Ara
  • Hüseyin Baran DELİL

Terk Nedeniyle Boşanma Davası

Baran Delil Avukatlık Bürosu


terk nedeniyle boşanma davası ankara avukat

Terk sebebiyle boşanma davası, Türk Medeni Kanunumuzda tanımlanmış olan özel boşanma sebeplerinden biridir.


Bu başlık altında boşanma sebeplerinden yalnızca "terk sebebiyle boşanma davası" incelenmekte olup, boşanma davaları hakkında daha genel bilgi sahibi olmak için buraya tıklayınız: Boşanma Davası ve Ferileri: Nafaka, Tazminat ve Velayet Hususları


TERK NEDENİYLE BOŞANMA


Kanun koyucu, eşlerin birlikte yaşamasını ve eşlerin evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmesini evlilik birliğinin sağlıklı bir şekilde devam etmesi için şart saymıştır. Nitekim kanuna göre; eşlerden herhangi biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek amacıyla diğer eşi terk ettiği takdirde veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ise ve yine terk edilen eşin istemi üzerine hâkim veya noter tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir.


Eşlerden biri diğer eşi ortak konutu terk etmeye zorlarsa veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engellerse de terk etmiş sayılır.


Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hâkim veya noter, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiğini belirtir ve dönmemesi hâlinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilân yoluyla da yapılabilir. Ancak, boşanma davası açmak için belirlenen sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz.


Terk mutlak boşanma sebeplerindendir. Dolayısıyla hakimin eşler için ortak hayatın çekilmez kılınıp kılınmadığını araştırmaksızın boşanmaya karar vermesi gerekir.


Terk Sebebiyle Boşanma Davası Açmanın Şartları


Terk sebebiyle boşanma davası açılabilmesi için üç şart aranmıştır:


  • Evlilik Birliğinden Doğan Sorumlulukları ve Yükümlülükleri Yerine Getirmemek Amacıyla Ortak Hayata Son Verilmiş Olmalıdır

Terk koşulunun oluşabilmesi için, terk eden eşin terk etme amacı evlilik birliğinden doğan sorumlulukları veya yükümlülükleri yerine getirmemek olmalıdır veya haklı bir sebep olmaksızın eve dönmemekte ısrarcı olması söz konusu olmalıdır. Terkin koşulunun oluşması için terk eden eşin eve kendi kusuruyla dönmüyor olması gerekir. Eşin çalışmak için farklı bir şehre veya ülkeye gitmek zorunda olması, askere gitmesi vs. durumlar terk olarak değerlendirilmez. Ancak eşin bu zorunluluk hali bitmiş olmasına rağmen rağmen kendi isteği dolayısıyla dönmüyorsa yine terk hususunun gerçekleştiği kabul edilecektir.

Terk yalnızca eşin evden kendi isteğiyle ayrılmasıyla oluşmaz. Eşlerden biri diğer eşi evden kovuyor ve eve girmesini engelliyorsa, evden uzaklaştıran eş terk etmiş sayılacaktır.

Boşanma davasının açılmasının akabinde eşlerden birinin evden ayrılması ise yine terk sayılmayacaktır.


  • Terk En Az Altı Ay Sürmüş Olmalıdır

Terk sebebiyle boşanma davası açılabilmesi için, evden ayrılan eşin dört ay boyunca eve dönmemesi ve dört ayın sonunda diğer eşin noter veya hakim kanalıyla terk etmiş olan eşin eve dönmesi için ihtarname çekmiş olması koşulları aranır. Bu ihtarnamenin çekilmesinden itibaren iki ay içerisinde eve dönmeyen eş hakkında terk nedenine dayalı boşanma davası açılabilecektir. Bu sebeple eşin öncelikle dört ay ihtarname çekildikten sonra ise iki ay olmak üzere toplam altı ay terkin devam etmiş olması koşulu aranır. Eşin, kısa süreli, yalnız süreyi kesmek maksadıyla eve dönmesi terk için olan süreyi kesmez. Ancak eşin samimi olarak iyiniyetli bir şekilde eve döndüğüne hakim kanaat getirirse süreyi kestiğini değerlendirir.

Terk nedeniyle boşanma davası açma herhangi bir hak düşürücü süreye tabi değildir. Ayrıca eğer boşanma davası açılmış ve reddedilmiş ise bu boşanma davasının kesinleşmesinden itibaren dört ay sonra terk nedeniyle boşanmaya başvurulabilir.

  • Eşin Eve Dönmesi İçin İhtarname Gönderilmiş Olması Gerekir

Evi terk eden eşin, evi terk etmesinden itibaren en az dört ay sonra, diğer eşin mahkeme yahut noter kanalıyla ihtarname göndermesi gerekir. Bu ihtarname gerekirse ilan yoluyla da yapılabilir. İlgili ihtarnamede eşin eve dönmesi gerektiği, iki ay içerisinde dönmemesi halinde ise kendisine terk sebebine dayalı boşanma davası açılacağı ihtar olunur.

İlgili ihtarnamenin tebliğinden itibaren iki ay geçtikten sonra eş eve dönmemişse terk sebebine bağlı boşanma davası açılabilir. Yani, altı ay geçmesiyle terk nedeniyle boşanma davası açılabilecektir. İlgili ihtarnamenin süresinin son gününün tatil gününe denk gelmesi süreyi uzatmaz, burada tatil günleri de hesap edilecektir.

İhtar için süre belirtilmemişse ihtar geçerli sayılamayacaktır. İhtarname gönderilmesi için haklı sebeplerin oluşup oluşmadığını hakim araştırmayacak olup, yalnızca ihtarnameyi gönderecektir. İlgili ihtarnamenin haklılığı davanın açılmasıyla birlikte değerlendirilecektir.

  • İhtarın Geçerli ve Haklı Olması Gerekmektedir

İhtarnamenin geçerli olması için ilk koşul, ihtarnamede terk eden eşe iki ay içerisinde eve dönmesi gerektiği hususunun belirtilmesidir. Süre belirtilmezse ihtarname geçersiz sayılacaktır.

Yargıtay’a göre terk ihtarının haklı ve samimi bir şekilde yapılmış olması gerekir. Eğer yapılan terk ihtarı samimi değilse ve bu yönde deliller varsa dava reddedilir.

Davacının, terk sebebine dayalı boşanma davası açmasıyla birlikte, davalı eve dönmemekte haklı olduğunu ispat etmelidir. Yani ispat yükü artık evi terk eden kişidedir. Eve dönmemekte haklı olduğunu dayanak teşkil eden hukuka uygun deliller ile ispat etmelidir. Davanın da kabulü için, terk eden eşin eve dönmemekte haklı olmaması gerekmektedir.

Yargıtay, bu konuda içtihatlarıyla terk ihtarında samimi olmaya dair bazı ölçütler getirmiştir. Örneğin, terk ihtarını yollayan eşin, ortak evi hazır etmesi gerekir. İmam nikahlı eşin terk ihtarı samimi sayılmayacaktır. Terk eden eşe evin anahtarlarının verilmemesi veya nerede olduğunun belirtilmemesi samimi olmadığını göstermektedir. Aralarında ceza davası olan eşin gönderdiği ihtarname geçersiz olacaktır. Aleyhine uzaklaştırma kararı alan eşin gönderdiği ihtarname geçerli olmayacaktır. Yani Yargıtay’a göre; gönderilen ihtarnamenin ortak hayatı tekrar kurma isteğinde samimi olması gerekmektedir.

İhtarnamenin geçerli olabilmesinin bir diğer şartı ise; ortak konutun yaşamaya elverişli olmasıdır. Eğer ortak konut bağımsız değilse yahut ortak yaşama elverişli değilse, evden ayrılan eşin bu eylemi terk sebebine dayalı boşanma davası açmak için haklı bir bahane oluşturmaz.


Terk Nedeniyle Boşanma Davasında Karşı Tarafın Davayı Kabulü


Terk nedenine dayalı boşanma davasında, davalı davayı kabul etse dahi hakim terk sebebine dayalı boşanma davası açılabilmesinin koşullarını araştırmak zorundadır. Burada davalının kabul beyanı sonuç doğurmayacaktır.



Terk Nedeniyle Açılan Davada Diğer Boşanma Sebeplerinin İleri Sürülmesi


Davacı eşin, terk edilmesi halinde terk eden eşe eve dönmesi için ihtarname göndermesi halinde, bu durum terk eden eşi öncesinde yaşanan diğer boşanma sebeplerinden dolayı affettiği anlamına da gelmektedir.


Bu sebeple, terk edilen ve terk eden eşe eve dönmesi için ihtarname gönderen eş, ihtarname gönderilmesinden önce yaşanan olaylara dayanarak boşanma davası açamaz. Bu olayları affettiği kabul edilir.


Terk nedenine dayalı boşanma davası terditli olarak açılamaz. Yani terk nedeniyle boşanma davasıyla birlikte evlilik birliğinin temelden sarsılması taleplerini içeren bir boşanma davası açılamayacaktır.

Terk nedenine dayalı boşanma davasının karışık ve usulen şart taşıyan koşulları bulunmaktadır. Boşanma davasında yanlış kararların verilmesi taraflara geri dönülemez hak kayıpları yaşatmaktadır. Bu sebeple boşanma davanızı açmadan önce mutlaka bir boşanma avukatına danışarak bilgi almanızı tavsiye ederiz.


Terk Nedenine Dayalı Boşanma Davalarına İlişkin Yargıtay Kararları


Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/2289 E. 2020/939 K. 25.11.2020 tarihli kararı:


"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki "boşanma ve bağımsız tedbir nafakası” davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda, Mersin 1. Aile Mahkemesince verilen her iki davanın da kabulüne ilişkin karar, taraf vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı her iki taraf vekilince temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı-Birleşen Davalı İstemi: 4. Davacı-birleşen davalı vekili 26.04.2010 tarihli dava dilekçesinde; tarafların 01.11.2008 tarihinde evlendiklerini, müşterek bir çocuklarının bulunduğunu, davalının 2009 yılı Mayıs ayında evi terk ettiğini, bunun üzerine Mersin 1. Aile Mahkemesince 21.01.2010 tarihinde davalıya eve dönmesi yönünde ihtar kararı verildiğini, kararın 01.02.2010 tarihinde tebliğ edildiği hâlde davalının ortak konuta dönmediğini ileri sürerek tarafların boşanmalarına, birleşen davaya verdiği 17.05.2010 tarihli cevap dilekçesinde ise; tüm iddiaları inkârla, kusurlu olan tarafın kadın eş olduğunu, haklı bir sebep olmaksızın evi terk ettiğini, usule uygun ihtarnamenin tebliğine rağmen eve dönmemesi nedeniyle boşanma davası açtıklarını beyanla davanın reddine ve müvekkili yararına 20.000,00TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı-Birleşen Davacı İstemi: 5. Davalı-birleşen davacı vekili 19.04.2010 tarihli birleşen dava dilekçesinde; tarafların 01.11.2008 tarihinde evlendiklerini, kısa bir süre sonra erkek eşin sağlıklı olmayan davranışlar sergilemeye başladığını, evi yakmaya teşebbüs ettiğini, hamile kalan müvekkilini doktora götürmediğini, eve yiyecek almadığını, birlikte intihar etmeyi teklif ettiğini, hamileliğin son aylarında hakaret ederek eşini evden kovduğunu, kadın eşin ailesinin yanına sığınmak zorunda kaldığını ve ailesinin evinde doğum yaptığını, geçen sürede eşini ve çocuğunu arayıp sormadığı gibi ihtiyaçlarını da karşılamadığını ileri sürerek müşterek çocuk için aylık 350,00TL ve müvekkili için aylık 500,00TL olmak üzere toplamda 850,00 TL nafaka ödenmesini, asıl dava olan boşanma davasına verdiği 24.03.2011 tarihli cevap dilekçesinde ise; her ne kadar boşanma davası terk nedeniyle açılmış ise de, erkek eşin akıl sağlığının yerinde olmadığını, sürekli olarak hakaret ettiğini, müvekkilini intihara teşvik ettiğini, müvekkilinin hamile iken kovulması nedeniyle evi terk etmek zorunda kaldığını, bu nedenlerle tarafların boşanmalarına ve birleşen davadaki nafaka talepleriyle birlikte müvekkili yararına 50.000,00TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararı:

6. Mersin 1. Aile Mahkemesinin 20.11.2013 tarihli ve 2010/510 E., 2013/786 K. sayılı kararı ile; erkek eşin vesayet altına alınmasını gerektirir rahatsızlığının evlendikten sonra ortaya çıkmadığı, daha öncesinde de mevcut olduğu, ancak ailesinin korumacı ve gizleyici tavrı nedeniyle bu rahatsızlığının çevreye belli edilmediği, rahatsızlığın kadın eş tarafından başlangıçta fark edilmemesi nedeniyle bir anlamda yanılarak evlendiği, erkek eşten kaynaklanan sebeplerle geçimsizlik başladığı, eşine dengeli olmayan davranışlarda bulunduğu ve kadın eşin hamileyken evden ayrılmak zorunda kaldığı, tarafların yaklaşık dört yıldır ayrı yaşadıkları, erkek eş hakkında alınan 08.10.2012 tarihli heyet raporuna göre “medeni haklarını kullanamayacağı, başkalarının bakımına muhtaç olduğu, vesayet altına alınması gerektiği ve mahkemece dinlenmesinde fayda olmadığının” belirtildiği, bu nedenle Mersin 4. Sulh Hukuk Mahkemesi 2012/1044 E. ve 2013/132 K. sayılı kararı ile kısıtlanarak vesayet altına alındığı, kadın eşten bu şekilde rahatsız olan ve kısıtlanan bir kişi ile birlikte yaşamasını beklemenin yasal mevzuata, hakkaniyete ve evlilik kurumunun yapısına uygun olmayacağı, TMK’nın 164. maddesine göre terk eden eşi terke zorlayan tarafın da terk etmiş sayılacağı, dosya kapsamına göre çektiği sıkıntılar nedeniyle henüz hamile iken evden ayrılmak zorunda kalan kadın eşi terke zorlayan tarafın erkek eş olduğu ve davalı-birleşen davalı kadın eşinde artık boşanmak istediğini belirtmesi nedeniyle yeniden kurulma imkânı kalmayan mevcut evliliğin resmi olarak sonlandırılması gerektiği gerekçesiyle boşanma ve birleşen nafaka davalarının kabulüne, tarafların TMK'nın 164. maddesine göre boşanmalarına, velayetin anneye verilmesine, birleşen nafaka dosyasında dava tarihinden başlamak üzere, kadın eş yararına 250,00TL tedbir-yoksulluk, çocuk yararına ise 250,00TL tedbir-iştirak nafakası ödenmesine, çektiği manevi sıkıntılar göz önünde bulundurularak kadın eş yararına 10.000,00TL manevi tazminat takdirine, ayrıca esas davada kusurlu olan ve terke zorlayan tarafın davacı olması nedeniyle davalı kadın eş yararına yargılama gideri ile vekâlet ücretine karar verilmiştir.


Özel Daire Bozma Kararı: 7. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 25.09.2014 tarihli ve 2014/7479 E., 2014/18599 K. sayılı kararı ile; “…Hüküm davacı-davalı (koca) tarafından; kusur belirlemesi, diğer taraf yararına hükmedilen manevi tazminat ve nafakalar ile yargılama giderleri ve vekalet ücreti yönünden, davalı-davacı (kadın) tarafından ise; lehine hükmedilen manevi tazminat ve nafakanın miktarları yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı-davacı (kadın)'ın tüm, davacı-davalı (koca)'nın ise aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan yönlere ilişkin temyiz itirazları yersizdir.

2-Mahkemece; koca tarafından açılan terk (TMK.m.164) sebebine dayanan boşanma davası kabul edilerek tarafların bu sebeple boşanmalarına karar verilmiştir. Bu halde, kadının evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla eşini terk ettiği ve usulüne uygun ihtar tebliğine rağmen haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmediği kabul edilmiş demektir. Bu durumda boşanmaya sebep olan terkte davalı-davacı (kadın) kusurludur. Boşanma sebebiyle manevi tazminata hükmedilebilmesi için tazminat talep eden tarafın boşanmaya sebep olan olaylarda kusursuz veya az kusurlu olması ise zorunludur. (TMK.m.174/2) Davalı-davacı (kadın), kabul edilen boşanma sebebiyle kusurlu olduğuna göre, lehine manevi tazminata hükmedilemez. Bu husus nazara alınmadan kadın yararına manevi tazminata hükmedilmesi doğru bulunmamıştır.

3-Tarafların Türk Medeni Kanununun 164'nci maddesinde yer alan sebeple boşanmalarına karar verildiğine göre, boşanmaya davalı-davacı (kadın)'ın kusuru ile sebebiyet verilmiş demektir. Yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için nafaka talep eden tarafın tam ya da ağır kusurlu olmaması gerekir. (TMK.m.175) Davalı-davacı (kadın) tamamen kusurlu olduğuna göre, lehine yoksulluk nafakasına hükmedilmesi de doğru olmamıştır.

4-Koca tarafından açılan boşanma davası kabul edildiğine göre, davada vekille temsil edilen koca yararına karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin gerektirdiği miktarda vekâlet ücreti tayin edilmesi ve koca tarafından yapılan yargılama giderlerinin diğer taraftan tahsiline karar verilmesi gerekirken, bu husus nazara alınmadan, "terke zorlayanın koca olduğu" gerekçesiyle vekâlet ücreti tayinine yer olmadığına karar verilmesi ve yargılama giderlerinin de üzerinde bırakılması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir,...” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

Direnme Kararı:

8. Mersin 1. Aile Mahkemesinin 09.04.2015 tarihli ve 2015/122 E., 2015/199 K. sayılı kararı ile davanın esasına ilişkin ilk hükümdeki değerlendirmenin mevzuata ve davanın niteliğine aykırı olmadığı gerekçesiyle kesinleşen yönler hakkında yeniden karar verilmesine yer olmadığına, yargılama gideri ve vekâlet ücreti yönlerinden bozma kararına uyulmasına, kadın eş yararına hükmedilen yoksulluk nafakası ve manevi tazminat yönlerinden ise önceki kararda direnilmesine karar verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi: 9. Direnme kararı yasal süresi içinde her iki taraf vekilince temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK 10. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tarafların TMK’nın 164. maddesi uyarınca boşanmalarına karar verildiği dikkate alındığında, davalı eş yararına, boşanmanın ferisi niteliğinde olan yoksulluk nafakası ve manevi tazminata hükmedilip edilmeyeceği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 11. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili kanun maddeleri ve kavramların incelenmesinde yarar görülmektedir.

12. Boşanma sebepleri 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 161 ve 166. maddeleri arasında özel ve genel boşanma sebepleri olarak düzenlenmiştir. Genel boşanma sebebi TMK’nın 166. maddesi ile düzenleme altına alınan evlilik birliğinin temelinden sarsılması durumudur. Özel boşanma sebepleri ise kendi içinde mutlak özel boşanma sebepleri (zina-TMK m. 161, hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış-TMK m. 162, suç işleme-TMK m. 163 ve son olarak terk-TMK m. 164) ve nispi özel boşanma sebepleri (haysiyetsiz hayat sürme-TMK m. 163 ve akıl hastalığı TMK m.163) şeklinde ayrıma tabidir. Bu ayrımların asıl önemi; hâkimin, somut olayda evliliğin çekilmez hâle gelip gelmediğini incelemesinin gerekip gerekmediği noktasında kendini gösterir. Kanun koyucu özel mutlak boşanma sebepleri konusunda belirli bir olayın gerçekleşmesi şartını aramıştır. Özel mutlak boşanma sebebine dayalı bir davada “kanunun aradığı belli şart” gerçekleştiği takdirde artık hâkim, genel boşanma ve özel nispi boşanma sebebine dayalı davaların aksine “evliliğin çekilmez hâle gelip gelmediğini” incelemeksizin boşanma kararı vermek zorundadır. Zira kanun koyucu; özel mutlak boşanma sebeplerinden birinin varlığı hâlinde, ortak hayatın çekilmez hâle geldiğini kabul etmiştir. Burada iddia edilen özel boşanma sebebinin varlığının ispatlanmış olması, boşanmaya karar verme hususunda yeterli olup, hâkim; tarafların bunun dışında ileri sürdükleri bir iddia ve savunmaya değer vererek hükme esas alamayacağı gibi boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların diğer kusurlu davranışlarını da dikkate alamayacaktır. Bunun doğal sonucu olarak; özel boşanma sebebiyle aleyhinde yürütülmekte olan bir davada ayrıca bağımsız bir boşanma davası bulunmayan davalının, kusur esasına dayalı boşanmanın mali sonuçlarına ilişkin tazminat ve yoksulluk nafakası taleplerini (TMK m. 174/1-2 ve 175) ileri süremeyeceği tartışmasızdır.

13. Evlilik “birlik ilkesi” üzerine kurulmuştur. Evlenme ile eşler arasında “evlilik birliği” kurulmuş olur ve tarafların evlilik birliğinden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirme görevleri başlar. Bu görevlerin en önemlisi ise evliliğin amacıyla uyumlu şekilde eşlerin birlikte yaşamalarıdır. Bu bağlamda birlik süresince kural olan; zorunlu nedenler dışında eşlerin birlikte yaşamasıdır. Asıl kuralın aksine eşlerden birinin bu birliktelikten haklı bir sebep olmaksızın özgür iradesi ile ortak yaşamdan ayrılması ise “terk” olarak kabul edilir. Terk mutlak ve özel bir boşanma sebebi olarak 4721 sayılı Kanunu’nun 164. maddesinde; “(1) Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hâkim tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır. (2) Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hâkim, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi hâlinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilân yoluyla yapılır. Ancak, boşanma davası açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz.” şeklinde düzenleme altına alınmıştır.

14. Terk sebebiyle açılan boşanma davaları kendine has özellikleri nedeniyle bu davalarda “dava koşulları ile yargılama usulü” iç içe geçmiş hâldedir. Dava çok sıkı maddi ve şekli şartlara bağlanmış olup titizlikle incelenme gerektirmektedir. Buradan hareketle söylenmelidir ki; hâkim, terk sebebine dayalı boşanma dava şartlarının oluşup oluşmadığını maddi hukuk ve usul hukuku açısından olmak üzere iki ayrımda inceleyerek karar vermelidir. Maddi hukuk açısından “terk eylemi” evlilik birliğinin yüklediği yükümlülükleri yerine getirmeme maksadı ve ortak hayata son verme kastı taşımalı, haklı ve hukuka uygun bir nedene dayanmamalı ve son olarak altı ay süreyle devam ediyor olmalıdır. Maddenin ikinci fıkrasında ise usul hukuku açısından üzerinde dikkatle inceleme yapılması gereken “ihtar müessesesi” açıklanmıştır.

15. Nitekim öğretide de terk; “…ortak hayatın kesilmesidir. Bunun için eşlerden birinin ortak konuttan ayrılması ve konuta geri dönmemesi gerekir. Eşlerin aynı evde yaşamakla birlikte, oturma ve yatak odalarını ayırmaları, birbirleriyle hiç konuşmamaları terk sayılmaz; çünkü burada durumun daima normale dönmesi ihtimali ve imkânı vardır. Ortak konuttan ayrılma, isteyerek olabileceği gibi, eşlerden birinin diğerini evden atması sonucunda, yani zorla da olabilir. Bu durumdu eşin evden ayrılmasında hukuka aykırılık unsuru yoktur. Bu takdirde terk eden eş, ötekini kovan eştir. Eşlerden biri nikâhtan sonra birlikte seçtikleri ortak konuta hiç gelmezse, yine terk vardır. Buna karşılık eşlerden birinin diğerinin yakınlarıyla oturmayı reddetmesi terk değildir” (Prof. Dr. Bilge Öztan, Aile Hukuku, 6. Bası, Ankara 2015, s. 667) şeklinde açıklanmaktadır. O hâlde, ortak konutu terke zorlayan veya eve dönmeyi engelleyen eşin, gerçekte terk eden eş olması nedeniyle, terke dayalı boşanma davası açma hakkı bulunmadığı sonucu ortaya çıkmaktadır. Ortaya çıkan bu sonucun, yasanın konuluş amacına da uygun olduğu anlaşılmaktadır. Aksine görüşün kabul edilmesi hâlinde; ortak konuttan kovulan, fiilen ayrılmaya zorlanan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesi engellenen eşe karşı, haksız konumda bulunan eşin boşanma davası açma hakkı olduğunun kabulü ile boşanma kararı elde edebileceğinin düşünülmesi, hukuk devleti ilkesine aykırı olacağı her türlü duraksamadan uzaktır.

16. Anlatılanların yanında, 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297. maddesi bir mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiğini açıklamıştır.

6100 sayılı HMK'nın “Hükmün kapsamı” başlıklı 297. maddesi; “(1) Hüküm "Türk Milleti Adına" verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar: a) Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini. b) Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini. c) Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri. ç) Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini. d) Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını. e) Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi. (2) Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” hükmünü taşımaktadır.

17. Yasal düzenlemeye göre bir mahkeme kararında; tarafların iddia ve savunmalarının özetlerinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hâkimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hâkim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini (hukuki sebepleri) kendiliğinden araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar.

18. Hâkim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendi kendini denetler. Üst mahkeme de bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Kanunun aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz ve uygulanabilir olmasının yanında, kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyan, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösteren nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.

19. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 19.03.2008 tarih, 2008/15-278 E. ve 2008/254 K.; 21.10.2009 tarih, 2009/9-397 E. ve 2009/453 K.; 07.05.2014 tarih, 2013/4-1121 E. ve 2014/626 K.; 13.04.2016 tarih, 2014/11-638 E. ve 2016/501 K.; 31.05.2017 tarih, 2017/12-1151 E. ve 2017/1053 K.; 08.11.2017 tarih ve 2017/13-1699 E., 2017/1300 K.; 04.04.2018 tarih, 2015/9-2883 E. ve 2018/675 K. sayılı kararlarında yazılı hususlar aynen benimsendiği gibi 07.06.1976 tarih ve 1976/3-4 E., 1976/3 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Karar gerekçesinde yer alan “…Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir,…” şeklindeki açıklama ile gerekçenin önemine vurgu yapılmıştır. Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasa’nın 141. maddesinin üçüncü fıkrası ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK’nın 297. maddesi işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir. Anılan hususlar kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi kanun ile hâkime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama gerek yargı erki ile hâkimin, gerek mahkeme kararlarının saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.

20. Tüm bu genel açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; mahkemece direnme kararı öncesinde verilen 20.11.2013 tarihli ve 2010/510 E., 2013/786 K. sayılı kararını hüküm kısmında “davacının davasının kabulü ile tarafların TMK’nın 164. maddesi gereğince boşanmalarına” karar verildiği, hükmün gerekçesinde ise “davalı eşi terke zorlayan tarafın davacı eş olduğu, ancak davalı eşin de artık boşanmak istediğini belirtmesi gerekçesiyle” davanın kabulüne karar verildiği, Özel Daire tarafından yapılan temyiz incelemesinde ise “mahkemece, hüküm ile gerekçe arasında oluşturulan çelişki” gözetilmeksizin işin esasına girildiği ve tarafların temyiz sebepleri yönünden inceleme yapılarak kararın bozulduğu, yerel mahkemenin de bozma kararına karşı direndiği anlaşılmıştır. Bozulan ilk kararın gerekçesinde davacı eşin terk eden eş olduğu belirtildiği hâlde hüküm kısmında yazılan gerekçenin aksine davacının terke dayalı boşanma davasının kabul edildiği, oysaki TMK’nın 164. maddesinde açıkça “…terk edilen eş, boşanma davası açabilir…” dediği, mahkemenin gerekçesine göre davacının dava açma hakkı olmadığı halde hüküm fıkrasında davasının kabul edildiği, bu hâliyle HMK’nın 297/2. maddesinde yazılı açıklamaya aykırı, gerekçe ve hüküm fıkralarının birbiri ile çelişkili bir hüküm yaratıldığı ortadadır.

21. O hâlde, ortada yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde usulün öngördüğü anlamda Hukuk Genel Kurulu tarafından üzerinde inceleme ve denetleneme yapılabilecek nitelikte bir ilk derece mahkemesi kararı, bozma kararı ve direnme kararının olmadığı her türlü duraksamadan uzaktır.

22. Öyleyse; yerel mahkemece yapılacak iş gerekçenin tespit edilen maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında köprü görevi yapıyor olduğu gözetilerek, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterir nitelikte, birbirlerine sıkı sıkıya bağlı olan gerekçe ile hüküm kısımlarının birbiri ile çelişkisiz, Anayasa’nın 141/3. maddesi ve ona koşut düzenleme içeren HMK’nın ilgili maddelerine uygun hüküm kurmak olmalıdır.

23. Hâl böyle olunca direnme kararının, açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerle bozulması gerekmiştir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Gerekçe-hüküm çelişkisi nedeniyle Mersin 1. Aile Mahkemesinin 20.11.2013 tarihli ve 2010/510 E., 2013/786 K. sayılı kararı ile bu karara ilişkin Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 25.09.2014 tarihli ve 2014/7479 E., 2014/18599 K. sayılı kararların KALDIRILMASI ile, Mersin 1. Aile Mahkemesinin 09.04.2015 tarihli ve 2015/122 E., 2015/199 K. sayılı direnme kararının yazılı değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince usulden BOZULMASINA, Bozma sebebine göre işin esasına yönelik tarafların temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25.11.2020 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy birliği ile karar verildi.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/2727 E. 2020/846 K. 04.11.2020 tarihli kararı:


"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki "boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Zonguldak 1. Aile Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar, davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili 29.12.2011 tarihli dava dilekçesinde; tarafların 16.01.1980 tarihinde evlendiklerini, ortak üç ergin çocuklarının bulunduğunu, davalının birlik görevlerini yerine getirmemek amacıyla evi terk ettiğini, davalı eşe eve dönmesi yönünde Zonguldak 2. Noterliğinin 18.10.2011 tarihli ve 12594 sayılı ihtarname çekildiğini, ihtarın 21.10.2011 tarihinde tebliğ edildiğini, aradan yasal iki aylık sürenin geçmiş olmasına rağmen davalının ortak konuta dönmediğini ileri sürerek tarafların boşanmalarına ve nafakanın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı:

5. Davalı asil 18.01.2012 tarihli cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, davacı ile otuz yıllık evli olduklarını, kadınlık görevlerini eksiksiz yerine getirdiğini ancak karşılığında hiç bir zaman saygı görmediğini, sürekli hakarete uğradığını, davacının kendisine el âlem demeden devamlı "orospu, öküz, sığır" şeklinde hitap ettiğini, son olarak "oruspu" diyerek evden kovduğunu, bu nedenle evi terke zorlandığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İlk Derece Mahkemesi Kararı: 6. Zonguldak 1. Aile Mahkemesinin 17.05.2012 tarihli ve 2011/1179 E., 2012/521 K. sayılı kararı ile; tarafların 16.01.1980 tarihinde evlendikleri, müşterek ergin üç çocuklarının bulunduğu, davacının davalı ile boşanmak istediği, eşine sürekli hakaret ve küfürler ettiği, evden gidin diyerek kovduğu, davalının bu sebeple müşterek evin üst katında bulunan evde oğlu ile yaşamaya başladığı, davalının evi terk etmek zorunda kaldığı ve ayrı yaşamakta haklı olduğu, davalıyı terke zorlayan davacının dava açmakta haklı olmadığı kanaatiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı: 7. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 13.02.2014 tarihli ve 2013/20513 E., 2014/2693 K. sayılı kararı ile; “…Hüküm davacı (koca) tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği düşünüldü: 1- Terk nedeni ile açılan boşanma davasında, davalı kadının terkte haklılığı değil, eve dönmemekle haklı olduğunu kanıtlaması gerekir. Toplanan delillerden, usulüne uygun ihtar tebliğine rağmen davalının haklı bir sebebi olmadığı halde davet edildiği ortak konuta dönmediği gerçekleşmiştir. Davalıya gönderilen ihtarın şeklinde ve süresinde yasaya aykırı bir durum bulunmamaktadır. Türk Medeni Kanununun 164. maddesi şartları gerçekleşmiştir. O halde boşanmaya karar verilmesi gerekirken davanın reddi doğru olmamıştır. 2-Davacı, dava dilekçesinde boşanmanın yanında, davalı kadına daha önce bağlanan tedbir nafakasının kaldırılmasını da talep etmiştir. Dava dilekçesi ile birlikte yatırılan başvurma harcı, dilekçedeki tüm talepleri kapsar. Başvurma harcı ile birlikte yatırılan maktu harç boşanma davası için alınmıştır. Dava dilekçesindeki her bir talep için ayrı ayrı maktu ve nispi harçların yatırılması gerekmektedir. Davacının nafakanın kaldırılması yönündeki talebi için ayrıca harç alınmamıştır. Kaldırılması talep edilen nafakanın yıllık tutarı üzerinden hesaplanacak nisbi harç alınmadan (Harçlar Kanunu md. 30-32) davaya devam edilmesi yanlış olmuştur. O halde, mahkemece davacıya "nafakanın kaldırılması" yönündeki talebiyle ilgili nispi harcın tamamlattırılması ve sonucu itibariyle karar verilmesi gerekirken, eksik harçla yargılamaya devamla bu talep hakkında red hükmü kurulması usul ve yasaya aykırıdır,...” gerekçesiyle karar oy çokluğuyla bozulmuştur.

Direnme Kararı: 8. Zonguldak 1. Aile Mahkemesinin 09.05.2014 tarihli ve 2014/171 E., 2014/241 K. sayılı kararı ile bozma öncesi kararda yer alan gerekçenin yanında davacının eşine sürekli hakaret ettiği ve son olarak müşterek evden kovduğu, 4721 sayılı TMK'nın 164. maddesine göre eşini terke zorlayan veya ortak konuta dönmesini engelleyen eşin de terk etmiş sayıldığı, dosya kapsamına göre davacının davalıyı terke zorladığının anlaşılması karşısında davacının "terk edilen” değil "terk eden" durumunda olduğu, eşini ortak konutu terke zorlayan davacının "terk eden eş" konumunda olması gerekçesiyle dava açma hakkı bulunmadığı belirtilerek direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi: 9. Direnme kararı yasal süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 10. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen ilk uyuşmazlık; davacının davalıyı terke zorlayıp zorlamadığı, buna göre; TMK'nın 164. maddesi uyarınca bu davayı açma hakkının bulunup bulunmadığı, ikinci uyuşmazlık ise dava dilekçesinde boşanmanın yanında yer alan "nafakanın kaldırılması" isteminin ayrıca nispi harca tabi olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre nispi harcın tamamlanmasının gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE A) Davacının davalıyı terke zorlayıp zorlamadığı, buna göre; TMK'nın 164. maddesi uyarınca bu davayı açma hakkının bulunup bulunmadığına ilişkin olarak değerlendirmede;

11. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili kanun maddeleri ve kavramların incelenmesinde yarar görülmektedir.

12. Boşanma sebepleri 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 161 ve 166. maddeleri arasında özel ve genel boşanma sebepleri olarak düzenlenmiştir. Genel boşanma sebebi TMK’nın 166. maddesi ile düzenleme altına alınan evlilik birliğinin temelinden sarsılması durumudur. Özel boşanma sebepleri ise kendi içinde mutlak özel boşanma sebepleri (zina-TMK m. 161, hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış-TMK m. 162, suç işleme-TMK m. 163 ve son olarak terk-TMK m. 164) ve nispi özel boşanma sebepleri (haysiyetsiz hayat sürme-TMK m. 163 ve akıl hastalığı TMK m.165) şeklinde ayrıma tabidir. Bu ayrımların asıl önemi; hâkimin, somut olayda evliliğin çekilmez hâle gelip gelmediğini incelemesinin gerekip gerekmediği noktasında kendini gösterir. Kanun koyucu özel mutlak boşanma sebepleri konusunda belirli bir olayın gerçekleşmesi şartını aramıştır. Özel mutlak boşanma sebebine dayalı bir davada “kanunun aradığı belli şart” gerçekleştiği takdirde artık hâkim, genel boşanma ve özel nispi boşanma sebebine dayalı davaların aksine “evliliğin çekilmez hâle gelip gelmediğini” incelemeksizin boşanma kararı vermek zorundadır. Zira kanun koyucu; özel mutlak boşanma sebeplerinden birinin varlığı halinde, ortak hayatın çekilmez hâle geldiğini kabul etmiştir. Burada iddia edilen özel boşanma sebebinin varlığının ispatlanmış olması, boşanmaya karar verme hususunda yeterli olup, hâkim; tarafların bunun dışında ileri sürdükleri bir iddia ve savunmaya değer vererek hükme esas alamayacağı gibi boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların diğer kusurlu davranışlarını da dikkate alamayacaktır. Bunun doğal sonucu olarak; özel boşanma sebebiyle aleyhinde yürütülmekte olan bir davada ayrıca bağımsız bir boşanma davası bulunmayan davalının, kusur esasına dayalı boşanmanın mali sonuçlarına ilişkin tazminat ve yoksulluk nafakası taleplerini (TMK m. 174/1-2 ve 175) ileri süremeyeceği tartışmasızdır.

13. Evlilik “birlik ilkesi” üzerine kurulmuştur. Evlenme ile eşler arasında “evlilik birliği” kurulmuş olur ve tarafların evlilik birliğinden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirme görevleri başlar. Bu görevlerin en önemlisi ise evliliğin amacıyla uyumlu şekilde eşlerin birlikte yaşamalarıdır. Bu bağlamda birlik süresince kural olan; zorunlu nedenler dışında eşlerin birlikte yaşamasıdır. Asıl kuralın aksine eşlerden birinin bu birliktelikten haklı bir sebep olmaksızın özgür iradesi ile ortak yaşamdan ayrılması ise “terk” olarak kabul edilir. Terk mutlak ve özel bir boşanma sebebi olarak 4721 sayılı Kanunu’nun 164. maddesinde; “(1) Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hâkim tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır. (2) Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hâkim, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi hâlinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilân yoluyla yapılır. Ancak, boşanma davası açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz.” şeklinde düzenleme altına alınmıştır.

14. Terk sebebiyle açılan boşanma davaları kendine has özellikleri nedeniyle bu davalarda “dava koşulları ile yargılama usulü” iç içe geçmiş haldedir. Dava çok sıkı maddi ve şekli şartlara bağlanmış olup titizlikle incelenmesi gerektirmektedir. Buradan hareketle söylenmelidir ki; hâkim, terk sebebine dayalı boşanma dava şartlarının oluşup oluşmadığını maddi hukuk ve usul hukuku açısından olmak üzere iki ayrımda inceleyerek karar vermelidir. Maddi hukuk açısından “terk eylemi” evlilik birliğinin yüklediği yükümlülükleri yerine getirmeme maksadı ve ortak hayata son verme kastı taşımalı, haklı ve hukuka uygun bir nedene dayanmamalı ve son olarak altı ay süreyle devam ediyor olmalıdır. Maddenin ikinci fıkrasında ise usul hukuku açısından üzerinde dikkatle inceleme yapılması gereken “ihtar müessesesi” açıklanmıştır.

15. Bilindiği üzere; 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinden farklı olarak 4721 sayılı Türk Medeni Kanununda terk sebeplerine, önceki Kanun hükmün de yer almayan “terk etmiş sayılma” kavramı eklenmiştir. Bu husus 164. maddenin birinci fıkrasında “…terk edilen eş, boşanma davası açabilir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır,..” şeklinde ifade edilmiştir. Buradaki “terk etmiş sayılma hâli” kanunun kabul ettiği bir hukuki sonuç olması sebebiyle “kanuni terk” olarak isimlendirilmelidir. Kanuni terk; ya eşi ortak konutu terk etmeye zorlamak ya da haklı bir sebep olmaksızın eşin ortak konuta dönmesini engellemek şeklinde ortaya çıkar. Burada açıkça anlaşılacağı üzere mutlak şekilde “terke mecbur etme” eylemi söz konusudur. Burada ki “terke mecbur etme” fiilinin ne şekilde gerçekleşmiş olması gerektiği; her bir boşanma davasında tarafların eylemlerinin kendine özgü ve o evliliğe münhasır olması sebebiyle önceden açıklanması mümkün olmayıp, hâkim; önüne gelen her bir somut olaya göre, eylemin terk etmiş sayılma kabul edilip edilmeyeceğine karar verecektir. Öyleyse, terke dayalı boşanma davasını; eşi evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla terk eden veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmeyen eş gibi, eşi tarafından terke zorlanan veya ortak konuta dönmesi engellenen eş de “terk edilen eş” konumunda bulunması nedeniyle açabilecektir. Zira yasa, diğerini ortak konutu terke zorlayan veya haklı sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eşin de terk etmiş sayılacağını açıkça düzenlemiş ve davaya hakkı olan eş kavramına yer vererek bu eşe de terk edilen sıfatıyla dava açma hakkı getirmiştir. Hâkim; davalının eylemini “terk etmiş sayılma” olarak kabul etmesi hâlinde artık eşini terke zorlayan veya ortak konuta dönmesi engellenen davalı hakkında terk hükümlerini uygulayabilecektir.

16. Yeri gelmişken belirtmek gerekir ki; terk etmiş sayılan eş aleyhine açılacak boşanma davasında aranan şartlarla terk eden eş için aranan şartların aynı olacağı tartışmasızdır. Burada ihtar isteminde bulunması gereken eş, ortak konutu terk etmeye zorlanan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesi engellenen eştir. Bu noktada, ortak konuttan ayrılan eşin ihtar çektiği gözetildiğinde, ihtarın niteliği ve amacı yönünden üzerinde dikkatle durulması gereken husus; terk etmeye mecbur bırakılan eş olarak “kendisinin tekrar ortak konuta dönmesini ve bunun için gerekli koşulların sağlanmasını” terk etmiş sayılan eşten talep ve ihtar etmesi gerektiği hususudur. Ortak konuta dönmeyi sağlayacak ihtarda da; ihtardan itibaren iki ay içinde evden ayrılmaya mecbur bırakılan veya eve alınmayan eşin ortak konuta davet edilmesi gerektiği, davet edilmemesi hâlinde ise ihtar talebinde bulunan eşin terk sebebiyle boşanma davası açmaya hak kazanacağı hususlarında hatırlatmanın da yer almasının gerektiği kuşkusuzdur.

17. Nitekim öğretide de terk;“…ortak hayatın kesilmesidir. Bunun için eşlerden birinin ortak konuttan ayrılması ve konuta geri dönmemesi gerekir. Eşlerin aynı evde yaşamakla birlikte, oturma ve yatak odalarını ayırmaları, birbirleriyle hiç konuşmamaları terk sayılmaz; çünkü burada durumun daima normale dönmesi ihtimali ve imkânı vardır. Ortak konuttan ayrılma, isteyerek olabileceği gibi, eşlerden birinin diğerini evden atması sonucunda, yani zorla da olabilir. Bu durumdu eşin evden ayrılmasında hukuka aykırılık unsuru yoktur. Bu takdirde terk eden eş, ötekini kovan eştir. Eşlerden biri nikâhtan sonra birlikte seçtikleri ortak konuta hiç gelmezse, yine terk vardır. Buna karşılık eşlerden birinin diğerinin yakınlarıyla oturmayı reddetmesi terk değildir” (Prof. Dr. Bilge Öztan, Aile Hukuku, 6. Bası, Ankara 2015, s. 667) şeklinde açıklanmaktadır. O hâlde, ortak konutu terke zorlayan veya eve dönmeyi engelleyen eşin, gerçekte terk eden eş olması nedeniyle, terke dayalı boşanma davası açma hakkı bulunmadığı sonucu ortaya çıkmaktadır. Ortaya çıkan bu sonucun, yasanın konuluş amacına da uygun olduğu anlaşılmaktadır. Aksine görüşün kabul edilmesi hâlinde; ortak konuttan kovulan, fiilen ayrılmaya zorlanan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesi engellenen eşe karşı, haksız konumda bulunan eşin boşanma davası açma hakkı olduğunun kabulü ile boşanma kararı elde edebileceğinin düşünülmesi, hukuk devleti ilkesine aykırı olacağı her türlü duraksamadan uzaktır.

18. Hemen burada, davacının taraf sıfatı (husumet) etkisi üzerinde de durulmalıdır. Sıfat deyimi dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle (usul hukuku sorunu) ilgili olduğu hâlde; taraf sıfatı, dava konusu sübjektif hakka (maddi hukuk sorunu) ilişkindir. Sübjektif bir hakkı dava etme yetkisi (davacı sıfatı-dava hakkı) o hakkın sahibine ait olup (aktif husumet); hakkını o hakka uymakla yükümlü kişiden (davalı sıfatı-pasif husumet) isteyebilecektir. Sübjektif hakkın sahibinin ve o hakka uymakla yükümlü olan kişinin kimler olduğu daha açık bir ifadeyle bir davada davacı ve davalı sıfatının kimlere ait olduğu usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu sübjektif hakkın özüne ilişkin olması nedeniyle maddi hukuk sorunudur. Sıfat yokluğu, bir def’i değil, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel bir itirazdır. Hâkim somut olayda bir itiraz sebebinin varlığını öğrenirse bu yönün kamu düzenine ilişkin olması nedeniyle bu hususu kendiliğinden gözetmek zorundadır. Taraf sıfatının, dava şartı olmaması nedeniyle; hâkim, yaptığı inceleme sonunda taraflardan birinin o davada taraf sıfatının bulunmadığı kanaatine varırsa, dava şartı yokluğunun aksine davanın usulden değil, esastan reddine karar vermelidir (Prof. Dr. Baki Kuru, Medeni Usul Hukuku El Kitabı, Mart 2020, Cilt-1, s.332-334).

19. Görüldüğü üzere; eşini terke zorlayan veya ortak konuta dönmesini engelleyen eşin gerçekte terk eden eş olması nedeniyle, açmış olduğu dava aktif husumet yokluğu nedeniyle esastan redde mahkûm olup, bu durumun davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel bir itiraz niteliğinde olması nedeniyle dava hakkının bulunmaması davanın esasına girmeye engel teşkil etmeyeceği gibi, hâkim somut olayda bu hususu kendiliğinden gözetmek zorundadır. Nitekim benzer ilkeler, Hukuk Genel Kurulu’nun 18.04.2007 tarihli ve 2007/5-233 E., 2007/221 K; 04.11.2009 tarihli ve 2009/2-402 E., 2009/484 K. sayılı kararları ile de benimsenmiştir.

20. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; terke dayalı boşanma davasında dava açma hakkı, kanunun açık deyimiyle sadece terk edilen eşe ait bulunduğundan, diğer eşi ortak konutu terke zorlayan veya ortak konuta dönmesini engelleyen eşin terk eden eş konumunda olması nedeniyle terke dayalı boşanma davası açma hakkı bulunmamaktadır. Somut olayın değerlendirilmesinde ise; mahkemece, eşini ortak konutu terke zorlayan davacının dava açma hakkı olmadığı belirtilerek açılan dava reddedilmiş ise de, Özel Dairece “davalının haklı bir sebebi olmadığı hâlde davet edildiği ortak konuta dönmediği” gerekçesiyle davanın kabulü gerektiği belirtilerek karar bozulmuştur. Dosyaya yansıyan olaylar bir bütün olarak değerlendirildiğinde davacı erkek eşin sürekli hakaret ettiği ve kadın eşi ortak konuttan kovmak suretiyle eşini terke zorladığı anlaşılmıştır. Yukarıda üzerinde durulan tüm olgu, kavram ve yasal düzenlemeler gözetildiğinde davacının gerçekte iddia ettiği gibi terk edilen değil, terk eden eş olduğunun kabulü gerekmektedir. Durum bu olunca davacının, terk edilen eşe ait bulunan terke dayalı boşanma davası açma hakkı bulunmadığından, davasının da kabul edilemeyeceği anlaşılmaktadır.

21. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; terk nedeniyle açılan boşanma davasında, davalının terkte haklılığı değil, eve dönmemekte haklı olduğunu kanıtlaması gerektiği gerekçesiyle Özel Daire bozma kararının yerinde olduğu ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.

22. Hâl böyle olunca; yerel mahkemece davacı erkek eşin terke zorlayan eş olduğu gözetilerek davasının reddine yönelik verilen karar isabetlidir. B) Dava dilekçesinde boşanmanın yanında yer alan "nafakanın kaldırılması" isteminin ayrıca nispi harca tabi olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre nispi harcın tamamlanmasının gerekip gerekmediği hususuna gelince;

23. Davacı, dava dilekçesinde boşanma kararı verilmesinin yanında, davalı eşe Zonguldak 1. Aile Mahkemesinin 20.02.2009 tarihli ve 2008/515 E., 2009/29 K. sayılı kararı ile ödenmesine karar verilen TMK’nın 197. maddesine dayalı bağımsız tedbir nafakasının kaldırılmasını da talep etmiştir.

24. Dava dilekçesi ile birlikle yatırılan başvurma harcı, dilekçedeki tüm talepleri kapsar. Başvurma harcı ile birlikte yatırılan maktu peşin harcın boşanma davası için yatırıldığı anlaşılmaktadır. Dava dilekçesindeki her bir talep için ayrı ayrı maktu ve nispi harçların yatırılması gerekmektedir. Harçlar Kanunu’nun “Değer esası” başlıklı 16. maddesiyle; “Değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerler esastır…Değer tayini mümkün olan hallerde dava dilekçelerinde değer gösterilmesi mecburidir. Gösterilmemişse davacıya tesbit ettirilir. Tesbitten kaçınma hâlinde, dava dilekçesi muameleye konmaz. Noksan tesbit edilen değerler hakkında 30 uncu madde hükmü uygulanır.” Kanunun 30. maddesiyle “Noksan tesbit edilen değer üzerinden harcın ödenmesi” başlığıyla “Muhakeme sırasında tesbit olunan değerin, dava dilekçesinde bildirilen değerden fazla olduğu anlaşılırsa, yalnız o celse için muhakemeye devam olunur, takip eden celseye kadar noksan değer üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunmaz. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 409 uncu maddesinde gösterilen süre içinde dosyanın muameleye konulması, noksan olan harcın ödenmesine bağlıdır.” Kanunun 32. maddesiyle ise “Harcı ödenmiyen işlemler” başlığıyla “Yargı işlemlerinden alınacak harclar ödenmedikçe mütaakıp işlemler yapılmaz. Ancak ilgilisi tarafından ödenmiyen harcları diğer taraf öderse işleme devam olunmakla beraber bu para muhakeme neticesinde ayrıca bir isteğe hacet kalmaksızın hükümde nazara alınır.” hükümleri düzenleme altına alınmıştır.

25. Davacı erkek eşin, kadın eş yararına ödenmesine karar verilen tedbir nafakasının kaldırılması talebi boşanma talebinin eki niteliğinde olmayıp nispi harca tabidir. Bu talep nedeniyle davanın açılması esnasında nispi harç alınmadığı gibi bu eksiklik yargılama sırasında da giderilmemiştir. Nispi harç tamamlattırılmadan müteakip işlemler yapılamaz. Mahkemece, davacıya kaldırılmasını talep ettiği bir yıllık tedbir nafakası miktarı üzerinden nispi harcın ikmali için süre verilmesi (Harçlar Kanunu m. 30-32) harç noksanlığı giderildiği takdirde, bu talebin esasının incelenmesi ve hâsıl olacak sonuca göre karar verilmesi, harcın ikmal edilmemesi hâlinde ise Harçlar Kanunu'nun 30. maddesi gereğince işlem yapılması gerekirken, belirtilen hususlar gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

26. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına bu yönü ile uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1) Davacı vekilinin boşanma davasının reddine yönelik temyiz itirazlarının reddi ile yukarıda açıklanan (III-A) nedenlerle direnme kararının oy çokluğu ile ONANMASINA, Gerekli temyiz ilam harcı peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına, 2) Davacı vekilinin nafakanın kaldırılması talebine ilişkin direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı (III-B) 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince oy birliği ile BOZULMASINA, Boşanma davasına ilişkin verilen karar yönünden aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, Nafakanın kaldırılmasına ilişkin verilen karar yönünden ise aynı Kanun’un 440-III/1. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 04.11.2020 tarihinde karar verildi.


ankara boşanma avukatı


Desert in Dark

Büromuzda randevusuz görüşme yapılmamaktadır. Lütfen öncelikle arayıp randevu alınız.