Ara
  • Hüseyin Baran DELİL

Emsal Yargıtay Kararları - Boşanma Davalarında Kusur Tespiti, Delil Takdiri ve Usul

Baran Delil Avukatlık Bürosu

boşanma kusur delil uygulama emsal içtihat karar


Boşanma davalarında kusur tespiti, delillerin değerlendirilmesi ve dilekçeler teatisi aşamasında usule ilişkin uygulama kuralları olarak değerlendirebileceğimiz Yargıtay içtihatlarını, yani emsal kararları derlediğimiz bu makalemiz, interneti kullanabilen herkesin mevcut arama motorları üzerinden rahatlıkla öğrenebileceği genel geçer kurallara nazaran, daha istisnai olarak kabul edilebilecek hususların ne kadar büyük önem taşıdığını gözler önüne sermektedir.


Öyle ki bu durum, hukuki meselelere ilişkin kuralların herkes tarafından bilinebileceği, hukukçuların ise istisnaları bilmesi gerektiği sözünü de doğrulamaktadır.


Tarafımızca günümüzde içerik sürekliliğinin taşıdığı önemin de bilincinde olarak aylar geçtikçe güncellenmeye çalışılacak olan bu derleme serisinin tohumlarını atmış olmaktan gurur duyuyoruz. Ayrıca iş yükümüz ne kadar olursa olsun, aradan geçecek aylar içerisinde tasniflendirme ve kategorizasyon çalışması yapmak suretiyle siz değerli okuyucularımıza ve Türk hukuk camiasına küçük de olsa kalıcı bir katkımız bulunmasını umuyoruz.


Adaletin tecelli etmesine faydamız dokunması dilekleriyle...



  • Boşanmada kusur tespiti

  • Müşterek çocuğa cinsel taciz

  • Boşanmada kusur tespitine ilişkin konularda ceza davasının bekletici mesele yapılması


Hukuk Genel Kurulu 2017/2721 E., 2020/1038 K.


"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ: Aile Mahkemesi



1. Taraflar arasındaki "karşılıklı boşanma" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara Batı 3. Aile Mahkemesince verilen her iki davanın kabulüne ilişkin karar, taraf vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.


2. Direnme kararı her iki taraf vekilince temyiz edilmiştir.


3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:


I. YARGILAMA SÜRECİ


Davacı-Karşı Davalı İstemi:

4. Davacı-karşı davalı vekili 11.03.2013 tarihli dava dilekçesinde; tarafların 18.04.1995 tarihinde evlendiklerini, 1996 doğumlu... ve 2000 doğumlu Sefa isimli ortak iki çocuklarının olduğunu, davalının müvekkiline karşı olumsuz tutum ve davranışlarda bulunduğunu, ayrıca Sincan 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/251 E. sayılı dosyası ile ortak çocuk...'ye yönelik “nitelikli cinsel istismar” suçlamasıyla yargılamasının devam ettiğini belirterek tarafların boşanmalarına, velâyetlerin anneye verilmesine, her bir çocuk yararına aylık 300,00TL tedbir-iştirak ve müvekkili yararına aylık 500,00TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 100.000,00TL maddi, 100.000,00TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.


Davalı-Karşı Davacı İstemi:

5. Davalı-karşı davacı vekili 01.08.2013 tarihli cevap ve karşı dava dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, kadın eşin hayâsızca hayat sürdüğünü, güven duygusu sarsan davranışlarda bulunduğunu, kadın eşin hükümlü olan kardeşi ile birlikte ortak çocuğu yönlendirerek müvekkiline iftira attıklarını, suçlamaların asılsız olduğunu, tahliye kararının ardından ortak çocuk Sefa'yı yalnız bırakarak evi terk ettiğini, müvekkilinin durumu sorgulandığında eşi tarafından ... ve... isimli şahıslarla aldatıldığını öğrendiğini belirterek asıl davanın reddine, karşı davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, Sefa’nın velâyetinin babaya verilmesi ile müvekkili yararına 35.000,00TL maddi, 150.000,00TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.


İlk Derece Mahkemesi Kararı:

6. Ankara Batı 3. Aile Mahkemesi’nin 17.04.2014 tarihli ve 2013/190 E., 2014/245 K. sayılı kararı ile; boşanmaya sebep olan olaylarda erkek eşin; aile fertlerine karşı darp eyleminde bulunduğu ayrıca kızına karşı cinsel istismar iddiası ile yargılandığı, bunun karşılığında kadın eşin de sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlarda bulunduğu ve tarafların eşit kusurlu olduğu gerekçesiyle her iki davanın da kabulüyle tarafların boşanmalarına, velâyetin babaya verilmesine, eşit kusurlu olarak değerlendirilen tarafların tazminat taleplerinin reddine, kadın eşin boşanma yüzünden yoksulluğa düşeceği gerçekleşmekle yararına 200,00TL tedbir-yoksulluk nafakası ödenmesine karar verilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı:

7. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 03.02.2016 tarihli ve 2015/25553 E., 2016/1664 K. sayılı kararı ile; "...Hüküm davacı-karşı davalı kadın tarafından; kusur belirlemesi ve tazminat taleplerinin reddi yönünden, davalı-karşı davacı erkek tarafından ise; kusur belirlemesi ve manevi tazminat talebinin reddi ve yoksulluk nafakası yönünden temyiz edilerek; temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle; duruşma için belirlenen 28.09.2015 günü temyiz eden davacı-davalı ... vekili Av. ... ve karşı taraf temyiz eden davalı-davacı ... vekili Av. ...geldiler. Gelenlerin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü.


Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

Davacı-karşı davalı kadın dava dilekçesinde, davalı-karşı davacı erkeğin müşterek çocuk...'ye cinsel istismarda bulunduğunu iddia etmiş, Sincan 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yapılan yargılama neticesinde davalı-karşı davacı erkeğin beraatine, diğer sanıkların mahkumiyetine karar verilmiş, ancak temyiz aşamasındaki karar henüz kesinleşmemiştir. Cinsel istismara ilişkin ceza davası dosyasının sonucu, iş bu davada kusur durumunu etkileyecek olduğundan, ceza davasının bekletici mesele yapılarak sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekirken, bu husus nazara alınmadan hüküm kurulması doğru görülmemiştir,..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.


Direnme Kararı:

8. Ankara Batı 3. Aile Mahkemesinin 05.05.2016 tarihli ve 2016/284 E, 2016/336 K. sayılı kararı ile bozma öncesi kararda yer alan gerekçeler yanında ağır ceza dosyasında delillerin toplanması sürecinin tamamlandığı, delillerin mevcut hâli ile aile hâkimi marifeti ile değerlendirilmiş olmasında bir sakınca mülahaza edilmemesi gerektiği, boşanma davaları içerisinde tarafların birbirlerine karşı ileri sürdükleri kusurların aynı zamanda TCK kapsamında kamu davası hâline gelebilecek iddialara ilişkin olduğu, farklı alanda yürütülen yargılamalar arasında uzun süren kamu davalarını boşanma davalarında bekletici sorun hâline dönüştürmenin, aile hayatını olumsuz yönde etkileyeceği, zira boşanma davası devam eden tarafların sadakat yükümlülüklerinin aynı şekilde devam ettiği, tarafların gayri resmî birlikteliklerine davetiye çıkartabilecek uygulamalardan şiddetle kaçınılması gerektiği, yasanın amir bir hükmüne dayanmaksızın takdiren değerlendirmelerle verilen bozma kararına iştirak etmenin mümkün olamadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.


Direnme Kararının Temyizi:

9. Direnme kararı yasal süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmiştir.


II. UYUŞMAZLIK

10. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tarafların karşılıklı olarak evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuksal nedenine dayalı olarak açmış oldukları boşanma davasında “erkek eşin ortak çocuğa yönelik cinsel istismar suçlamasıyla yargılamasının yapıldığı ağır ceza dava dosyasının” işbu davadaki kusur belirlemesini etkileyip etkilemeyeceği, burada varılacak sonuca göre erkek eşin yargılandığı ceza davası sonucunun bekletici sorun yapılmasının gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır.


III. GEREKÇE

11. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir.


12. Bilindiği üzere 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “Evlilik birliğinin sarsılması” başlıklı 166. maddesinin bir ve ikinci fıkraları;

"Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.

Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.” hükmünü taşımaktadır.


13. Genel boşanma sebeplerini düzenleyen ve yukarıya alınan madde hükmü, somutlaştırılmamış veya ayrıntıları ile belirtilmemiş olması nedeniyle evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı noktasında hâkime çok geniş takdir hakkı tanımıştır. Bu bağlamda evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma davası açan davacının, davasının kabul edilerek, boşanma kararı elde edebilmesi için iki koşulun gerçekleştiğini kanıtlamış olması gerekir. Bunlardan ilkinde davacı; kendisinden, evlilik birliğinin devamı için gereken “ortak hayatın sürdürülmesi” olgusunun artık beklenmeyecek derecede birliğin temelinden sarsıldığını, ikinci olarak “temelden sarsılmanın” karşı tarafın kusurlu davranışları sonucu gerçekleştiğini ispatlamak zorundadır.


14. Yeri gelmişken belirtmek gerekir ki; söz konusu hüküm uyarınca evlilik birliği, eşler arasında ortak hayatı çekilmez duruma sokacak derecede temelinden sarsılmış olduğu takdirde, eşlerden her biri kural olarak boşanma davası açabilir ise de, Yargıtay bu hükmü tam kusurlu eşin dava açamayacağı şeklinde yorumlamaktadır. Çünkü tam kusurlu eşin boşanma davası açması tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonra da mademki “birlik artık sarsılmıştır” diyerek boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir. Böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer (TMK m.2). Nitekim benzer ilkeye HGK’nın 04.12.2015 tarihli ve 2014/2-594 E., 2015/2795 K. sayılı kararında da değinilmiştir. Bu durumda kusur ilkesine göre genel sebeple (TMK m. 166/1) boşanmaya karar verebilmek için davalının az da olsa kusurlu olması gerekir.


15. Yargıtay boşanma davalarında temyiz incelemesi aşamasının daha sağlıklı yürütülebilmesi amacıyla; her bir davada verilecek olan boşanma kararı, ferileri ve boşanmanın mali sonuçları yönünden yapılacak denetlemeye uygun şekilde, tarafların boşanmaya sebep olan olaylarda gerçekleşen kusurlu davranışları belirtildikten sonra eşlerin kusur durumlarının “kusursuz, az kusurlu, eşit kusurlu, ağır kusurlu veya tam kusurlu eş” şeklinde belirlenmesi gerektiğini belirtmiştir. Yine Yargıtay, 03.07.1978 tarihli, 5/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla da “kimin daha fazla kusurlu olduğunu tayin hususunda önceden bir ölçü konulamayacağına ve bu hususta bir içtihadı birleştirmeye gidilemeyeceğine” karar vererek her bir boşanma davasında tarafların kusur durumlarının kendine özgü ve o evliliğe münhasır olduğunu kabul etmiştir.


16. Uyuşmazlık konusunun çözümü açısından, ceza mahkemesi kararlarının hukuk davasına etkisi, eş söyleyişle ceza mahkemesinin hangi kararlarının hukuk mahkemelerini bağlayacağı konusu üzerinde durulması gerekmektedir.


17. Ceza mahkemesi kararlarının hukuk mahkemesi davasına etkisi, hukukumuzda 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun “Ceza Hukuku İle Medeni Hukuk Arasında Münasebet” başlıklı 53. maddesinde “Hakim, kusur olup olmadığına yahut haksız fiilin faili temyiz kudretini haiz bulunup bulunmadığına karar vermek için ceza hukukunun mesuliyete dair ahkamiyle bağlı olmadığı gibi, ceza mahkemesinde verilen beraet karariyle de mukayyet değildir. Bundan başka ceza mahkemesi kararı, kusurun takdiri ve zararın miktarını tayin hususunda dahi hukuk hakimini takyit etmez.” hükmü ile yer almıştır.


18. Paralel düzenlemeyle 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) “Haksız Fiillerden Doğan Borç İlişkileri” ayrımında, yargılamanın ceza hukuku ile ilişkisinin anlatıldığı 74. maddesinde “Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.” hükmü ile hukuk hâkimi, ceza mahkemesinin kesinleşmiş kararları karşısında ilke olarak bağımsız kılınmıştır. İlkenin esası; bir ceza kuralı ile kamu hukuku yönünden yaptırım amaçlanmışken, aynı uyuşmazlığa ilişkin hukuk kuralı ile kişilerin birbirlerine karşı hak ve ödevlerini düzenleyen medeni hukuk alanında bir yaptırım amaçlanmasına dayanmaktadır.


19. Bu açık hüküm karşısında, ceza mahkemesince verilen, beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet gibi esasların hukuk hâkimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır. Ancak, hemen belirtilmelidir ki, gerek öğretide ve gerekse Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarında, ceza hâkiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle “fiilin hukuka aykırılığı” konusu ile hukuk hâkiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir. Diğer bir anlatımla, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır. Nitekim aynı ilkeler Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 10.1.975 tarihli ve 1971/406 E., 1975/1 K.; 23.1.1985 tarihli ve 1983/10-372 E., 1985/21 K.; 27.04.2011 tarihli ve 2011/17-50 E., 2011/231 K.; 09.04.1014 tarihli ve 2013/4-1088 E., 2014/490 K. sayılı kararları ile de aynen benimsenmiştir.


20. Vurgulamakta yarar vardır ki, hukuk usulü bir şekil hukukudur. Davanın açılması, itirazların ileri sürülmesi, tanıkların ve diğer delillerin bildirilmesi belirli süre koşullarına bağlı kılındığı gibi, ikinci tanık listesi verilememesi, iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı gibi, yargılamanın süratle sonuçlandırılması gayesi ile belirli kısıtlamalar getirilmiştir. Bunun sonucunda, hukuk hâkimi şekli gerçeği arayacak, maddi gerçek öncelikli hedef olmayacaktır. Ancak ceza hâkimi bunun tersine öncelikli hedef olarak maddi gerçeğe ulaşmaya çalışacaktır. O hâlde ceza mahkemesinin maddi nedensellik bağını (illiyet ilişkisi) tespit eden kesinleşmiş hükmünün hukuk hâkimini bağlamasına, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 53.maddesi bir engel oluşturmaz (HGK'nın 16.09.1981 gün E:1979/1-131, K:1981/587 sayılı ilamı; HGK'nın 27.04.2011 gün ve E:2011/17-50, K:2011/231 sayılı ilamı).


21. Öte yandan, Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına ve öğretideki genel kabule göre, maddi olgunun tespitine ilişkin ceza mahkemesi kararı hukuk hâkimini bağlar. Ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir (HGK'nın 11.10.1989 gün ve E:1989/11-373, K:472; HGK'nın 27.04.2011 gün ve E:2011/17-50, K:2011/231 sayılı ilamları).


22. Bu açıklamalar kapsamında eldeki davaya gelince; yerel mahkemece boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olduğu belirtilerek her iki davanın kabulü ile boşanmaya karar verilmiştir. Karar; taraflarca kusur belirlemesi ve boşanmanın mali sonuçlarına yönelik temyiz edilmiş olup, boşanma bölümü yönünden temyiz edilmeyerek kesinleşmiş ve taraflar boşanmışlardır. Özel Dairece tarafların kusur belirlemesine yönelik temyiz itirazları ise; ortak çocuğa karşı işlendiği iddia edilen cinsel istismar olayına ilişkin ceza davası sonucunun eldeki davada kusur durumunu etkileyecek olması nedeniyle bekletici mesele yapılması gerekçesiyle karar bozulmuştur.


Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; erkek eşin ortak çocuğa karşı nitelikli cinsel istismar suçu nedeni ile yargılandığı ve dosyanın henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır. Yukarıda açıklandığı üzere maddi bir olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş ceza mahkemesi kararının hukuk hâkimini bağlayacağı gözetilerek, yerel mahkemece, aynı yönlere işaret eden Özel Daire bozma kararına uyulmasına, ceza davasının sonucunun beklenilmesi ile o davada tespit edilen maddi olgular çerçevesinde dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirilerek tarafların boşanmaya sebep olan olaylarda kusur dereceleri hakkında bir karar verilmesi gerekirken, isabetli bulunmayan gerekçe ile direnme kararı verilmesi bozmayı gerektirmiştir.


23. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup direnme kararı bozulmalıdır.


IV. SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

Davacı-karşı davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,

Bozma sebebine göre tarafların sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının davacı-karşı davalıya verilmesine,

Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 16.12.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.



  • Dava açıldıktan sonra doğan müşterek çocuk için tedbir nafakası

  • Dava açıldıktan sonra doğan müşterek çocuk için nafakanın başlangıç tarihi


2. Hukuk Dairesi 2021/2385 E. , 2021/3567 K.


"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi



Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı kadın tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:


1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre kadının aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yersizdir.


2-Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri, paranın alım gücü, kişilik haklarına yapılan saldırı ile ihlâl edilen mevcut ve beklenen menfaat dikkate alındığında kadın yararına takdir edilen maddi tazminat azdır. Türk Medeni Kanunu'nun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile Türk Borçlar Kanunu'nun 50 ve 51. maddesi hükmü dikkate alınarak daha uygun miktarda maddi (TMK m. 174/1) tazminat takdiri gerekir. Bu yönler gözetilmeden hüküm tesisi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.


3-Boşanma veya ayrılık davası açılınca hakim, davanın devamı süresince, gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına (TMK m. 186/1), geçimine (TMK m. 185/3), malların yönetimine (TMK m. 223, 242, 244, 262, 263, 264, 267, 215) ve çocukların bakım ve korunmasına (TMK m. 185/2) ilişkin geçici önlemleri kendiliğinden (re'sen) almak zorundadır (TMK m. 169). Yine boşanma veya ayrılık vukunda çocuk kendisine tevdi edilmemiş taraf gücüne göre onun bakım ve eğitim giderlerine katılmakla yükümlüdür (TMK. M. 182). Bu hususu hakim görevi gereği kendiliğinden dikkate alması gerekmektedir. Tarafların müşterek çocuğu ..., 19.10.2017 tarihinde, dava açıldıktan sonra dünyaya gelmiştir. Çocuğun doğduğu tarihten itibaren tedbir nafakasına, boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren çocuk yararına iştirak nafakasına hükmedilmesi gerekir. Bu yönler gözetilmeden hüküm tesisi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.


SONUÇ: Yukarıda 2 ve 3 bentlerde gösterilen sebeple bölge adliye mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, ilk derece mahkeme kararının BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerin ise yukarıda (1.) bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcın istek halinde yatırana geri verilmesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, karardan bir örneğinin ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi. 28.04.2021 (Çrş.)




  • Taleple bağlılık iddiası

  • Boşanmada kusur tespiti

  • Gerekçede çelişki


2. Hukuk Dairesi 2021/1922 E. , 2021/2981 K.


"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi

DAVA TÜRÜ : Boşanma


Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı erkek tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:


Taraflar arasında görülen boşanma davasının yapılan yargılaması sonunda, ilk derece mahkemesince, davanın kabulüyle tarafların boşanmalarına karar verilmiş, ilk derece mahkemesinin kararına karşı davalı erkek tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Bölge adliye mahkemesince, davacı kadın tarafından dava dilekçesinde çocuğa şiddet uyguladığı vakıasına dayanılmadığı halde mahkemece bu yönlerden de erkeğe kusur yüklenilmesi doğru değil ise de sonuç itibarı ile erkeğin tam kusurlu olduğunun tespiti ile boşanma kararı verilmesinin doğru olduğu belirtilerek, erkeğin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmek suretiyle gerekçe ile hüküm arasında çelişki yaratılmıştır. Gerekçe ve hüküm arasında yaratılan bu çelişki tek başına bozma sebebi oluşturduğundan, hükmün münhasıran bu sebeple bozulması gerekmiştir.


SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcın istek halinde yatırana geri verilmesine, dosyanın ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi. 13.04.2021 (Salı)



  • Nafakanın güncel ekonomik koşullara göre az olması

  • Nafaka ve tazminatın az olması halinde bozma


2. Hukuk Dairesi 2021/1177 E. , 2021/2694 K.


"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi


Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı kadın tarafından, yoksulluk nafakası ve tazminatların miktarı yönünden; davalı erkek tarafından ise tamamına yönelik olarak temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:


1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı erkeğin tüm, davacı kadının ise aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.


2-Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumlarına, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur derecelerine, paranın alım gücüne, ihlal edilen mevcut ve beklenen menfaatlerin kapsamına nazaran, davacı kadın yararına hükmolunan maddi tazminat azdır. Türk Medeni Kanununun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile Türk Borçlar Kanunu'nun 50 ve 51. maddesi hükümleri nazara alınarak, daha uygun miktarda maddi tazminat (TMK m. 174/1) takdiri gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.


3-Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına göre, davacı kadın yararına takdir edilen yoksulluk nafakası azdır. Mahkemece Türk Medeni Kanunu'nun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi de dikkate alınarak daha uygun miktarda nafakaya hükmedilmesi gerekir. Bu yön gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.


SONUÇ:Yukarıda (2.) ve (3.) bentlerde gösterilen sebeplerle bölge adliye mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, ilk derece mahkemesi kararının BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda (1.) bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine, peşin alınan harcın mahsubuna ve 292.10 TL. temyiz başvuru harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının yatıran davacıya geri verilmesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, karardan bir örneğinin ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi. 05.04.2021 (Pzt.)



  • Boşanmada kusur tespiti

  • Kusur tespitinin boşanmanın ferilerine etkileri

  • Ağır kusurluluk/hafif kusurluluk

  • Temyiz Sınırı Altında Kalan Ziynet Alacağı


2. Hukuk Dairesi 2021/1300 E., 2021/2560 K.


"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi

DAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma-Ziynet Alacağı


Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-karşı davalı kadın tarafından kusur belirlemesi, erkeğin kabul edilen boşanma davası, nafakaların miktarları, reddedilen tazminat talepleri ve yoksulluk nafakası talebi ile reddedilen ziynet alacağı davası yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:


1-Davacı-karşı davalı kadının ziynet alacağı davasına yönelik temyiz dilekçesinin incelenmesinde;

6100 sayılı HMK'nın 362. maddesinin 1. fıkrasının b bendi uyarınca "Miktar veya değeri kırk bin Türk Lirasını (bu tutar dahil) geçmeyen davalara ilişkin kararlar" temyiz edilemez. 02.12.2016 tarihli 6763 sayılı Kanun'un 44. maddesi ile de 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na eklenen ek madde 1 uyarınca temyiz parasal sınırlarının (HMK m. 341, 362) Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 298.maddesine göre her yıl tespit ve ilan edilecek yeniden değerleme oranında artırılması öngörülmüştür. Karar tarihi itibarıyle bu miktar "72.070,00 TL" olarak belirlenmiştir.


Somut olayda 23.940,00 TL ziynet alacağının ödenmesine karar verilmiş olup, bölge adliye mahkemesince ziynet alacağı davasına yönelik verilen karar kesindir. Bu nedenle davacı-karşı davalı kadının ziynet alacağı davasına yönelik temyiz dilekçesinin reddine karar verilmesi gerekmiştir.


2-Davacı-karşı davalı kadının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;


a)Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre davacı-karşı davalı kadının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yersizdir.


b)Mahkemece taraflarca karşılıklı olarak açılan evlilik birliğinin sarsılması hukuki sebebine dayalı boşanma davalarında boşanmaya sebep olan olaylarda davacı-karşı davalı kadının erkeği küçük gördüğü ve aşağıladığı, davalı-karşı davacı erkeğin ise kadına "Melek evlensin senden boşanacağım" dediği gerekçesiyle, tarafların eşit kusurlu olduğu kabul edilerek tarafların boşanmalarına karar verilmiş ise de; yapılan yargılama ve toplanan delillerden, mahkemece erkeğin belirlenen ve kesinleşen kusurlu davranışı yanında, kadına ve ortak çocuk Melek'e fiziksel şiddet, ekonomik şiddet ve psikolojik şiddet uyguladığı, yine kadına hakaret ettiği anlaşılmaktadır. Buna göre tarafların belirlenen ve gerçekleşen kusurları dikkate alındığında, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda erkeğin kadına nispeten ağır kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Bu husus gözetilmeden yanılgılı değerlendirme sonucu tarafların eşit kusurlu kabulü doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.


c)Yukarıda 2/b bentde açıklandığı üzere; boşanmaya sebebiyet veren vakıalarda davalı-karşı davacı erkek ağır kusurlu olup bu kusurlu davranışlar aynı zamanda davacı-karşı davalı kadının kişilik haklarına zarar verici niteliktedir. TMK 174/1-2 madde koşulları kadın yararına oluşmuştur. Tarafların ekonomik ve sosyal durumları, kusurun ağırlığı ve hakkaniyet kuralları gözetilerek kadın yararına uygun miktarlarda maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken yanılgılı kusur belirlemesine bağlı olarak bu taleplerin reddi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.


SONUÇ: Yukarıda 2/b, 2/c bentlerinde gösterilen sebeplerle bölge adliye mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, ilk derece mahkemesi kararının BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerin ise yukarıda (2/a) bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, yukarıda (1.) bentte gösterilen sebeple ziynet alacağı davasına yönelik temyiz dilekçelerinin REDDİNE, temyiz peşin harcın istek halinde yatırana geri verilmesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, karardan bir örneğinin ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi. 23.03.2021 (Salı)



  • Ziynet alacağına ilişkin taleplerde temyiz sınırı

  • Ziynet alacağına ilişkin kararın temyizinde temyiz sınırının altında kalan talebin reddi


2. Hukuk Dairesi 2021/1884 E. , 2021/3099 K.


"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi

DAVACI-DAVALI : ...

DAVALI-DAVACI : ...

DAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma-Ziynet ve Kişisel Eşya Alacağı


Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-karşı davalı erkek tarafından her iki boşanma davasının tamamı ve kadının ziynet alacağı davasının kabul edilen kısmı yönünden, davalı-karşı davacı kadın tarafından ise lehine hükmedilen tazminatların miktarı yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:


1-Davacı-karşı davalı erkeğin "Ziynet alacağı davasına" yönelik temyiz dilekçesinin incelenmesinde;

6100 sayılı HMK’nın 362. maddesinin 1. fıkrasının b bendi uyarınca “Miktar veya değeri kırk bin Türk Lirasını (bu tutar dâhil) geçmeyen davalara ilişkin kararlar” temyiz edilemez. 02.12.2016 tarihli 6763 sayılı Kanun'un 44. maddesi ile de 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen ek madde 1 uyarınca temyiz parasal sınırlarının (HMK m. 341, 362) Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 298. maddesine göre her yıl tespit ve ilan edilecek yeniden değerleme oranında artırılması öngörülmüştür. Karar tarihi itibariyle bu miktar “72.070,00 TL” olarak belirlenmiştir.


Somut olayda davalı-karşı davacı kadın tarafından toplam 51.240,00-TL tutarında ziynet alacağı talep edilmiş, talebin 17.271,00 TL üzerinden kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge adliye mahkemesince verilen karar miktar itibariyle kesindir. Bu nedenle davacı-karşı davalı erkeğin ziynet alacağı davasına yönelik temyiz dilekçesinin reddine karar verilmesi gerekmiştir.


2-Tarafların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;


a)Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davacı-karşı davalı erkeğin tüm, davalı-karşı davacı kadının ise aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.


b)Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri, paranın alım gücü, ihlâl edilen mevcut ve beklenen beklenen menfaat dikkate alındığında davalı-karşı davacı kadın yararına takdir edilen maddi tazminat azdır. Türk Medeni Kanunu'nun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile Türk Borçlar Kanunu'nun 50 ve 51. maddesi hükümleri dikkate alınarak daha uygun miktarda maddi tazminat (TMK m. 174/1) takdiri gerekir. Bu yönler gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.


SONUÇ: Davacı-karşı davalı erkeğin "Ziynet alacağı davasına" yönelik temyiz dilekçesinin yukarıda (1.) bentte gösterilen sebeple REDDİNE, temyiz edilen hükmün yukarıda (2/b) bendinde gösterilen sebeple bölge adliye mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, ilk derece mahkemesi kararının BOZULMASINA, bozmanın kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda (2/a) bendinde gösterilen sebeple ONANMASINA, aşağıda yazılı harcın Alemdar'a yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna 267.80 TL temyiz başvuru harcı peşin yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatıran Selda'ya geri verilmesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, karardan bir örneğinin ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi. 13.04.2021 (Salı)



  • Boşanma davasında eşit kusur

  • Eşe hakaret, kötü muamele, birlik görevlerini yerine getirmeme

  • Eşin müşterek çocuğa bakmasına müsaade etmeme


2. Hukuk Dairesi 2020/6184 E. , 2021/781 K.


"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi

DAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma


Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-karşı davalı erkek tarafından kusur belirlemesi, tazminatlar, nafakalar, velayet ve kadının kabul edilen ziynet alacağı davası yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:


1-Davacı-karşı davalı erkeğin kadının kabul edilen ziynet alacağı davasına yönelik temyiz itirazlarının incelemesinde;

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 362. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca “Miktar veya değeri kırk bin Türk Lirasını (bu tutar dâhil) geçmeyen davalara ilişkin kararlar’ temyiz edilemez. 02.12.2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanunun 44. maddesi ile 6100 sayılı Kanuna eklenen Ek madde 1 uyarınca temyiz parasal sınırlanmn(HMK m. 341, 362) Vergi Usul Kanununun mükerrer 298. maddesine göre her yıl tespit ve ilan edilecek yeniden değerleme oranında artırılması öngörülmüştür. Karar tarihi itibariyle bu miktar “72.070,00 TL” olarak belirlenmiştir.


Somut olayda, davalı-davacı kadının 46.366,00 TL tutarındaki ziynet eşyası alacağı talebinin kabulüne karar verilmiş olup bölge adliye mahkemesince ziynet alacağına yönelik verilen karar kesindir. Bu nedenle, davacı-karşı davalı erkeğin kadının kabul edilen ziynet alacağı davasına dair temyiz dilekçesinin reddine karar verilmesi gerekmiştir.


2-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre davacı-karşı davalı erkeğin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.


3-Taraflar arasında görülen evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki nedenine dayalı karşılıklı boşanma davasının yapılan yargılaması sonunda, ilk derece mahkemesince davaların kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmiş ve fer'ilere hükmedilmiştir. İlk derece mahkemesi kararına karşı taraflarca istinaf kanun yoluna başvurulmuş ve bölge adliye mahkemesi kadının nafakaların, tazminatların ve ziynet alacağı talebinin miktarına ilişkin istinaf taleplerini kabul ederek ilk derece mahkemesinin kararını bu yönlerden kaldırmış; her iki tarafın kusur belirlemesine yönelik başvurularının esastan reddine karar vermiştir.


Bölge adliye mahkemesi, davacı-karşı davalı erkeğe annesi ile birlikte kadının yaptığı ev işlerini, halini ve tavrını beğenmeyip eleştirdiği, küçümseyip manevi baskı kurduğu, kadının ortak çocuğa bakmasına müsaade etmedikleri, tartışma sonrası kadını dedesinin evine bıraktığı, dönmek isteyen kadını eve almadığı, bir gün sonra da kıyafetlerini dedesinin evinin bahçesine bıraktığı; davalı-karşı davacı kadına da kişisel bakımını yerine getirmediği ve eşine hakaret ettiği vakıalarını kusur olarak yükleyip boşanmaya sebebiyet veren olaylarda erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğuna hükmetmiştir.


Dosyanın tetkikinden, tarafların bölge adliye mahkemesi tarafından kabul edilen ve gerçekleşen kusurlu davranışları yanında, davalı-karşı davacı kadının birlik görevlerini yeterince yerine getirmediği anlaşılmıştır. Bu itibarla boşanmaya sebebiyet veren ve gerçekleşen kusurlu davranışlara göre; annesi ile birlikte kadını beğenmeyip eleştiren, küçümseyip manevi baskı kuran, kadının ortak çocuğa bakmasına müsaade etmeyen, tartışma sonrası kadını dedesinin evine bırakarak dönmek isteyen kadını eve almayan ve bir gün sonra da kıyafetlerini dedesinin evinin bahçesine bırakan erkek ile kişisel bakımını yapmayan, eşine hakaret eden ve birlik görevlerini yeterince yerine getirmeyen kadın eşit kusurludur. Bu itibarla, erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğuna hükmedilmesi doğru bulunmamış ve kararın bozulmasını gerektirmiştir.


4-Yukarıda 3. bentte açıklandığı üzere, tarafların boşanmaya sebebiyet veren olaylarda eşit derecede kusurlu oldukları anlaşılmaktadır. Boşanma sonucu maddi ve manevi tazminata hükmedilebilmesi için tazminat yükümlüsünün kusurlu, tazminat talep eden eşin ise kusursuz veya diğerine göre daha az kusurlu olması gerekir (TMK m. 174). Bölge adliye mahkemesince davacı-karşı davalı erkeğin, davalı-karşı davacı kadına nazaran ağır kusurlu olduğunun kabulü ve bu hatalı kusur belirlemesine göre kadın yararına maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi isabetsiz olmuş ve bozmayı gerektirmiştir.


SONUÇ: Davacı-karşı davalı erkeğin kadının kabul edilen ziynet alacağı davasına yönelik temyiz dilekçesinin yukarıda (1.) bentte açıklanan nedenle REDDİNE; temyiz edilen hükmün yukarıda (3.) ve (4.) bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, temyize konu diğer bölümlerin ise (2.) bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcın istek halinde yatırana geri verilmesine, dosyanın ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi. 28.01.2021 (Prş.)



  • Boşanma davası sürerken ölenin mirasçılarının davaya taraf olma, kanun yollarına başvurabilme hakkı


2. Hukuk Dairesi 2020/5618 E. , 2020/6501 K.


"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi

DAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma


Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-davalı erkek mirasçıları tarafından; asıl boşanma davasında kusur belirlemesi yönünden, birleşen kadının tedbir nafakası davasında ise kadın lehine hükmedilen tedbir nafakası yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:


1-Davacı-davalı erkek mirasçılarının "birleşen, kadının tedbir nafakası davasında kadın lehine hükmedilen tedbir nafakasına" yönelik temyiz dilekçesinin incelenmesinde;

6100 sayılı HMK’nın 362. maddesinin 1. fıkrasının b bendi uyarınca "Miktar veya değeri kırk bin Türk Lirasını (bu tutar dahil) geçmeyen davalara ilişkin kararlar" temyiz edilemez. 02.12.2016 tarihli 6763 sayılı Kanun'un 44. maddesi ile de 6100 Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na eklenen ek madde 1 uyarınca temyiz parasal sınırlarının (HMK m. 341, 362) Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 298. maddesine göre her yıl tespit ve ilan edilecek yeniden değerleme oranında artırılması öngörülmüştür. Karar tarihi itibariyle bu miktar "72.070,00 TL" olarak belirlenmiştir.


Davalı-davacı kadın tarafından açılan ve birleştirilen bağımsız nafaka davasında kabul edilen yıllık nafaka miktarı 3.600 TL olup, bölge adliye mahkemesince nafakaya yönelik verilen karar miktar bakımından kesindir. Bu nedenle davacı-davalı erkek mirasçılarının nafaka davasında hükmedilen nafakaya yönelik temyiz dilekçesinin reddine karar verilmesi gerekmiştir.


2-Davacı-davalı erkek mirasçılarının sair temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;

Davacı-davalı erkek tarafından açılan boşanma davasının yapılan yargılaması sırasında davacı-davalı erkeğin vefatı üzerine mirasçıları tarafından davaya kusur tespiti açısından devam edilmiş, yargılama sonucunda ilk derece mahkemesince evlilik ölümle son bulduğundan boşanma ve ferileri konusunda karar verilmesine yer olmadığına, boşanma davası açılmasında davalı-davacı kadının kusurlu olmadığının tespitine karar verilmiştir. Hükmün davacı-davalı erkek mirasçıları tarafından istinaf edilmesi üzerine bölge adliye mahkemesince mirasçıların istinaf istemlerinin kısmen kabulü ile boşanmaya sebebiyet veren olaylarda davacı-davalı müteveffa erkeğin ağır kusurlu, davalı-davacı kadının ise hafif kusurlu olduğunun tespitine karar verilmiş, hüküm davacı-davalı erkek mirasçıları tarafından temyiz edilmiştir.


Bölge adliye mahkemesince, Türk Medeni Kanunu'nun 181/2 maddesi gereğince sağ kalan eşin boşanmaya sebebiyet verecek derecede kusurlu olup olmadığına karar verilmesi ile yetinilmesi gerekirken "boşanmaya sebep olaylarda davacı-davalı erkeğin ağır kusurlu, davalı-davacı kadının ise hafif kusurlu olduğunun tespitine" şeklinde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. Ancak bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden hükmün bu yönden düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir (HMK m. 370/2).


SONUÇ: Temyiz edilen bölge adliye mahkemesi hükmünün yukarıda (2.) bentte gösterilen sebeble gerekçeli kararın hüküm fıkrasından B/l. bendinin çıkarılmasına yerine "Davalı-davacı ...'un boşanmaya sebebiyet verecek derecede kusurlu olduğunun tespitine" cümlesinin yazılmasına, hükmün düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, davacı-davalı erkek mirasçılarının "birleşen kadının tedbir nafakası davasında kadın lehine hükmedilen tedbir nafakasına" yönelik temyiz dilekçesinin ise yukarıda (1.) bentte gösterilen sebeple REDDİNE, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine, peşin alınan harcın mahsubuna ve 267.80 TL. temyiz başvuru harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, dosyanın ilk derece mahkemesine, karardan bir örneğinin ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi. 16.12.2020 (Çrş.)



  • Boşanmada kusur tespiti

  • Müşterek çocuğa cinsel taciz

  • Boşanmada kusur tespitine ilişkin konularda ceza davasının bekletici mesele yapılması


Hukuk Genel Kurulu 2017/2721 E. , 2020/1038 K.


"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi



1. Taraflar arasındaki "karşılıklı boşanma" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara Batı 3. Aile Mahkemesince verilen her iki davanın kabulüne ilişkin karar, taraf vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı her iki taraf vekilince temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:


I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı-Karşı Davalı İstemi:

4. Davacı-karşı davalı vekili 11.03.2013 tarihli dava dilekçesinde; tarafların 18.04.1995 tarihinde evlendiklerini, 1996 doğumlu... ve 2000 doğumlu Sefa isimli ortak iki çocuklarının olduğunu, davalının müvekkiline karşı olumsuz tutum ve davranışlarda bulunduğunu, ayrıca Sincan 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/251 E. sayılı dosyası ile ortak çocuk...'ye yönelik “nitelikli cinsel istismar” suçlamasıyla yargılamasının devam ettiğini belirterek tarafların boşanmalarına, velâyetlerin anneye verilmesine, her bir çocuk yararına aylık 300,00TL tedbir-iştirak ve müvekkili yararına aylık 500,00TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 100.000,00TL maddi, 100.000,00TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.


Davalı-Karşı Davacı İstemi:

5. Davalı-karşı davacı vekili 01.08.2013 tarihli cevap ve karşı dava dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, kadın eşin hayâsızca hayat sürdüğünü, güven duygusu sarsan davranışlarda bulunduğunu, kadın eşin hükümlü olan kardeşi ile birlikte ortak çocuğu yönlendirerek müvekkiline iftira attıklarını, suçlamaların asılsız olduğunu, tahliye kararının ardından ortak çocuk Sefa'yı yalnız bırakarak evi terk ettiğini, müvekkilinin durumu sorgulandığında eşi tarafından ... ve... isimli şahıslarla aldatıldığını öğrendiğini belirterek asıl davanın reddine, karşı davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, Sefa’nın velâyetinin babaya verilmesi ile müvekkili yararına 35.000,00TL maddi, 150.000,00TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.


İlk Derece Mahkemesi Kararı:

6. Ankara Batı 3. Aile Mahkemesi’nin 17.04.2014 tarihli ve 2013/190 E., 2014/245 K. sayılı kararı ile; boşanmaya sebep olan olaylarda erkek eşin; aile fertlerine karşı darp eyleminde bulunduğu ayrıca kızına karşı cinsel istismar iddiası ile yargılandığı, bunun karşılığında kadın eşin de sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlarda bulunduğu ve tarafların eşit kusurlu olduğu gerekçesiyle her iki davanın da kabulüyle tarafların boşanmalarına, velâyetin babaya verilmesine, eşit kusurlu olarak değerlendirilen tarafların tazminat taleplerinin reddine, kadın eşin boşanma yüzünden yoksulluğa düşeceği gerçekleşmekle yararına 200,00TL tedbir-yoksulluk nafakası ödenmesine karar verilmiştir.


Özel Daire Bozma Kararı:

7. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 03.02.2016 tarihli ve 2015/25553 E., 2016/1664 K. sayılı kararı ile; "...Hüküm davacı-karşı davalı kadın tarafından; kusur belirlemesi ve tazminat taleplerinin reddi yönünden, davalı-karşı davacı erkek tarafından ise; kusur belirlemesi ve manevi tazminat talebinin reddi ve yoksulluk nafakası yönünden temyiz edilerek; temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle; duruşma için belirlenen 28.09.2015 günü temyiz eden davacı-davalı ... vekili Av. ... ve karşı taraf temyiz eden davalı-davacı ... vekili Av. ...geldiler. Gelenlerin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

Davacı-karşı davalı kadın dava dilekçesinde, davalı-karşı davacı erkeğin müşterek çocuk...'ye cinsel istismarda bulunduğunu iddia etmiş, Sincan 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yapılan yargılama neticesinde davalı-karşı davacı erkeğin beraatine, diğer sanıkların mahkumiyetine karar verilmiş, ancak temyiz aşamasındaki karar henüz kesinleşmemiştir. Cinsel istismara ilişkin ceza davası dosyasının sonucu, iş bu davada kusur durumunu etkileyecek olduğundan, ceza davasının bekletici mesele yapılarak sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekirken, bu husus nazara alınmadan hüküm kurulması doğru görülmemiştir,..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.


Direnme Kararı:

8. Ankara Batı 3. Aile Mahkemesinin 05.05.2016 tarihli ve 2016/284 E, 2016/336 K. sayılı kararı ile bozma öncesi kararda yer alan gerekçeler yanında ağır ceza dosyasında delillerin toplanması sürecinin tamamlandığı, delillerin mevcut hâli ile aile hâkimi marifeti ile değerlendirilmiş olmasında bir sakınca mülahaza edilmemesi gerektiği, boşanma davaları içerisinde tarafların birbirlerine karşı ileri sürdükleri kusurların aynı zamanda TCK kapsamında kamu davası hâline gelebilecek iddialara ilişkin olduğu, farklı alanda yürütülen yargılamalar arasında uzun süren kamu davalarını boşanma davalarında bekletici sorun hâline dönüştürmenin, aile hayatını olumsuz yönde etkileyeceği, zira boşanma davası devam eden tarafların sadakat yükümlülüklerinin aynı şekilde devam ettiği, tarafların gayri resmî birlikteliklerine davetiye çıkartabilecek uygulamalardan şiddetle kaçınılması gerektiği, yasanın amir bir hükmüne dayanmaksızın takdiren değerlendirmelerle verilen bozma kararına iştirak etmenin mümkün olamadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.


Direnme Kararının Temyizi:

9. Direnme kararı yasal süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmiştir.


II. UYUŞMAZLIK

10. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tarafların karşılıklı olarak evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuksal nedenine dayalı olarak açmış oldukları boşanma davasında “erkek eşin ortak çocuğa yönelik cinsel istismar suçlamasıyla yargılamasının yapıldığı ağır ceza dava dosyasının” işbu davadaki kusur belirlemesini etkileyip etkilemeyeceği, burada varılacak sonuca göre erkek eşin yargılandığı ceza davası sonucunun bekletici sorun yapılmasının gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır.


III. GEREKÇE

11. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir.


12. Bilindiği üzere 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “Evlilik birliğinin sarsılması” başlıklı 166. maddesinin bir ve ikinci fıkraları;

"Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.

Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.” hükmünü taşımaktadır.


13. Genel boşanma sebeplerini düzenleyen ve yukarıya alınan madde hükmü, somutlaştırılmamış veya ayrıntıları ile belirtilmemiş olması nedeniyle evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı noktasında hâkime çok geniş takdir hakkı tanımıştır. Bu bağlamda evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma davası açan davacının, davasının kabul edilerek, boşanma kararı elde edebilmesi için iki koşulun gerçekleştiğini kanıtlamış olması gerekir. Bunlardan ilkinde davacı; kendisinden, evlilik birliğinin devamı için gereken “ortak hayatın sürdürülmesi” olgusunun artık beklenmeyecek derecede birliğin temelinden sarsıldığını, ikinci olarak “temelden sarsılmanın” karşı tarafın kusurlu davranışları sonucu gerçekleştiğini ispatlamak zorundadır.


14. Yeri gelmişken belirtmek gerekir ki; söz konusu hüküm uyarınca evlilik birliği, eşler arasında ortak hayatı çekilmez duruma sokacak derecede temelinden sarsılmış olduğu takdirde, eşlerden her biri kural olarak boşanma davası açabilir ise de, Yargıtay bu hükmü tam kusurlu eşin dava açamayacağı şeklinde yorumlamaktadır. Çünkü tam kusurlu eşin boşanma davası açması tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonra da mademki “birlik artık sarsılmıştır” diyerek boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir. Böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer (TMK m.2). Nitekim benzer ilkeye HGK’nın 04.12.2015 tarihli ve 2014/2-594 E., 2015/2795 K. sayılı kararında da değinilmiştir. Bu durumda kusur ilkesine göre genel sebeple (TMK m. 166/1) boşanmaya karar verebilmek için davalının az da olsa kusurlu olması gerekir.


15. Yargıtay boşanma davalarında temyiz incelemesi aşamasının daha sağlıklı yürütülebilmesi amacıyla; her bir davada verilecek olan boşanma kararı, ferileri ve boşanmanın mali sonuçları yönünden yapılacak denetlemeye uygun şekilde, tarafların boşanmaya sebep olan olaylarda gerçekleşen kusurlu davranışları belirtildikten sonra eşlerin kusur durumlarının “kusursuz, az kusurlu, eşit kusurlu, ağır kusurlu veya tam kusurlu eş” şeklinde belirlenmesi gerektiğini belirtmiştir. Yine Yargıtay, 03.07.1978 tarihli, 5/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla da “kimin daha fazla kusurlu olduğunu tayin hususunda önceden bir ölçü konulamayacağına ve bu hususta bir içtihadı birleştirmeye gidilemeyeceğine” karar vererek her bir boşanma davasında tarafların kusur durumlarının kendine özgü ve o evliliğe münhasır olduğunu kabul etmiştir.


16. Uyuşmazlık konusunun çözümü açısından, ceza mahkemesi kararlarının hukuk davasına etkisi, eş söyleyişle ceza mahkemesinin hangi kararlarının hukuk mahkemelerini bağlayacağı konusu üzerinde durulması gerekmektedir.


17. Ceza mahkemesi kararlarının hukuk mahkemesi davasına etkisi, hukukumuzda 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun “Ceza Hukuku İle Medeni Hukuk Arasında Münasebet” başlıklı 53. maddesinde “Hakim, kusur olup olmadığına yahut haksız fiilin faili temyiz kudretini haiz bulunup bulunmadığına karar vermek için ceza hukukunun mesuliyete dair ahkamiyle bağlı olmadığı gibi, ceza mahkemesinde verilen beraet karariyle de mukayyet değildir. Bundan başka ceza mahkemesi kararı, kusurun takdiri ve zararın miktarını tayin hususunda dahi hukuk hakimini takyit etmez.” hükmü ile yer almıştır.


18. Paralel düzenlemeyle 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) “Haksız Fiillerden Doğan Borç İlişkileri” ayrımında, yargılamanın ceza hukuku ile ilişkisinin anlatıldığı 74. maddesinde “Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.” hükmü ile hukuk hâkimi, ceza mahkemesinin kesinleşmiş kararları karşısında ilke olarak bağımsız kılınmıştır. İlkenin esası; bir ceza kuralı ile kamu hukuku yönünden yaptırım amaçlanmışken, aynı uyuşmazlığa ilişkin hukuk kuralı ile kişilerin birbirlerine karşı hak ve ödevlerini düzenleyen medeni hukuk alanında bir yaptırım amaçlanmasına dayanmaktadır.


19. Bu açık hüküm karşısında, ceza mahkemesince verilen, beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet gibi esasların hukuk hâkimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır. Ancak, hemen belirtilmelidir ki, gerek öğretide ve gerekse Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarında, ceza hâkiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle “fiilin hukuka aykırılığı” konusu ile hukuk hâkiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir. Diğer bir anlatımla, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır. Nitekim aynı ilkeler Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 10.1.975 tarihli ve 1971/406 E., 1975/1 K.; 23.1.1985 tarihli ve 1983/10-372 E., 1985/21 K.; 27.04.2011 tarihli ve 2011/17-50 E., 2011/231 K.; 09.04.1014 tarihli ve 2013/4-1088 E., 2014/490 K. sayılı kararları ile de aynen benimsenmiştir.


20. Vurgulamakta yarar vardır ki, hukuk usulü bir şekil hukukudur. Davanın açılması, itirazların ileri sürülmesi, tanıkların ve diğer delillerin bildirilmesi belirli süre koşullarına bağlı kılındığı gibi, ikinci tanık listesi verilememesi, iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı gibi, yargılamanın süratle sonuçlandırılması gayesi ile belirli kısıtlamalar getirilmiştir. Bunun sonucunda, hukuk hâkimi şekli gerçeği arayacak, maddi gerçek öncelikli hedef olmayacaktır. Ancak ceza hâkimi bunun tersine öncelikli hedef olarak maddi gerçeğe ulaşmaya çalışacaktır. O hâlde ceza mahkemesinin maddi nedensellik bağını (illiyet ilişkisi) tespit eden kesinleşmiş hükmünün hukuk hâkimini bağlamasına, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 53.maddesi bir engel oluşturmaz (HGK'nın 16.09.1981 gün E:1979/1-131, K:1981/587 sayılı ilamı; HGK'nın 27.04.2011 gün ve E:2011/17-50, K:2011/231 sayılı ilamı).


21. Öte yandan, Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına ve öğretideki genel kabule göre, maddi olgunun tespitine ilişkin ceza mahkemesi kararı hukuk hâkimini bağlar. Ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir (HGK'nın 11.10.1989 gün ve E:1989/11-373, K:472; HGK'nın 27.04.2011 gün ve E:2011/17-50, K:2011/231 sayılı ilamları).


22. Bu açıklamalar kapsamında eldeki davaya gelince; yerel mahkemece boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olduğu belirtilerek her iki davanın kabulü ile boşanmaya karar verilmiştir. Karar; taraflarca kusur belirlemesi ve boşanmanın mali sonuçlarına yönelik temyiz edilmiş olup, boşanma bölümü yönünden temyiz edilmeyerek kesinleşmiş ve taraflar boşanmışlardır. Özel Dairece tarafların kusur belirlemesine yönelik temyiz itirazları ise; ortak çocuğa karşı işlendiği iddia edilen cinsel istismar olayına ilişkin ceza davası sonucunun eldeki davada kusur durumunu etkileyecek olması nedeniyle bekletici mesele yapılması gerekçesiyle karar bozulmuştur. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; erkek eşin ortak çocuğa karşı nitelikli cinsel istismar suçu nedeni ile yargılandığı ve dosyanın henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır. Yukarıda açıklandığı üzere maddi bir olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş ceza mahkemesi kararının hukuk hâkimini bağlayacağı gözetilerek, yerel mahkemece, aynı yönlere işaret eden Özel Daire bozma kararına uyulmasına, ceza davasının sonucunun beklenilmesi ile o davada tespit edilen maddi olgular çerçevesinde dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirilerek tarafların boşanmaya sebep olan olaylarda kusur dereceleri hakkında bir karar verilmesi gerekirken, isabetli bulunmayan gerekçe ile direnme kararı verilmesi bozmayı gerektirmiştir.


23. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup direnme kararı bozulmalıdır.


IV. SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

Davacı-karşı davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,

Bozma sebebine göre tarafların sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının davacı-karşı davalıya verilmesine,

Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 16.12.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.



  • Boşanmada duyuma dayalı tanık beyanı

  • Hakaret iddiasının yer ve zaman unsuru içermemesinin soyut kalması

  • Soyut beyanların taraflara kusur olarak yüklenilemeyeceği


2. Hukuk Dairesi 2021/488 E., 2021/1608 K.


"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi

DAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma


Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-davalı erkek tarafından her iki davanın tamamı yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:


1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davacı-davalı erkeğin "Reddedilen kendi boşanma davası ve ferilerine" yönelik temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.


2-Davacı-davalı erkeğin "Kabul edilen kadının birleşen boşanma davası ve ferilerine" yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;

Taraflarca karşılıklı olarak açılan Türk Medeni Kanunu’nun 166/1. maddesi uyarınca evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki sebebine dayalı boşanma davalarının, ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonucunda, boşanmaya sebebiyet veren olaylarda tarafların eşit kusurlu oldukları belirtilerek erkeğin davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına, kadının birleşen davasının ise kadının erkeğin asıl davasına verdiği cevabında boşanmak istemediğini beyan ettiği gerekçesiyle reddine, kadının tedbir nafakası talebinin ara kararla kısmen kabulüne, kadının yoksulluk nafakası ve tazminat talepleri ile erkeğin manevi tazminat talebinin ise eşit kusur nedeniyle reddine karar verilmiş, hükme karşı davalı-davacı kadın tarafından her iki davanın tamamı yönünden, davacı-davalı erkek tarafından ise kusur belirlemesi, kadın yararına hükmedilen tedbir nafakası ile reddedilen kendi manevi tazminat talebi yönünden istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İstinaf incelemesi yapan bölge adliye mahkemesince dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda kadının istinaf talebinin kabulü ile kadına yüklenen tüm kusurların af kapsamında kaldığı gerekçesiyle kadından çıkarılmasına, bu durumda boşanmaya sebebiyet veren olaylarda davacı -davalı erkeğin tam kusurlu olduğunun tespitine, ilk derece mahkemesi kararının tümden kaldırılarak yeniden hüküm tesisi ile erkeğin davasının ve manevi tazminat talebinin redine, kadının birleşen davasının ise kabulü ile tarafların Türk Medeni Kanunu’nun 166/1. maddesi uyarınca boşanmalarına, kadın yararına aylık 400 TL tedbir, 600 TL yoksulluk nafakasına, kadın yararına 12.000,00 TL maddi ve 8.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmiş, erkeğin tüm istinaf taleplerinin ise reddine karar verilmiş, hüküm davacı-davalı erkek tarafından temyiz edilmiştir.


Bölge adliye mahkemesince her ne kadar, taraflar arasında yaşanan son olaylarda kadına yüksek sesle bağıran, kadına hakaret eden ve kadını istemediğini yanından gitmesini istediğini söyleyen erkeğin boşanmaya sebebiyet veren olaylarda tam kusurlu olduğu gerekçesiyle kadının birleşen boşanma davasının kabulüne karar verilmiş ise de; toplanan delillerden erkeğe yüklenen "Hakaret" vakıasına yönelik tanık Hacı Hasan beyanının yer ve zaman unsuru içermediği, bu tanığın beyanında geçen hakaret eyleminin tarafların barışarak tekrar bir araya geldikleri Şırnak'ta bulundukları süre zarfında meydana gelip gelmediği anlaşılamadığı gibi davacı-davalı erkeğin kadına yönelik "Hakaret" eylemi nedeniyle hakkında Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığınca "Kovuşturmaya yer olmadığı" kararı verildiği, bu nedenle ispatlanamayan bu vakıanın erkeğe kusur olarak yüklenemeyeceği, erkeğe bölge adliye mahkemesince yüklenen diğer kusurlar yönünden ise tanık beyanlarının tarafların barışıp bir araya geldikleri ve erkeğin görev yaptığı Şırnak ilinde otelde birlikte yaşadıkları son dönemlere ilişkin olmadığı gibi soyut ve kadından aktarıma dayalı beyanlar olduğu, bu nedenle bu vakıaların da erkeğe kusur olarak yüklenemeyeceği, sonuç olarak tarafların biraraya gelerek karşılıklı olarak önceki olayları affetmeleri nedeniyle affedilen en azından hoşgörü ile karşılanan vakıaların af kapsamında kalıp sonrası dönem için ise erkeğin ispatlanan herhangi bir kusurunun tespit edilemediği anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında, erkeğin boşanmayı gerektiren kusurlu bir davranışı kanıtlanamadığından davalı-davacı kadının birleşen boşanma davasının da reddi gerekirken, yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir.


SONUÇ: Temyiz edilen bölge adliye mahkemesi hükmünün yukarıda (2.) bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozmanın kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda (1.) bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcın istek halinde yatırana geri verilmesine, dosyanın ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi. 23.02.2021 (Salı)



  • Temyiz sınırı altında kalan nafakanın reddi

  • Evlilik birliğini sürdürmek niyetiyle aynı evde aynı odada kalınması halinde affın karine olarak kabulü

  • Ev hanımı olsa da, çeşitli taşınmazlar üzerinde mülkiyet hakkı bulunan kadının maliki olduğu malvarlıklarının kendisini yoksulluktan kurtarmaya yetecek nitelik ve nicelikte olup olmadığının tespitinin gerekliliği ve eksik inceleme halinde ret kararı


2. Hukuk Dairesi 2020/6227 E. , 2021/1502 K.


"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi


Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-davalı erkek tarafından, nafaka davasının kabulü, kusur belirlemesi, nafakalar ve tazminatlar yönünden; davalı-davacı kadın tarafından ise erkeğin boşanma davasının kabulü, kusur belirlemesi, nafakaların ve tazminatların miktarı yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:


1-Tarafların tedbir nafaka davasına yönelik temyiz dilekçelerinin incelenmesinde;

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 06.04.2005 tarih ve 2005/3-169 esas - 2005/235 karar sayılı kararı ile nafaka davalarında temyiz ve karar düzeltmede yıllık nafaka miktarının dikkate alınacağı açıklanmıştır. Mahkemece münhasıran açılan tedbir nafaka davasında kadın için hükmedilen nafakanın yıllık miktarı 24.000,00 TL, çocuk... için hükmedilen nafakanın yıllık miktarı ise 24.000,00 TL, çocuk Arya Masal için hükmedilen nafakanın yıllık miktarı ise 18.000,00 TL, olup, karar tarihinde kesinlik sınırı olan 72.070,00 TL'yi aşmadığından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362. maddesi gereğince temyiz sınırı altında kalan para alacağına ilişkin karar kesindir. Açıklanan nedenle, erkeğin bağımsız tedbir nafaka davasının kabulü, kadının nafakaların miktarına yönelik temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir.


2-Tarafların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;


a-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.


b-Taraflarca açılan karşılıklı boşanma davasında ilk derece mahkemesince erkek ağır kusurlu bulunarak kadının boşanma davası (TMK m. 161) ve erkeğin boşanma davası (TMK m.166/1) ayrı ayrı kabul edilmiş ve ferilerine hükmedilmiş, karar davalı-davacı kadın tarafından erkeğin davasının kabulü, kusur belirlemesi, tazminatların miktarı, nafakaların miktarı yönünden, davacı-davalı erkek tarafından ise, kusur belirlemesi, tazminatlar, nafakalar, tedbir nafaka davasının kabulü yönlerinden istinaf kanun yoluna başvurulmuş, bölge adliye mahkemesince erkeğin istinaf talebi kişisel ilişki ve tedbir nafakası yönünden kabul edilmiş, ilk derece mahkeme kararı bu yönlerden kaldırılarak yeniden bu yönlere ilişkin hüküm kurulmuş, diğer istinaf talepleri esastan reddedilmiştir. Bölge adliye mahkemesi tarafından verilen bu hüküm davacı-davalı erkek tarafından nafaka davasının kabulü, kusur belirlemesi, nafakalar ve kadın lehine hükmedilen tazminatlara yönelik, davalı-davacı kadın tarafından ise erkeğin boşanma davasının kabulü, kusur belirlemesi, nafakaların ve tazminatların miktarına yönelik temyiz edilmiştir.


Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden, özellikle tanık Nice İklim ve tanık Nesrin Panayır'ın beyanlarına göre davacı-davalı erkeğin boşanma dava tarihinden sonra ancak kadın tarafından birleşen boşanma davası açılmadan önce tarafların evlilik birliğinin sürdürmek niyetiyle aynı evde ve aynı odada kalmak suretiyle evlilik birliğini devam ettirdikleri sabittir. Bu nedenle erkek tarafından kadına kusur olarak atfedilen vakıayı erkeğin affettiği en azından hoşgörü ile karşıladığının kabulü gerektiği ve kadına kusur olarak yüklenemeyeceği anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında, kadının boşanmayı gerektiren kusurlu davranışı kanıtlanamadığından davacı-davalı erkeğin boşanma davasının reddi gerekirken, yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi doğru değildir.


Ne var ki, davalı- davacı kadının kabul edilen boşanma davasında verilen boşanma hükmü, erkeğin boşanmaya yönelik istinaf kanun yolu başvurusu bulunmaması nedeniyle kesinleştiğinden; davacı-davalı erkeğin boşanma davasında, boşanma isteminin konusu kalmamıştır. Ancak, davanın konusuz kalması sebebiyle esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hallerde hakim, davanın açıldığı tarihteki, tarafların haklılık durumuna göre vekâlet ücreti ve yargılama giderlerini takdir ve tayin eder (HMK m. 331/1). Bu husus gözetilerek bir karar verilmek üzere hükmün bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.


c-Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına göre müşterek çocuk Arya Masal'ın ihtiyaçlarına nazaran takdir edilen iştirak nafakası azdır. Mahkemece Türk Medeni Kanunu'nun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi de dikkate alınarak daha uygun nafakaya hükmedilmesi gerekir. Bu yön gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.


d-Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri, paranın alım gücü, kişilik haklarına yapılan saldırı ile ihlâl edilen mevcut ve beklenen menfaat dikkate alındığında davalı-davacı kadın yararına takdir edilen maddi ve manevi tazminat azdır. Türk Medeni Kanunu'nun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile Türk Borçlar Kanunu'nun 50 ve 51. maddesi hükmü dikkate alınarak daha uygun miktarda maddi (TMK m. 174/1) ve manevi (TMK m. 174/2) tazminat takdiri gerekir. Bu yönler gözetilmeden hüküm tesisi doğru bulunmamış, bozmayı gerektirmiştir.


e-Mahkemece, davalı-davacı kadının yoksulluğa düşeceği gerekçesiyle kadın lehine yoksulluk nafakasına hükmedilmiştir. Yapılan sosyal ekonomik durum araştırmasına ve toplanan diğer delillere göre davalı-davacı kadının ev hanımı olduğu ve babasına ait evde oturduğu, kira vermediği, Kuşadası'nda arsa vasfında bir yazlığı, İstanbulda depolu dükkan vasfında bir taşınmazı bulunduğu görülmekle, bu taşınmazların değerinin ve taşınmazlardan kira geliri bulunup bulunmadığının araştırılarak, kadının mal varlığının kendisini yoksulluktan kurtaracak değerde olup olmadığının tespiti ve sonucuna göre yoksulluk nafakası (TMK m. 175) istemi hakkında bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ile karar verilmiş olması isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir.


SONUÇ: Tarafların tedbir nafaka davasına ilişkin temyiz dilekçelerinin yukarıda (1.) bentte gösterilen sebeple REDDİNE, temyiz edilen hükmün yukarıda (2-b), (2-c), (2-d) ve (2-e) bentlerinde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda (2-a) bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatıranlara geri verilmesine, dosyanın ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi. 18.02.2021 (Prş.)



  • Boşanmada kusur tespiti

  • Erkeğin süreklilik arz eden şiddet içerikli davranışları

  • Kadının erkeğe hakaret etmesi

  • Boşanmada kusurun ağırlığı ve hakkaniyet ilkesi gereği maddi ve manevi tazminat


2. Hukuk Dairesi 2020/6937 E. , 2021/1086 K.


"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi

DAVA TÜRÜ :Karşılıklı Boşanma - Ziynet Alacağı


Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı-karşı davacı kadın tarafından erkeğin davasının kabulü, kusur belirlemesi, reddedilen tazminat talepleri, nafakaların miktarı, kişisel ilişki düzenlemesi, ziynet alacağı davasının reddedilen kısmı ile yargılama giderleri ve vekalet ücreti yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:


1- Davalı -karşı davacı kadının ziynet alacağı davasının reddedilen kısmına yönelik temyiz dilekçesinin incelenmesinde;


6100 sayılı HMK’nın 362. maddesinin 1. fıkrasının b bendi uyarınca “Miktar veya değeri kırk bin Türk Lirasını (bu tutar dâhil) geçmeyen davalara ilişkin kararlar” temyiz edilemez. 02.12.2016 tarihli 6763 sayılı Kanun'un 44. maddesi ile de 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kan unu’na eklenen ek madde 1 uyarınca temyiz parasal sınırlarının (HMK m. 341, 362) Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 298. maddesine göre her yıl tespit ve ilan edilecek yeniden değerleme oranında artırılması öngörülmüştür. Karar tarihi itibariyle bu miktar “72.070,00 TL” olarak belirlenmiştir.


Somut olayda davalı-karşı davacı kadın tarafından 4.985,00 TL ziynet alacağı talep edilmiş, 2.904,00 TL ziynet alacağının kabulüne, 2.081,00 TL’nin ise reddine karar verilmiş olup verilen karar miktar itibariyle kesindir. Bu nedenle davalı -karşı davacı kadının ziynet alacağı davasının reddedilen kısmına yönelik temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir.


2- Davalı -karşı davacı kadının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;

a) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.


b) İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda boşanmaya sebebiyet veren vakıalarda tarafların eşit kusurlu oldukları kabul edilerek taraflarca karşılıklı olarak açılan boşanma davalarının kabulü ile tarafların boşanmalarına, kadının ziynet alacağı davasının ise reddine karar verilmiş, hüküm davalı-karşı davacı kadın tarafından, erkeğin davasının kabulü, kusur belirlemesi, reddedilen tazminat talepleri, nafakaların miktarı, kişisel ilişki düzenlemesi, reddedilen ziynet alacağı davası, yargılama giderleri ve vekalet ücreti yönünden istinaf edilmiştir. Bölge adliye mahkemesince dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda kadının ziynet alacağı davasına yönelik istinaf talebinin kısmen kabulüne, boşanma ve fer'ilerine yönelik istinaf talebinin ise esastan reddine karar verilmiş, hüküm davalı-karşı davacı kadın tarafından temyiz edilmiştir.


İlk derece mahkemesince her ne kadar boşanmaya sebebiyet veren vakıalarda tarafların eşit kusurlu oldukları kabul edilmiş ise de; yapılan yargılama ve toplanan delillerden ilk derece mahkemesince kabul edilen ve davacı-karşı davalı erkek tarafından istinaf edilmeyerek kesinleşen kusurlu davranışlarının yanında ayrıca "Kadını öldürmekle tehdit etme" vakıasının da gerçekleştiği, yine erkeğin ilk derece mahkemesince kabul edilen "Kadına fiziksel şiddet uygulama" vakıasının ise "Süreklilik" arz ettiği, gerçekleşen bu durum karşısında " Kadına süreklilik arz edecek şekilde fîziksel şiddet uygulayan, kadını öldürmekle tehdit eden ve son olayda kadını evden kovan davacı -karşı davalı erkeğin, evin yemek ve temizlik ihtiyaçları ile ilgilenmeyen, son olayda erkeğe şiddet uygulayan ve erkeğe hitaben "Sen erkek misin, adam mısın" şeklinde sözler söyleyen kadına" nazaran boşanmaya sebep olan olaylarda daha ağır kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. Bu husus gözetilmeden tarafların eşit kusurlu olduklarının kabul edilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.


c) Yukarıda 2/b bendinde açıklandığı üzere boşanmaya sebebiyet veren vakıalarda davacı-karşı davalı erkek, davalı-karşı davacı kadına nazaran daha ağır kusurludur. Gerçekleşen bu kusurlu davranışlar kadının kişilik haklarına saldırı teşkil eder nitelikte olup, aynı zamanda kadın boşanma sonucu eşinin maddi desteğini de yitirmiştir. Somut olayda davalı-karşı davacı kadın yararına TMK m. 174/1-2 koşulları oluşmuştur. O halde, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, gerçekleşen kusurun ağırlığı ve hakkaniyet ilkesi gereği davalı-karşı davacı kadın yararına uygun miktarda maddi ve manevi tazminata hükmetmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.


SONUÇ: Yukanda (1.) bentte gösterilen sebeple davalı-karşı davacı kadının ziynet alacağı davasının reddedilen kısmına yönelik temyiz dilekçesinin REDDİNE, yukanda (2/b) ve (2/c) bentlerinde gösterilen sebeplerle temyiz edilen bölge adliye mahkemesinin "Boşanma ve ferilerine" yönelik esastan ret kararının KALDIRILMASINA, ilk derece mahkemesi kararının BOZULMASINA, bozmanın kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda (2/a) bendinde gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, karardan bir örneğinin ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi.09.02.2021 (Salı)



  • Boşanma davasında süresi içerisinde cevap dilekçesi sunulmaması

  • Süresi içerisinde cevap dilekçesi sunmamış olan davalının delil dilekçesi sunması

  • Süresi içerisinde delil dilekçesi sunulmaması

  • Delil dilekçesi süresi


Hukuk Genel Kurulu 2017/2710 E., 2021/34 K.


"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi


1. Taraflar arasındaki “boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İzmir 2. Aile Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar, davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı davalı tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:


I. YARGILAMA SÜRECİ


Davacı İstemi:

4. Davacı 27.07.2012 tarihli dava dilekçesinde; tarafların 03.03.1999 tarihinde evlendiklerini, ilk iki yıl güzel geçtikten sonra davalının önceki evliliğinden olma oğlunun eşinden boşandığını, bu sebeple ilk yıllarda izin alarak, sonrasında izne dahi gerek olmaksızın “oğlu ve torunlarının bakıma ihtiyaçları olduğu” sebebiyle oğlunun yanına Manisa'ya gittiğini, uzun süreler kaldığını, yaz aylarında ise sürekli Gümüldür’de oğlu ve torunları ile çadırda kaldıklarını, davalının eve geldiği zamanlarda ise birlik görevlerini yerine getirmediğini, evle ilgilenmediğini, yemek dahi yapmadığını, elbiseleri toplamadığını, birliğe ekonomik katkı sağlamadığını, 2010 yılında ortak haneyi tamamen terk ederek Manisa’da yaşayan oğlunun yanına yerleştiğini, bağımsız tedbir nafakası açtığını, bu arada barıştıklarını fakat iki ay geçtikten sonra davalının haber vermeden müvekkilini yeniden terk ettiğini belirterek tarafların boşanmalarına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.


Davalı İstemi:

5. Davalı yasal süresi içerisinde davaya cevap vermemiş, süresinden sonra vekili tarafından sunulan dilekçe ile davacı eşin aşağılama ve kötü davranış şeklinde gerçekleştirdiği eylemleriyle tam kusurlu olduğunu ileri sürerek davanın reddini, mahkeme aksi kanaatte ise, müvekkili yararına 500,00TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 30.000,00TL maddi ve 10.000,00TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.


İlk Derece Mahkemesi Kararı:

6. İzmir 2. Aile Mahkemesinin 11.04.2013 tarihli ve 2012/590 E., 2013/273 K. sayılı kararı ile; kadın eşin evlilik birliğinin kendisine yüklediği görevleri yerine getirmediği gerekçesiyle tarafların boşanmalarına, davalının tazminat talepleri hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.


Özel Daire Bozma Kararı:

7. Yargıtay 2. Hukuk Dairesince 11.12.2013 tarihli ve 2013/16048 E. ve 2013/29319 K. sayılı kararı ile;

"...Hüküm davalı tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği düşünüldü:

Dava, 27.07.2012 tarihinde açılmıştır. Mahkemece ön incelemenin duruşmalı yapılmasına ve davalıya delillerini bildirmesi için ihtar gönderilmesine karar verilmiş ve bu ihtar taraflara tebliğ edilmiştir. Davacı ön inceleme duruşmasından önce delil listesini ibraz etmiş, davalı ise cevap süresi geçtikten sonra cevap ve delil listesi sunmuştur, ön inceleme duruşması yapılmış ve tarafların anlaşamadıkları hususlar tespit edilmiştir.


Davalı tarafından bildirilen tanıklar, süresinde bildirilmediği gerekçesiyle dinlenmesi talebinin reddine karar verilmiştir. Ön inceleme duruşması yapılmadan, tensiple taraflara, dilekçelerinde göstermiş oldukları ve belge niteliğindeki delilleri sunmaları veya bulundukları yerlerle ilgili açıklamada bulunmaları (HMK md. 140/5) için süre verilmesi bu anlamda sonuç doğurmaz. Öte yandan; delil, çekişmeli vakıaların ispatı için gösterilir (HMK md. 187/1). Ön inceleme duruşması yapılmadan, tarafların üzerinde anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar belirlenmeden, tarafların tanık listesi vermeleri de beklenemez.


Bu sebeple süresinde cevap ve delil bildirmeyen davalının, davacının dava dilekçesinde dayandığı vakıaları inkar etmiş olacağına göre, ön inceleme duruşmasından önce bildirdiği tanıkların da bu doğrultuda dinlenmesi gerekirken, eksik inceleme ile hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir,..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.


Direnme Kararı:

8. İzmir 2. Aile Mahkemesinin 10.03.2014 tarihli ve 2014/94 E., 2014/226 K. sayılı kararı ile bozma öncesi kararda yer alan gerekçenin yanında; HMK’nın 129. maddesine göre delillerin cevap dilekçesinde gösterilmesinin zorunlu unsur olarak düzenlendiği, 130. maddede bu eksikliğin sonradan giderilemeyeceğinin belirtildiği, 6100 sayılı Kanun’un madde gerekçeleri incelendiğinde davaların usul ekonomisi ilkesine uygun biçimde makul sürede sonuçlandırılmasının hedeflendiği, 140/5. maddenin birinci fıkrasında, ön inceleme duruşmasında uyuşmazlık tespit edildikten sonra tarafların dilekçelerinde gösterdikleri ancak henüz sunmadıkları belgeleri sunmaları amacıyla gerekli açıklama için kesin süre verilebileceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.


Direnme Kararının Temyizi:

9. Direnme kararı yasal süresi içerisinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.


II. UYUŞMAZLIK

10. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; yasal süresi içerisinde cevap vermeyen davalının, HMK’nın 128. maddesi karşısında davacı tarafın ileri sürdüğü vakıaları çürütmeye yönelik delil bildirip bildiremeyeceği, burada varılacak sonuca göre yasal süresinden sonra vermiş olduğu davaya cevap ve delil dilekçesinde bildirdiği tanıklarının en azından karşı ispat bağlamında dinlenmesinin gerekip gerekmediği noktalarında toplanmıştır.


III. GEREKÇE

11. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir.


12. Bilindiği üzere 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) ile yapılan düzenlemelerle amaçlanan; yargılamanın makul sürede tamamlanması olup, bu zorunluluk Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 90/5. maddesine göre “…Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” hükmü gereğince Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) 6. maddesi ile düzenleme altına alınan adil yargılanma hakkının en önemli unsurlardan olan “makul sürede yargılanma” ilkesine dayanmaktadır. Bu bağlamda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), sözleşmenin tarafı devletlerin yasal sistemlerini, AİHS şartlarına uyacak şekilde düzenlemekle görevli olduğunu belirtmiştir (AİHM, Zimmerman ve Steiner-İsviçre, 13 Temmuz 1983, 29. Paragraf).


13. Kuşkusuz ki; yargılamanın mümkün olan en kısa sürede sonuçlanması için öngörülen hususların en önemlisi, taraflara yapacakları işlemler için belirli bir süre tanınması ve bu sürelerin hak düşürücü nitelik taşımasıdır. Bu yolla amaçlanan usul ekonomisidir. Usul ekonomisi ilkesi, HMK’nın 30. maddesiyle düzenleme altına alınmış olup; uyuşmazlıkların en az giderle, en makul sürede ve en az emekle çözümü ve gereksiz yere dava açılmasının engellenmesi şeklinde açıklanmaktadır. Bu ilke çabukluğu, gerçeğe ulaşmadan ödün vererek sağlamayı hedeflemez. İlke, adil yargılanma açısından makul sürede yargılanma hakkı ile ilgilidir. Bu sebeple yargılamanın makul sürede gerçekleşip gerçekleşmediğini belirleme açısından AİHM bu konuda; davanın niteliği, tarafların yargılamanın sürüncemede kalmaması için üzerlerine düşen yükümlülükleri yerine getirip getirmediği ve bireysel başvuruya konu olan dava bağlamında o devletin ulusal mahkemelerinin genel olarak sergilediği tavır olmak üzere üç ölçüt geliştirmiştir.