Ara
  • Hüseyin Baran DELİL

Kasten Yaralama Suçu ve Cezası

Baran Delil Avukatlık Bürosu


kasten yaralama suçu ankara ceza avukatı

Makale İçindekiler:

  1. Kasten Yaralama Suçu Üst Başlık

  2. Kasten Yaralama Suçu

  3. Kasten Yaralama Suçunun Daha Az Cezayı Gerektiren Basit Hali

  4. Kasten Yaralama Suçunun Nitelikli Hali

  5. Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Yaralama

  6. Kasten Yaralama Suçunun İhmali Davranışla İşlenmesi

  7. Kasten Yaralama Suçunda Şikayet

  8. Kasten Yaralama Suçunda Zamanaşımı

  9. Kasten Yaralama Suçunda Uzlaşma Usulü

  10. Kasten Yaralama Suçunda Yetkili ve Görevli Mahkeme

  11. Kasten Yaralama Suçunda Ceza Avukatının Rolü

  12. Kasten Yaralama Suçuna İlişkin Yargıtay Kararları


KASTEN YARALAMA


Kasten yaralama suçunun basit hali, daha az cezayı gerektiren hali ve nitelikli halleri, Türk Ceza Kanunumuzun 86. düzenlenmiş olup, temelde kişinin vücut bütünlüğü ve vücut dokunulmazlığı üzerindeki haklarını korumayı amaçlamaktadır. Ayrıca "neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama" adı altında 87. maddede neticesi sebebiyle daha çok cezayı gerektiren halleri düzenlenmiştir.


Kanuni çerçevesi oldukça genel ve soyut düzenlenmiş olan kasten yaralama suçunu basit ve dar bazı birkaç davranış ile sınırlandırmak mümkün değildir, bu nedenle kasten yaralama suçu serbest hareketli suçlar arasındadır. Kanunda yer alan ifadesiyle, kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, kasten yaralama suçunu işlemiş olur. O halde kasten yaralama suçunun varlığından söz edebilmemiz için yalnızca mağdura fiziksel acı çektirmek gerekmemektedir. Hukuka aykırı bir fiil sonucu kişinin sağlığının ve algılama yeteneğinin zarar görmesi de kasten yaralama suçunu oluşturmaktadır. Serbest hareketli bir suç olmasından mütevellit, çok geniş bir uygulama alanına sahip olan kasten yaralama suçu için yalnızca fiziksel şiddet gerekmediği gibi, bir vatandaşın yiyecek ve içeceğine ilaç katılması suretiyle sağlığının bozulması; bir kişi ile beraber seyahat edilmekteyken araba yolculuğunda kişinin yanındaki kişiyi yaralamak için bilinçli olarak kaza yapması gibi birçok farklı davranış kasten yaralama suçu teşkil edecektir.


Zaman zaman, kasten yaralama suçunun toplumumuzda birçok farklı suç tipiyle karıştırılabildiği görülmektedir; bu nedenle temel saptama doğru yapılmalıdır. Küçük farklılıklar saptanmalı ve kavramlara ilişkin tanımlama doğru yapılıp kanuna uygun bir tanımsal çerçeve dahilinde somut olay ele alınmalıdır. Basitçe anlaşılabilecek örneklerle açıklamamız gerekirse: Kasten yaralama suçu, ancak insanlara karşı işlenebilmektedir. Bir hayvana karşı yaralayıcı ve zarar verici davranış içerisine girilmesi halinde kasten yaralama suçu değil, diğer şartların da mevcut olması halinde(zarar gören hayvanın sahipli olması gibi) mala zarar verme suçu oluşacaktır. Ayrıca ölü bir kimse de yaralanamayacağı için, ölmüş kimsenin cesedine yönelik gerçekleştirilen bu tip hareketler de kasten yaralama suçunu değil, diğer tüm şartların mevcut olması halinde kişinin hatırasına hakaret suçunu meydana getirir.


Türk Ceza Kanunumuzun 86, 87 ve 88. maddelerine kasten yaralama suçu ile suçun basit ve nitelikli halleri ile neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama ve ihmali davranışla işlenen kasten yaralama suçları aşağıdaki şekilde belirtilmiştir:



Kasten Yaralama Suçu


Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Şikayet aranmaz, savcılık resen harekete geçebilir.



Suçun Daha Az Cezayı Gerektiren Basit Hali


Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması hâlinde, mağdurun şikâyeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur. Suçun bu basit halinde mağdurun şikayeti aranmaktadır, savcılık ve diğer yargı makamlarınca resen harekete geçilmez, başlatılmış olan soruşturma ve kovuşturmalar da sona erer.



Kasten Yaralama Suçunun Nitelikli Hali


Kasten yaralama suçunun;

  1. Üstsoya, altsoya, eşe veya kardeşe karşı,

  2. Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,

  3. Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,

  4. Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

  5. Silahla,

  6. Canavarca hisle,

İşlenmesi halleri suçun nitelikli halleridir. Suçun nitelikli hallerinden canavarca hisle işlenmesi hali haricindeki durumlarda verilecek ceza yarı oranında artırılır; kasten yaralama suçunun canavarca hisle işlenmesi halinde ise verilecek ceza bir kat artırılacaktır.



Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Yaralama


Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçunun gerçekleşmesi halinde faile verilecek olan cezada neticenin şiddetine göre artırıma gidilir. Türk Ceza Kanunumuzun 87. maddesine göre neticesi sebebiyl ağırlaşmış yaralama oldukça detaylı ve kademeleri olarak düzenlenmiştir:


"TCK Madde 87

1) Kasten yaralama fiili, mağdurun;

a) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına,

b) Konuşmasında sürekli zorluğa,

c) Yüzünde sabit ize,

d) Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma,

e) Gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun vaktinden önce doğmasına,

Neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, bir kat artırılır. Ancak, verilecek ceza, birinci fıkraya giren hallerde üç yıldan, üçüncü fıkraya giren hallerde beş yıldan az olamaz.


2) Kasten yaralama fiili, mağdurun;

a) İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine,

b) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine,

c) Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına,

d) Yüzünün sürekli değişikliğine,

e) Gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun düşmesine,

Neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, iki kat artırılır. Ancak, verilecek ceza, birinci fıkraya giren hallerde beş yıldan, üçüncü fıkraya giren hallerde sekiz yıldan az olamaz.


3) Kasten yaralamanın vücutta kemik kırılmasına veya çıkığına neden olması halinde, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, kırık veya çıkığın hayat fonksiyonlarındaki etkisine göre, yarısına kadar artırılır.


4) Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, yukarıdaki maddenin birinci fıkrasına giren hallerde sekiz yıldan oniki yıla kadar, üçüncü fıkrasına giren hallerde ise oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur."



Kasten Yaralama Suçunun İhmali Davranışla İşlenmesi


Kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte ikisine kadar indirilebilir. Bu halin söz konusu olması halinde kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesine ilişkin koşullar göz önünde bulundurulur.



Kasten Yaralama Suçunda Şikayet


Kasten yaralama suçunun basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek hali şikayete tabi suçlardandır ve şikayet süresi 6(altı) aydır. 6 ayın sonunda şikayet hakkının kullanılmaması halinde şikayet hakkı düşer. Kasten yaralama suçunun şikayete tabi olan bu halinde şikayetin sonradan geri çekilmesi durumunda soruşturma aşamasında takipsizlik, yani kovuşturmaya yer olmadığına dair karar(KYOK Kararı) verilecektir. Kovuşturma aşamasında şikayetin geri çekilmesi halinde ise kovuşturma şikayetin geri çekilmesi nedeniyle sona erdirilecektir.


Kasten yaralama suçlarının basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek halleri ile nitelikli hallerinde şikayet zorunlu değildir. Bu hallerde savcılık tarafından resen soruşturma başlatılabilir ve kovuşturma evresine geçilebilir. Şikayete tabi olmayan hallerde şikayette bulunulmaması veya şikayette bulunulmuş olması halinde şikayetin geri çekilmesi gibi durumlarda yargılama süreci soruşturma aşamasında da olsa, kovuşturma aşamasında da olsa devam edecektir.



Kasten Yaralama Suçunda Zamanaşımı


Kasten yaralama suçu açısından zamanaşımı süresi 8(sekiz) yıldır. 8 yıl içerisinde davanın açılabilir ve açılan davaya müdahil olunabilir.



Kasten Yaralama Suçunda Uzlaşma Usulü


Kasten yaralama suçunun basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek yaralama hali, basit hali uzlaşma prosedürüne tabiidir. Soruşturma aşamasında savcılık, kovuşturma aşamasında ise mahkeme tarafından uzlaştırma bürosuna tevdi sağlanır. Taraflar uzlaştırma sürecinde uzlaşma sağlarlarsa süreç bu şekilde sona erer.



Kasten Yaralama Suçunda Yetkili ve Görevli Mahkeme


Kasten yaralama suçuna ilişkin olarak yapılacak yargılamada yetkili mahkeme, suçun işlendiği yer mahkemesidir.


Kasten yaralama suçunda görevli mahkeme ise, neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama hallerinden olan mağdurun ölümü halinde ağır ceza mahkemesi olacakken, diğer tüm hallerde asliye ceza mahkemesi olacaktır.



Kasten Yaralama Suçunda Ceza Avukatının Rolü


Kanun koyucu Türk Ceza Kanunumuzu düzenlerken, kazuistik kanun yapma metodunu benimsememiş, genel ve soyut ifadelerle düzenlemede bulunarak her olası senaryoya ve somut olaya uygun düşecek bir şekilde yargı makamlarına takdir ve manevra alanı tanımıştır.


En iyi ceza avukatı önce hayatın gereklerini, sonra da kanunu ve uygulamayı bilendir. Yargı süreçlerinde şüpheli ve sanıklara itham edilen ve konusu suç teşkil eden davranışlar kimi zaman birbirine karıştırılabilmekte ve yanlı saptamalarda bulunulabilmektedir. Hukukçu olmayan insanların da anlayabileceği bir şekilde, örneğin, kimi zaman failin gerçek iradesinin tespitinde hataya düşülebilir ve adam öldürmeye teşebbüs suçu ile kasten yaralama suçları birbirine karıştırılabilir. Bunun yanında somut olayın hikayesinin doğru anlatılmaması veya doğru anlaşılmaması halinde aslında meşru müdafaa ya da zaruret(zorunluluk) hali teşkil eden bir davranış, olay örüntüsünün sunumunda yapılabilecek en ufak bir hata nedeniyle gerçekte olan halinden saptırılabilir. Bu nedenle iyi bir ceza avukatı, hikayenin en az kendisi kadar sunumunun da önemli olduğunun bilincinde olarak müvekkilin haklarını savunmalıdır. Öncelikle itham edilen suça ve müvekkilin fiiline ilişkin saptamaları doğru bir şekilde yapmalı ve sonrasında da bu doğruların yargılama sürecine ne şekilde uygulanması ya da bu doğruların ilgili kimselerce ne şekilde dikkate alınması yönünde profesyonel bir savunma stratejisi hazırlamalıdır. Bu nedenle ceza yargılaması gibi önemle ele alınması gereken süreçlere ilişkin olarak mağdur, mağdur yakını, şüpheli ve sanıklara tavsiyemiz: Mutlaka alanında uzman bir Ankara ceza avukatından profesyonel hukuki destek hizmeti almalarıdır.



Kasten Yaralama Suçuna İlişkin Yargıtay Kararları

8. Ceza Dairesi 2019/4700 E. , 2021/1254 K. "İçtihat Metni"


MAHKEMESİ :Çocuk Mahkemesi SUÇLAR : Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, hakaret, tehdit, kasten yaralama HÜKÜMLER : Beraat Gereği görüşülüp düşünüldü:

1-)Suça sürüklenen çocuk ... hakkında tehdit ve hakaret suçlarından kurulan hükümlere yönelik temyiz incelemesinde; Mahkemece kanıtlar değerlendirilip gerektirici nedenleri açıklanmak suretiyle verilen beraat kararı usul ve yasaya uygun bulunduğundan, katılan vekilinin, delillerin değerlendirilmesinde hataya düşüldüğüne yönelik temyiz itirazının reddiyle hükmün ONANMASINA,

2-)Suça sürüklenen çocuk ... hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma; suça sürüklenen çocuk ... hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve kasten yaralama suçlarından kurulan hükümlere yönelik temyiz incelemesinde;

Mağdurun aşamalardaki istikrarlı beyanları, doktor raporları ve tüm dosya kapsamına göre, olay günü suça sürüklenen çocukların, aynı okulda öğrenim gördükleri katılanı okulun çıkış kapısında bekleyip, kapıdan çıkar çıkmaz mağdurun kollarını arkadan tutarak ve saçından sürükleyerek okulun karşı tarafından bulunan barakaya zorla götürdükleri ve baraka içerisinde de mağdurun yine kollarından tutup darp ettikleri sırada okul öğretmenlerinden ...'ın gelerek mağduru kurtardığı olayda, suça sürüklenen çocuk ...'nin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, suça sürüklenen çocuk ...'ın ise kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve kasten yaralama eylemlerinin sabit olduğu gözetilmeden, atılı suçlardan mahkumiyetleri yerine yazılı şekilde beraatlerine karar verilmesi,

Yasaya aykırı, katılan vekilinin temyiz itirazı bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, 28.01.2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.


(Kapatılan)3. Ceza Dairesi 2020/17050 E. , 2021/2363 K. "İçtihat Metni"


MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇLAR : Kasten yaralama, basit yaralama, 6136 sayılı Kanun'a aykırılık HÜKÜMLER : Mahkumiyet Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle evrak okunarak; Gereği görüşülüp düşünüldü:

Sanık ... müdafiin süre tutum ve gerekçeli temyiz dilekçesi içeriklerinde sanık sıfatıyla temyiz isteminde bulundukları belirlenerek yapılan incelemede; Yerinde görülmeyen diğer temyiz sebeplerinin reddine, ancak;

1) Aralarında hesap yüzünden çıkan tartışma nedeniyle ...'in masada oturan ...'in yüzüne yumrukla vurduğu, bunun üzerine ...'in bıçakla ...'in arkasından gittiğini gören tanık ...'in ...'i tutarak engel olduğu, ancak ...'in savurduğu bıçağın ...'e isabet ederek yaraladığı, ...'in de sandalyeyle ...'in bıçak olan eline vurduğunun kabul edildiği olayda, kavgayı başlatan ilk haksız hareketin kim tarafından gerçekleştirildiğine dair tanıkların bilgisinin bulunmadığı, birbirini karşılıklı olarak yaralayan tarafların ilk haksız hareketin kimden kaynaklandığı hususunda diğerini suçlayıcı beyanları karşısında ilk haksız hareketin kimden geldiğinin tespitine çalışılması; bunun mümkün olmaması halinde Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.10.2002 tarih ve 2002/4-238 Esas - 367 sayılı Kararı uyarınca ve bu kararla uyumlu Ceza Dairelerinin yerleşmiş ve süreklilik gösteren kararlarında kabul edildiği üzere, ilk haksız hareketin kimden kaynaklandığı şüpheye yer bırakmayacak şekilde belirlenemediğinde, şüpheli kalan bu halin sanıklar lehine 5237 sayılı TCK'nin 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükümlerinin asgari seviyede uygulanması gerektirdiğinin gözetilmemesi,

2) Sanık ...'in, mağdur ...'i beden yoluyla burnunda kırığa neden olacak şekilde yaraladıktan sonra tanık ...'in tutarak engel olmaya çalıştığı ...'e, sandalyeyle de vurmak suretiyle kolunda kırığa neden olması eylemlerinin bütün olarak değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden eylemlerin bölünerek koşulları bulunmadığı halde ...'in koluna vurması fiilinin meşru savunma kapsamında kaldığının kabulü ile yazılı şekilde hüküm kurulması,

3) Sanık ...'in fiili nedeniyle mağdur ...'in vücudunda oluşan kırıkların TCK'nin 87/3. maddesi kapsamında birlikte hayat fonksiyonlarına etki derecesinin belirlenmesi amacıyla, mağdurun tedavi evrakları, geçici ve kesin raporları ile birlikte en yakın Adli Tıp Kurumu Şube Müdürlüğüne gönderilerek, mağdurun yaralanması hakkında 5237 sayılı TCK'nin 86. ve 87. maddelerinde belirlenen ölçütlere göre rapor alınarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

4) Sanık ... hakkında 6136 sayılı Kanun'a aykırılık nedeniyle kurulan hükümde; suça konu bıçağın 6136 sayılı Kanun kapsamında yasak niteliği haiz olup olmadığının tespiti hususunda Adli Tıp Kurumu, Emniyet Kriminal veya Jandarma Kriminal Laboratuvarından alınacak rapor ile kesin olarak saptandıktan sonra sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken, polis memuru tarafından düzenlenen bilirkişi raporuna dayanılarak eksik araştırmayla yazılı şekilde hüküm kurulması,

5) Sanıklar hakkında hapis cezalarına mahkumiyet hükümleri nedeniyle kurulan hükümlerde; Anayasa Mahkemesinin 24/11/2015 tarihli ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 08/10/2015 tarihli ve 2014/140 Esas - 2015/85 Karar sayılı kararı ile 5237 sayılı TCK'nin 53. maddesindeki bazı ibarelerin iptal edilmesi nedeniyle hak yoksunlukları yönünden sanıkların hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,

Bozmayı gerektirmiş, sanık ... müdafiin ve sanık ...'in temyiz sebepleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin bu nedenlerle 6723 sayılı Kanun'un 33. maddesi ile değişik 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, CMUK'un 326/son maddesi uyarınca sanıkların kazanılmış haklarının dikkate alınmasına, 28.01.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.



(Kapatılan)3. Ceza Dairesi 2020/17269 E., 2021/2339 K.

"İçtihat Metni"


MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇLAR : Kasten yaralama, 6136 sayılı Kanun'a aykırılık HÜKÜMLER : Mahkumiyet Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle evrak okunarak; Gereği görüşülüp düşünüldü: 1) Sanık hakkında 6136 sayılı Kanun'a aykırılık suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz sebeplerinin incelenmesinde; Yapılan yargılamaya, toplanan ve karar yerinde açıklanan delillere, mahkemenin kovuşturma sonucunda oluşan inanç ve takdirine, gösterilen gerekçeye ve uygulamaya göre sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün istem gibi ONANMASINA, 2) Sanık hakkında kasten yaralama suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz sebeplerinin incelenmesinde; Mağdur hakkında düzenlenen adli rapora göre, sanığın iki ayrı bıçak darbesi ile mağduru yaraladığı olayda, suçun işleniş şekli, meydana gelen zararın ağırlığı ve sanığın kastının yoğunluğu da dikkate alınarak, 5237 sayılı TCK'nin 61. maddesi gereğince temel cezaya hükmedilirken, TCK'nin 3. maddesindeki cezada orantılılık ilkesi de gözetilerek hakkaniyete uygun şekilde alt sınırdan uzaklaşılması gerektiğinin gözetilmemesi, aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır. Yerinde görülmeyen diğer temyiz nedenlerinin reddine, ancak;

a) Sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nin 86/1, 86/3-e, 29, 62. maddeleri uyarınca belirlenen 3 ay 22 gün hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi sırasında hesap hatası yapılarak sonuç cezanın "2.240,00 TL" adli para cezası yerine "2.400,00 TL" adli para cezası olarak tespiti suretiyle fazla ceza tayini,

b) Sanık hakkında tayin edilen adli para cezasının, 5237 sayılı TCK'nin 52/4. maddesi uyarınca taksitlendirilmesi sırasında, taksit aralıklarının gösterilmemesi, Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz sebepleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenle 6723 sayılı Kanun'un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi uyarınca isteme uygun olarak BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden 1412 sayılı CMUK'un 322. maddesi gereğince, hükmün TCK'nin 52/2. maddesinin uygulandığı fıkrasından ''2.400'' ibaresi çıkartılarak yerine ''2.240'' ibaresinin eklenmesi, TCK'nin 52/4. maddesinin uygulandığı fıkraya "TCK'nin 52/4. maddesi uyarınca" ibaresinden sonra gelmek üzere "birer ay ara ile" ibaresinin eklenmesi suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 28.01.2021 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Ceza Genel Kurulu 2020/381 E. , 2020/512 K. "İçtihat Metni"

Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 1. Ceza Dairesi Mahkemesi :Ağır Ceza Sayısı : 300-296 Kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçundan sanık ...'nın TCK'nın 87/4-2. cümle, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 17.12.2015 tarihli ve 300-296 sayılı hükmün sanık müdafisi ve katılanlar ..., ..., ..., ... ve ... ... Aşıcı vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 25.11.2019 tarih ve 969-5169 sayı ile; onanmasına karar verilmiş, Daire Üyeleri O. Erdim ve T. Ateş; "...sanığa atılı suçun sabit olmadığı," düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 05.05.2020 tarih ve 66329 sayı ile;

"...Sanığın, eşinin kendisini telefonla arayarak düştüğünü ve eve gelmesini istediğini söylediğine dair savunmasının tanık ... tarafından doğrulanması, sanığın peşinden eve giren müşterek çocukları ...’in, evde kavga olduğuna ve sanığın annesini yaraladığına dair belirtiler olduğuna ilişkin bir beyanının bulunmaması, ölmeden önce annesi, babası ve abisiyle görüşen maktulün, kendisini sanığın yaraladığına dair bir ifadesinin bulunmaması, maktülün de olayı ilk müdahaleyi yapan doktora ve hastane polisine farklı aktarması karşısında; sanık ile maktül arasında geçmişten beri anlaşmazlık bulunması ve olayın meydana geldiği yer ile şekli konusunda sanığın ifadelerinin tam olarak uyuşmaması hususlarının, ... sanık aleyhine sübut delili sayılamayacağı, bu nedenle sanığın eşini bıçakladığına dair mahkûmiyetine yeterli delil bulunmadığı," görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.

CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 22.09.2020 tarih, 1959-1964 sayı ve oy çokluğuyla itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI


(...)

(...)

(...)

...5237 sayılı TCK’nın “Kasten Öldürme” başlığı altında düzenlenen 81. maddesi; "Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır”, hükmünü içermektedir. “Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama” başlıklı 87. maddesinin 4. fıkrası ise suç ve karar tarihindeki hâli ile; “Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, yukarıdaki maddenin birinci fıkrasına giren hallerde sekiz yıldan oniki yıla kadar, üçüncü fıkrasına giren hallerde ise oniki yıldan onaltı yıla kadar hapis cezasına hükmolunur”, şeklinde iken 15.04.2020 tarihli ve 31100 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürülüğe giren 7242 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle, bu fıkrada yer alan “onaltı” ibaresi “onsekiz” şeklinde değiştirilmiş, TCK’nın 87. maddesinin 4. fıkrası “Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, yukarıdaki maddenin birinci fıkrasına giren hallerde sekiz yıldan oniki yıla kadar, üçüncü fıkrasına giren hallerde ise oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.” şeklinde yeniden düzenlenmiştir. Konuya ilişkin TCK'nın 87. maddesinin gerekçesinde ise; “Dördüncü fıkrada, kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmiş olması hâline ilişkin hükme yer verilmiştir. Neticesi sebebiyle ağırlaşmış bu kasten yaralama hâllerinde, failin bu ağır neticeden sorumlu tutulabilmesi için, ‘Genel Hükümler Kitabı’nda yer alan netice sebebiyle ağırlaşmış suçlara ilişkin hükümler, burada da geçerlidir” açıklamasına yer verilmiştir.

765 sayılı TCK’da objektif sorumluluk esasına dayanan düzenlemelere yer verilmiş iken, 5237 sayılı TCK’da objektif sorumluluk esası benimsenmemiştir. Suçu, “kanunda tanımlanmış bir haksızlık” olarak öngören yeni suç teorisinde, bir hareketi yapan kişi, bu hareketin tüm sonuçlarından her şartta sorumlu tutulmamakta, bir başka anlatımla “kusursuz sorumluluk” terk edilmiş olmaktadır (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. Bası, s.161.). 765 sayılı TCK’daki objektif sorumluluk esasının yerine 5237 sayılı TCK’da haksızlığın bir gerçekleştirilme şekli olarak kast-taksir kombinasyonuna, yani netice sebebiyle ağırlaşmış suçlara yer verilmiştir. Bu nedenle uyuşmazlığın çözümü için, 5237 sayılı TCK’nın hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde, suçun manevi unsurları arasında gösterilen kast-taksir kombinasyonu, yani netice sebebiyle ağırlaşmış suç üzerinde durulmalıdır.

5237 sayılı TCK’nın “Netice sebebiyle ağırlaşmış suç” başlıklı 23. maddesi; “(1) Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir” şeklindedir. Buna göre; failin gerçekleştirdiği bir eylemde, kastettiğinden daha ağır veya başka bir sonucun meydana gelmesi hâlinde, sorumlu tutulabilmesi için netice bakımından en azından taksirle hareket etmiş olmasının kabulü gerekmektedir. Fail, bu sonucun meydana gelmesinden taksirle bile sorumlu tutulamıyorsa, objektif sorumluluğun kaldırılmasının doğal bir sonucu olarak, sadece nedensellik bağının bulunuyor olması, neticeden sorumlu tutulması için yeterli olmayacaktır.

Öğretide, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçun, gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç ve görünüşte ya da gerçek olmayan neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç olarak iki farklı şeklinin bulunduğu kabul edilmektedir. Gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda, failin hareketi sonucunda kastettiğinden daha ağır bir netice ortaya çıkmakta olup, gerçekleşen aşırı netice dolayısıyla bağımsız bir suç tipi ortaya çıkmaktadır. Örneğin, yaralama suçunda mağdurun ölmesi, gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hâlidir. Görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda ise, failin hareketi sonucunda suçun oluşması için aranan neticeden başka, niteliği de farklı olan daha ağır bir netice ortaya çıkmakta olup, gerçekleşen aşırı netice dolayısıyla temel suç niteliği aynı kalmakla beraber yalnızca ceza ağırlaştırılmaktadır. Örneğin, cinsel saldırı suçunda mağdurun bitkisel hayata girmesi, görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hâlidir (Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınevi, 5. Bası, İstanbul 2015, s. 286 vd; Mehmet Emin Artuk, Ahmet Gökcen, A.Caner Yenidünya, TCK Şerhi, Turhan Kitabevi, Ankara 2009, c 3, s. 2484 vd.).

5237 sayılı TCK’nın 23. maddesinde düzenlenmiş bulunan neticesi sebebiyle ağırlaşmış suça ilişkin genel kuralın, özel hükümler arasında kendisine yer bulduğu maddelerin başında gelen TCK’nın 87. maddenin 4. fıkrasına göre, gerçekleştirilen kasten yaralama eylemi TCK’nın 86. maddesinin 1. fıkrası veya 1. fıkrası ile birlikte 3. fıkrası kapsamında bulunur ve bunun sonucunda da ölüm meydana gelirse, en azından taksirle hareket etmiş olmak şartıyla faile belirtilen cezaların verileceği öngörülmektedir.

Kasten yaralama sonucu mağdurun ölmesine ilişkin TCK'nın 87. maddesinin 4. fıkrasının uygulanması için; a- Failin yaralama kastı ile hareket etmesi, b- Mağdurun TCK’nın 86. maddesinin birinci maddesi kapsamında yaralanmış olması veya 86. maddenin birinci fıkrası kapsamındaki yaralama fiilinin üçüncü fıkra da ihlal edilmek suretiyle gerçekleştirilmesi, c- Failin eylemi ile arasında illiyet bağı bulunacak şekilde mağdurun ölmesi, d- Failin meydana gelen ölüm sonucuna ilişkin en az taksir derecesinde bir kusurunun bulunması,

Şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekir. Buna göre, fail mağduru yaralamak amacıyla hareket etmeli, mağdurun yaralanacağını bilmeli ve bu sonucu istemelidir. Bununla birlikte fail mağdurun yaralanmasını değil de, ölmesini istemiş ve ölüm meydana gelmiş ise bu durumda kasten öldürmeden sorumlu tutulacaktır.

Madde metnine göre faile verilecek ceza belirlenirken kasten yaralama suçunun düzenlendiği TCK'nın 86. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarına yollama yapılmıştır. O hâlde, mağdurun basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek dereceden daha ağır şekilde yaralanması gerekmektedir. Anılan maddenin 2. fıkrasında karşılığını bulan basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde meydana gelen yaralamalarda 87. maddenin 4. fıkrası uygulanamayacaktır.

Üçüncü şart olarak mağdurun ölmesi ve failin eylemi ile mağdurun ölümü arasında uygun nedensellik bağının bulunması gerekir.

Son olarak, failin meydana gelen bu ölüm sonucundan, en az taksir derecesinde bir kusurunun bulunması gerekir.

Diğer yandan, 5237 sayılı TCK’nın “Kasten öldürme” başlığı altında 81. maddesinde düzenlenen suçun manevi unsuru öldürme kastı iken, 87. maddesinin 4. fıkrasında düzenlenen yaralama sonucunda ölüme neden olma suçunun manevi unsuru yaralama kastıdır. O hâlde, kasten öldürme suçu ile kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçu arasındaki ayırıcı kriterlerden en önemlisi manevi unsur farklılığı olacaktır. Dolayısıyla suçun vasıflandırılmasından önce çözülmesi gereken konu, failin kastının öldürmeye mi, yoksa yaralamaya mı yönelik olduğuna ilişkindir.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Sanık ...’nın 1992 yılında evlendiği ...’tan 1995 yılında boşandığı, ardından maktul ... ile 1996 yılında evlendiği, maktul ...’ın ailesinin bu evliliğe rıza göstermediği, sanığın maktulle olan bu evliliğinden ... ... ve ... ... isimli müşterek iki çocuğunun olduğu, zamanla evliliklerinde sorunlar ortaya çıkan maktul ile sanığın sık sık tartışmaya başladıkları, sanık ... maktulün müşterek çocukları olan ve olay tarihinde 13 yaşında bulunan ... ...’ın beyanına göre bu tartışmalar sırasında sanığın zaman zaman maktulün üzerine bıçakla yürüdüğü, komşuları tanık ... Perçin’in beyanlarına göre sanıkla maktulün sık sık kavga ettikleri, kavga seslerinin bulunduğu daireden işitildiği, yaşanan bir kavga sonrası maktulün tanık ...'ye sığınarak geceyi burada geçirdiği, Malatya 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 25.12.2012 tarihli ve 309-1180 sayılı dosyasından sanığın maktulü darbetmek suretiyle kasten yaraladığı ve bu suçtan mahkûmiyetine karar verildiği, maktulün sanıktan boşanmak için dava açtığı ancak daha sonra bu davasından vazgeçtiği, Ramazan ayı nedeniyle sanığın olay günü saat 14.00’e kadar evde yattığı, uyandıktan sonra maktul ile sanık arasında yeniden tartışma yaşandığı, evde maktulü yalnız bırakan sanığın, arkadaşları tanıklar ... ve ... ile beraber iftar etmek için akşam dışarı çıktığı, ...’in ayağındaki yarada kullanılması için sanığın, oğlu ... ...’ı telefonla aradığı ve evdeki kremi bulundukları yere getirmesini istediği, iftar saatinin yaklaştığı bir vakitte sanığı cep telefonuyla arayan maktul ile sanık arasında yeniden sözlü tartışma yaşandığı, arkadaşlarını iftar sofrasında bırakan sanığın hızlı adımlarla olay yerinden evine gittiği, babasının arkadaşları olan tanıklar ... ve ... ile birlikte yemeğini yiyen 16 yaşındaki ... ...’ın ise sanıktan yaklaşık 15 dakika sonra bulunduğu yerden ayrılarak eve gittiği, eve girdiğinde annesi maktulü oturma odasında yerde otururken gördüğü, sol bacağından yaralanan maktulün kanamasının olduğu, yerde ve duvarda kan izleri bulunduğunu ifade eden ... ...’ın, maktul ile sanık arasında önceden yaşanan kavgalar nedeniyle maktule, sanığın mı kendisini yaraladığını sorduğu ve mutfaktan aldığı bıçakla sanığın üzerine yürüdüğü, maktulün sanığın elindeki bıçağı aldıktan sonra “... ...’ın parmak izi bıçakta çıkmasın, onun yaptığını zannederler” diyerek sanıktan bıçağı yıkamasını istediği, bıçağı yıkayıp etraftaki kan lekelerini temizleyen sanığın maktulün yarasına müdahale ettiği ve eve çağırdığı cankurtaran ile sağlık memuru olarak çalıştığı Malatya Devlet Hastanesine maktulü götürdüğü, burada ilk müdahaleyi yapan tanık doktor ...’in maktule nasıl yaralandığını sorması üzerine maktulün “Cam üzerine düşerek yaralandığını” söylediği, gözlemlediği bulgulara ve yaralı bölgedeki kesinin parçalı olmayıp düz, derin bir kesi olduğunu tespit eden ve maktul ile sanığın da asabi ve gergin olduklarını gören nöbetçi doktor ...’in, şüpheli durumu adli vaka olarak hastane polisine bildirdiği, Malatya Devlet Hastanesinde görevli polis memuru tanık ...’un gerekli işlemleri başlatmak için maktulün yanına giderek nasıl yaralandığını maktule sorduğu, maktulün bu kez “Yemek yaparken yukarıdan tencereyi alırken bıçağın da tencere ile birlikte düştüğünü, bu sırada bıçağın sol kasık bölgesine saplanması suretiyle yaralandığını,” söylediği, olay gecesi Devlet Hastanesine iğne vurdurmak için gelen maktulün annesi ...’ın tesadüfen maktulü sedyede görerek, maktule nasıl yaralandığını sorduğu, kaçamak cevap veren maktule “Kızım sen bıçaklanmışsın” demesi üzerine maktulün de “Evet” demekle yetindiğini belirttiği, maktulün yarasına dikiş atılmasından sonra adli işlemlerle ilgili herhangi bir müracaatta bulunmayan sanık ... maktulün hastaneden ayrılarak evlerine döndükleri, akşam yatıp uyudukları, sabah midesinin bulandığını belirten maktulün sanık tarafından yeniden Malatya Devlet Hastanesine götürüldüğü, kalp krizi geçirdiği tespit edilen maktulün İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Hastanesine sevk edildiği, burada yapılan girişimlere karşın maktulün 05.08.2013 tarihinde vefat ettiği, ölüm belgesinde, ölüm nedeninin doğal ölüm olarak belirtildiği ve maktulün cesedinde otopsi işlemi yapılmadan Malatya Şehir Mezarlığı'nda toprağa verildiği, kızlarının ani ölümü ve ölümüne ilişkin farklı nedenlerin ileri sürülmesinden şüphelendiklerini belirten maktulün annesi ... ile babası ...’ın Malatya Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat ederek olayın araştırılmasını talep ettikleri, 12.09.2013 tarihinde maktulün gömülü bulunduğu mezar açılarak cesedinin çıkarıldığı ve ceset üzerinde otopsi işlemi yapıldığı, İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Genel Kurulunca düzenlenen ve 39 uzmanın imzalarının bulunduğu 30.07.2015 tarihli raporda; “maktulün ölümünün kesici delici alet yaralanmasına bağlı yumuşak doku içi kanama ve bu nedenle gelişen pulmoner emboli sonucu meydana gelmiş olduğu, 04.08.2013 tarihinde meydana gelen ve sol uyluk medial kesimde kas planları içerisinde en geniş boyutları 5,5x3,5x10 cm olan heterojen hipoekoik görünümde lezyona neden olan ve büyük damarlarda yaralanma meydana getirmeyen sol bacak femur dorsal yüz orta hattaki 2x1 cm'lik delici kesici alet yaralanmasının 5237 sayılı TCK'nın 86-87 maddesi kapsamında yapılan değerlendirilmesinde, kişinin yaşamını tehlikeye sokacak nitelikte olmadığı, kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olmadığı, kesici delici aletle veya farklı etmenlerle meydana gelen yaralanmalarda yaranın çevre dokusundaki yumuşak doku içi kanamalara veya kırıklara bağlı olarak adlandırılan kitlelerin oluşabildiği, bu kitlelerin toplardamarlar vasıtasıyla sağ kalbe ve oradan da akciğere ulaşarak tıkanmalar yapabildikleri, kişilerin çeşitli özelliklerine göre kişiden kişiye farklılıklar göstermekle birlikte çoğu zaman ölümü meydana getirebilecek tablolara neden olabildikleri, kişinin ölümüne neden olan pulmoner emboli tablosunun öngörülemez ve önlenemez bir komplikasyon olduğunun tıbben mümkün olduğu ancak kesin olmadığı, bu bilgiler çerçevesinde yapılan değerlendirmede; kişide gelişen pulmoner emboli tablosunun 04.08.2013 tarihinde maruz kaldığı kesici delici alet alet yaralanmasının bir komplikasyonu olduğu, kişinin hastaneye olay günü ve ertesi günü başvurularında hekimlerce o anki mevcut klinik tablolara göre gerekli tedavilerin uygulanmış olduğu, bu müdahalelere rağmen kişinin hayatını kaybettiği de göz önüne alındığında kişinin 04.08.2013 tarihinde maruz kaldığı kesici delici alet yaralanmasına bağlı meydana gelen yaralanması ile tedavi için kaldırıldığı hastanede 05.08.2013 tarihindeki ölümü arasında illiyet bağı bulunduğunun” ifade edildiği, sanığın Kolluktaki ilk ifadesinde, maktulü mutfakta yere düşmüş ve bacağından yaralanmış hâlde bulduğunu, Cumhuriyet Başsavcılığında ve Mahkemede ise; maktulü oturma odasında yanında kırılmış cam parçaları olduğu hâlde yaralanmış şekilde gördüğünü, maktulü asla darbetmediğini ve yaralamadığını savunduğu anlaşılan olayda;

Sanık ...’nın Kolluktaki ifadesinde maktulü yaralanmış hâlde mutfakta bulduğu, Cumhuriyet Başsavcılığında ve Mahkemede ise maktulü oturma odasında yaralanmış hâlde bulduğuna ilişkin aşamalarda birbiriyle çelişen anlatımı, sanığın, maktulün yere düştüğü sırada kırılan cam parçası ile yaralandığına ilişkin anlatımının maktuldeki yaranın cam kesisi sonucu değil kesici delici alet ile meydana getirildiğine ilişkin Adli Tıp Kurumu Genel Kurulunca düzenlenen ve 39 uzmanın imzasının bulunduğu rapor içeriğiyle doğrulanmaması, olay günü maktulü hastanede tesadüfen gören maktulün annesi ...’ın, maktule “Kızım sen bıçaklanmışsın,” demesi üzerine maktulün “Evet” diye cevap verdiğine ilişkin beyanı, yüksekten düşen bir bıçağın maktulde tarif edilen sol kalça altından yaralanmaya sebebiyet veremeyecek oluşu, aynı şekilde bir bıçağın dik veya dike yakın bir konumda kalıp kişinin bu bıçak üzerine düşmesinin ya da sağ elini kullandığı belirtilen maktulün kesici delici aletle kendisini sol baldırının arkasından yaralamasının insanın anatomik yapısına ve hayatın olağan akışa uygun düşmeyeceği, sağlık memuru olarak Malatya Devlet Hastanesinde görev yapan ve adli bir vaka durumunda ne yapılması gerektiğini bilmesi gereken sanığın kesici delici aletle yaralanan maktulle ilgili adli işlemleri başlatan hastanede görevli polis memurunu haberdar etmeksizin hastaneden maktulü alarak ayrılmış olması, olay günü sanıktan yaklaşık 15 dakika sonra eve gelen maktul ... sanığın müşterek oğulları 16 yaşındaki ...’nın maktulü oturma odasında kan içinde gördüğüne, etrafta cam kırığı bulunmadığına ilişkin anlatımı, ... ...’ın mutfaktan aldığı bıçağı maktule gösterip sanığı kastederek “Sana bununla mı vurdu” demesi üzerine maktulün ... ...’ın elinden aldığı bıçağı maktule vererek ''Parmak izi kalmasın, bunu yıka, yoksa ...'den bilirler'' dediğine ilişkin ...’nın beyanları, maktul ... sanığın müşterek kızları 13 yaşındaki ... ... Aşıcı’nın, maktul ile sanık arasında sık sık yaşanan kavgalar sırasında sanığın zaman zaman bıçakla maktulün üzerine yürüdüğüne ve olaydan sonra annesinin sürekli kullandığı ince uçlu bıçağı aramasına rağmen evde bulamadığına ilişkin beyanları birlikte değerlendirildiğinde;

Sanık ...’nın, olayın kaza sonucu maktulün cam kesisi ile kendisini yaralandığına ilişkin savunmaları ile sanık müdafisinin olaydan 14 ay sonra Mahkemeye getirerek dinlenmelerini sağladığı sanığın yakın arkadaşları olan ... ve ...'in sanığı suçtan kurtarmaya yönelik beyanlarına, dosyadaki bilimsel delillerle ve diğer tanık ve katılan beyanları ile çelişmeleri nedeniyle itibar edilemeyeceği, bu şekilde sanık ...'nın uzun süredir aralarında uyuşmazlık bulunan eşi maktul ...’yı 04.08.2013 akşamı evde meydana gelen tartışma sırasında kesici delici alet ile basit bir tıbbi müdahale ile giderilemeyecek şekilde yaraladığı, maktulün bu yaranın tesiri ile 05.08.2013 tarihinde pulmoner emboli sonucu hayatını kaybettiği, bu şekilde sanığın kastettiği yaralama neticesinden daha ağır olan ölüm neticesinin meydana geldiği, sanığın eylemi ile maktulün ölümü arasında illiyet bağının da bulunduğunun anlaşılması karşısında sanık ...’ya atılı kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçunun tüm unsurları ile sabit olduğu kabul edilmelidir.

Bu itibarla haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine; 15.04.2020 tarihli ve 31100 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun’la 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 105/A, 107 ve geçici 6. maddelerinde yapılan değişiklikler ile hükmolunan ceza miktarı, gözaltında, tutuklulukta geçirilen süreler ve koşullu salıverilme tarihine kadar cezaevinde kalması gereken süre birlikte gözetildiğinde; sanık ...’nın tutuklu bulunduğu kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçundan tahliyesine, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu olmadığı takdirde derhal salıverilmesi için yazı yazılmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi ise; sanığa atılı suçun sabit olmadığı bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabul edilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- 15.04.2020 tarihli ve 31100 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun’la 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 105/A, 107 ve geçici 6. maddelerinde yapılan değişiklikler ile hükmolunan ceza miktarı, gözaltında, tutuklulukta geçirilen süreler ve koşullu salıverilme tarihine kadar cezaevinde kalması gereken süre birlikte gözetildiğinde; sanık ...’nın tutuklu bulunduğu kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçundan TAHLİYESİNE, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu olmadığı takdirde derhal salıverilmesi için YAZI YAZILMASINA, 3- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 10.12.2020 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.


ankara ceza avukatı

Desert in Dark

Büromuzda randevusuz görüşme yapılmamaktadır. Lütfen öncelikle arayıp randevu alınız.