandığı koşullar veya yüklemelerin hukuka veya ahlâka aykırı olması, d- Tasarrufun kanunda öngörülen şekillere uyulmadan yapılmış olması hâlleridir.

18. TMK’nın 557. maddesinde belirtilmiş olan iptal sebepleri dışında herhangi başka bir sebebe dayanarak vasiyetnamenin iptaline ilişkin dava açılması mümkün değildir. Bunun sebebi, yasa koyucunun iptal sebeplerini sınırlı sayı ilkesine (numerus clausus) dayandırmasıdır.

19. Vasiyetnameyi iptal ettirmek isteyen mirasçı veya vasiyet alacaklısının açacağı iptal davasında bu iptal sebeplerinden birine dayanması zorunludur. Vasiyetnamenin kısmen veya tamamen iptal edilmesi bakımından herhangi bir fark söz konusu olmayıp bu sebepler dışında herhangi bir sebebe dayanmak mümkün değildir.

20. Vasiyetnamenin iptali sebeplerinden biri olan ikrah (korkutma), kişinin irade serbestîsini ihlal suretiyle onu gerçek istemine uymayan bir beyanda bulunmak zorunluluğunda bırakan, hukukun caiz görmediği davranışlardır. İkrah, maddi ve manevi olmak üzere iki türlüdür. Bir kimseye o akdi yapmasını temin için maddi tazyik yapılmışsa, örneğin eli tutularak zorla sözleşmenin altı imzalatılmışsa bu hâlde maddi ikrah hâli varsayılır. Öte yandan bir kimsede korku yaratarak ona istenilen işlemi yaptırmayı amaçlayan tehdide de manevi ikrah denilir.

21. Bir ölüme bağlı tasarrufun meydana gelmesine tesir edecek her türlü ikrah, bir iptal sebebi teşkil eder (TMK. m. 557/2). Ancak, her iki türünde de ikrahın ciddi olması, ikrahın ağır bir tehlike teşkil etmesi, tehdidin yaratacağı tehlikenin derhal gerçekleşecek nitelikte olması, tehdidin bizzat akdin tarafına veya yakınlarına yapılması ve yapılan tehdidin haksız ve hukuka aykırı olması, tehdidin şahsa, namusa, cana, mala veya hürriyete yönelmiş bulunması ve nihayet tehdit ile yapılan işlem arasında illiyet bağı bulunması koşulu aranır.

22. Tenkise ilişkin açıklamalarda bulunmak gerekirse tenkis indirme, azaltma veya eksiltme anlamına gelmektedir. TMK’nın 560. maddesi ve devamı hükümlerinde düzenleme alanı bulan tenkis davası ise, miras bırakanın, saklı payı ihlâl eden sağlar arası veya ölüme bağlı kazandırmalarının, yasal sınıra indirilmesini sağlayan yenilik doğurucu nitelikte bir davadır (Nar, A.: Türk Miras Hukukunda Tenkis, İstanbul 2016, s.14 vd.).

23. Söz konusu hükümden de anlaşılacağı üzere, tenkis davasının konusu, miras bırakanın, saklı paylı mirasçı/mirasçılarının saklı payını ihlâl eden ölüme bağlı ve sağlar arası tasarruflarıdır. Esasında kural olarak miras bırakanın ölüme bağlı tasarrufları tenkise tabidir. Zira kural olarak miras bırakan, sağlığında kendi mal varlığı değerleri üzerinde dilediği gibi tasarrufta bulunma özgürlüğüne sahiptir. Her özgürlükte olduğu gibi, burada da miras bırakanın sınırsız bir özgürlüğü yoktur. Bu nedenle TMK’nın 565. maddesinde dört bent hâlinde miras bırakanın tenkise tabi sağlar arası tasarrufları belirlenmiştir.

24. Diğer bir anlatımla, miras bırakan sağlığında kendi mal varlığı değerleri üzerinde dilediği gibi tasarrufta bulunabilir. Ancak bu sağlar arası tasarruflar, TMK’nın 565. maddesi kapsamındaki tasarruflar ise, bu durumda ölüme bağlı tasarruflar gibi tenkise tabi olacaklardır.

25. Miras bırakanın saklı payı ihlal eden bir tek tasarrufu varsa, ihlâl edilen saklı pay miktarı bulunur ve bu oranda tenkis yapılır. Ancak tenkise tabi birden fazla kazandırma varsa, tenkiste sırayı düzenleyen TMK’nın 570. maddesi hükmü gereğince tenkis yapılacaktır. Buna göre tenkis, saklı pay tamamlanıncaya kadar önce ölüme bağlı tasarruflardan, bu yetmezse, en yeni tarihlisinden en eski tarihlisine doğru geriye gidilmek suretiyle sağlar arası kazandırmalardan yapılır.

26. Ölüme bağlı kazandırmaların aksine, miras bırakanın yaptığı sağlar arası kazandırıcı hukuki işlemler kayıtsız, koşulsuz tenkise tabi tutulmamıştır. Burada işlemin tenkise tabi tutulabilmesi için ön koşul; saklı paya el atma, tasarruf edilebilirlik sınırının aşılmasıdır. Ancak bu da yeterli değildir. Sağlar arası kazandırmaların tenkise tabi tutulabilmesi için saklı paya el atma yanında TMK’nın 565. ve 567. maddelerinde açıklanan koşulların da gerçekleşmesi gerekmektedir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 20.11.2018 tarihli ve 2017/3-1017 E., 2018/1750 K. sayılı kararında da yer verilmiştir.

27. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya gelindiğinde; Vasiyetnamenin tanzim tarihinde miras bırakanın hukukî işlem ehliyetine sahip olduğu Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Dairesinin 28.01.2009 tarihli raporuyla belirlendiği gibi, bu hususta Özel Daire ile yerel mahkeme arasında da bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Ne var ki mahkemece vasiyetnamenin manevi korkutma sonucu düzenlendiğinden bahisle iptaline karar verilmiştir.

28. Davaya konu vasiyetname, miras bırakan okuryazar olmadığından noter tarafından okuyamayan ve yazamayanlara özgü resmî vasiyetname şeklinde düzenlenmiş olup, mahkemece manevi korkutma nedeniyle vasiyetnamenin iptaline karar verilmiştir.

29. Eldeki davada, miras bırakanın hasta olduğu, vasiyetname düzenlemeye yanaşmadığı takdirde kendisine bakılmayacağı ve doktora götürülmeyeceği yönünde korkutularak davalı lehine vasiyetname düzenlemeye zorlandığı ileri sürülmüş ise de; davacı tarafça dinletilen tanık beyanları miras bırakanın hastalığından önceki dönemdeki yaşantısı ile vasiyetnamenin düzenlenmesinden sonraki dönemdeki hastalık sürecine ilişkin olup, vasiyetnamenin düzenlendiği sırada miras bırakanın korkutma altında olduğu hususu ispatlanamamıştır.

30. Resmî vasiyetnamede tanık olarak bulunan davalı tanıkları ... ve ... ise miras bırakanın vasiyetnamenin düzenlendiği sırada sağlığının iyi olduğunu beyan etmişler, özellikle tanık ... miras bırakanın korkutulmuş ve kandırılmış bir hâli olmadığını ifade etmiştir.

31. Tüm dosya içeriğine göre miras bırakanın vasiyetnamenin düzenlendiği tarihte iradeyi bozucu bir sebebin etkisi altında bulunduğu, düzenlemeden sonra da bu etkinin sürdüğü kanıtlanabilmiş değildir. Aksine, vasiyetnameyi bütün sonuçlarını bilerek gerçek iradesine uygun biçimde ve bilinçli olarak tanzim ettirdiği duraksamaya meydan bırakmayacak kadar açıktır.

32. O hâlde mahkemece vasiyetnamenin iptali için manevi korkutmaya dair vakıaların varlığının davacı yanca ispat edilemediği gözetilerek, davacıların tenkis isteminin incelenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir.

33. Hâl böyle olunca; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki bilgi, belge ve delillere, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 10.06.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.


 

Vasiyetnamenin İptali Davasında Sağlık Raporunun Yeterliliğinin Değerlendirilmesi


3. Hukuk Dairesi 2020/12405 E. , 2021/3344 K. "İçtihat Metni"


Davacılar ... ve ... ile davalılar ... ve ... aralarındaki vasiyetnamenin iptali olmadığı takdirde tenkis davasına dair Çifteler Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 25/10/2019 tarihli ve 2018/240 E. - 2019/219 K. sayılı hükmün onanması hakkında dairece verilen 10/06/2020 tarihli ve 2020/1742 E. - 2020/2869 K. sayılı ilama karşı davalı ... vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiştir.

Düzeltme isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacılar; mirasbırakan babaları ...’ın ... Noterliğince düzenlenen 24/03/2011 tarihli ve 0603 yevmiye numaralı vasiyetnamesi ile kendilerine vasiyet edilen taşınmazların kurak ve değersiz, davalı ...'ya vasiyet edilen taşınmazların ise kıymetli ve sulak arazilerden oluştuğunu; mirasbırakanın vasiyetnamenin düzenlendiği tarihte fiil ehliyetinin bulunmadığı gibi vasiyetnamenin de davalıların baskısı altında düzenlendiğini ileri sürerek; vasiyetnamenin iptalini, olmadığı takdirde tenkisini talep etmişlerdir.

Davalı ...; davayı kabul etmiş ve vasiyetnamenin iptalini istemiştir.

Davalı ...; davacıların iddialarının gerçeği yansıtmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece; davanın kısmen kabulü ile vasiyetnamenin davacı ...’ın saklı payına yapılan 4.606 TL müdahale kapsamında iptaline dair verilen karar, tarafların temyizi üzerine Dairece verilen 05/07/2018 tarihli ve 2016/20396 E. 2018/7654 K. sayılı kararla; davacı ... yönünden olumlu olumsuz bir karar verilmediği, vasiyetnamenin iptali isteminin reddine ilişkin kararın ara kararla verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu, vasiyetnamenin ehliyetsizlik ve irade sakatlığı nedenleriyle iptali talep edilmişse de gerekçede irade sakatlığına yönelik herhangi bir değerlendirme yapılmadığı, bu sebeplerle ileri sürülen iptal sebepleri incelenerek hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiği, gerekçesiyle bozulmuştur.

Bozmaya uyan mahkemece; mirasbırakanın vasiyetnamenin düzenlendiği tarihte fiil ehliyetine haiz olduğunun adli tıptan alınan rapor ile tespit edildiği, davalılardan ... ve eşinin mirasbırakandan sürekli para istedikleri, mirasbırakanın da kendisini eşinden ayıracakları korkusuyla, tehdit altında para vermek zorunda kaldığı,vasiyetnamenin mirasbırakanın oturduğu köye bağlı ilçede düzenlenmeyip, yaşadığı yere uzak bulunan Emirdağ’da düzenlendiği, vasiyetnamenin davalı ...'nın korkutması ve baskısı sonucunda yapıldığı, davalı ...'in de davayı kabul ettiği gerekçesiyle; davanın kabulü ile, vasiyetnamenin iptaline dair verilen karar, davalı ...'nun temyizi üzerine; Dairece verilen 10/06/2020 tarihli ve 2020/1742 E. 2020/2869 K. sayılı ilamla onanmaış; onama ilamına karşı davalı ... vekili karar düzeltme isteğinde bulunmuştur.

TMK'nın 557 nci maddesinde vasiyetnamenin iptali sebepleri sınırlı olarak sayılmıştır. Bunlar; a) Ehliyetsizlik, b) Vasiyetnamenin yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama sonucunda yapılmış olması, c) Tasarrufun içeriğinin bağlandığı koşullar veya yüklemelerin hukuka veya ahlâka aykırı olması d) Tasarrufun kanunda öngörülen şekillere uyulmadan yapılmış olması hâlleridir.

Vasiyetnamenin iptali sebeplerinden biri olan korkutma (ikrah), kişinin irade serbestîsini ihlal suretiyle onu gerçek istemine uymayan bir beyanda bulunmak zorunluluğunda bırakan, hukukun caiz görmediği davranışlardır. İkrah, maddi ve manevi olmak üzere iki türlüdür. Bir kimseye o akdi yapmasını temin için maddi tazyik yapılmışsa, örneğin eli tutularak zorla sözleşmenin altı imzalatılmışsa bu hâlde maddi ikrah hâli varsayılır. Öte yandan bir kimsede korku yaratarak ona istenilen işlemi yaptırmayı amaçlayan tehdide de manevi ikrah denilir.

Bir ölüme bağlı tasarrufun meydana gelmesine tesir edecek her türlü ikrah, bir iptal sebebi teşkil eder. Ancak, her iki türünde de ikrahın ciddi olması, ikrahın ağır bir tehlike teşkil etmesi, tehdidin yaratacağı tehlikenin derhal gerçekleşecek nitelikte olması, tehdidin bizzat akdin tarafına veya yakınlarına yapılması ve yapılan tehdidin haksız ve hukuka aykırı olması, tehdidin şahsa, namusa, cana, mala veya hürriyete yönelmiş bulunması ve nihayet tehdit ile yapılan işlem arasında illiyet bağı bulunması koşulu aranır.

Öte yandan; TMK’nın 504 üncü maddesinin birinci fıkrasına göre; “ Mirasbırakanın yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama etkisi altında yaptığı ölüme bağlı tasarruf geçersizdir. Ancak, mirasbırakan yanıldığını veya aldatıldığını öğrendiği ya da korkutma veya zorlamanın etkisinden kurtulduğu günden başlayarak bir yıl içinde tasarruftan dönmediği takdirde tasarruf geçerli sayılır.”

Somut olayda; davaya konu vasiyetnamenin davalı ...’nun baskısı ve tehdidi sonucunda düzenlendiğini iddia edilmiş olup, mahkemece; davalı ...’nun mirasbırakandan sürekli para istediği, mirasbırakanın da kendisini eşinden ayıracakları korkusuyla davalı kızına sürekli para vermek zorunda kaldığı, vasiyetnamenin korkutma ve baskı altında düzenlendiği gerekçesiyle iptaline karar verildiği anlaşılmaktadır. Dosyada dinlenilen tanık beyanları dikkate alındığında; mirasbırakanın, davalı eşi ... ile birlikte yaşadığı, çocuklarının kendisiyle ilgilenmediği, başkalarının yardımıyla ihtiyaçlarını karşıladığı sabit olup, gerek vasiyetnamenin düzenlendiği tarihte iradesini bozacak nitelikte bir ikrahın etkisi altında bulunduğu, gerekse düzenlemeden sonra da bu etkinin sürdüğü kanıtlanabilmiş değildir.

Kaldı ki; mirasbırakanın ölünceye kadar çocuklarından ayrı yaşamış olmasına rağmen, 24/03/2011 tarihli davaya konu vasiyetnamesinden öldüğü 06/02/2013 tarihine kadar dönmediği de görülmektedir.

Hal böyle olunca, mahkemece; yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular çerçevesinde, davalı ... yönünden vasiyetnamenin iptaline ilişkin vakıaların varlığının davacılarca ispat edilemediği gözetilerek, bu davalı yönünden davacıların tenkis isteminin incelenmesi ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.

Ne var ki, mahkeme kararının bu gerekçeler ile bozulması gerekirken, zuhulen onandığı bu defa yapılan yeniden inceleme sonucu anlaşıldığından; davalı ... vekilinin karar düzeltme isteminin kabulüne karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle HUMK'nın 440. maddesi gereğince davalı ... vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairece verilen 10/06/2020 tarihli ve 2020/1742 E. 2020/2869 K. sayılı onama ilamının bu davalı yönünden KALDIRILMASINA, mahkeme kararının davalı yararına BOZULMASINA, peşin alının karar düzeltme harcının istek halinde düzeltme isteyene iadesine, 30/03/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi. Başkan


 

Aile Hekimi Raporunun Tartışma Konusu Olması Halinde Adli Tıp Kurumundan Rapor Alınması Gerekliliği


3. Hukuk Dairesi 2016/3551 E. , 2016/3715 K. "İçtihat Metni"


MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasındaki vasiyetnamenin iptali davası üzerine mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacılar tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacılar dava dilekçesinde; 1928 doğumlu muris babalarının 26.01.2011 tarihinde vefat ettiğini, murisin kandırılarak 25.09.2008 tarihinde vasiyetname düzenlendiğini; murisin çok yaşlı olduğunu, kulaklarının duymadığımı, astım hastası olduğunu, kandırılabilecek durumda olduğunu, vasiyetnamedeki el yazısının da murise ait olmadığını; vasiyetnamenin tebliğ edilmediğini, vasiyetnamenin tenfizi dosyası ile vasiyetnameden haberdar olduklarını belirterek; vasiyetnamenin iptalini talep ve dava etmiştir.

Davalılar vekili, cevap dilekçesinde; davanın 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmadığını, murisin vasiyetname yapmaya ehil olduğunun noter gözlemi ve aile hekimi raporu ile sabit olduğunu, imzaların noter önünde atıldığını savunarak; davanın reddini istemiştir.

Mahkemece; tüm dosya kapsamından miras bırakanın temyiz kudretine haiz olduğu, vasiyetnamenin tüm şekil şartlarına uygun olduğu gerekçesi ile, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar tarafından temyiz edilmiştir.

Dava konusu uyuşmazlık, murisin vasiyetnamenin düzenlenmesi sırasında ehliyetsiz olduğu ve vasiyetnamenin şekil şartlarına da uygun olmadığı iddiasına dayalı olarak vasiyetnamenin iptali talebine ilişkindir.

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, sair temyiz itirazları yerinde değildir. Ancak, somut olayda; davacı taraf, vasiyetnamenin düzenlendiği tarihte murisin çok yaşlı olduğunu, kandırılabilecek durumda olduğunu, kulaklarının duymadığını belirterek, vasiyetnamenin ehliyetsizliğe dayalı olarak iptalini talep etmektedir.

Fiil ehliyeti yokluğu; yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi, çok zaman hâkimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir. Hele fiil ehliyetinin nisbi bir kavram olması, kişiye, eylem ve işleme göre değişmesi bu yönde en yetkili sağlık kuruluşu olan Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasını da zorunlu kılmaktadır. Esasen TMK.nun 409/2.maddesinde de, akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceği hüküm altına alınmıştır.

Şu durumda, ehliyetsiz olduğu ileri sürülen mirasbırakanın vasiyetname tarihine yakın günlerde ve sonrasında tedavi görüp görmediği hususunda tarafların bilgisine başvurularak varsa doktor raporları, hasta müşahede kâğıtları ve film grafilerinin eksiksiz getirtilmesi, sonrasında işlem tarihinde mirasbırakanın fiil ehliyetinin olup olmadığının tesbiti için Adli Tıp Kurumundan rapor alınması gerekmektedir.

O halde mahkemece, davacı tarafın tüm delilleri toplanarak, varsa murise ilişkin tüm hastane kayıtları, rapor, film vs celbedilerek, ehliyetsizlik iddiası yönünden, işlem tarihinde mirasbırakanın fiil ehliyetinin olup olmadığının tesbiti için Adli Tıp Kurumundan rapor alınarak, yapılacak yargılama neticesinde hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, murisin temyiz kudretine sahip olduğu belirtilse de bunu doğrular Adli Tıp Kurumu raporu olmadan eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 14.03.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

Aile Hekiminden Alınan Raporun Mirasbırakanın Akıl Sağlığını Tespit Etme Noktasında Yeterliliği Üzerine Tartışmalar


3. Hukuk Dairesi 2012/2145 E. , 2012/7030 K. "İçtihat Metni"


MAHKEMESİ:ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Dava dilekçesinde vasiyetnamenin iptali istenilmiştir. Mahkemece davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Y A R G I T A Y K A R A R I

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.Davacı dilekçesinde;kardeşi muris Nazife Bir'in 12.02.2010 tarihli vasiyetname düzenlediğini, murisin 15 yıldır karaciğer sirozu tedavisi gördüğünü, durumunun gün geçtikçe kötüye gittiğini, akıl ve ruh sağlığı bakımından sıkıntılı olduğu bir dönemde sağlık ocağından alınan bir rapora dayanılarak murisin vasiyetname düzenlediğini, bu nedenle murisin tasarruf ehliyetinin bulunmaması sebebiyle yapılan vasiyetnamenin iptali istenilmiştir. Mahkemece; vasiyetname tarihi olan 12.02.2010 tarihinde aile hekimi tarafından miras bırakan ...'in düzenleme şeklinde vasiyetname yapabilmesi için akli ve ruhi yönden sakıncasının olmadığının bildirildiği, aile hekimlerinin bu yönde rapor düzenleme yetkilerinin bulunduğu ve murisin vasiyetnamenin düzenlendiği sırada akıl ve ruh sağlığının yerinde olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Vasiyetname yapabilmek için ayırt etme gücüne sahip olmak gerekir.Ehliyetsiz kişilerin yaptığı vasiyetnameler kendiliğinden batıl olmaz.Vasiyetname tarihinde murisin 70 yaşında ve 15 yıldır karaciğer sirozu tedavisi gördüğü, vasiyetnamenin düzenlendiği tarihten yaklaşık 8 ay sonra da vefat ettiği anlaşılmaktadır. Murisin vasiyetname düzenlendiği tarihte akıl ve ruh sağlığının yerinde olmadığı ileri sürüldüğüne göre, bu durum tek başına tanık beyanları ve mevcut Aile Hekimi raporu ile kanıtlanmış kabul edilemez. Hal böyle olunca murisin, tüm hastane kayıt ve belgeleri, varsa film ve grafikleri, raporları getirtilip vasiyetname tarihinde murisin tasarruf ehliyetinin bulunup bulunmadığı konusunda Adli Tıp Kurumundan rapor alınıp sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 15.03.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

Vasiyetnamenin İptali, Olmazsa Tenkis Talepli Davada Yargılama Usulü


3. Hukuk Dairesi 2021/464 E. , 2021/1988 K. "İçtihat Metni"


MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasındaki vasiyetnamenin iptali olmadığı takdirde tenkis davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacılar; murisleri 1928 doğumlu ...’un dedeleri olduğunu, murisin ... Noterliği’nin 05/10/2004 tarihli vasiyetnamesi ile davalılara miras paylarını vasiyet ettiğini, vasiyetnamenin açılıp okunduğunu, ancak söz konusu vasiyetnamenin şekil şartlarına uyulmadan düzenlendiğini, TMK’nun 536. maddesinde vasiyetname düzenlemeye katılma yasağına ilişkin düzenlemeye aykırı olarak murisin eşi olan davalılardan ...’un kardeşinin vasiyetname tanığı olduğunu, yine murisin sağlık sorunları olduğunu, vasiyetnamenin ise sağlık ocağından alınan rapor ile düzenlendiğini ileri sürerek; 05/04/2004 tarihli vasiyetnamenin TMK 557 ve ilgili maddeleri uyarınca iptaline, aksi halde saklı payları oranında tecavüze uğradığından payları oranında tenkisine karar verilmesini talep etmişlerdir.

Davalılar; vasiyetnamede belirtilen 3169 parselin dava dışı ... ve 3469 parselin de taşınmazın vasiyet edildiği ...'a satıldığını, vasiyetin iptali yönünden davanın konusunun kalmadığını, vasiyetnamenin esas unsurunun murisin arzularına uygun hareket edip etmediğinin olduğunu, tanıklardan birisinin murisin eşinin kardeşi olmasının esasa etkisinin olmadığını, murisin dava dilekçesinde belirtilmeyen 3427 ve 2798 parsel sayılı taşınmazları davacıların babası ... adına devrettiğini, murisin kendisini bakıp gözeten davalılara vasiyetnamede bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemişlerdir.

Mahkemece; davanın ... ilçesi, ... mahallesi 3000 ve 3169 parsel sayılı taşınmazlar yönünden hukuki yarar yokluğu nedeni ile reddine; davanın ... ilçesi, ... mahallesi, 3469 parsel sayılı taşınmaz yönünden vasiyetnamenin iptali sebebi olmadığından reddine;davanın ... ilçesi, ... mahallesi, 836 parsel sayılı taşınmaz yönünden kabulü ile, muris ...'un 05/10/2004 tarih ve Akhisar 1. Noterliği’nin 08247 yevmiye numaralı vasiyetnamesinin bu parsel yönünden iptaline; saklı paya tecavüz bulunmadığından tenkis talebinin reddine karar verilmiş; hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

1-Dava; vasiyetnamenin iptali, olmaz ise tenkis istemine ilişkindir. TMK'nın 557. maddesinde vasiyetnamenin iptali sebepleri sınırlı olarak sayılmıştır. Bunlar; ehliyetsizlik, vasiyetnamenin yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama sonucunda yapılmış olması, tasarrufun içeriğinin bağlandığı koşullar veya yüklemelerin hukuka veya ahlaka aykırı olması, tasarrufun kanunda öngörülen şekillere uyulmadan yapılmış olması halleridir.

TMK'nın 557. maddesinde sayılan sebeplerin bulunması halinde vasiyetnamenin iptali gerekir. Bu sebepler dışında kalan durumlara dayanılarak ölüme bağlı tasarrufun iptali istenilemez.

Yine, HMK’nın “taleple bağlılık ilkesi” başlıklı 26/1 maddesinde; hâkimin tarafların talep sonuçlarıyla bağlı olduğu ve talepten fazlasına veya başka bir şeye karar veremeyeceği hüküm altına alınmıştır. Sözü edilen yasa maddesi uyarınca, mahkemenin talepten başka bir şeye karar vermesi mümkün bulunmamaktadır.

Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında ise; davacılar, dedeleri olan muris Şemsettin Ersoy’un Akhisar 1. Noterliği’nce düzenlenen 05/10/2004 tarihli vasiyetnamesi ile davalılar lehine kazandırmada bulunduğunu, ancak vasiyetname tanıklarından birinin lehine kazandırmada bulunulan davalılardan ...’un kardeşi olduğundan vasiyetnamenin şekle aykırı olarak düzenlendiğini, yine murisin vasiyetnamenin düzenlendiği tarih itibariyle sağlık sorunları olduğunu belirterek, şekle aykırılık ve ehliyetsizlik nedenlerine dayalı olarak vasiyetnamenin iptaline, olmaz ise tenkisine karar verilmesini istedikleri anlaşılmaktadır.

Ne var ki, mahkemece davacıların ileri sürdükleri iptal sebepleri ile ilgili herhangi bir inceleme ve araştırma yapılmadan, eldeki dava "muris muvazaası" davası olarak nitelendirilerek hatalı şekilde inceleme ve değerlendirme yapılarak yazılı şekilde hüküm tesisi yoluna gidildiği görülmektedir.

Buna göre, mahkemece yapılması gereken iş; davacıların şekle aykırılık ve ehliyetsizlik iddialarına ilişkin Yargıtay'ın yerleşik içtihatları da gözetilmek suretiyle, inceleme ve değerlendirme yapılması, iptal sebepleri yerinde görülmez ise, tenkis isteminin değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar vermek olmalıdır.

2-Bozma nedenine göre; diğer temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün HUMK’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, ikinci bentte açıklanan nedenle tarafların diğer temyiz itirazlarının incelnmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine, 6100 sayılı HMK'nın geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK'nın 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 01/03/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.


 



Vasiyetnamenin Hükümsüzlüğü, İfasının Mümkün Olmaması İptal Davası Sebeplerinden Değildir; Dolayısıyla İptal Davasında Değil, Vasiyetnamenin Yerine Getirilmesine İlişkin Davada Değerlendirilir


3. Hukuk Dairesi 2020/3558 E. , 2021/7483 K. "İçtihat Metni"


MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 1. HUKUK DAİRESİ İLK DERECE MAHKEMESİ : İSTANBUL 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen vasiyetnamenin iptali olmadığı takdirde tenkisi davasının reddine dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine yönelik olarak verilen karar, davacılar vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmekle; duruşma günü olarak belirlenen 29/06/2021 tarihinde davacılar vekili Av. ... geldi. Başka gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı ve hazır bulunan vekilin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için saat 14.00'e bırakılması uygun görüldüğünden, belli saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacılar; mirasbırakan anneleri...’ın Beşiktaş ..... Noterliğince düzenlenen 08/02/2010 tarihli ve 3372 yevmiye numaralı vasiyetnamenin şekil eksikliği, ehliyetsizlik ve irade sakatlığı nedeniyle geçersiz olduğunu ileri sürerek; vasiyetnamenin iptalini, olmadığı takdirde tenkisini talep etmişlerdir.

Davalı; davacıların iddialarının gerçeği yansıtmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

İlk derece mahkemesince; davaya konu vasiyetname düzenlendikten sonra, mirasbırakan ile davalı arasında 05/07/2010 tarihli ölünceye kadar bakma sözleşmesinin düzenlendiği ve vasiyete konu taşınmazın sözleşmeye konu edildiği; muvazaa iddiasına dayalı olarak açılan ölünceye kadar bakma sözleşmesinin iptali davasının ise reddine karar verildiği, mirasbırakanın bahse konu sözleşme ile davaya konu vasiyetinden döndüğü, bu nedenlerle vasiyetnamenin iptaline karar verilemeyeceği gibi tenkis talebinin de incelenemeyeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. İlk derece mahkemesinin kararına karşı, taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

Bölge adliye mahkemesince; davaya konu vasiyetnamenin iptalini gerektirir herhangi bir husus bulunmadığı gibi harçlandırılmış dava değeri dikkate alındığında davalı yararına maktu vekalet ücreti takdir edilmesinde bir isabetsizlik de bulunmadığı,ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle, tarafların istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1) Dava; vasiyetnamenin iptali, olmadığı takdirde tenkisi istemine ilişkindir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 557 nci maddesinde ölüme bağlı tasarrufların iptali sebepleri sınırlı olarak belirtilmiş olup, bunlar; 1- Ehliyetsizlik, 2- Tasarrufun yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama sonucunda yapılmış olması, 3- Tasarrufun içeriğinin bağlandığı koşullar veya yüklemelerin hukuka veya ahlâka aykırı olması, 4- Tasarrufun kanunda öngörülen şekillere uyulmadan yapılmış olması hâlleridir.

TMK’nın 557 nci maddesinde sayılan sebeplerin bulunması hâlinde vasiyetnamenin iptali gerekir. Bu sebepler dışında kalan durumlara dayanılarak ölüme bağlı tasarrufun iptali istenilemez ise de, koşullarının varlığı durumunda tenkis talebine konu edilebilir (TMK. m. 560-562).

Öte yandan; TMK’nın “Vasiyetten dönme” başlığı altında düzenlenen 544 üncü maddesinin ikinci fıkrasında; “Belirli mal bırakma vasiyeti de, vasiyetnamede aksi belirtilmedikçe , mirasbırakanın sonradan o mal üzerinde bu vasiyetle bağdaşmayan başka bir tasarrufta bulunmasıyla ortadan kalkar.” şeklinde düzenleme yapılmış olup; vasiyetçinin vasiyetinden dönmesi halinde ölüme bağlı tasarruf kendiliğinden hükümsüzdür.

Ancak; ölüme bağlı tasarrufun hükümsüzlüğü, ifasının mümkün olmaması bir iptal sebebi olmayıp,vasiyetnamenin yerine getirilmesine yönelik açılacak olan davada değerlendirilebilecektir.

Somut olayda; davacılar davaya konu vasiyetnamenin iptalini, olmadığı takdirde tenkisini talep etmiş olmalarına rağmen; ilk derece mahkemesince, ileri sürülen iptal sebepleri hususunda herhangi bir değerlendirme yapılmaksızın, talep dışına çıkılarak, mirasbırakanın sonraki tarihli ölünceye kadar bakma sözleşmesiyle vasiyetinden döndüğü, bu nedenle vasiyetnamenin iptalinin ve tenkisinin istenemeyeceğine yönelik yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesis edildiği görülmüştür.

Hal böyle olunca, ilk derece mahkemesince; yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular çerçevesinde, davacıların terditli olarak davaya konu vasiyetnamenin iptalini ve tenkisini talep etmiş olmaları karşısında, öncelikle ileri sürülen iptal sebepleri hususunda inceleme ve araştırma yapılarak, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken; yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

İlk derece mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmiş olduğundan, HMK'nın 373/1 maddesi uyarınca, işbu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir.

2) Bozma nedenine göre, davacılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK'nın 373/1 maddesi uyarınca temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının kaldırılmasına, aynı Kanunun 371. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının BOZULMASINA, ikinci bentte açıklanan nedenle davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 3.050 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacılara verilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 29/06/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.


 
miras avukatı ankara

Desert in Dark

Büromuzda ücretsiz ve randevusuz görüşme yapılmamaktadır. Lütfen öncelikle arayıp randevu alınız.