top of page

Mirasta Denkleştirme(İade) Davası 2026

  • Yazarın fotoğrafı: Avukat Baran DELİL
    Avukat Baran DELİL
  • 2 Şub
  • 48 dakikada okunur

Delil Hukuk Bürosu

mirasta iade denkleştirme davası

Makale İçeriği:

  1. Mirasta Denkleştirme Davası Nedir?

    1. Denkleştirme Müessesesinin Hukuki Tanımı ve Amacı

    2. Terekeye İade Kavramı

  2. Mirasta Denkleştirme Davasının Yasal Dayanağı

  3. Denkleştirme Davasının Şartları

    1. Yasal Mirasçı Olma Şartı

      1. Atanmış Mirasçıya Karşı Denkleştirme Davası

      2. Yasal Mirasçılık Sıfatının Kaybedilmesi Durumu

    2. Sağlararası Karşılıksız Kazandırma Şartı

      1. Sağlararası Kazandırma

      2. Karşılıksız(İvazsız) Olma Niteliği

    3. Mirasbırakanın Malvarlığından Yapılma Şartı

    4. Miras Payına Mahsuben Yapılma Kastı

      1. Altsoya Yapılan Kazandırmalarda Karine

      2. Altsoy Dışındaki Mirasçılara Yapılan Kazandırmalarda İspat Yükü

  4. Denkleştirmeye Tabi Kazandırmalar

    1. Kanuni Denkleştirmeye Tabi Kazandırmalar

    2. İradi Denkleştirmeye Tabi Kazandırmalar

    3. Denkleştirmeden Muaf Kazandırmalar

  5. Denkleştirme Borçlusu ve Alacaklısı Kimlerdir?

  6. Denkleştirmenin Hesaplanması ve İade Şekli

    1. Aynen İade

    2. Bedel Olarak İade(Mahsuben Denkleştirme)

    3. Denkleştirme Anı ve Değer Tespiti

    4. İadenin Terekeye Yapılması

  7. İspat Yükü ve Deliller

    1. Altsoya Yapılan Kazandırmalarda İspat Yükü

    2. Altsoy Dışındaki Mirasçılara Yapılan Kazandırmalarda İspat Yükü

    3. Mirasbırakanın İradesinin İspatı

    4. Denkleştirme Davasında Kullanılabilecek Deliller

  8. Denkleştirme Davasının Açılması

    1. Dava Dilekçesinin Hazırlanması

      1. Talep Konusu

      2. Terditli Talepler

    2. Husumet: Davacı ve Davalı Taraflar

    3. Görevli ve Yetkili Mahkeme

  9. Zamanaşımı veya Hak Düşürücü Süreler

  10. Denkleştirme Davası ile Diğer Davaların İlişkisi

    1. Mirasın Paylaşılması(Taksim) Davası ile İlişkisi

    2. Tenkis Davası ile İlişkisi

    3. Tapu İptali ve Tescil ile Muris Muvazaası Davalarıyla İlişkisi

    4. Alacak Davaları ile İlişkisi

  11. Mirasta Denkleştirme Davasına İlişkin Yargıtay Kararları


Mirasta Denkleştirme Davası Nedir?


Mirasta denkleştirme davası, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunumuzun 669. ile 675. maddeleri arasında düzenlenen ve mirasbırakanın(muris) sağlığında yasal mirasçılarına yaptığı karşılıksız kazandırmaların terekeye iadesini konu alan bir miras hukuku davasıdır. Bu dava, mirasbırakanın sağlığında gerçekleştirdiği malvarlığı devirleri nedeniyle yasal mirasçılar arasında bozulan eşitliğin, mirasın paylaşılması aşamasında yeniden tesis edilmesini hedeflemektedir. Temel olarak mirasbırakanın henüz hayattayken mirasçılarından birine veya birkaçına miras payına mahsuben verdiği değerlerin, terekenin aktifine eklenerek taksimin bu toplam değer üzerinden yapılmasını sağlayan bir mekanizmadır.


Hukuk sistemimizde mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi döneminde bu kurum "mirasta iade" olarak adlandırılmaktaydı. Ancak 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ile birlikte terminolojide bilinçli bir değişikliğe gidilerek "mirasta denkleştirme" kavramı benimsenmiştir. Kanun koyucu bu değişikliğin gerekçesini, kurumun amacının salt bir istihkak iadesi olmadığını vurgulayarak açıklamıştır. Buradaki asıl gaye, miras paylaşılırken mirasçıların daha önce mirasbırakandan aldıkları değerlerin hesaba katılması, payların matematiksel ve hakkaniyetli bir şekilde denkleştirilmesi ve paylaşım adaletinin sağlanmasıdır. Dolayısıyla dava, fiziki bir geri vermeden ziyade, miras paylarının hesaplanmasında bir denge aracı olarak işlev görür.


Hukuki niteliği itibarıyla denkleştirme davası, hem tespit hem de eda özelliği taşıyan karma karakterli bir davadır. Bu davanın konusu sadece mirasbırakanın sağlığında yaptığı sağlararası(inter vivos) karşılıksız kazandırmalarla sınırlıdır. Vasiyetname gibi ölüme bağlı tasarruflar denkleştirme davasının kapsamına girmez. Ayrıca bu kurum münhasıran yasal mirasçılar arasında geçerlidir; atanmış mirasçılara karşı denkleştirme davası açılması hukuken mümkün değildir.


a) Denkleştirme Müessesesinin Hukuki Tanımı ve Amacı


Mirasta denkleştirme(iade), mirasbırakanın sağlığında yasal mirasçılarına, miras paylarına mahsuben ve karşılıksız olarak yaptığı sağlararası kazandırmaların, mirasın paylaşılması aşamasında hesaba katılarak tereke içinde mahsup edilmesi suretiyle, mirasçılar arasında pay dengesinin sağlanmasını amaçlayan miras hukukuna özgü bir kurumdur. Türk Medeni Kanunumuzun 669. maddesi ile devamındaki hükümlerde temelleri atılan bu müessese, mirasbırakanın malvarlığının ölüm anındaki durumunu değil, mirasçılarına yaptığı avans niteliğindeki devirleri de kapsayan gerçek malvarlığı değerini esas alır. Hukuki niteliği itibarıyla denkleştirme, bir dava türü olmaktan ziyade, mirasın paylaşılması(taksim) aşamasında gündeme gelen ve terekenin aktifini artıran bir hesaplama işlemidir.


Türk Medeni Kanunumuzun 669. Maddesine Göre: "Yasal mirasçılar, mirasbırakandan miras paylarına mahsuben elde ettikleri sağlararası karşılıksız kazandırmaları, denkleştirmeyi sağlamak için terekeye geri vermekle birbirlerine karşı yükümlüdürler. Mirasbırakanın çeyiz veya kuruluş sermayesi vermek ya da bir malvarlığını devretmek veya borçtan kurtarmak ve benzerleri gibi karşılık almaksızın altsoyuna yapmış olduğu kazandırmalar, aksi mirasbırakan tarafından açıkça belirtilmiş olmadıkça, denkleştirmeye tâbidir."

Denkleştirme kurumunun temel amacı, miras hukukunun en temel prensiplerinden biri olan "yasal mirasçılar arasında eşitlik" ilkesini hayata geçirmektir. Kanun koyucu, mirasbırakanın sağlığında bazı mirasçılarına yaptığı kazandırmalarla, diğer mirasçılar aleyhine oluşabilecek dengesizlikleri gidermeyi hedeflemiştir. Bu kurum sayesinde, mirasbırakanın sağlığında bir mirasçısına yaptığı yardımın, bir nevi o mirasçının miras payının peşin ödenmesi niteliğinde olduğu kabul edilir. Böylece, hem sağlararası kazandırmadan yararlanan hem de terekeden pay alan mirasçının, diğer hak sahipleri aleyhine sebepsiz zenginleşmesi önlenmiş olur.


Mirasbırakanın muhtemel iradesinin korunması, denkleştirmenin bir diğer önemli amacını oluşturur. Hukuk sistemimiz, mirasbırakanın aksini açıkça belirtmediği sürece, altsoyuna(çocuklar ve torunlar) yaptığı kazandırmalarda eşit davranma arzusunda olduğu karinesinden hareket eder. Bu varsayım, mirasbırakanın çocukları arasında ayrım yapmayacağı ve birine sağladığı avantajın nihai miras paylaşımında dikkate alınmasını isteyeceği düşüncesine dayanır. Dolayısıyla denkleştirme, sadece matematiksel bir eşitleme işlemi değil, aynı zamanda mirasbırakanın varsayılan adalet duygusunun hukuki düzleme yansımasıdır.


Bu kurumun işleyişindeki en kritik husus, iadenin şahıslara değil, terekenin tüzel kişiliğini andıran bütününe yapılmasıdır. Bu durum, denkleştirmenin hukuki tanımını tenkis ve sebepsiz zenginleşme gibi diğer kurumlardan ayırır. Yargıtay'ın konuya yaklaşımı, denkleştirmenin bireysel bir alacak hakkı değil, terekenin tamamını ilgilendiren bir süreç olduğunu ortaya koymaktadır.


Nitekim Yargıtay 14. Hukuk Dairesi 2016/15900 E., 2019/5589 K. sayılı kararında bu husus şu şekilde vurgulanmıştır: "Mirasta denkleştirme davalarında, sadece yasal mirasçı aleyhine denkleştirme talebinde bulunulabilir, yasal mirasçı olmayanlara yapılan kazandırma denkleştirmeye tabi değildir. Miras bırakandan sağlar arası kazandırma olmalıdır. Ölüme bağlı tasarrufla yapılan kazandırma denkleştirmeye tabi değildir. Kazandırma karşılıksız olmalıdır. Kazandırma, miras payına mahsuben (iadeye tabi olarak) yapılmalıdır. Bağış amaçlı yapılan kazandırmalar denkleştirmeye (iadeye) tabi değildir, bu nedenle miras bırakanın bağış amacının olup-olmadığı ayrıntısıyla araştırılmalıdır. İade, terekeye yapılır, davacı mirasçının miras payı oranında iade yapılmaz. Altsoya yapılan kazandırma aksi miras bırakan tarafından açıkça belirtilmemişse karine olarak denkleştirmeye (iadeye) tabidir."


Bu kararda yer alan "İade, terekeye yapılır, davacı mirasçının miras payı oranında iade yapılmaz." ifadesi, denkleştirmenin bireysel bir alacak niteliğinde kabul görmediğini açıkça ortaya koymaktadır.


b) Terekeye İade Kavramı


"Terekeye iade" kavramı, denkleştirme kurumunun işleyiş mekanizmasını açıklayan ve uygulamanın temelini oluşturan teknik bir terimdir. Kavramın kökeni 743 sayılı mülga Türk Kanunu Medenisi'ndeki "mirasta iade" ifadesine dayanmaktadır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ile terminolojide değişikliğe gidilerek "denkleştirme" üst başlığı tercih edilmiş olsa da, doktrin ve Yargıtay kararlarında "iade" kavramı işlevselliğini korumakta ve yaygın olarak kullanılmaktadır. Bunlar kafa karıştırıcı olabilmektedir, bu nedenle aynı anlamda kullanılmakta oldukları hususunu açıklama ve vurgulama gereği duyuyoruz. İadenin muhatabı olan tereke, mirasbırakanın ölümü anında geride bıraktığı tüm aktif ve pasif malvarlığı değerlerinin, hakların ve borçların hukuki bütünüdür.


Hukuki niteliği itibarıyla terekeye iade, denkleştirmeye tabi bir kazandırmanın tereke hesabına dahil edilmesidir. Ancak bu noktada kullanılan "iade" sözcüğü, her somut olayda malın fiziksel olarak geri verilmesi anlamını taşımaz. Kanun gerekçesinde de vurgulandığı üzere, buradaki süreç çoğunlukla alınan değerin kağıt üzerinde tereke mevcudunda varmış gibi hesaba katılması ve miras paylaşımı sonucunda ilgili mirasçıya düşecek paydan indirilmesi işlemidir.


Türk Medeni Kanunu'nun 671. maddesine göre iade borçlusu olan mirasçıya, borcunu ifa etmesi için iki farklı seçenek sunulmuştur:


  1. Aynen İade: Denkleştirme borçlusu olan mirasçı, mirasbırakandan sağlığında aldığı kazandırmayı(taşınmaz, araç vb.) fiilen terekeye geri verir. Bu durumda malvarlığı değeri terekenin mülkiyetine döner ve paylaşım bu mal üzerinden yapılır.

  2. Bedel Olarak İade(Mahsuben Denkleştirme): Mirasçı, aldığı kazandırmayı mülkiyetinde tutmaya devam eder; ancak malın değeri kendi miras payından mahsup edilir. Türk Medeni Kanunu'nun 671. maddesindeki "Geri vermekle yükümlü olan mirasçı, dilerse aldığını aynen geri verir; dilerse payından fazla olsa bile değerini miras payına mahsup ettirir." hükmü bu hakkı düzenler. Şayet alınan değer mirasçının miras payından fazla ise, aradaki farkın denkleştirme borçlusu tarafından diğer mirasçılara ödenmesi gerekir.


Denkleştirme hukukunun usul açısından en ayırt edici özelliklerinden biri, iadenin ne şekilde yapılacağına(aynen veya bedelen) dair seçim hakkının davacıda değil, davalı mirasçıda olmasıdır. Bu husus, genel dava teorisinden ayrılan istisnai bir düzenlemedir. Yargıtay yerleşik içtihatlarında bu kural, "İade edilecek mal varlığı yönünden seçim hakkı davalınındır; ister aynen iade eder, isterse bedelini öder. Miras payının aşan kısmının davalıda kalması miras bırakanın iradesinden anlaşılıyorsa, aşan kısım için iade istenemez."(Yargıtay 14. Hukuk Dairesi 2016/9034 E. ve 2019/3584 K. sayılı kararı) şeklinde net bir biçimde ortaya konulmuştur.


İade sürecinde dikkate alınacak değer, Türk Medeni Kanunu'nun 673. maddesinin 1. fıkrasına göre denkleştirme anındaki değere göre belirlenir. Ayrıca kanun koyucu, iade kapsamının belirlenmesinde sebepsiz zenginleşme hükümlerine atıf yapmıştır. Buna göre, iade borçlusunun iyi niyetli veya kötü niyetli oluşu, iade edilecek miktarı ve talep edilebilecek zorunlu veya yararlı masrafları belirleyen temel kriterdir. İyi niyetli mirasçı elinde kalanı iade ile yükümlü tutulurken, kötü niyetli mirasçı kazandırmanın tamamından sorumlu olur.


Mirasta Denkleştirme Davasının Yasal Dayanağı


Mirasta denkleştirme kurumunun pozitif hukukumuzdaki temel dayanağı, 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'dur. İlgili hükümler, Kanun'un Üçüncü Kitabı olan Miras Hukuku içerisinde, "Mirasın Paylaşılması" başlığını taşıyan ikinci ayrımda, 669 ile 675. maddeler arasında sistematik bir bütünlük içinde düzenlenmiştir. Bu maddeler, denkleştirme borcunun doğumunu, kapsamını ve uygulama usullerini belirleyen ana normları ihtiva eder.


Yasal dayanağın merkezini oluşturan TMK 669. maddesi, yasal mirasçıların mirasbırakandan sağlıklarında aldıkları karşılıksız kazandırmaları terekeye iade yükümlülüğünü hükme bağlar. Kanun koyucu bu madde ile mirasçılar arasındaki eşitliği sağlamayı amaçlayan yasal bir karine öngörmüştür. Maddenin lafzına göre; "Yasal mirasçılar, mirasbırakandan miras paylarına mahsuben elde ettikleri sağlararası karşılıksız kazandırmaları, denkleştirmeyi sağlamak için terekeye geri vermekle birbirlerine karşı yükümlüdürler." Hükmün devamında, özellikle altsoya yapılan kazandırmaların, aksi mirasbırakan tarafından açıkça belirtilmedikçe denkleştirmeye tabi olduğu vurgulanmıştır.


Yasal düzenlemenin devamında yer alan maddeler, denkleştirme borcunun işleyiş mekanizmasını hukuki zemine oturtur. TMK 670. maddesi mirasçılık sıfatının kaybı halindeki sorumluluğu düzenlerken, TMK 671. maddesi borçluya tanınan seçimlik hakkın(aynen iade veya mahsup) yasal dayanağını oluşturur. Miras payını aşan kazandırmaların hukuki durumu TMK 672. maddesinde, denkleştirme anındaki değer tespiti ve sebepsiz zenginleşme hükümlerine atıf ise TMK 673. maddesinde yer alır. Kanun koyucu, TMK 674 ve 675. maddeleriyle de eğitim giderleri ve olağan hediyeler gibi hususları özel olarak düzenleyerek, hangi kazandırmaların yasal dayanak kapsamı dışında kalacağını belirlemiştir.


Bu yasal düzenlemelerin hukuki niteliği üzerinde durulması, davanın dayanağının doğru yorumlanması bakımından elzemdir. TMK 669-675. maddeleri arasında yer alan hükümler, kural olarak emredici nitelikte olmayıp, tamamlayıcı(düzenleyici) hukuk kurallarıdır. Bu durum, mirasbırakanın iradesinin yasal düzenlemenin önüne geçebileceği anlamına gelir. Mirasbırakan, yapacağı açık bir beyanla yasal mirasçılarını denkleştirme yükümlülüğünden muaf tutabilir veya yasal sınırların ötesinde bir denkleştirme yükümlülüğü getirebilir. Dolayısıyla yasal dayanak, mirasbırakanın aksi yönde bir irade beyanının bulunmadığı hallerde kendiliğinden uygulama alanı bulur.


Tarihsel gelişim açısından bakıldığında, 4721 sayılı Kanun ile birlikte kurumun yasal dayanağında terminolojik ve içeriksel güncellemeler yapılmıştır. 743 sayılı mülga Türk Kanunu Medenisi'nin 603-610. maddelerinde "mirasta iade" başlığı altında düzenlenen bu kurum, yeni kanunda "mirasta denkleştirme" adını almıştır. Ayrıca İsviçre Medeni Kanunu'nun 626. maddesi kaynak alınarak yapılan yeni düzenlemede, eski metinde bulunmayan "bir malvarlığını devretmek" ibaresi eklenerek yasal dayanağın kapsamı somutlaştırılmış ve uygulamadaki tereddütlerin giderilmesi amaçlanmıştır.


Denkleştirme Davasının Şartları


Mirasta denkleştirme davasının hukuki dayanağını oluşturan Türk Medeni Kanunu 669. maddesi, iade yükümlülüğünün doğması için dört temel şartın varlığını aramaktadır. Bu şartlar kümülatif nitelikte olup, davanın dinlenebilmesi için tamamının bir arada gerçekleşmiş olması zorunludur. Şartlardan herhangi birinin eksikliği halinde, denkleştirme talebinin reddi gerekecektir.

  1. Yasal mirasçı olma şartı

  2. Sağlararası kazandırmanın mevcut olması şartı

  3. Sağlararası kazandırmanın karşılıksız(ivazsız) olması şartı

  4. Kazandırmanın mirasbırakanın malvarlığından yapılmış olması

  5. Kazandırmanın miras payına mahsuben yapılmış olması şartı


Bu şartların uygulamada ne şekilde dikkate alınacağına istinaden aşağıda detaylı bilgiler paylaşacağız.


a) Yasal Mirasçı Olma Şartı


Denkleştirme davasının hukuki niteliği gereği, davanın hem davacı(alacaklı) hem de davalı(borçlu) tarafının yasal mirasçı sıfatına sahip olması zorunludur. Bu şart, denkleştirme kurumunu tenkis davasından ayıran en belirgin özelliklerden biridir. Zira tenkis davası üçüncü kişilere karşı da yöneltilebilirken, denkleştirme davası münhasıran yasal mirasçılar arasındaki malvarlığı dengesini korumayı amaçlar.


Türk Medeni Kanunu sistematiğinde yasal mirasçılar; mirasbırakanın kan hısımları(altsoy, ana-baba, büyük ana-baba ve kardeşler), sağ kalan eş ve evlatlıktan oluşur. Evlatlık ve altsoyu, kan hısımlarıyla eşit statüde yasal mirasçılık sıfatını kazanır. Bir kimsenin denkleştirme davasında taraf olabilmesi için, TMK 575. maddesi uyarınca mirasın açıldığı anda, yani mirasbırakanın ölümü tarihinde yasal mirasçı sıfatını taşıması gerekmektedir.


a.1) Atanmış Mirasçıya Karşı Denkleştirme Davası


Türk Medeni Kanunu sistematiğinde denkleştirme kurumu, mirasbırakanın yasal mirasçıları arasındaki eşitliği sağlama gayesi güder. Bu temel prensibin doğal bir sonucu olarak, atanmış mirasçıya karşı denkleştirme davası açılamaz. Mirasbırakanın özgür iradesiyle, vasiyetname veya miras sözleşmesi yoluyla mirasın bir kısmını veya tamamını bıraktığı atanmış mirasçılar, denkleştirme yükümlülüğü kapsamı dışındadır.


Türk Medeni Kanunu'nun 669. maddesinin 1. fıkrasında açıkça "Yasal mirasçılar, mirasbırakandan miras paylarına mahsuben elde ettikleri sağlararası karşılıksız kazandırmaları, denkleştirmeyi sağlamak için terekeye geri vermekle birbirlerine karşı yükümlüdürler." ifadesine yer verilmiştir. Kanun koyucu bu lafzi düzenleme ile denkleştirme borcunun süjesini sadece yasal mirasçılarla sınırlandırmıştır. Yargıtay'ın istikrar kazanmış uygulamaları da bu yöndedir. Dolayısıyla mirasbırakan, atanmış mirasçısına sağlığında ne kadar büyük bir karşılıksız kazandırma yapmış olursa olsun, yasal mirasçılar bu kazandırmanın terekeye iadesini denkleştirme yoluyla talep edemezler.


Atanmış mirasçının hukuki statüsü, denkleştirme davasında iki yönlü bir engel oluşturur:

  1. Denkleştirme Borçlusu Olamama: Atanmış mirasçı, aldığı kazandırmaları iade etmekle yükümlü tutulamaz.

  2. Denkleştirme Alacaklısı Olamama: Atanmış mirasçı, diğer yasal mirasçılara yapılan kazandırmalar nedeniyle denkleştirme talebinde bulunamaz(davacı olamaz).


Hukuk tekniği açısından önemle belirtilmelidir ki; atanmış mirasçıya karşı denkleştirme davası açılamaması, bu kişilerin miras hukukundan doğan tüm iade yükümlülüklerinden muaf olduğu anlamına gelmez. Atanmış mirasçıya yapılan kazandırmalar saklı pay kurallarını ihlal ediyorsa, bu kazandırmalara karşı tenkis davası açılması mümkündür. Ancak denkleştirme davasının konusu olan "miras payına mahsuben yapılan kazandırmaların iadesi", atanmış mirasçı sıfatıyla bağdaşmamaktadır.


a.2) Yasal Mirasçılık Sıfatının Kaybedilmesi Durumu


Miras hukukunda denkleştirme borcunun doğumu, kural olarak kazandırma yapılan kişinin mirasçılık sıfatına sahip olmasına bağlıdır. Ancak mirasçılık sıfatının mirasın açılmasından önce veya sonra kaybedilmesi, mirasbırakan tarafından sağlığında yapılan kazandırmaların denkleştirme kapsamından çıkması sonucunu doğurmaz. Türk Medeni Kanunu, miras payları arasındaki dengeyi korumak ve diğer mirasçıların hak kaybını önlemek amacıyla bu konuda halefiyet ilkesine dayanan özel bir düzenleme getirmiştir.


Türk Medeni Kanunumuzun 670. Maddesine Göre: "Mirasın açılmasından önce veya sonra mirasçılık sıfatını kaybeden mirasçıya ait geri verme yükümlülüğü, onun yerini alan mirasçılara, miras paylarında meydana gelen artış oranında geçer."

Bu hüküm uyarınca, mirasçılık sıfatını kaybeden kişi tereke dışı kalsa dahi, aldığı malvarlığı değerlerinin denkleştirme hesabı, onun yerine geçenler veya payı artanlar üzerinden görülür. Mirasçılık sıfatının kaybedildiği ve denkleştirme yükümlülüğünün haleflere geçtiği temel durumlar şunlardır:


  • Mirastan Çıkarma(Iskat): Mirasbırakanın kanunda sayılan sebeplerle mirasçısını ölüme bağlı bir tasarrufla mirastan çıkarması durumunda, çıkarılan kişi mirasçılık sıfatını kaybeder. Ancak bu kişinin altsoyu, sanki mirasçı mirasbırakandan önce ölmüş gibi onun yerine geçer. Dolayısıyla, mirastan çıkarılan kişiye sağlığında yapılan kazandırmaların iade borcu, onun yerine geçen altsoya intikal eder.

  • Mirastan Yoksunluk: Mirasbırakanı öldürmeye teşebbüs gibi ağır sebeplerle mirastan yoksun kalan kişi mirasçı olamaz. Yoksunluk, mirasçılık sıfatını kendiliğinden sona erdirir. Bu durumda, yoksun kalan kişinin yerine geçen mirasçılar, yoksun kalan kişiye yapılan kazandırmaları terekeye iade etmekle yükümlü tutulur.

  • Mirasın Reddi: Mirasçı, yasal süresi içinde mirası reddetme hakkına sahiptir. Mirasın reddi halinde mirasçılık sıfatı geriye etkili olarak ortadan kalkar. Reddeden mirasçının payı kime kalıyorsa(örneğin kendi altsoyuna veya payları artan diğer yasal mirasçılara), reddeden kişiye yapılmış olan denkleştirmeye tabi kazandırmaların iade yükümlülüğü de o kişilere geçer.

  • Mirastan Feragat: Mirasbırakanın sağlığında yapılan mirastan feragat sözleşmesi ile mirasçılık sıfatı sona ermişse, feragat edenin yerine geçenler varsa, feragat edene yapılan kazandırmaların iadesinden bu kişiler sorumlu olur.


Bu durumlarda dikkat edilmesi gereken en önemli husus, sorumluluğun sınırıdır. Kanun koyucu, denkleştirme yükümlülüğünün yerine geçenlere veya payı artanlara "miras paylarında meydana gelen artış oranında" geçeceğini belirtmiştir. Yani yerine geçen mirasçılar, kaybedilen miras payından ne kadar pay almışlarsa veya mevcut mirasçıların payları ne oranda artmışsa, denkleştirme yükümlülüğünü de o oranda üstlenirler. Sonuç olarak, yasal mirasçılık sıfatının kaybı denkleştirme borcunu sona erdirmez; borçlu sıfatı el değiştirerek devam eder.


b) Sağlararası Karşılıksız Kazandırma Şartı


Denkleştirme kurumunun işleyebilmesi için varlığı zorunlu olan en temel unsur, kazandırmanın hukuki niteliğidir. Bir malvarlığı devrinin terekeye iade kapsamında değerlendirilebilmesi için, söz konusu işlemin hem "sağlararası" hem de "karşılıksız(ivazsız)" olma özelliklerini kümülatif olarak taşıması gerekir. Bu iki şarttan birinin eksikliği, işlemin denkleştirme kapsamından çıkmasına neden olur.


b.1) Sağlararası Kazandırma


Sağlararası kazandırma, mirasbırakanın henüz hayatta iken gerçekleştirdiği ve hukuki sonuçlarını kendisi yaşarken doğuran işlemlerdir. Kazandırmanın hüküm ve sonuç doğurması, mirasbırakanın ölümüne bağlanmamış olmalıdır. Bu ayrım, denkleştirme ile tenkis kurumlarını birbirinden ayıran ince çizgiyi oluşturur. Zira ölüme bağlı tasarruflar(vasiyetname veya miras sözleşmesi) denkleştirmenin değil, şartları oluşmuşsa tenkis davasının konusunu oluşturur.


b.2) Karşılıksız(İvazsız) Olma Niteliği


Denkleştirmenin ikinci kurucu unsuru, kazandırmanın karşılıksız olmasıdır. Mirasçı, elde ettiği menfaat karşılığında mirasbırakana ekonomik bir değer(para, mal veya hizmet) sunmamış olmalıdır. Satış, kira veya ödünç gibi ivazlı(karşılıklı) sözleşmeler kural olarak denkleştirme kapsamı dışındadır. Ancak uygulamada sıkça karşılaşılan "karma bağışlama" hallerinde durum farklıdır. Mirasbırakanın, mirasçısına piyasa değerinin çok altında bir bedelle taşınmaz devretmesi durumunda, ödenen bedel ile malın gerçek değeri arasındaki fark "karşılıksız kazandırma" sayılır.


Örneğin 5.000.000 TL değerindeki bir taşınmazın mirasçıya 500.000 TL bedelle satılması halinde, aradaki 4.500.000 TL'lik kısım bağışlama niteliğinde olup denkleştirmeye tabi tutulur. Benzer şekilde, mirasbırakanın taşınmazın çıplak mülkiyetini mirasçıya devredip intifa hakkını üzerinde tutması işlemi de karşılıksız kazandırma olarak kabul edilir.


Türk Medeni Kanunu'nun 669. maddesinin 2. fıkrasında denkleştirmeye tabi tutulabilecek sağlararası karşılıksız kazandırmalar örnekleyici(tahdidi olmayan) bir sayımla belirtilmiştir:

  1. Çeyiz verilmesi

  2. Kuruluş sermayesi verilmesi

  3. Malvarlığının devredilmesi

  4. Borçtan kurtarma


Bu kanuni örneklerin yanı sıra; banka hesabına karşılıksız para aktarımı, şirket hissesi devri, araç bağışlanması veya mirasçının borcunun mirasbırakan tarafından ödenmesi gibi işlemler de sağlararası karşılıksız kazandırma şartını sağlar. Buna karşılık, TMK 675. maddesi uyarınca mirasbırakanın ekonomik gücüyle orantılı olağan hediyeler, geleneğe uygun evlenme giderleri ve alışılmış ölçüdeki eğitim harcamaları, karşılıksız olsalar dahi yasa gereği denkleştirme kapsamı dışında tutulmuştur.


c) Mirasbırakanın Malvarlığından Yapılma Şartı


Mirasta denkleştirme kurumunun işlerlik kazanabilmesi için aranan temel maddi şartlardan biri, söz konusu kazandırmanın bizzat mirasbırakanın malvarlığından yapılmış olmasıdır. Denkleştirmenin hukuki temeli, mirasbırakanın sağlığında yaptığı ivazsız kazandırmalar nedeniyle terekenin aktifinde meydana gelen azalmanın, miras paylaşımı aşamasında telafi edilerek mirasçılar arasındaki eşitliğin sağlanmasına dayanır. Bu sebeple, mirasbırakanın malvarlığından çıkmayan, dolayısıyla terekenin ekonomik bütünlüğünde bir eksilmeye yol açmayan işlemler denkleştirme davasının konusunu oluşturmaz.


Kazandırma işlemi, doğrudan veya dolaylı yollarla gerçekleşebilir ancak her durumda kaynağın mirasbırakan olması şarttır. Doğrudan kazandırmalar, mirasbırakanın kendi adına kayıtlı bir taşınmazı tapuda devretmesi, şahsi banka hesabından mirasçıya nakit transferi yapması veya sahibi olduğu şirket hisselerini mirasçıya devretmesi şeklinde tezahür eder. Bu tür işlemlerde malvarlığı değeri doğrudan mirasbırakanın uhdesinden çıkarak mirasçının hakimiyet alanına girer ve tereke bu oranda azalır.


Buna karşılık, kazandırma konusu ekonomik değer mirasbırakanın değil de bir üçüncü kişinin malvarlığından kaynaklanıyorsa denkleştirme hükümleri uygulanamaz. Mirasbırakanın manevi etkisi veya ricasıyla gerçekleşen ancak maddi kaynağı üçüncü kişiye ait olan kazandırmalar bu kapsamdadır. Örneğin mirasbırakanın bir arkadaşına veya akrabasına talimat vererek mirasçıya bir mülk almasını veya maddi yardımda bulunmasını sağlaması durumunda, eğer bu üçüncü kişi ödemeyi kendi malvarlığından yapıyorsa, mirasbırakanın terekesinde bir azalma meydana gelmediği için denkleştirme talep edilemez.


Bu kuralın uygulamadaki en önemli görünüm biçimlerinden biri "borçtan kurtarma" işlemidir. Türk Medeni Kanunu 669. maddesinin 2. fıkrasında açıkça düzenlendiği üzere, mirasbırakanın mirasçının üçüncü bir kişiye olan borcunu ödemesi, mirasbırakanın malvarlığından yapılmış bir kazandırma sayılır. Bu senaryoda para teknik olarak üçüncü şahsa(alacaklıya) ödenmiş olsa da, ekonomik sonuç itibarıyla mirasçı bir pasif kalemden kurtarılmış ve malvarlığında artış sağlanmıştır. Mirasbırakan bu ödemeyi kendi kaynaklarıyla yaptığı sürece, söz konusu tutar denkleştirmeye tabi tutulur.


Karma nitelikteki işlemlerde, yani bir kazandırmanın finansmanının kısmen mirasbırakan, kısmen de üçüncü kişiler veya mirasçının kendisi tarafından sağlandığı hallerde, denkleştirme yükümlülüğü yalnızca mirasbırakanın katkısıyla sınırlıdır. Bu tip işlemlere dair denkleştirme taleplerinde her somut olay kendi özelinde değerlendirilmelidir. Mirasbırakanın malvarlığından çıkan kısım ayrıştırılarak hesaba katılır. Kazandırmanın mirasbırakanın malvarlığından yapıldığını veya hangi oranda katkı sağlandığını ispat yükü, denkleştirme talebinde bulunan davacı tarafa aittir. Davacı, mirasçıya geçen ekonomik değerin kaynağının mirasbırakan olduğunu somut delillerle ortaya koymak zorundadır.


d) Miras Payına Mahsuben Yapılma Kastı


Mirasta denkleştirme davasının temelini oluşturan en önemli sübjektif unsur, mirasbırakanın sağlığında yaptığı kazandırmayı, mirasçının ileride elde edeceği miras payına bir avans niteliğinde yapmış olmasıdır. Hukuk tekniği açısından bu durum, kazandırmanın **miras payına mahsuben** yapılması olarak ifade edilir. Denkleştirme kurumunun işleyebilmesi için, mirasbırakanın malvarlığını devrederken, bunu mirasçının saklı payını veya yasal miras payını şimdiden alması amacıyla gerçekleştirmiş olması gerekir. Eğer bir kazandırma, mirasçının payından düşülmek üzere değil de, miras payına ek olarak ve ondan bağımsız, müstakil bir bağışlama iradesiyle yapılmışsa, kural olarak denkleştirmeye tabi tutulmaz.


Mirasbırakanın bu yöndeki kastı(iade iradesi), kazandırmanın yapıldığı kişiye göre farklı hukuki rejimlere tabidir. Türk Medeni Kanunu'nun sistematiğinde, altsoy ile diğer yasal mirasçılar arasında belirgin bir ayrım yapılmıştır:

  1. Altsoy(çocuklar ve torunlar) bakımından: Kanun koyucu, altsoya yapılan çeyiz, kuruluş sermayesi veya malvarlığı devri gibi belirli kazandırmalarda, mirasbırakanın aksini açıkça belirtmediği sürece iade kastının varlığını bir karine olarak kabul eder. Yani kanun, bir babanın çocuğuna ev alırken diğer çocuklarını ayrı tutmayacağı varsayımıyla hareket eder ve bunu miras payına mahsuben yaptığını varsayar.

  2. Altsoy dışındaki mirasçılar(eş, kardeş, anne-baba vb.) bakımından: Bu gruba yapılan kazandırmaların denkleştirmeye tabi tutulabilmesi için, mirasbırakanın kazandırmayı miras payına mahsuben yaptığına dair açık iradesinin bulunması şarttır. Aksi halde bu kazandırmalar olağan bir bağışlama sayılarak denkleştirme dışı kalır.


Mirasbırakanın denkleştirme veya denkleştirmeden muaf tutma iradesi herhangi bir resmi şekle tabi değildir. Bu irade açıkça beyan edilebileceği gibi, zımni(örtülü) davranışlarla da ortaya konulabilir. Ancak iradenin yorumlanmasında kullanılan ifadeler hayati önem taşır. Yargıtay yerleşik içtihatlarına göre, resmi senette veya bağışlama belgesinde "taşınmazların kayıtsız şartsız hibe edildiği" yönünde bir ibarenin bulunması, mirasbırakanın bu kazandırmayı denkleştirmeye tabi tutmak istemediğinin, yani iade edilmemesi gerektiğinin açık bir göstergesi sayılır. Bu tür bir kayıt, mirasbırakanın "bunu miras payına mahsuben değil, ekstra bir lütuf olarak veriyorum" iradesini yansıtır.


Kazandırmanın değerinin mirasçının miras payını aşması durumunda ise TMK 672. maddesi hükmü uygulanır. İlgili maddeye göre, yapılan kazandırma miras payını aştığı takdirde mirasçı, mirasbırakanın bunu kendisine bırakmak istediğini ispat ederse, bu fazlalık denkleştirmeye tabi olmaz. Burada kanun koyucu, miras payını aşan kısım için mirasbırakanın "onu mirasçıya bırakmak istediği" yönündeki özel kastının varlığını aramaktadır. Bu kastın ispatı halinde, mirasçı aldığı fazlalığı terekeye iade etmek zorunda kalmaz.


d.1) Altsoya Yapılan Kazandırmalarda Karine


Türk Medeni Kanunu'nun 669. maddesinin 2. fıkrası, mirasbırakanın altsoyuna yaptığı belirli nitelikteki kazandırmalar bakımından güçlü bir yasal karine öngörmüştür. Hukuk sistemimizde kural olarak denkleştirme, mirasbırakanın iradesine bağlı olsa da kazandırmanın muhatabı altsoy olduğunda bu mekanizma farklı işler. Kanun koyucu, mirasbırakanın altsoyuna yaptığı çeyiz, kuruluş sermayesi, malvarlığı devri veya borçtan kurtarma gibi kazandırmaların, aksi açıkça belirtilmedikçe miras payına mahsuben yapıldığını varsayar.


Bu karinenin kapsamına mirasbırakanın tüm füruu girer. Buna göre çocuklar, torunlar ve evlatlıklar ile onların altsoyu(birinci zümre mirasçılar) bu hükme tabidir. Kanuni karinenin mantığı, mirasbırakanın altsoyu arasında eşitliği koruma amacına dayanır. Mirasbırakanın suskunluğu, iade iradesinin varlığına yorumlanır. Örneğin, bir baba oğluna iş kurması için sermaye verdiğinde veya kızına bir daire devrettiğinde, eğer bu kazandırmanın denkleştirmeye tabi tutulmamasını istiyorsa, bu iradesini açıkça ortaya koymalıdır. Aksi halde kanuni karine devreye girer ve yapılan kazandırma terekeden verilmiş bir avans niteliğinde sayılarak mirasta denkleştirmeye tabi tutulur.


Altsoya yönelik bu özel düzenleme, ispat yükünün yer değiştirmesine neden olması bakımından büyük önem taşır. Genel kuralın aksine, altsoya yapılan kazandırmalarda davacı tarafın, mirasbırakanın iade iradesini ispatlamasına gerek yoktur. Davacının sadece kazandırmanın yapıldığını ispatlaması yeterlidir. Buna karşılık, kazandırmanın miras payına mahsuben yapılmadığını, yani denkleştirmeden muaf tutulduğunu ispat yükü, kazandırmadan yararlanan davalı altsoya düşer. Yüksek mahkemenin yerleşik uygulaması da bu yöndedir. İlgili bir Yargıtay kararında bu husus şu şekilde ifade edilmiştir: "Kazandırmadan faydalanan mirasbırakanın altsoyu ise, denkleştirme davasını açan davacı değil, kazandırmadan yararlanan davalı bu kazandırmanın miras payına mahsuben yapılmadığını ispatlamak mecburiyetindedir."


Davalı altsoy, aleyhine isleyen bu karineyi ancak belirli olguları ispatlayarak çürütebilir. Bu kapsamda davalı; mirasbırakanın kazandırmayı yaparken iade edilmemek üzere verdiğine dair açık irade beyanını(örneğin "bu ev sana hediyedir, mirastan düşülmeyecek" beyanı) ortaya koyabilir. Ayrıca kazandırmanın doğum günü veya mezuniyet gibi özel günler için verilen olağan bir hediye olduğu, TMK 674. maddesi kapsamında alışılmış ölçüde eğitim gideri olduğu veya TMK 675. maddesinin 2. fıkrası uyarınca alışılmış ölçüde çeyiz niteliği taşıdığı ispatlandığında da yasal karine çürütülmüş olur ve denkleştirme yükümlülüğü ortadan kalkar.


d.2) Altsoy Dışındaki Mirasçılara Yapılan Kazandırmalarda İspat Yükü


Türk Medeni Kanunu sistematiğinde, mirasbırakanın altsoyu ile diğer yasal mirasçıları arasında ispat yükü bakımından temel bir ayrım yapılmıştır. Kanun koyucu, altsoya yapılan kazandırmalarda "miras payına mahsuben" yapıldığı yönünde bir karine öngörmüşken, altsoy dışındaki yasal mirasçılar(ikinci zümre olan ana-baba ve kardeşler, üçüncü zümre olan büyük ana-baba ve sağ kalan eş) için böyle bir yasal karine düzenlememiştir. Bu durum, davanın seyri ve ispat yükünün kime ait olduğu hususunda belirleyicidir.


Altsoy dışındaki mirasçılara yapılan kazandırmalar kural olarak denkleştirmeye tabi değildir. Bu genel kuralın istisnası, mirasbırakanın kazandırma yaparken açıkça iade edilmek üzere veya miras payına mahsuben verdiğini belirtmiş olmasıdır. Dolayısıyla, altsoy dışındaki bir mirasçıya yapılan kazandırmanın denkleştirmeye tabi tutulabilmesi için, mirasbırakanın iade konusundaki iradesinin ispat edilmesi şarttır. Burada ispat yükü, Türk Medeni Kanunumuzun 6. maddesi ve genel ispat kuralları gereğince, kazandırmanın denkleştirmeye tabi olduğunu iddia eden davacı tarafa düşer. Davacı, mirasbırakanın kazandırmayı yaparken "miras payına mahsuben" hareket ettiğini somut delillerle ortaya koymalıdır.


Uygulamada hukuki ihtilafların yoğunlaştığı noktalardan biri sağ kalan eşe yapılan kazandırmalardır. Sağ kalan eş yasal mirasçı sıfatına sahip olmakla birlikte altsoy kavramı içinde yer almaz. Bu nedenle, eşe yapılan sağlararası karşılıksız kazandırmalarda TMK 669/2. maddesindeki yasal karine işlemez. Örneğin, mirasbırakanın sağlığında eşine yüklü miktarda bir para transfer etmesi durumunda, bu kazandırmanın miras payına mahsuben yapıldığının ispatı, iade talep eden diğer mirasçılara(genellikle çocuklara) aittir. İade isteyen taraf, mirasbırakanın bu iradesini kanıtlayamazsa, yapılan kazandırma denkleştirmeye tabi tutulmaz; aksini ispatlamak kazandırma lehdarı olan eşe düşmez.


İspat vasıtaları açısından davacı taraf; yazılı belgeler, tanık beyanları, yemin ve bilirkişi incelemesi gibi hukuken geçerli her türlü delile başvurabilir. Mirasbırakanın iradesini gösteren yazılı bir belgenin varlığı, ispat kuvveti açısından en güçlü delil niteliğindedir. Şayet davacı taraf, mirasbırakanın kazandırmayı miras payına mahsuben yapma kastını ispat edemezse, mahkemece kazandırmanın denkleştirmeye tabi olmadığı sonucuna varılacaktır.


Denkleştirmeye Tabi Kazandırmalar


Miras hukukunda denkleştirme borcunun doğabilmesi için öncelikle ortada denkleştirmeye elverişli bir kazandırmanın bulunması gerekir. Türk Medeni Kanunumuzun 669 ile 675. maddeleri arasında yer alan hükümler, hangi tür tasarrufların bu kapsamda değerlendirileceğini belirler. Temel kural olarak, denkleştirmeye tabi bir kazandırmadan söz edebilmek için bu işlemin mirasbırakanın sağlığında yapılmış olması(sağlararası) ve karşılıksız(ivazsız) nitelik taşıması şarttır. Mirasbırakanın malvarlığından bir karşılık alınarak yapılan devirler, yani ivazlı tasarruflar, denkleştirme kurumunun bünyesine yabancıdır ve iade talebine konu edilemez.


Denkleştirme kurumunun kapsamını belirlerken dikkat edilmesi gereken en önemli husus, kazandırmanın hukuki niteliğidir. Ölüme bağlı tasarruflar(vasiyetname ve miras sözleşmesi) denkleştirme davasının konusunu oluşturmaz. Zira denkleştirme, mirasbırakanın henüz hayattayken malvarlığından çıkardığı ve mirasçısına devrettiği değerlerin, ölümünden sonra terekeye farazi veya ayni olarak geri döndürülmesini amaçlar. Ölüme bağlı tasarruflar ise mirasbırakanın ölümüyle hüküm ifade ettiğinden, bu kazandırmalar denkleştirmenin değil, koşulları oluşmuşsa tenkis davasının konusunu teşkil edebilir. Dolayısıyla, denkleştirmeye tabi kazandırmalar başlığı altında incelenecek işlemler, istisnasız olarak sağlararası hukuki işlemlerdir.


Hukuk sistemimiz, denkleştirmeye tabi tutulacak kazandırmaları, kazandırmanın yapıldığı kişiye(muhataba) göre ikili bir ayrıma tabi tutmuştur. Bu ayrım, "kanuni denkleştirme" ve "iradi denkleştirme" olarak adlandırılan iki farklı rejimi ortaya çıkarır. Kanun koyucu, mirasbırakanın altsoyuna(çocuklar, torunlar) yaptığı belirli nitelikteki kazandırmalar ile altsoy dışındaki diğer yasal mirasçılara yaptığı kazandırmalar arasında, mirasbırakanın iradesinin yorumlanması bakımından temel bir fark gözetmiştir.


Bu ayrıma göre, altsoya yapılan kazandırmalarda yasa koyucu, mirasbırakanın aksi bir arzusu olmadıkça denkleştirme yapılmasını asıl kural olarak kabul etmiş ve bir karine öngörmüştür. Buna karşılık, altsoy dışındaki mirasçılara yapılan kazandırmalarda denkleştirme borcunun doğması, kendiliğinden işleyen bir yasal mekanizmaya değil, mirasbırakanın bu yöndeki açık iradesine bağlanmıştır. Dolayısıyla, bir kazandırmanın denkleştirmeye tabi olup olmadığının tespiti, sadece işlemin ivazsız olmasıyla değil, aynı zamanda kazandırmanın kime yapıldığı ve mirasbırakanın iade konusundaki iradesinin ne yönde olduğuyla(veya yasal karinenin varlığıyla) doğrudan ilişkilidir.


a) Kanuni Denkleştirmeye Tabi Kazandırmalar


Türk Medeni Kanunumuzun 669. maddesinin 2. fıkrası, mirasbırakanın altsoyuna yaptığı belirli nitelikteki kazandırmaları özel bir rejime tabi tutmuştur. Kanun koyucu, mirasbırakanın altsoyu arasında denge ve eşitliği sağlama amacını güttüğünden, bu kazandırmaların kural olarak "miras payına mahsuben" yapıldığını varsayar. Bu yasal karine gereği, mirasbırakan aksini açıkça belirtmedikçe, altsoya yapılan söz konusu kazandırmalar otomatik olarak kanuni denkleştirmeye tabidir. Mirasbırakanın iradesi burada belirleyicidir; şayet mirasbırakan bu kazandırmaları yaparken bunların denkleştirmeye tabi olmadığını açıkça beyan etmişse, kanuni karine çürütülmüş olur ve iade yükümlülüğü doğmaz.


Kanun metninde sayılan ve denkleştirmeye tabi tutulan başlıca kazandırma türleri aşağıda detaylandırılmıştır:


  1. Çeyiz ve Evlenme Giderleri: Mirasbırakanın, altsoyunun evlenmesi ve yuva kurması amacıyla yaptığı harcamalardır. Eski anlayışın aksine, bu yükümlülük sadece kız çocukları için değil, cinsiyet ayrımı gözetmeksizin tüm altsoy için geçerlidir. Çeyiz kapsamında ev eşyası(mobilya, beyaz eşya), mutfak gereçleri veya evin döşenmesi için yapılan harcamalar yer alır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken kritik husus, Türk Medeni Kanunu'nun 675. maddesinin 2. fıkrasındaki yasal istisnadır. Alışılmış ölçüdeki çeyiz giderleri denkleştirmeden muaftır; yalnızca örf ve adete göre alışılmışın dışında kalan, olağanüstü nitelikteki çeyiz harcamaları ve ev alımı için verilen yüksek meblağlar denkleştirmeye tabi tutulur.

  2. Kuruluş Sermayesi: Altsoyun ekonomik bağımsızlığını kazanması, mesleki hayata atılması veya ticari faaliyetini sürdürebilmesi için sağlanan her türlü maddi destektir. Bir işyeri açılması için dükkan alınması, ofis sermayesi sağlanması, taksicilik faaliyeti için araç tahsisi veya muayenehane donatımı gibi kazandırmalar bu kapsamda değerlendirilir. Buradaki temel kriter, kazandırmanın altsoyu meslek veya sanat sahibi yapmaya ya da iş kurmaya yönelik olmasıdır.

  3. Malvarlığı Devri: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ile metne açıkça eklenen bu ifade, denkleştirmenin kapsamını somutlaştırmıştır. Tapulu taşınmaz(ev, arsa, arazi), araç, şirket hissesi, hisse senedi veya ticari işletme devri gibi ekonomik değeri haiz varlıkların altsoya aktarılması kanuni denkleştirme kapsamındadır.

  4. Borçtan Kurtarma: Mirasbırakanın, altsoyunun borçlarını ödemesi de malvarlığında artış sağlayan bir kazandırmadır. Banka kredisinin kapatılması, üçüncü kişilere olan borçların ödenmesi veya bir kefalet yükümlülüğünden kurtarılması suretiyle altsoyun pasifinin azaltılması, dolaylı bir zenginleşme sağladığından iadeye tabi bir işlem niteliğindedir.


Belirtilen bu kalemler sınırlayıcı olmayıp örnekleyici niteliktedir. TMK 669. maddesinin 2. fıkrasındaki "ve benzerleri" ifadesi uyarınca, altsoyu ekonomik olarak destekleyen ve karşılıksız nitelik taşıyan diğer önemli kazandırmalar da(örneğin banka hesabına yüklü miktarda nakit aktarımı veya fikri mülkiyet haklarının devri) bu kapsamda değerlendirilir.


b) İradi Denkleştirmeye Tabi Kazandırmalar


Türk Medeni Kanunu sistematiğinde, altsoy dışındaki yasal mirasçılara yapılan kazandırmalar kural olarak denkleştirmeye tabi tutulmaz. Kanun koyucu, altsoya yapılan kazandırmalarda bir iade karinesi(varsayım) öngörmüşken, diğer mirasçılar için böyle bir varsayımda bulunmamıştır. Bu nedenle, altsoy dışındaki yasal mirasçılara yapılan sağlararası karşılıksız kazandırmaların terekeye iade edilebilmesi, ancak mirasbırakanın bu yönde bir arzusunun bulunmasına, yani iradi denkleştirme şartlarının oluşmasına bağlıdır.


İradi denkleştirme kapsamına giren mirasçılar; mirasbırakanın ana ve babası, kardeşleri, büyük ana ve büyük babası ile sağ kalan eştir. Özellikle sağ kalan eşin hukuki durumu bu noktada önem arz eder. Eş, her ne kadar yasal mirasçı olsa da altsoy zümresine dahil değildir. Dolayısıyla sağ kalan eşe sağlığında yapılan kazandırmalar, aksi kararlaştırılmadıkça denkleştirmeden muaftır. Bu kazandırmaların miras payına mahsup edilebilmesi için mirasbırakanın açık veya örtülü iradesinin varlığı aranır.


Mirasbırakanın iade iradesi, kazandırmanın mirasçının miras payına mahsuben yapıldığını göstermelidir. Bu irade beyanı herhangi bir resmi şekle veya geçerlilik şartına tabi değildir. Mirasbırakan bu arzusunu yazılı olarak beyan edebileceği gibi sözlü olarak da ifade edebilir. Hatta bazı durumlarda mirasbırakanın davranışlarından, aile içi teamüllerden veya diğer mirasçılara benzer kazandırmalar yapmamasından hareketle zımni(örtülü) bir iade iradesinin varlığı kabul edilebilir. Örneğin, tapu senedinde yer alan "miras payına mahsuben" şerhi açık bir irade beyanı iken, mirasbırakanın mutat davranış kalıpları zımni iradeye delil teşkil edebilir. Ölüme bağlı tasarruf şekillerine uyma zorunluluğu bulunmadığından, iradenin tespiti geniş bir yorumla ele alınır.


İradi denkleştirmede ispat yükünün dağılımı, kanuni denkleştirmeden tamamıyla farklıdır. Altsoya yapılan kazandırmalarda iadenin kural, muafiyetin istisna olması sebebiyle ispat yükü iade borçlusu(davalı) üzerindeyken; iradi denkleştirmede durum tam tersidir. Altsoy dışındaki bir mirasçıya yapılan kazandırmanın iadeye tabi olduğunu iddia eden diğer mirasçılar(davacı), mirasbırakanın iade yönündeki iradesini ispatlamakla yükümlüdür. Davacı taraf, mirasbırakanın söz konusu kazandırmayı yaparken bunu miras payına sayılması kastıyla verdiğini her türlü hukuki delille kanıtlamak zorundadır. Aksi ispat edilemediği sürece, altsoy dışındaki mirasçılara yapılan kazandırmaların mirasbırakanın malvarlığından eksilme pahasına yapılmış bağışlamalar olduğu ve denkleştirmeye tabi olmadığı kabul edilir.


c) Denkleştirmeden Muaf Kazandırmalar


Türk Medeni Kanunu, mirasbırakanın sağlığında yaptığı her kazandırmanın terekeye iade edilmesini hakkaniyete ve hayatın olağan akışına aykırı bulmuş, bazı kalemleri denkleştirme yükümlülüğünden istisna tutmuştur. Bu istisnalar, aile bağlarının sürdürülmesi, sosyal gereklilikler ve mirasbırakanın bakım yükümlülükleri gözetilerek belirlenmiştir. Denkleştirmeden muaf tutulan bu kazandırmalar, terekenin paylaşımı sırasında hesaba katılmaz ve mirasçılar tarafından iadesi talep edilemez.


  • Eğitim ve Öğrenim Giderleri: Mirasbırakanın çocuklarının eğitimi için yaptığı harcamalar, kural olarak denkleştirme dışındadır. TMK 674. maddesine göre; "Çocukların eğitim ve öğrenimi için yapılan giderler sebebiyle geri verme yükümlülüğü, mirasbırakanın aksini arzu ettiği ispat edilmedikçe, ancak alışılmış ölçüleri aşan kısım için mevcuttur." Kanun koyucu burada "alışılmış ölçü" kriterini getirmiştir. Mirasbırakanın ekonomik durumu ve sosyal konumu ile uyumlu olan okul ücretleri, yurt masrafları, kitap ve kırtasiye giderleri muafiyet kapsamındadır. Ancak mirasbırakanın ödeme gücünü zorlayan, diğer mirasçılar aleyhine bariz dengesizlik yaratan veya lüks sayılabilecek(örneğin çok yüksek maliyetli yurtdışı eğitimi) harcamalar söz konusu olduğunda, sadece alışılmış ölçüyü aşan kısım denkleştirmeye tabi tutulur.

  • Eğitimi Tamamlanmamış veya Engelli Çocuklar: Kanun, mirasbırakanın ölümü anında dezavantajlı durumda olan mirasçılar için özel bir koruma getirmiştir. TMK 674. maddesinin 2. fıkrası uyarınca; "Eğitim ve öğrenimini tamamlamamış olan veya engelliliği bulunan çocuklara, paylaşmada hakkaniyete uygun bir ödeme yapılır." Bu düzenleme gereği yapılan ödemeler bir denkleştirme kalemi değil, aksine paylaşım öncesi ayrılması gereken bir haktır ve iadeye tabi değildir.

  • Olağan Hediyeler ve Evlenme Giderleri: Sosyal ilişkilerin ve aile geleneklerinin bir parçası olan harcamalar denkleştirme davasının konusu yapılamaz. TMK 675. maddesi, olağan hediyeler ile evlenme sırasında yapılan geleneğe uygun giderlerin denkleştirmeye tabi olmadığını hükme bağlamıştır. Muafiyet kapsamındaki bu kazandırmalar şunlardır:

  • Olağan Hediyeler: Doğum günü, yılbaşı, bayram, mezuniyet veya nişan gibi özel günlerde verilen hediyeler, mirasbırakanın malvarlığına oranla makul düzeyde kaldığı sürece iade edilmez.

  • Evlenme Giderleri: Düğün salonu masrafları, yemek organizasyonları ve balayı gibi harcamalar, yöresel adetlere ve ailenin ekonomik durumuna uygun olduğu sürece muaftır.

  • Çeyiz Giderleri: TMK 675. maddesinin 2. fıkrası; "Çeyizin alışılmış ölçüler içinde kalması hâlinde denkleştirmeye tâbi olmaz" şeklindeki hükmüyle, standart ev eşyaları ve mobilya gibi çeyiz harcamalarını koruma altına almıştır.


Bu kalemlerde de temel kriter "alışılmışlık" ve "ölçülülük" ilkesidir. Lüks ev alımı, abartılı takılar veya mirasbırakanın ekonomik gücünü aşan organizasyonlar muafiyet sınırını aşar ve denkleştirmeye tabi hale gelebilir.


Kanuni istisnaların dışında, mirasbırakanın açık iradesi de bir kazandırmayı denkleştirme dışına çıkarabilir. Normal şartlarda denkleştirmeye tabi olması gereken bir kazandırma(örneğin bir taşınmaz devri), mirasbırakan tarafından açıkça iade dışı tutulmak istendiyse, saklı pay kuralları ihlal edilmemek kaydıyla bu kazandırma denkleştirmeden muaf olur.


Denkleştirme Borçlusu ve Alacaklısı Kimlerdir?


Mirasta denkleştirme kurumu, münhasıran yasal mirasçılar arasında cereyan eden bir hukuki ilişkidir. Bu ilişkinin tarafları, mirasbırakanın sağlığında karşılıksız kazandırma elde eden ve iade yükümlüsü olan "denkleştirme borçlusu" ile bu kazandırma nedeniyle miras payı azalan veya hiç alamayan "denkleştirme alacaklısı"dır. Bu sıfatların kazanılabilmesi için temel ön koşul, mirasbırakanın ölümü anında yasal mirasçı statüsüne sahip olmaktır.


Denkleştirme borçlusu, mirasbırakandan sağlararası bir işlemle denkleştirmeye tabi bir kazandırma almış olan yasal mirasçıdır. Bir kimsenin denkleştirme borçlusu olarak nitelendirilebilmesi için üç temel şartın bir arada bulunması gerekir:

  1. Mirasbırakanın ölümü anında yasal mirasçı sıfatını haiz olmak,

  2. Mirasbırakandan denkleştirmeye tabi bir kazandırma elde etmiş olmak,

  3. Mirasçılık sıfatını kaybetmemiş olmak.


Denkleştirme borcu, mirasbırakanın ölümüyle birlikte kendiliğinden doğan ve mirasın paylaşılması aşamasında hüküm ifade eden bir yükümlülüktür. Bu yükümlülük, kazandırmayı alan mirasçının şahsına sıkı sıkıya bağlı değildir. Şayet kazandırma alan mirasçı, mirasbırakanın ölümünden önce veya sonra mirasçılık sıfatını kaybederse(örneğin mirastan feragat, mirastan çıkarma veya mirasbırakandan önce ölme durumlarında), iade borcu ortadan kalkmaz. Türk Medeni Kanunu'nun 670. maddesine göre denkleştirme yükümlülüğü, mirasçılık sıfatını kaybeden kişinin yerine geçenlere, miras paylarındaki artış oranında geçer. Dolayısıyla, mirasçılık sıfatını kaybeden kökün altsoyu veya halefleri, kendilerine intikal eden miras payı oranında denkleştirme borçlusu haline gelirler.


Denkleştirme alacaklısı, mirasbırakanın yaptığı kazandırmalar nedeniyle yasal miras payı oranında terekeden istifade edemeyen diğer yasal mirasçılardır. Denkleştirme davasında davacı sıfatı, kazandırma almamış veya diğerlerine oranla daha az kazandırma almış yasal mirasçılara aittir.


Burada önemle vurgulanması gereken husus, denkleştirme alacaklısı olabilmek için "saklı paylı mirasçı" olma zorunluluğunun bulunmamasıdır. Tenkis davasının aksine, denkleştirme talebinde bulunacak mirasçının saklı payının ihlal edilmiş olması gerekmez. Yasal mirasçı sıfatına sahip olmak, denkleştirme talebinde bulunmak(alacaklı sıfatını kazanmak) için yeterlidir. Mirasçılık sıfatını kaybedenlerin yerine geçen halefler de, tıpkı borçluluk durumunda olduğu gibi, miras payları oranında alacaklı sıfatını kazanırlar.


Sağ kalan eş ise zümre mirasçılarıyla birlikte yasal mirasçı sıfatını taşıdığından, denkleştirme davasının her iki tarafında da yer alabilir. Sağ kalan eş, mirasbırakandan denkleştirmeye tabi bir kazandırma almışsa "borçlu", almamışsa veya diğer mirasçılara yapılan kazandırmalar nedeniyle payı azalmışsa "alacaklı" sıfatıyla hareket edebilir.


Denkleştirmenin Hesaplanması ve İade Şekli


Mirasta denkleştirme kurumunun işleyişinde, iade borçlusunun yükümlülüğünü ne şekilde yerine getireceği ve bu yükümlülüğün parasal karşılığının nasıl tespit edileceği uyuşmazlıkların çözümünde merkezi bir rol oynar. Türk Medeni Kanunumuzun 671. maddesi, kazandırma konusu malın terekeye ne şekilde döneceği hususunda mirasçıya açık bir seçim hakkı tanımıştır. Kanuni düzenlemeye göre iade yükümlüsü olan mirasçı, dilerse aldığı malı aynen terekeye geri verebilir, dilerse de malın değerini miras payından mahsup ettirebilir. Bu seçimlik hak, denkleştirmenin uygulanma yöntemini belirleyen temel parametredir ve denkleştirme borçlusu olan mirasçının iradesine bırakılmıştır.


Denkleştirme hesaplamasının temel mantığı, mirasbırakanın ölüm anındaki mevcut terekesi ile denkleştirmeye tabi kazandırmaların değerinin toplanması esasına dayanır. Hukuk tekniği açısından bu işlem, terekenin kağıt üzerinde yeniden oluşturulması ve farazi bir tereke hesabının yapılması anlamına gelir. Hesaplama sürecinde izlenen adımlar şöyledir:

  1. Öncelikle mirasbırakanın vefatı anında fiilen bıraktığı malvarlığı değerleri(tereke mevcudu) tespit edilir.

  2. Ardından, mirasçılara yapılan ve denkleştirmeye tabi olan karşılıksız kazandırmaların parasal değerleri bu meblağa eklenir.

  3. Ulaşılan toplam değer üzerinden, her bir mirasçının yasal miras payı oranına göre alması gereken miktar bulunur.


Bu matematiksel işlem sonucunda, iade borçlusu olan mirasçının aldığı kazandırma, hesaplanan miras payından düşülür. Şayet mirasçının aldığı kazandırmanın değeri, kendisine düşen miras payından az ise, aradaki fark tereke mevcutlarından kendisine ödenir. Ancak kazandırmanın değeri miras payını aşıyorsa, bu durumda mirasçı fazlalığı terekeye geri ödemekle yükümlü olur. Bu hesaplama yöntemi, denkleştirmenin her zaman fiili bir mal iadesi şeklinde değil, çoğu zaman bir hesap işlemi(muhasebe) ve değer mahsubu olarak gerçekleşmesini sağlar.


Kanun koyucu, TMK 671-673. maddeleriyle mirasçının malı elinde tutma menfaati ile diğer mirasçıların eşitlik beklentisi arasında bir denge kurmayı amaçlamıştır. İade yönteminin belirlenmesinde inisiyatif kural olarak kazandırmayı alan mirasçıda olsa da, bu seçim hakkı kullanıldıktan sonra hesaplama yöntemi kanuni kriterlere göre objektif olarak yapılır. Hesaplama ve iade şekli, mirasın paylaşılması aşamasında terekenin aktif değerini doğrudan değiştirdiği için, tüm mirasçıların nihai olarak elde edecekleri ekonomik değeri belirleyen en kritik aşamadır.


a) Aynen İade


Mirasta denkleştirme sürecinde, kazandırma konusu malın terekeye ne şekilde döneceği hususu Türk Medeni Kanunu tarafından düzenlenmiştir. TMK 671. maddesine göre; "Geri vermekle yükümlü olan mirasçı, dilerse aldığını aynen geri verir; dilerse payından fazla olsa bile değerini miras payına mahsup ettirir." Kanun koyucu bu düzenleme ile iade borçlusuna iki farklı ifa yöntemi sunmuş olup, bunlardan ilki ve en temel olanı "aynen iade" yöntemidir.


Aynen iade, mirasbırakan tarafından sağlararası kazandırma ile devredilen malvarlığı değerinin(taşınır, taşınmaz, menkul kıymet vb.) fiziksel ve hukuki olarak terekeye geri verilmesini ifade eder. Bu yöntemde, kazandırma konusu malın mülkiyeti tekrar terekeye döner ve miras paylaşımı bu malın da dahil olduğu toplam tereke üzerinden yapılır.


Bu süreçte usul hukuku bakımından en kritik husus, seçim hakkının kime ait olduğudur. Genel dava teorisinin aksine, denkleştirme davasında seçim hakkı davacıya değil, davalıya(denkleştirme borçlusu) aittir. Davacı mirasçılar dava dilekçelerinde malın aynen iadesini talep etmiş olsalar dahi, davalı mirasçı bu taleple bağlı değildir. Borçlu mirasçı, malı aynen terekeye iade etmek veya değerini mahsup ettirmek konusundaki takdir yetkisini tek başına kullanır.


Kullanılan bu seçim hakkı, hukuk tekniği açısından yenilik doğuran bir haktır. Mirasçı tercihini mahkemeye bildirdiği andan itibaren bu beyan hukuki sonuçlarını doğurur ve karşı tarafın kabulüne bağlı olmaksızın hüküm ifade eder. Bu hak bir kez kullanıldıktan sonra değiştirilemez ve geri alınamaz. Ayrıca aynen iade ile bedel iadesi arasında karma bir yol izlenmesi mümkün değildir; mirasçı aldığı malın bir kısmını aynen verip kalan kısmı için bedel ödeme yoluna gidemez. Yargıtay uygulamasına göre, bu seçimin yapılması için vekilin özel yetkiye sahip olması şartı aranmamaktadır.


Aynen iadenin gerçekleşme usulü, iadeye konu malın niteliğine göre değişiklik gösterir:

  • İade konusu bir gayrimenkul ise, tapu sicilinde işlem tesis edilmesi zorunludur. Taşınmazın mülkiyeti, mirasbırakan adına değil, tereke adına tescil edilir. Bu işlem sonucunda taşınmaz üzerinde tüm mirasçılar adına elbirliği mülkiyeti kurulmuş olur ve mal, taksim aşamasında diğer tereke mevcuduyla birlikte paylaştırmaya tabi tutulur.

  • Menkul mallar, ziynet eşyaları veya hisse senetleri gibi taşınır değerler için zilyetliğin terekeye devredilmesi esas alınır. Mal fiziki olarak tereke yönetimine bırakılır.


Aynen iade işlemi tamamlandığında, ilgili malvarlığı değeri terekenin aktifine dahil olur ve tereke bu oranda büyür. Denkleştirme borçlusu olan mirasçı, malı iade ettikten sonra diğer mirasçılarla eşit statüde yer alır ve büyüyen tereke üzerinden yasal miras payı oranında hakkını tekrar elde eder. Dolayısıyla aynen iade, mirasçının mirastan mahrum kalması değil, malın tereke masasına konularak adil paylaşımın yeniden sağlanması işlemidir.


b) Bedel Olarak İade(Mahsuben Denkleştirme)


Mirasta denkleştirme sürecinde iade borçlusu olan mirasçının önünde iki temel seçenek bulunmaktadır; bunlardan biri kazandırmanın aynen iadesi, diğeri ise uygulamada daha sık karşılaşılan bedel olarak iade(mahsuben denkleştirme) yöntemidir. Bedel olarak iade usulünde, mirasbırakan tarafından sağlanan kazandırma konusu malvarlığı fiziken terekeye geri verilmez. Bunun yerine, kazandırmayı alan mirasçı malı kendi malvarlığında tutmaya devam eder ve malın değeri mirasçının miras hissesinden mahsup edilir. Bu yöntem, özellikle taşınmazların veya işletmelerin bölünmeden ekonomik bütünlüğünün korunması açısından pratik bir çözüm sunar.


Mahsuben denkleştirme tercih edildiğinde veya zorunlu olduğunda, öncelikle kazandırmaya konu olan malın denkleştirme anındaki değeri tespit edilir. Belirlenen bu değer, kazandırmayı alan mirasçının tereke üzerindeki miras payına sayılır. Eğer kazandırmanın değeri mirasçının yasal miras payından düşükse, aradaki fark kendisine tereke mevcudundan ödenir. Ancak kazandırma konusu mal, mirasçı tarafından üçüncü bir kişiye devredilmişse veya tüketilmişse, aynen iade fiilen ve hukuken imkansız hale geleceğinden, iadenin zorunlu olarak bedel üzerinden yapılması gerekmektedir.


Konunun somutlaşması adına bir örnek(misal) üzerinden gidilmesi faydalı olacaktır. Terekenin toplam değerinin 300.000 TL olduğu ve A, B, C olmak üzere üç yasal mirasçının bulunduğu bir durumda, her bir mirasçının yasal miras payı 100.000 TL olarak belirlenir. Mirasbırakanın sağlığında mirasçı B'ye 150.000 TL değerinde bir taşınmaz bağışladığı varsayıldığında, B mahsuben iade yöntemini seçerse taşınmazın mülkiyeti kendisinde kalmaya devam eder. Bu senaryoda B'nin miras payı olan 100.000 TL, aldığı 150.000 TL'lik kazandırmadan mahsup edilir. B, miras payını aşan 50.000 TL'lik kısmı(150.000 TL - 100.000 TL) diğer mirasçılar A ve C'ye, payları oranında ödemekle yükümlü olur. Böylece tereke dengesi nakdi ödeme yoluyla sağlanmış olur.


Mahsuben iade hesaplamalarında özellik arz eden bir diğer durum, kazandırma değerinin miras payını aşması halidir. Türk Medeni Kanunu'nun 672. maddesine göre, yapılan kazandırma miras payını aştığı takdirde mirasçı, mirasbırakanın bunu kendisine bırakmak istediğini ispat ederse, bu fazlalık denkleştirmeye tabi olmaz. Kanun koyucu burada ispat yükünü kazandırmayı alan mirasçıya(davalıya) yüklemiştir. Borçlu mirasçı, mirasbırakanın kendisine miras payını aşan kısmı bir tercih veya hediye olarak bırakma iradesinde olduğunu kanıtlarsa, fazlalığı iade etme yükümlülüğünden kurtulur. Ancak bu durumda dahi diğer mirasçıların saklı paylarına ilişkin tenkis davası açma hakları saklı tutulmuştur. Dolayısıyla, mirasbırakanın iradesi denkleştirme borcunu ortadan kaldırsa bile, saklı pay kurallarını ihlal edemez.


c) Denkleştirme Anı ve Değer Tespiti


Mirasta denkleştirme davalarında mirasçıların hak kaybına uğramaması ve miras paylarının adil bir şekilde dağıtılması, kazandırmaya konu malvarlığının doğru zamanda ve doğru yöntemlerle değerlenmesine bağlıdır. Bu husus, davanın teknik altyapısını oluşturur ve Türk Medeni Kanunu tarafından özel hükümlerle düzenlenmiştir.


Hukukumuzda denkleştirme borcunun kapsamı belirlenirken esas alınacak zaman dilimi konusunda açık bir yasal düzenleme mevcuttur. Türk Medeni Kanunu'nun 673. maddesinin 1. fıkrasına göre "Denkleştirme, kazandırmanın denkleştirme anındaki değerine göre yapılır." Bu hükümdeki "denkleştirme anı" kavramı, doktrin ve Yargıtay içtihatlarıyla somutlaştırılmıştır.


Burada dikkat edilmesi gereken en temel ayrım, değerlemenin hangi tarih itibarıyla yapılacağıdır. Denkleştirme işleminde esas alınacak değer, kazandırmanın yapıldığı tarihteki değer veya mirasbırakanın ölüm tarihindeki değer değildir. Denkleştirme anı, paylaşımın fiilen gerçekleştiği veya davanın karara bağlandığı tarihtir. Yargılama sürecinde bu an, mahkemece hüküm kurulmasına en yakın tarih olarak kabul edilir ve uygulamada genellikle karar öncesi alınan son bilirkişi raporundaki tarih esas alınır. Bu yaklaşım, özellikle yargılama sürecinin uzadığı ve enflasyonist etkilerin bulunduğu durumlarda, mirasçılar arasındaki ekonomik dengenin korunmasını sağlar.


Denkleştirmeye tabi kazandırmaların parasal karşılığının bulunması, uzman bilirkişiler marifetiyle ve objektif kriterlere göre gerçekleştirilir. Malvarlığının türüne göre uygulanan değerleme yöntemleri farklılık gösterir:

  1. Arsa, konut veya işyeri niteliğindeki taşınmazların değer tespitinde emsal satışlar, taşınmazın konumu, yüzölçümü, imar durumu ve yapısal özellikleri dikkate alınır.

  2. Araç, eşya veya menkul kıymetlerde piyasa rayiç değeri esas alınır. Bu malların zamanla uğradığı değer kaybı veya yıpranma payı(amortisman) hesaplamaya dahil edilir.

  3. Mirasbırakan tarafından verilen paranın denkleştirilmesi, verilen tutarın aynen iadesi şeklinde olmaz. Paranın verildiği tarih ile denkleştirme anı arasındaki süre dikkate alınarak, paranın satın alma gücü, enflasyon endeksleri ve ekonomik göstergeler ışığında güncel değeri(ulaştığı alım gücü) hesaplanır.


Mirasçı, kendisine yapılan kazandırmayı aldığı tarihten denkleştirme anına kadar geçen sürede bu maldan çeşitli şekillerde yararlanmış veya mala masraf yapmış olabilir. Bu durumun çözümü için Türk Medeni Kanunu'nun 673. maddesinin 2. fıkrası "Yarar ve zarar ile gelir ve giderler hakkında mirasçılar arasında sebepsiz zenginleşme hükümleri uygulanır." hükmünü getirmiştir.


Bu düzenleme uyarınca, malı elinde bulunduran mirasçının elde ettiği doğal ve hukuki ürünler(örneğin kira gelirleri veya tarımsal mahsuller) hesaplanarak terekeye olan borcuna eklenir. Karşılık olarak, mirasçının malın değerini korumak veya artırmak için yaptığı zorunlu ve faydalı giderler(örneğin esaslı tadilat masrafları) denkleştirme borcundan mahsup edilir.


Mirasçının kazandırma konusu malı denkleştirme anından önce elden çıkarmış olması durumunda dahi, kural olarak malın elden çıkarıldığı tarihteki satış bedeli değil, denkleştirme anındaki ikame değeri esas alınır. Ancak malın mirasçının kusuru olmaksızın elinden çıkması durumunda, sebepsiz zenginleşme kuralları gereği mirasçı sadece elinde kalan zenginleşme miktarı ile sorumlu tutulur.


d) İadenin Terekeye Yapılması


Mirasta denkleştirme davasının hüküm ve sonuçları bakımından en belirleyici özelliği, iadenin davacı mirasçıya şahsen değil, bir bütün olarak terekeye yapılması zorunluluğudur. Denkleştirme kurumu, mirasbırakanın sağlığında yaptığı kazandırmaları terekeye geri döndürerek, mirasın açıldığı andaki malvarlığı değerlerini yasal paylaşım kurallarına uygun hale getirmeyi amaçlar. Bu nedenle denkleştirme borçlusu, iade yükümlülüğü altındaki malı veya hesaplanan bedeli doğrudan davacıya ödemez; bu değer tüm mirasçıların iştirak halinde mülkiyetinde bulunan terekeye dahil edilir.


İadenin terekeye yapılması ilkesi, davanın sonucundan kimlerin yararlanacağını da doğrudan etkiler. Dava tek bir mirasçı tarafından açılmış olsa dahi, iade edilen değer terekenin aktifini artırdığından, bu artıştan sadece davacı değil, tüm mirasçılar miras payları oranında yararlanır. Örneğin dört mirasçı(A, B, C ve D) bulunan bir durumda, sadece A'nın dava açtığı ve B'ye yapılan kazandırmanın denkleştirmeye tabi tutulduğu varsayıldığında; B'nin iade ettiği değer terekeye girer. Terekeye giren bu değerden, dava açmamış olsalar bile C ve D de yasal miras payları oranında istifade ederler. Dolayısıyla denkleştirme davası, teknik olarak bir eda davası niteliği taşısa da sonucu itibarıyla terekenin tamamını ilgilendiren kolektif bir etki doğurur.


Yargı uygulamasında mahkemelerin zaman zaman yanılgıya düşerek "davacının miras payına isabet eden tutarın davacıya ödenmesine" şeklinde hüküm kurdukları görülmektedir. Ancak Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre bu tür kararlar bozma sebebidir. Mahkemece kurulacak hükümde, iadenin veya ödemenin açıkça terekeye yapılması gerektiği belirtilmelidir. Davacının payı oranında ayrıştırma yapılması, henüz paylaşılmamış terekenin bütünlüğü ilkesine ve Türk Medeni Kanunu'nun mirasın paylaşılmasına ilişkin sistematiğine aykırılık teşkil eder.


İade işlemi hukuken terekeye yapıldıktan sonra, terekenin toplam değeri(artık değer) yeniden hesaplanır. Tüm mirasçıların payları, iade edilen değerin de eklendiği bu yeni ve nihai tereke mevcudu üzerinden belirlenerek fiili paylaştırma aşamasına geçilir. Bu aşamada denkleştirme borçlusu olan mirasçı da kendi miras payı oranında, terekeye iade ettiği değerden dolaylı olarak payını almış olur.


İspat Yükü ve Deliller


Mirasta denkleştirme(iade) davalarında ispat yükünün belirlenmesi, Türk Medeni Kanunu'nun genel ispat kuralları ile miras hukukuna özgü yasal karinelerin birlikte değerlendirilmesini gerektirir. Hukukumuzda geçerli olan genel ilke, TMK 6. maddesi uyarınca, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça taraflardan her birinin hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü olmasıdır. Ancak denkleştirme davalarında yasa koyucu, mirasbırakanın muhtemel iradesini göz önünde bulundurarak bazı kazandırmalar için "iadeye tabi olma" yönünde, bazıları içinse "iadeye tabi olmama" yönünde adi kanuni karineler öngörmüştür. Bu nedenle denkleştirme davasında ispat yükü, altsoy-altsoy dışı ayrımına göre farklılık gösterir. TMK 669. maddesinin 2. fıkrasındaki kanuni karine belirleyicidir.


İspat yükünün kime düşeceği, somut olayda hangi yasal karinenin geçerli olduğuna göre tespit edilir. Eğer kanun, belirli bir kazandırmanın denkleştirmeye tabi olduğunu varsayıyorsa(karine), bu kazandırmanın denkleştirmeden muaf tutulduğunu iddia eden taraf, mirasbırakanın bu yöndeki iradesini ispat etmek zorundadır. Aksi durumda, yani kanunun kazandırmayı kural olarak denkleştirmeye tabi tutmadığı hallerde ise, davacı tarafın mirasbırakanın iade iradesini ispatlaması gerekir. Dolayısıyla bu davalarda ispat faaliyetinin temel ekseni, yasal karinenin aksini savunan tarafın iddialarını doğrulama çabası üzerine kuruludur.


Deliller açısından incelendiğinde, denkleştirme davaları kural olarak Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun genel hükümlerine tabidir. İspatın konusu, mirasbırakanın sağlığında yaptığı karşılıksız kazandırmalar ve bu kazandırmaları yaparken taşıdığı iradedir(iade veya muafiyet iradesi). Mirasbırakanın gerçek iradesinin ortaya çıkarılması, davanın esası açısından hayati önem taşır. Bu iradenin tespiti, çoğu zaman aile içi ilişkilere ve geçmişte kalmış olaylara dayandığından, hakim delilleri değerlendirirken olayın özelliklerini ve hayatın olağan akışını dikkate alır. İspat faaliyeti sırasında, kazandırmanın hukuki niteliği ile mirasbırakanın asıl amacı arasındaki uyum veya uyumsuzluk, ispat yükünü taşıyan tarafça mahkemeye sunulan delillerle aydınlatılmalıdır.


a) Altsoya Yapılan Kazandırmalarda İspat Yükü


Miras hukukunda denkleştirme kurumu, mirasbırakanın sağlığında mirasçılarına yaptığı kazandırmaların terekeye iadesini ve mirasçılar arasında adaletin sağlanmasını amaçlar. Ancak yasa koyucu, altsoya yapılan kazandırmalar bakımından genel ispat kurallarından ayrılan özel bir rejim öngörmüştür. Türk Medeni Kanunu'nun 669. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, altsoya yapılan kazandırmaların miras payına mahsuben yapıldığı yasal bir varsayım olarak kabul edilir. Kanun koyucu burada altsoy için açık bir kanuni karine düzenlemiştir. Bu düzenleme gereği, aksi mirasbırakan tarafından açıkça belirtilmiş olmadıkça, altsoya yapılan kazandırmalar denkleştirmeye tabidir.


Bu yasal karinenin en önemli usul hukuku sonucu, ispat yükünün yer değiştirmesidir. Genel kural olarak bir vakıadan hak iddia eden tarafın iddiasını ispatlaması gerekirken, altsoya yapılan kazandırmalarda durum tersine işler. Kazandırmayı alan altsoy, aldığı mal veya değerin denkleştirmeye tabi olmadığını ispat etmekle yükümlüdür. Diğer bir ifadeyle, davacı tarafın kazandırmanın "miras payına mahsuben yapıldığını" ispatlamasına gerek yoktur; kanun zaten bu niyetin varlığını baştan kabul eder.


Yargıtay uygulaması da bu kanuni karineyi istikrarlı bir şekilde desteklemektedir. Yüksek mahkeme kararlarında vurgulandığı üzere; altsoy açısından karşılıksız kazandırmada miras payına mahsup edilmek üzere hareket edildiği yönünde karine vardır. Kazandırmanın miras payına mahsuben verilmediğinin ispat yükü kazandırmadan yararlanan davalıya düşer. Dolayısıyla davada savunma makamında bulunan altsoy(davalı), kendisine yapılan kazandırmayı terekeye iade etmemek için bu karineyi çürütmek zorundadır.


İspat yükünü üzerine alan davalı altsoyun, denkleştirme yükümlülüğünden kurtulabilmek için şu hususlardan birini somutlaştırması gerekir:

  1. Mirasbırakanın kazandırmayı yaparken "bu malı sana miras payına mahsup edilmeden, ek olarak veriyorum" şeklindeki açık irade beyanının varlığı.

  2. Yapılan kazandırmanın denkleştirmeye tabi olmayan olağan bir hediye(doğum günü, bayram vb.), alışılmış eğitim gideri veya geleneğe uygun çeyiz niteliğinde olduğu.

  3. Söz konusu devrin karşılıksız bir kazandırma değil; satış, takas veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi gibi karşılıklı edim içeren ivazlı bir işlem olduğu.


Örneğin, bir babanın oğluna taşınmaz devretmesi durumunda, işlemin tapuda satış olarak gösterilmesi tek başına yeterli olmayabilir. Davalı oğul, bu devrin gerçek bir satış olduğunu veya bağışlama olsa dahi babasının iade edilmemek üzere verdiğini kanıtlayamazsa, yasal karine gereği söz konusu taşınmaz denkleştirmeye tabi tutulur. İspat yükünü yerine getiremeyen altsoy, aldığı değeri terekeye iade etmek zorunda kalır.


b) Altsoy Dışındaki Mirasçılara Yapılan Kazandırmalarda İspat Yükü


Türk Medeni Kanunu’nun denkleştirme kurumuna ilişkin sistematiği incelendiğinde, altsoy ile diğer yasal mirasçılar arasında ispat yükü bakımından temel bir ayrım yapıldığı görülür. Altsoy dışındaki yasal mirasçılar(ana-baba, kardeşler, büyük ana-baba ve sağ kalan eş) bakımından, kanun koyucu bir iade karinesi öngörmemiştir. Bu grup mirasçılara mirasbırakan tarafından sağlığında yapılan karşılıksız kazandırmalar, kural olarak denkleştirmeye tabi tutulmaz ve olağan birer bağışlama olarak kabul edilir. Bu yasal varsayımın doğal sonucu olarak, ispat yükünün dağılımı da altsoya nazaran farklılık gösterir.


Altsoy dışındaki mirasçılara yapılan kazandırmalarda, işlemin denkleştirmeye tabi olduğu iddiasını ileri süren taraf(genellikle davacı), bu iddiasını ispatlamakla yükümlüdür. Burada ispat yükü, kazandırmanın yapıldığını ve daha da önemlisi mirasbırakanın bu kazandırmayı miras payına mahsuben yaptığını iddia eden tarafa düşer. Yani davacı, mirasbırakanın "iade" konusundaki iradesini somut olarak ortaya koymalıdır. Eğer davacı, mirasbırakanın söz konusu kazandırmayı denkleştirmeye tabi tutmak amacıyla yaptığına dair iradesini kanıtlayamazsa, yapılan kazandırma denkleştirme borcunun kapsamı dışında kalır.


Uygulamada sıklıkla hataya düşülen noktalardan biri, sağ kalan eşin durumudur. Sağ kalan eş yasal mirasçı olmakla birlikte, hukuk tekniği açısından altsoy kavramı içinde yer almaz. Bu nedenle eşe yapılan kazandırmalar kendiliğinden denkleştirmeye tabi değildir. Davacı taraf, mirasbırakanın eşine yaptığı kazandırmanın iadeye tabi olduğu yönündeki iradesini ispatlayamadığı takdirde, bu malvarlığı değeri denkleştirme hesabına katılmaz ve mirasbırakanın tasarruf nisabı sınırları içinde kalmak kaydıyla geçerli bir hibe sayılır.


Konunun daha net anlaşılması adına ispat yükünün yönü şu şekilde örneklendirilebilir:

  • Mirasbırakanın oğluna(altsoy) yaptığı kazandırmada, iade edilmeyeceğini ispat yükü kazandırmayı alan oğula düşerken;

  • Mirasbırakanın annesine(altsoy dışı) yaptığı kazandırmada, iade edilmesi gerektiğini ispat yükü bunu talep eden davacıya düşmektedir.


Sonuç olarak, altsoy dışındaki mirasçılar açısından asıl olan kazandırmanın denkleştirmeye tabi olmamasıdır. Bu kuralın aksini iddia eden taraf, mirasbırakanın iradesini her türlü delille ispatlamak zorundadır. İspatın gerçekleşmemesi halinde, yapılan kazandırma miras payına mahsuben yapılmamış sayılır ve denkleştirme davasının konusu olmaktan çıkar.


c) Mirasbırakanın İradesinin İspatı


Mirasta denkleştirme kurumunun işleyişinde temel belirleyici unsur, kazandırmayı yapan mirasbırakanın asıl iradesidir. Mirasbırakanın, sağlararası karşılıksız bir kazandırmayı miras payına mahsuben yapıp yapmadığı veya bu kazandırmayı denkleştirmeden muaf tutarak mirasçının uhdesinde kalmasını arzulayıp arzulamadığı konusundaki iradesinin tespiti, uyuşmazlığın çözümünde hayati önem taşır. Bu iradenin ortaya konulması ve ispatı, belirli bir geçerlilik şekline tabi tutulmamıştır. Kanun koyucu, mirasbırakanın iade konusundaki arzusunu belirlerken katı şekil şartları aramaz; dolayısıyla bu irade beyanı ölüme bağlı tasarruf şekillerine veya resmi şekil şartlarına uyulmaksızın her türlü delille ispatlanabilir.


İspat faaliyetinin odak noktası, mirasbırakanın açık veya zımni iradesinin saptanmasıdır. Açık irade beyanı; bağışlama sözleşmesine konulan bir şerh, el yazısı ile yazılmış bir not, mektup veya mirasçılar huzurunda yapılan sözlü bir açıklama ile gerçekleşebilir. Örneğin mirasbırakanın "bu evi sana miras payına mahsuben veriyorum" şeklindeki beyanı, açık bir iade iradesini gösterir. Ancak hukuk pratiğinde sıklıkla karşılaşılan durum, mirasbırakanın iradesinin bu denli net ifade edilmediği hallerdir. Bu noktada zımni irade(örtülü irade) devreye girer. Zımni irade, mirasbırakanın tutum ve davranışlarından, kazandırmayı yapma şeklinden, zamanlamasından ve o dönemdeki ailevi koşullardan çıkarılan iradedir. Mirasbırakanın diğer çocuklarına da benzer nitelikte ve değerde kazandırmalar yapmış olması veya aile içi dengeleri gözetme gayreti, denkleştirme iradesinin varlığına ya da yokluğuna dair güçlü birer karine teşkil eder.


Mirasbırakanın gerçek iradesinin aydınlatılması sürecinde, hukuk muhakemesi kuralları çerçevesinde her türlü delilden yararlanılması mümkündür. Yazılı delil başlangıcı sayılabilecek belgeler, SMS, e-posta, WhatsApp mesajları gibi elektronik veriler veya kişisel not defterleri, mirasbırakanın iç dünyasını yansıtması bakımından ispat sürecinde değerlendirilir. Vasiyetnameler, şekil eksikliği nedeniyle geçersiz olsalar veya sağlararası bir işlemi konu almasalar dahi, mirasbırakanın o tarihteki iradesini yansıtan birer yazılı belge olarak iradenin yorumlanmasında kullanılabilir.


Yazılı bir belgenin bulunmadığı veya yetersiz kaldığı hallerde, tanık beyanları iradenin ispatında kritik bir rol oynar. Kazandırma işleminin yapıldığı sırada hazır bulunan kişilerin, aile dostlarının veya işlemden haberdar olan yakınların görgüye dayalı beyanları, mirasbırakanın kazandırmayı hangi saikle(amaçla) yaptığını ortaya koymaya yarar. Özellikle "herkese eşit veriyorum" şeklindeki beyanlara şahit olunması veya mirasbırakanın bir mirasçıyı diğerlerinden ayırma yönündeki tutumlarının tanıklarca doğrulanması, hakimin vicdani kanaatini oluşturmasında etkilidir. Ayrıca keşif ve bilirkişi incelemesi ile taşınmazın kullanım şekli ve değerinin tespiti gibi teknik veriler de mirasbırakanın asıl amacının yorumlanmasında yardımcı yan deliller olarak değerlendirilir. Sonuç olarak iradenin ispatında şekle sıkı sıkıya bağlılık değil, maddi gerçeğin hayatın olağan akışı ve somut olgularla örtüşecek şekilde ortaya çıkarılması esastır.


d) Denkleştirme Davasında Kullanılabilecek Deliller


Denkleştirme davası, niteliği itibarıyla bir malvarlığı davası olduğundan, ispat hukuku açısından Hukuk Muhakemeleri Kanunu çerçevesindeki genel hükümlere tabidir. Bu davalarda hakim, maddi gerçeğe ulaşmak amacıyla tarafların sunduğu delilleri serbestçe değerlendirir. Uyuşmazlık konusu vakıaların ispatında, kanunun belirli hallerde zorunlu kıldığı şekil şartları ve ispat kısıtlamaları saklı kalmak kaydıyla, geniş bir delil yelpazesi kullanılabilir.


Yazılı deliller, denkleştirme davalarında ispat gücü en yüksek araçların başında gelir. Özellikle taşınmaz devirlerinde tapu sicil kayıtları, resmi senetler ve bağışlama sözleşmeleri, kazandırmanın varlığını ve tarihini kesin olarak ortaya koyan belgelerdir. Nakdi kazandırmaların ispatında ise banka kayıtları belirleyici rol oynar. Banka dekontları, EFT ve havale kayıtları, hesap özetleri ve kredi kartı ekstreleri, mirasbırakanın malvarlığından mirasçıya gerçekleşen para akışını somutlaştırır. Ayrıca mirasbırakan ile mirasçı arasındaki ticari veya şahsi ilişkilere dair faturalar, makbuzlar ve protokoller de delil olarak sunulabilir. Teknolojik gelişmelerle birlikte, taraflar arasındaki elektronik yazışmalar(e-posta, SMS, anlık mesajlaşma kayıtları) da delil başlangıcı sayılarak veya yan delil olarak mahkemenin kanaatini oluşturmada etkili olabilir. Mirasbırakanın sağlığında tuttuğu şahsi notlar, mektuplar veya hatıra defterleri, özellikle kazandırma iradesinin yorumlanmasında önemli ipuçları sunar.


Tanık beyanları, miras hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıklarda kritik bir öneme sahiptir. Aile içi ilişkilerin genellikle resmiyetten uzak ve mahremiyet içinde gerçekleşmesi, yazılı belge teminini zorlaştırdığından tanık deliline sıklıkla başvurulur. Kazandırma işleminin yapıldığı sırada orada hazır bulunanlar veya mirasbırakanın kazandırma niyetine dair sözlü beyanlarını bizzat duyan kişiler tanık olarak dinlenebilir. Yargıtay içtihatlarına göre, davanın tarafları ile akrabalık bağı bulunan kişilerin(eş, çocuk, kardeş gibi) tanıklığı, tek başına beyanın reddini gerektirmez; hakim bu beyanları diğer delillerle birlikte değerlendirir. Tanıklar, sadece bir malın devredilip devredilmediğini değil, aynı zamanda mirasbırakanın bu kazandırmayı yaparken iadeye tabi tutup tutmama yönündeki iradesini aydınlatmak için de dinlenir.


Denkleştirme davalarında teknik bilgi gerektiren hususların çözümü için bilirkişi incelemesi neredeyse zorunlu bir delil türüdür. Dava konusu taşınmazların ve taşınırların denkleştirmeye esas alınacak tarihteki sürüm değerlerinin tespiti, hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözümlenemeyecek teknik konulardır. Ayrıca paranın satın alma gücündeki değişimlerin(enflasyon hesabı) belirlenmesi, inşaat maliyetlerinin hesaplanması veya şirket hisselerinin değerlemesi gibi konularda uzman bilirkişilerin raporları hükme esas alınır.


Taşınmaz mallara ilişkin uyuşmazlıklarda, malın yerinde görülmesi, niteliklerinin, konumunun ve kullanım durumunun tespiti amacıyla keşif yapılmasına da başvurulur. Keşif işlemi, bilirkişi incelemesine zemin hazırlayan ve hakimin dava konusunu doğrudan algılamasını sağlayan bir delil yöntemidir. Tüm bu delillerin yetersiz kaldığı veya ispatın tamamlanamadığı hallerde, ispat yükü kendisinde olan tarafın talebi üzerine yemin deliline başvurulması da mümkündür. Özellikle elden nakit para teslimi gibi belgelendirilmesi güç olan ve tanıkla ispat sınırlarının aşıldığı durumlarda yemin, davayı sonuçlandıran nihai bir delil olarak kullanılabilir.


Denkleştirme Davasının Açılması


Mirasta denkleştirme davası, mirasbırakanın sağlığında mirasçılarına yaptığı karşılıksız kazandırmaların terekeye iadesini sağlamak amacıyla başvurulan hukuki bir yoldur. Bu davanın açılması, esasen denkleştirme yükümlüsünün kanundan veya mirasbırakanın iradesinden doğan iade yükümlülüğünü rızasıyla yerine getirmemesi durumunda gündeme gelir. Mirasçılar arasında mirasın paylaşılması aşamasında, kazandırmaların terekeye dahil edilip edilmeyeceği veya hangi değer üzerinden dahil edileceği konusunda bir uyuşmazlık çıkması, bu yargısal sürecin başlatılmasının temel dayanağını oluşturur.


Hukuki niteliği itibarıyla denkleştirme davası, bir eda davası(performans davası) karakteri taşır. Davanın açılmasıyla birlikte yargı organından talep edilen husus, mirasbırakan tarafından sağlığında yapılan kazandırmanın aynen veya bedelen terekeye geri döndürülmesidir. Bu davanın açılması, miras paylaşımının adil bir şekilde yapılabilmesi için bir ön hazırlık niteliği taşısa da, usul hukuku bakımından bağımsız bir dava olarak açılabileceği gibi, mirasın paylaştırılması(taksim) davası ile birlikte de görülebilir. Uygulamada, denkleştirme talebinin tenkis davası ile birlikte kademeli olarak açıldığı durumlar da sıklıkla görülmektedir; ancak davanın açılması aşamasında denkleştirme iradesinin açıkça ortaya konulması gerekmektedir.


Denkleştirme davasının açılabilmesi için mutlak ön koşul, mirasbırakanın vefat etmiş olmasıdır. Türk Medeni Kanunu sistematiğinde, mirasbırakan sağ olduğu müddetçe mirasçılık sıfatı ve buna bağlı haklar henüz doğmadığından, muhtemel mirasçıların bu aşamada herhangi bir dava açma hakkı bulunmamaktadır. Mirasın açılmasıyla birlikte, tereke üzerinde hak sahibi olan mirasçıların, denkleştirmeye tabi bir kazandırmanın varlığını iddia ederek yargı yoluna başvurmaları mümkün hale gelir. Davanın açılması sürecinde, genel dava şartlarının yanı sıra, miras hukukuna özgü durumların da dikkate alınması ve sürecin usul ve şekil kurallarına uygun olarak başlatılması zorunludur.


a) Dava Dilekçesinin Hazırlanması


Mirasta denkleştirme davası, hukuk tekniği açısından titizlikle yürütülmesi gereken ve Hukuk Muhakemeleri Kanunumuz(HMK) hükümleri çerçevesinde şekillenen bir dava türüdür. Dava dilekçesi, yargılamanın yol haritasını oluşturduğundan, HMK 119. maddesinde belirtilen zorunlu unsurları eksiksiz barındırması usul hukuku açısından hayati önem taşır. Dilekçenin içeriği, iddia edilen vakıaların somutlaştırılması ve talebin sınırlarının çizilmesi noktasında belirleyicidir.


Dava dilekçesinin giriş kısmında, yetkili ve görevli mahkemenin adı belirtildikten sonra taraf bilgileri yer almalıdır. Davacı ve davalının ad-soyad, T.C. kimlik numarası ve tebligata yarar açık adres bilgileri eksiksiz yazılmalıdır. Dava bir vekil aracılığıyla takip ediliyorsa, vekilin kimlik ve iletişim bilgileri de bu bölüme eklenmelidir. Tarafların kimliklerinin doğru tespiti, ileride oluşabilecek usuli eksikliklerin önüne geçilmesi bakımından elzemdir.


Dilekçenin esasını oluşturan "açıklamalar" bölümünde, davanın dayandığı fiili sebepler kronolojik ve mantıksal bir silsile ile anlatılmalıdır. Bu kısımda yer verilmesi gereken temel hususlar şunlardır:

  • Mirasbırakan ve Mirasçılık Sıfatı: Mirasbırakanın kim olduğu ve ölüm tarihi belirtilmeli; tarafların mirasçılık sıfatını haiz olduğu vurgulanarak veraset ilamına atıf yapılmalıdır. Miras paylarının oranları da bu aşamada belirtilebilir.

  • Kazandırmanın Konusu ve Niteliği: Davalıya sağlanan karşılıksız kazandırmanın ne olduğu(taşınmaz devri, nakit para, ticari işletme devri vb.) ve işlemin tarihi somut verilerle açıklanmalıdır. Kazandırmanın değeri hakkındaki iddialar da burada yer almalıdır.

  • Denkleştirme Yükümlülüğü: Söz konusu kazandırmanın neden denkleştirmeye tabi olduğu hukuki gerekçelerle desteklenmelidir. Kazandırmanın çeyiz, kuruluş sermayesi, malvarlığı devri veya borçtan kurtarma gibi Türk Medeni Kanunu'nun 669. maddesi ve devamında sayılan türlerden hangisine girdiği açıklanmalıdır.


Dilekçenin "hukuki sebepler" kısmında, davanın yasal dayanağını oluşturan mevzuat hükümlerine yer verilir. Burada özellikle Türk Medeni Kanunu'nun 669. maddesi ile 675. maddesi arasındaki hükümler dayanak olarak gösterilir.


İspat faaliyetinin çerçevesini çizen "deliller" bölümünde, iddia edilen vakıaların hangi araçlarla kanıtlanacağı listelenmelidir. Ölüm belgesi, veraset ilamı, tapu kayıtları, bağış sözleşmeleri, banka dekontları gibi yazılı belgelerin yanı sıra, tanık isimleri ve keşif ile bilirkişi incelemesi talebi de bu kısımda belirtilmelidir. Hangi delillerin kullanılacağı hususu her somut olay açısından ayrı ayrı değerlendirilir. Delillerin hangi vakıanın ispatı için gösterildiği dilekçede açıkça ilişkilendirilmelidir.


Dilekçenin en kritik unsuru olan "sonuç ve istem" kısmı, yargılamanın nihai hedefini ortaya koyar. Talep sonucu, infaza elverişli, açık ve belirgin olmalıdır. Denkleştirme davasının doğası gereği, talep kısmı genellikle "davalıya yapılan söz konusu kazandırmanın terekeye iadesine karar verilmesi" şeklinde formüle edilir. Bu talep, mahkemenin vereceği hükmün sınırlarını belirleyeceğinden, muğlak ifadelerden kaçınılmalı ve net bir iade iradesi yansıtılmalıdır.


a.1) Talep Konusu


Denkleştirme davasında dava dilekçesinin en kritik unsuru, yargılamanın sınırlarını ve hakimin karar verme yetkisini doğrudan belirleyen talep sonucudur. Hukuk Muhakemeleri Kanunu çerçevesinde, dava dilekçesinde yer alan talep konusunun açık, belirli ve somut olması zorunludur. Denkleştirme talebinin muğlak ifadelerle dile getirilmesi, davanın esasına girilmeden usulden reddedilmesi riskini doğurabilir. Bu nedenle davacı taraf, genel geçer ifadeler yerine hukuki koruma talebini net bir şekilde ortaya koymalıdır. Örneğin, yalnızca "denkleştirme yapılmasına" şeklinde belirsiz bir talep yeterli görülmemekte; bunun yerine "davalıya yapılan 150.000 TL değerindeki ev kazandırmasının terekeye iadesine" gibi somutlaştırılmış bir talep gerekmektedir.


Uygulamada ve doktrinde denkleştirme davasının talep konusu, davanın amacına ve mirasın paylaşılma durumuna göre farklılık gösterebilir. Bu kapsamda talep konusu temel olarak tespit talebi ve eda(ifa) talebi olmak üzere iki ana başlıkta değerlendirilir.


Mirasın henüz paylaşılmadığı durumlarda veya mirasçılar arasında kazandırmanın niteliği konusunda uyuşmazlık bulunduğunda, davacı yalnızca bir hukuki ilişkinin varlığının veya miktarının belirlenmesini isteyebilir. Bu tür bir talep, denkleştirme borcunun varlığının ve miktarının tespitiyle sınırlıdır. Örneğin, dava dilekçesinde "davalının denkleştirme borçlusu olduğunun tespitine" şeklinde bir talep sonucu oluşturulabilir.


Denkleştirme davasının en yaygın görünümü, kazandırmanın terekeye fiilen iadesinin talep edildiği eda davalarıdır. Eda talebi, kazandırma konusunun niteliğine göre iki farklı şekilde formüle edilebilir:


Kazandırma konusu malvarlığı değerinin(örneğin bir taşınmazın) bizzat kendisinin terekeye geri döndürülmesidir. Bu durumda talep konusu, ilgili malın mülkiyetinin davalıdan alınıp terekeye intikal ettirilmesi yönünde olur. Dava dilekçesinde bu talep, "davalı adına kayıtlı ... ada ... parsel taşınmazın tapu kaydının iptali ile terekeye iadesine" şeklinde ifade edilmelidir.


Kazandırma konusu malın aynen iadesinin mümkün olmadığı veya talep edilmediği hallerde, malın değerinin para olarak terekeye ödenmesi istenir. Burada talep konusu, denkleştirme anındaki değer üzerinden hesaplanan bir nakdi tutardır. Örneğin, "davalının denkleştirme anındaki değeri ... TL olan kazandırmanın bedelini terekeye ödemesine" şeklindeki talep, bedel iadesine yönelik bir eda talebidir.


Bedel iadesinin talep edildiği hallerde, talep edilen miktarın belirtilmesi kural olmakla birlikte, davanın açıldığı tarihte alacak miktarının tam ve kesin olarak belirlenmesinin davacıdan beklenemeyeceği haller söz konusu olabilir. Bu gibi durumlarda, Hukuk Muhakemeleri Kanunu 107. maddesi uyarınca belirsiz alacak davası açılarak, talep konusu miktar geçici olarak belirlenebilir ve yargılama sırasında yapılacak bilirkişi incelemesi sonucunda talep artırılabilir.


Son olarak, dava açılırken belirlenen talep konusunun yargılama sürecinde değiştirilmesi veya genişletilmesi mümkündür. Hukuk Muhakemeleri Kanunu 141. maddesi çerçevesinde, iddianın ve savunmanın genişletilmesi yasağı istisnaları dahilinde, başlangıçta tespit davası olarak açılan bir davanın talep konusu, sonradan eda davasına dönüştürülebilir. Ancak usul ekonomisi ve davanın selameti açısından, talep konusunun dava dilekçesinde en baştan doğru ve eksiksiz şekilde nitelendirilmesi büyük önem taşır.


a.2) Terditli Talepler


Mirasta denkleştirme davalarında, dava dilekçesinin talep sonucu kısmının düzenlenmesi, davanın kaderini belirleyen en kritik aşamalardan biridir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 111. maddesine göre, davacı aynı davalıya karşı birden fazla talebini, aralarında aslilik-fer'ilik ilişkisi kurarak aynı dava dilekçesinde ileri sürebilir. Bu usul hukuku imkanına terditli dava adı verilir. Denkleştirme davaları, niteliği gereği tenkis davaları ile yakın bir ilişki içerisindedir ve uygulamada sıklıkla terditli olarak açılmaktadır.


Mirasbırakanın sağlığında yaptığı kazandırmaların hukuki niteliği, her zaman kesin çizgilerle belirlenemeyebilir. Bir kazandırmanın iadeye mi(denkleştirme) yoksa indirime mi(tenkis) tabi olduğu hususu, toplanacak deliller ve mahkemenin yapacağı hukuki tavsif sonucunda ortaya çıkacaktır. Bu belirsizliği aşmak ve hak kaybını önlemek amacıyla davacı, öncelikli talebini denkleştirme olarak belirleyip, bu talebinin kabul edilmemesi ihtimaline binaen ikincil talebini tenkis olarak sunabilir. Bu durumda mahkeme, HMK uyarınca önce asli talep olan denkleştirme şartlarının oluşup oluşmadığını inceler. Şayet denkleştirme koşulları mevcut değilse, davayı reddetmek yerine ikincil talep olan tenkis hükümlerini değerlendirmeye alır.


Terditli talep kurgusunun doğru yapılması, usul ekonomisi açısından büyük yarar sağladığı gibi davanın esastan reddedilmesi riskini de minimize eder. Yargıtay uygulamasına göre, denkleştirme ve tenkis birbirinden bağımsız, ayrı hukuki sebeplere dayanan davalardır. Şayet dava dilekçesinde sadece denkleştirme talep edilmiş ve terditli bir kademelendirme yapılmamışsa, mahkeme kendiliğinden(re'sen) tenkis hükümlerini uygulayamaz. Davacının açıkça ıslah yoluna başvurmadığı veya başlangıçta terditli talepte bulunmadığı hallerde, denkleştirme şartlarını taşımayan ancak tenkis hükümlerine tabi olabilecek bir kazandırma için dahi davanın reddine karar verilebilir. Bu sebeple, kazandırmanın niteliği konusunda tereddüt bulunan hallerde "öncelikle davalıya yapılan kazandırmanın denkleştirme kuralları gereği terekeye iadesine, bu şartlar oluşmazsa tenkis kuralları gereği saklı payı aşan kısmın iadesine" şeklinde bir formülasyon kullanılması hukuki güvenliği sağlar.


Uygulamada sıkça yapılan bir hata ise iadenin biçimine ilişkin terditli talepte bulunmaktır. Davacının "öncelikle aynen iade, mümkün olmazsa bedel iadesi" şeklinde bir talep sıralaması yapması, denkleştirme kurumunun doğasıyla tam olarak örtüşmez. Zira Türk Medeni Kanunu, sebepsiz zenginleşme hükümlerinden farklı olarak, denkleştirme borçlusuna(davalıya) seçimlik bir hak tanımıştır. İade borçlusu, dilerse malı aynen iade edebilir, dilerse değerini ödeyerek malı kendisinde tutabilir. Seçim hakkı davalıya ait olduğundan, davacının bu konuda terditli bir dayatmada bulunması hukuken sonuç doğurmayabilir; ancak davanın esasına ilişkin(denkleştirme veya tenkis) terditli talepler geçerliliğini korur ve mahkemece sırasıyla incelenir.


b) Husumet: Davacı ve Davalı Taraflar


Mirasta denkleştirme davasında husumet, davanın taraflarını ve bu tarafların sahip olması gereken hukuki sıfatları ifade eder. Bu dava türü, mirasbırakanın sağlığında yaptığı karşılıksız kazandırmaların terekeye iadesini amaçladığından, davanın tarafları mutlak surette yasal mirasçılık sıfatına sahip olmalıdır. Davanın tarafları teknik olarak denkleştirme alacaklısı(davacı) ve denkleştirme borçlusu(davalı) olarak adlandırılır.


Denkleştirme davasında davacı sıfatı, mirasbırakanın ölümü anında yasal mirasçı olan kişilere aittir. Yargıtay uygulamaları ve doktrindeki hakim görüşe göre, davacı olabilmek için mirasçının saklı paylı mirasçı olması şartı aranmaz. Yasal mirasçı statüsüne sahip olmak, dava açma ehliyeti için yeterlidir. Bu kapsamda altsoy, ana-baba, eş, kardeşler veya büyük ana-baba gibi yasal mirasçılar, denkleştirme talebinde bulunabilirler.


Davacı tarafın belirlenmesinde dikkat edilmesi gereken en önemli husus, davanın birlikte açılma zorunluluğunun bulunmamasıdır. Mirasçılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı yoktur; dolayısıyla mirasçılardan biri veya birkaçı bu davayı tek başına açabilir. Ancak, denkleştirme davası sonucunda verilen hüküm, terekenin tamamını ilgilendirdiği için, dava tek bir mirasçı tarafından açılmış olsa dahi, elde edilen sonuçtan(terekeye iade) tüm mirasçılar hisseleri oranında yararlanır.


Denkleştirme davasında davalı taraf, mirasbırakanın sağlığında denkleştirmeye tabi bir kazandırma elde etmiş olan yasal mirasçıdır. Bir kimsenin bu davada davalı gösterilebilmesi için iki temel şartın birlikte gerçekleşmesi gerekir:

  1. Mirasbırakanın ölümü tarihinde yasal mirasçı sıfatına sahip olmak.

  2. Mirasbırakandan sağlararası karşılıksız bir kazandırma almış olmak.


Türk Medeni Kanunu sistematiğinde, altsoy(çocuklar, torunlar) kural olarak yasal denkleştirme borçlusudur. Altsoy dışındaki yasal mirasçıların(örneğin sağ kalan eş veya kardeşler) davalı olabilmesi için, mirasbırakanın kazandırma yaparken iade yükümlülüğünü açıkça öngörmüş olması, yani iradi denkleştirme şartlarının oluşması gerekir.


Yukarıda açıklamış olduğumuz üzere atanmış mirasçılar yasal mirasçı statüsünde olmadıkları için denkleştirme davasında ne davacı ne de davalı sıfatına sahip olabilirler. Atanmış mirasçılara yapılan kazandırmalar, denkleştirme davasının değil, şartları varsa tenkis davasının konusunu oluşturabilir.


Denkleştirme borçlusu olan birden fazla mirasçının bulunması durumunda, bu kişiler arasında müteselsil sorumluluk söz konusu değildir. Her bir davalı mirasçı, yalnızca kendi aldığı kazandırmadan ve bunun denkleştirme değerinden sorumludur. Bu nedenle davacı, her bir borçluya karşı talebini ayrı ayrı yöneltmelidir.


Yargılama sürecinde taraflar, davanın teknik boyutu ve ispat kurallarının karmaşıklığı nedeniyle kendilerini bir avukat ile temsil ettirebilirler. Ayrıca, dava açmayan diğer mirasçıların, devam eden davaya Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 65 ile 76. maddeleri arasındaki hükümler çerçevesinde fer'i müdahil olarak katılmaları ve yargılamada taraf yanında yer almaları mümkündür.


c) Görevli ve Yetkili Mahkeme


Mirasta denkleştirme davalarında yargılama makamının doğru tespiti, davanın usul ekonomisi ilkesine uygun yürütülmesi ve usulden reddedilmemesi adına öncelikli bir husustur. Yargılamanın sıhhati açısından görevli mahkeme ve yetkili mahkeme ayrımının net bir şekilde yapılması gerekir.


Görevli mahkeme belirlenirken uyuşmazlığın hukuki niteliği esas alınır. Denkleştirme davası, mirasbırakanın sağlığında mirasçılarına yaptığı karşılıksız kazandırmaların terekeye iadesini konu alan ve özü itibarıyla malvarlığı haklarına dayanan bir dava türüdür. Türk Medeni Kanunu'nda veya usul kanunlarında bu dava için özel bir mahkeme görevlendirilmemiştir. Dolayısıyla genel hükümler çerçevesinde hareket edilir. Dava konusunun değerine ve miktarına bakılmaksızın, malvarlığı haklarına ilişkin davalarda genel görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi olduğundan, denkleştirme davaları da bu mahkemede görülür. Terekenin tespiti veya korunması gibi işlerde görevli olan Sulh Hukuk Mahkemesi ile karıştırılmamalıdır; zira denkleştirme davası çekişmeli yargı işidir ve asliye hukuk mahkemesinin görev alanına girer.


Yetkili mahkemenin tespiti ise miras hukukunun kendine özgü karakteri gereği özel ve kesin bir düzenlemeye tabidir. Türk Medeni Kanunu'nun 576. maddesi uyarınca; mirasın açılmasına, paylaşılmasına ve miras sebebiyle istihkak davalarına bakmaya yetkili mahkeme, mirasbırakanın son yerleşim yeri mahkemesidir. Denkleştirme davası, mirasın paylaşımından önceki aşamayı ve terekenin iade yoluyla tamamlanmasını kapsadığından, bu madde hükmü gereği mirasbırakanın son yerleşim yerinde açılmalıdır.


Kanun koyucu, miras davalarında yetkiyi kamu düzenine ilişkin saymış ve kesin yetki kuralını getirmiştir. Bu kuralın pratik sonuçları şunlardır:

  • Mahkeme, yetkili olup olmadığını davanın her aşamasında kendiliğinden(re'sen) inceler. Davalı tarafın yetki itirazında bulunup bulunmaması sonucu değiştirmez,

  • Taraflar, aralarında anlaşarak davanın başka bir yer mahkemesinde görülmesini kararlaştıramazlar(yetki sözleşmesi yasağı),

  • Dava, mirasbırakanın son yerleşim yeri dışındaki bir mahkemede açılmışsa, hakim yetkisizlik kararı verir ve talep halinde dosyayı yetkili mahkemeye gönderir.


Yetkili mahkemenin belirlenmesinde esas alınan "son yerleşim yeri" kavramı, şekli bir kayıttan ziyade fiili durumu ifade eder. Mirasbırakanın nüfus kütüğüne kayıtlı olduğu yer değil, ölmeden önce yerleşme niyetiyle oturduğu ve yaşam ilişkilerini sürdürdüğü yer esas alınır. Örneğin mirasbırakan İstanbul'da nüfusa kayıtlı olsa dahi, yaşamının son yıllarını İzmir'de geçirmiş ve orada vefat etmişse, yetkili mahkeme İzmir Asliye Hukuk Mahkemesidir. Davacı veya davalıların ikametgahlarının neresi olduğu, yetkili mahkemenin belirlenmesinde herhangi bir rol oynamaz.


Zamanaşımı veya Hak Düşürücü Süreler


Türk Medeni Kanunu sistematiğinde, mirasta denkleştirme talebi için kanun koyucu tarafından özel olarak düzenlenmiş bir hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi bulunmamaktadır. Bu yönüyle denkleştirme kurumu, tenkis davasından kesin çizgilerle ayrılır.


Tenkis davasında hak düşürücü süreler(öğrenmeden itibaren 1 yıl ve her halde 10 yıl) açıkça düzenlenmişken, denkleştirme davasında sürenin belirlenmesi, talebin hukuki niteliğine ve ileri sürüldüğü aşamaya göre şekillenir. Denkleştirme, esasen mirasçılar arasında bir iç hesaplaşma ve terekenin paylaştırılması sırasında payların dengelenmesi işlemi olduğundan, zamanaşımı rejimi terekenin paylaşılıp paylaşılmadığına göre ikili bir ayrıma tabi tutulur.


  • Tereke henüz paylaşılmamışsa veya paylaşma davası devam ediyorsa, denkleştirme talebi herhangi bir zamanaşımı süresine tabi olmaksızın ileri sürülebilir. Zira bu aşamada denkleştirme, bağımsız bir alacak davası niteliğinde değil, paylaşma işleminin doğru yapılmasına yönelik bir itiraz veya düzeltme talebi niteliğindedir. Doktrin ve Yargıtay uygulamasında, miras ortaklığı devam ettiği müddetçe denkleştirme isteğinin zamanaşımına uğramayacağı hususunda görüş birliği bulunmaktadır. Dolayısıyla paylaşma tamamlanana kadar, mirasçılardan birinin diğerine karşı zamanaşımı definde(süre itirazı) bulunması hukuken mümkün değildir ve mahkemece dikkate alınmaz.

  • Mirasın paylaşılması tamamlandıktan sonra ise hukuki durum değişir. Paylaşma işlemi bittikten sonra, denkleştirme talebi artık tereke paylaşım sürecinin bir parçası olmaktan çıkar ve bağımsız bir alacak hakkına dönüşür. Bu aşamada, Türk Borçlar Kanunu'nun 146. maddesinde düzenlenen genel zamanaşımı kuralı devreye girer. İlgili maddeye göre, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. Dolayısıyla, paylaşma gerçekleştikten sonra açılacak müstakil bir denkleştirme davasında, davalı tarafın on yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu yönündeki savunması davanın esasına girilmeksizin reddine sebep olabilir.


On yıllık zamanaşımı süresinin başlangıç anı, paylaşmanın hukuken tamamlandığı tarihtir. Bu tarihin tespiti şu kriterlere göre yapılır:

  • Mahkeme kararı ile paylaşma: Paylaşma davası sonucunda verilen kararın kesinleştiği tarih esas alınır.

  • Sözleşme ile paylaşma: Mirasçılar arasında rızai taksim sözleşmesi yapılmışsa, sözleşmenin düzenlendiği tarih sürenin başlangıcıdır.


Şayet yapılan paylaşma işlemi herhangi bir sebeple geçersiz sayılırsa veya iptal edilirse, ortada geçerli bir paylaşma bulunmayacağından zamanaşımı süresi de işlemeye başlamaz. Özetle, denkleştirme taleplerinde süre sorunu, ancak mirasın fiilen ve hukuken paylaşılmasından sonraki dönem için bir uyuşmazlık konusu olabilir.


Denkleştirme Davası ile Diğer Davaların İlişkisi


Denkleştirme davasının hukuk sistemimizdeki yerini doğru tespit edebilmek için, bu kurumun diğer dava türleriyle olan temas noktalarının ve sınırlarının net bir şekilde çizilmesi gerekir. Denkleştirme, özünde terekenin iç paylaşım dengesini kurmaya yönelik bir mekanizma olup, çoğu zaman bağımsız bir iptal veya alacak talebi gibi algılansa da maddi hukuk ve usul hukuku bakımından kendine özgü bir karakter taşır. Bu davanın diğer hukuki yollarla ilişkisinin doğru kurulması, hem dava şartları hem de hükmün infaz kabiliyeti bakımından belirleyicidir.


a) Mirasın Paylaşılması(Taksim) Davası ile İlişkisi


Denkleştirme kurumu ile mirasın paylaşılması davası arasındaki ilişki, en doğrudan ve organik ilişkidir. Denkleştirme, kural olarak tereke paylaşımının bir unsuru niteliğindedir. Uygulamada bu talep, çoğu kez ayrı bir dava olarak değil, görülmekte olan bir ortaklığın giderilmesi veya paylaşma davası içerisinde ileri sürülür. Henüz paylaşma yapılmamışken açılan bir davada, mirasçılardan birinin mirasbırakandan sağlığında aldığı kazandırmaların payına mahsup edilmesi talebi, ayrı bir dava açılmasına gerek olmaksızın paylaşma davası içinde incelenebilir. Bu durumda mahkeme, denkleştirmeyi paylaşmanın matematiğini belirleyen bir ön sorun gibi ele alır ve paylaşma hükmünü, denkleştirme hesabını yaparak kurar. Dolayısıyla paylaşma davası görülürken denkleştirme iddiasının ileri sürülmesi, davaların yığılması değil, tek bir hukuki ilişkinin tamamlanması işlemi olarak kabul edilir.


b) Tenkis Davası ile İlişkisi


Uygulamada en sık karşılaşılan hatalardan biri, denkleştirme ile tenkis kurumlarının birbirine karıştırılmasıdır. Her iki kurum da mirasbırakanın sağlığında yaptığı kazandırmalarla ilgili olsa da amaçları ve sonuçları kökten farklıdır. Denkleştirme, mirasçılar arasındaki eşitliği sağlamayı hedeflerken; tenkis, mirasçıların saklı paylarını korumaya yöneliktir. Denkleştirme sadece yasal mirasçılar arasında ve pay hesabı düzeyinde sonuç doğururken, tenkis üçüncü kişilere yapılan kazandırmalara kadar uzanabilir.


Bu iki dava arasında hiyerarşik değil, tamamlayıcı bir ilişki bulunur. Yargıtay uygulamasına göre, bir kazandırma hem denkleştirmeye hem de tenkise tabi olabilir. Ancak çözüm sırasında öncelik denkleştirmeye verilir. Eğer denkleştirme(iade) yoluyla terekeye dönen değerler sayesinde mirasçıların saklı payları da karşılanabiliyorsa, ayrıca tenkis hükümlerine başvurulmaz. Ancak denkleştirme yapılmasına rağmen saklı pay ihlali giderilemiyorsa, o aşamada tenkis davası gündeme gelir.


c) Tapu İptali ve Tescil ile Muris Muvazaası Davalarıyla İlişkisi


Denkleştirme davasının ayni haklara etkisi bakımından tapu iptali ve tescil davalarıyla kesin bir sınır çizgisi vardır. Denkleştirme, kural olarak ayni bir hakka müdahale etmez; yani kazandırma konusu malın mülkiyetini mirasçıdan alıp terekeye geri döndürmez. Bu nedenle denkleştirme davası sonucunda tapu iptali ve tescile karar verilmesi mümkün değildir. Mahkeme, malın değerini hesaba katarak miras paylarını parasal olarak dengeler.


Eğer mirasbırakanın sağlığında yaptığı kazandırmanın gerçekte bağış değil de muvazaalı bir satış işlemi olduğu iddia ediliyorsa, bu durum denkleştirmenin değil, muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davasının konusudur. Bu ayrım hayati öneme sahiptir; zira denkleştirme hukuken geçerli bir kazandırmayı esas alırken, muvazaa davası işlemin baştan itibaren geçersizliğini ileri sürer.


d) Alacak Davaları ile İlişkisi


Denkleştirme talebi, özellikle paylaşma tamamlandıktan sonra ileri sürüldüğünde görünüşte bir para alacağı davasını andırabilir. Ancak bu talebin hukuki kaynağı klasik borçlar hukuku ilişkisi değildir. Buradaki alacak hakkı, sebepsiz zenginleşme veya haksız fiil hükümlerinden değil, doğrudan miras hukukuna özgü denkleştirme kurallarından doğar. Bu ayrım, davanın hukuki nitelendirmesi yapılırken mahkemenin uygulayacağı ispat ve usul kurallarını doğrudan etkiler. Mirasçı, paylaşım sırasında hata yapıldığını ve payının eksik hesaplandığını ileri sürüyorsa, bu talep genel bir alacak davası olarak değil, miras hukukunun özel hükümleri çerçevesinde değerlendirilmelidir.


Mirasta Denkleştirme Davasına İlişkin Yargıtay Kararları

  • Mirasta iade talebinin terditli olarak ileri sürülmesine ilişkin karar,

  • Kazandırmanın miras payına mahsuben yapılmış olduğunun ispatına ilişkin karar,

"...

...

...

Hemen belirtmek gerekir ki, 01.04.1974 tarih ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulanabilmesi, mirasbırakanın üzerindeki taşınmazı kayden satış veya ölünceye kadar bakma akdiyle devretmesi ve bunun da muvazaalı olduğunun saptanması halinde mümkün olup mirasbırakan asıl davaya konu 21 parsel sayılı taşınmazını bağış suretiyle davalılara temlik ettiğine, birleştirilen davaya konu 2090, 2104, 2398 ve 1547 parsel sayılı taşınmazlarını ise kadastro tespitinden önce haricen davalılara bağışladığına göre anılan İçtihadı Birleştirme Kararının olayda uygulanma yeri bulunmamaktadır. Böylesi bağış yoluyla yapılan temliki işlemin koşulları varsa ancak Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 560 ilâ 571 inci maddeleri arasında öngörülen tenkis davasına konu edilebileceği, bağış yoluyla gerçekleştirilen temliklerde muvazaa olgusunun dinlenemeyeceği açık olup esasen bu husus Mahkemenin de kabulündedir.


Öte yandan, 4722 sayılı Kanun’nun 17 inci maddesi uyarınca mirasçılık ve mirasın geçişi mirasbırakanın ölüm tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir. Mirasbırakan ... 15.02.2000 tarihinde öldüğüne göre mirasbırakanın ölüm tarihi itibariyle 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi hükümlerinin uygulanması gerekmekte olup anılan Kanun'un 603 üncü maddesinde düzenlenen mirasta iade hükümlerine göre bağış amacıyla yapılan kazandırmaların denkleştirmeye tabi olabilmesi için öncelikle miras payına mahsuben yapıldığının davacı tarafça kanıtlanması gerektiği gözetildiğinde terditli mirasta iade isteği yönünden davanın reddedilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Davacılar vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazı yerinde değildir.

...

...

..."


  • Mirasta iade(denkleştirme) davasında ispata ilişkin karar,

  • Mirasta iade/denkleştirme davasında zamanaşımı uygulamasına ilişkin karar,

"...

...

...

Mirasta denkleştirme davalarında, sadece yasal mirasçı aleyhine denkleştirme talebinde bulunulabilir, yasal mirasçı olmayanlara yapılan kazandırma denkleştirmeye tabi değildir. Miras bırakandan sağlar arası kazandırma olmalıdır. Ölüme bağlı tasarrufla yapılan kazandırma denkleştirmeye tabi değildir. Kazandırma karşılıksız olmalıdır. Kazandırma, miras payına mahsuben (iadeye tabi olarak) yapılmalıdır. Bağış amaçlı yapılan kazandırmalar denkleştirmeye (iadeye) tabi değildir, bu nedenle miras bırakanın bağış amacının olup-olmadığı ayrıntısıyla araştırılmalıdır. İade, terekeye yapılır, davacı mirasçının miras payı oranında iade yapılmaz. Altsoya yapılan kazandırma aksi miras bırakan tarafından açıkça belirtilmemişse karine olarak denkleştirmeye (iadeye) tabidir. Altsoya yapılan sağlar arası kazandırmanın denkleştirmeye tabi olmadığını davalı (altsoy) ispatlamalıdır. Altsoy dışındaki yasal mirasçılara yapılan kazandırma, karine olarak denkleştirmeye (iadeye) tabi değildir. Altsoy dışındaki yasal mirasçıya yapılan kazandırmanın denkleştirmeye (iadeye) tabi olduğunu davacı ispatlamalıdır. Miras bırakanın iradesinin denkleştirmeye (iadeye) tabi olup olmadığının ispatı şekle tabi değildir, her türlü delille ispatlanabilir. İade edilecek mal varlığı yönünden seçim hakkı davalınındır; ister aynen iade eder, isterse bedelini öder. Miras payının aşan kısmının davalıda kalması miras bırakanın iradesinden anlaşılıyorsa, aşan kısım için iade istenemez. Denkleştirme, denkleştirme anındaki değere göre yapılır. Denkleştirmede sebepsiz zenginleşme hükümleri uygulanır. Denkleştirmeye (iadeye) tabi olduğunu davacı ispatlamalıdır. Miras bırakanın iradesinin denkleştirmeye (iadeye) tabi olup olmadığının ispatı şekle tabi değildir, her türlü delille ispatlanabilir. İade edilecek mal varlığı yönünden seçim hakkı davalınındır; ister aynen iade eder, isterse bedelini öder.


Saklı paylarının karşılığını alamayan mirasçılar, mirasbırakanın tasarruf edebileceği kısmı aşan tasarruflarının tenkisini dava edebilirler (TMK md 560). Türk Medeni Kanununun 565. maddesinin (4) bendinde yer alan hüküm gereğince, miras bırakanın saklı pay kurallarını etkisiz kılmak amacıyla yaptığı açık olan kazandırmalar tenkise tabidir. Islah olmadıkça ya da terditli dava açılmamışsa, mirasta denkleştirme davası kendiliğinden tenkis davasına dönüşmez.


Somut olayda, davacı mirasta denkleştirme talebinde bulunmuş olup, Türk Medeni Kanununun 669. maddesi uyarınca mirasta denkleştirme istemi mirasın paylaşılması tamamalanana kadar gerçekleştirlebilir. Başka bir anlatımla mirasta denkleştirme, mirasın paylaşılmadığı süre boyunca zamanaşımına uğramaz. Mirasın paylaşıldığı ve murisin öldüğü tarihten dava açma tarihine kadar yasal zamanaşımı süresi tamamlanmadığından mahkemece esas hakkında bir hüküm kurulması gerekirken, davanın Türk Medeni Kanununun 565. maddesine göre tenkis isteği olarak değerlendirilip, bu itibarla hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş ve hükmün açıklanan nedenlerle bozulması gerekmiştir.

...

...

..."


  • Mirasta denkleştirme davalarında mirasçı ile murisin müşterek hesaplarındaki paraların değerlendirilmesine ilişkşin karar,

"...

...

...

Mirasta denkleştirme mirasçıların murisin sağlığında muristen karşılıksız olarak aldığı mal ve kıymetlerin geri alınarak miras taksiminde tereke içerisinde yer almasıdır. TMK’nın 669. Maddesi gereğince “Yasal mirasçılar, mirasbırakandan miras paylarına mahsuben elde ettikleri sağlararası karşılıksız kazandırmaları, denleştirmeyi sağlamak için terekeye geri vermekle birbirlerine karşı yükümlüdürler. Mirasbırakanın çeyiz veya kuruluş sermayesi vermek ya da bir malvarlığını devretmek veya borçtan kurtarmak ve benzerleri gibi karşılık almaksızın altsoyuna yapmış olduğu kazandırmalar, aksi mirasbırakan tarafından açıkça belirtilmiş olmadıkça denleştirmeye tabidir.” Altsoy dışındaki yasal mirasçılara yapılan kazandırmalarda ise miras payına mahsup edilmek üzere hareket edilmediği yönünde bir karine vardır. Bu karinenin aksinin davacı tarafından kanıtlanması gerekmektedir.


Murisin sağlığında karşılıksız olarak yaptığı kazanımı elde eden yasal mirasçılara karşı dava açılabilir.


Müşterek hesaptaki paylar aksi iddia edilip kanıtlanmadıkça birbirine eşittir. Zira, para müşterek hesaba yatırıldığına ve pay bakımından bir anlaşma bulunmadığına göre mülkiyetin yarı yarıya olmak üzere hak sahiplerine ait olması gerekir. Müşterek hesap birden fazla kişiye aitse mudilerden birinin ölümü halinde, aksine sözleşme yoksa, hesaptaki paralar eşit paylara bölünecek ve hayatta kalan mudiye kendi payı ödenebilecektir. Ortak hesabın taraflarından her biri bankadan para çekerken, payına göre kendi adına, payından fazlası için diğer hesap sahibinin vekili olarak hareket etmekte olup, payından fazla çektiği miktarda diğer hak sahibine karşı borçlu durumuna girer. Davalı, mirasbırakanın ölümünden önce hesaptaki paradan çekmiş olduğu tutar ile ölümünden sonra çekmiş olduğu tutardan payından fazla çektiği miktar kadar diğer mirasçılara karşı sorumludur.


Somut uyuşmazlıkta dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden, murisin davalı ... ile ortak hesaplarının bulunduğu anlaşılmaktadır. O halde, mahkemece murisin, davalı ... ile açtığı müşterek hesaplar tespit edilerek bu hesaplardaki bedelin nereden geldiği; hesaplardaki bedelin ilk açılış tarihinden itibaren takip edilerek murisin vefat ettiği 02.01.2010 tarihinde ulaştığı rakam ve bu hesaplarda açıldığı tarihten kapatıldığı, kapatılmamış ise dava tarihine kadar kimlerin tasarrufta bulunduğu belirlenmelidir. Belirlenen bu bedelden davacının miras payı dikkate alınarak hakettiği bedelin bulunup bulunmadığının saptanması gerekir. Dosya içerisindeki bilirkişi raporlarında belirtilen hususlar gözetilmediği, denetime elverişsiz olduğu anlaşılmaktadır.


Davacının, davalılar Abdullah ve Ülfet yönündeki iddiaları yeterli şekilde araştırılmadan, bilirkişi raporlarındaki çelişkiler giderilmeden hüküm kurulması doğru değildir. Mahkemece murisin ölmeden önceki tüm malvarlığı ve tarafların iddiaları araştırıldıktan sonra, içerisinde bankacı, emekli sayıştay denetçisinin de bulunduğu konusunda uzman üç kişilik bilirkişi heyetinden rapor alınmalı sonucuna göre bir karar verilmelidir.


Mahkemece, yukarıda belirtilen hususlar gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.

...

...

..."



ankara miras avukatı

Yasal Uyarı

Delil Hukuk Bürosu, bu internet sitesinde yer alan tüm bilgilerin, zaman içerisinde gelişim ve değişim gösterecek olan hukuk sistemimize uyarlanacağına dair hiçbir garanti vermemektedir. Hukuki makalelerde yer alan bilgilerin dayandığı kanun hükümleri ve yargısal uygulamalar zaman içerisinde değişiklik gösterebilmekte olup, ihtiyaç halinde yapılabilecek en doğru davranış, avukatınız ile birebir görüşmek ve destek almaktır. Bu anlamda hiçbir hukuki sorumluluk kabul edilmemektedir. Bu internet sitesinde yer alan bilgiler, mesleki dayanışma kapsamında meslektaşlar tarafından kullanılabilir. Ancak bu sitedeki yayınların haber sitesi vb. internet sitelerinde kullanılabilmesi için yayının alınmış olduğu kaynak açıkça gösterilmeli veya bu internet sitesine link verilmek suretiyle kaynağa atıf yapılmalıdır; bu şartların sağlanmış olması halinde ayrıca Delil Hukuk Bürosu yetkililerinden izin alınmış olması gerekmemektedir.

İletişim

Ehlibeyt Mahallesi, Ceyhun Atuf Kansu Caddesi,

No:112 Kat:5 Daire:30

Cevat Muratal İş Merkezi,

Balgat, Çankaya/ANKARA

© 2020 Delil Hukuk Bürosu

bottom of page