Tazminat HukukuBağlı olduğu rehber: Tazminat Davaları 2026
Bedensel Zararlardan Kaynaklanan Maddi ve Manevi Tazminat Davaları 2026
Bedensel Zarar Nedir?
Bedensel zarar, bir kimsenin vücut bütünlüğünün ya da sağlığının hukuka aykırı bir fiille zedelenmesi sonucunda malvarlığında ve kişilik değerlerinde meydana gelen eksilmedir. Bedensel zarara uğrayan kişi, bu zararın giderilmesi için zarar verenden maddi ve manevi tazminat isteyebilir. Kişinin beden bütünlüğü üzerindeki hakları, Anayasamızda, Türk Medeni Kanunu’nda ve Türk Ceza Kanunu’nda korunan temel haklardandır. Bedensel zarara uğrayanın isteyebileceği maddi tazminat kalemleri Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 54. maddesinde sayılmıştır: tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar. Zarar verici olay ölümle sonuçlanmışsa ölüme kadar yapılan tedavi giderleri ile ölüme kadar doğan kazanç ve çalışma gücü kayıpları, cenaze giderleri ve ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu yüzden uğradığı kayıplar (destekten yoksun kalma tazminatı) istenebilir; ölenin yakınlarının manevi tazminat hakkı da saklıdır. Bu makalemizde ölüm hâlini değil, bedensel zarar hâlini ve bundan doğan tazminat davalarını ele alıyoruz.
Randevu İçin Arayınız
Görüşmeler randevu ile, büroda ya da telefonla veya WhatsApp, Google Meet ya da Zoom Meetings gibi araçlarla çevrim içi olarak yapılabilir.
Bedensel Zarar Tazminatı Davası Hangi Durumlarda Açılır?
Bedensel zarardan doğan tazminat davaları, zarara yol açan olayın niteliğine göre farklı durumlarda açılabilir. Uygulamada en sık karşılaşılan hâller şunlardır:
- trafik kazası,
- malpraktis (hatalı doktor ve hastane uygulaması), hatalı estetik ameliyat dahil,
- iş kazası ve meslek hastalığı,
- sözleşmeden doğan yükümlülüklerin ihlali,
- suç teşkil eden fiiller başta olmak üzere her türlü haksız fiil. Bu sayım sınırlı değildir; hukuka aykırı bir fiil sonucunda bir kimsenin bedeninde zarar meydana gelmişse tazminat davası açılabilir. Depremde yıkılan bir yapı ya da sahte ilaç kullanımı nedeniyle uğranılan bedensel zararlar da bu kapsamdadır. Örneğin trafik kazasında araçta meydana gelen hasarın yanında zarar görenin beden ve ruh sağlığında meydana gelen zararlar da tazmin edilir. Suç teşkil eden bir fiil sonucunda bedensel zarara uğrayan kişi de ceza davasından ayrı olarak hukuk mahkemesinde tazminat davası açabilir. Hukuk hâkimi, zarar verenin kusuru konusunda ceza hukukunun sorumluluk hükümleriyle ve ceza hâkiminin verdiği beraat kararıyla bağlı değildir; ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da hukuk hâkimini bağlamaz (TBK’nın 74. maddesi). Buna karşılık ceza mahkemesinin kesinleşen kararında saptanan maddi olgular hukuk hâkimini bağlar. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 23.02.2023 tarihli ve 2022/1560 E., 2023/1665 K. sayılı kararında bu ilke, “hukuk hakimi kesinleşen ceza mahkemesi kararındaki maddi olgu ile bağlıdır” biçiminde ifade edilmiş; fiilin hukuka aykırılığı, illiyet bağı ve olayın gerçekleşme şekli bu maddi olgular arasında sayılmıştır.
Bedensel Zarar Tazminatı Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme Hangisidir?
Bedensel zarar tazminatı davasında genel görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir; ancak davalıya ve zarara yol açan olaya göre asliye ticaret, tüketici, iş ya da idare mahkemesi görevli olabilir. Dava, davalının yerleşim yerinde açılabileceği gibi haksız fiilin işlendiği yerde, zararın meydana geldiği yerde ya da zarar görenin yerleşim yerinde de açılabilir. Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek ya da tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir (Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 6. maddesi). Bedensel zarar davaları çoğunlukla haksız fiile dayandığından Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 16. maddesindeki özel yetki kuralı da uygulanır. Buna göre dava ayrıca şu yerlerdeki mahkemelerde açılabilir:
- haksız fiilin işlendiği yer,
- zararın meydana geldiği ya da gelme ihtimalinin bulunduğu yer,
- zarar görenin yerleşim yeri. Motorlu araç kazalarında Karayolları Trafik Kanunu’nun (KTK) 110. maddesinin ikinci fıkrası ek bir seçenek tanır: hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının şubesinin ya da sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemesinde veya kazanın meydana geldiği yer mahkemesinde de açılabilir. Görevli mahkeme ise davalıya ve zarara yol açan olayın niteliğine göre belirlenir:
- Asliye hukuk mahkemesi: Adli yargıda genel görevli mahkemedir. Özel bir görev kuralı bulunmayan bedensel zarar davaları burada açılır.
- Zorunlu trafik sigortacısına karşı açılan davalar: Sigorta hukuku ve zorunlu sorumluluk sigortası Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) düzenlendiğinden, davalılar arasında zorunlu trafik sigortacısının bulunması davayı ticari dava yapar; ticari davalara asliye ticaret mahkemesi bakar (TTK’nın 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ve 5. maddesinin birinci fıkrası). Bunun önemli bir istisnası ücretli taşınan yolcunun davasıdır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, bölge adliye mahkemeleri arasındaki görüş ayrılığını giderdiği 08.07.2025 tarihli ve 2025/5636 E., 2025/11567 K. sayılı kararında, otobüs ya da minibüs kazasında yaralanan yolcunun taşıyıcı firma, zorunlu trafik sigortacısı ve diğer sorumlular aleyhine açtığı bedensel zarar davasında yolcunun tüketici, taşıma sözleşmesinin de tüketici işlemi olduğunu belirtmiş ve bu davada “görevli mahkeme tüketici mahkemesi olacaktır” demiştir. Daire, aynı kazada ölen yolcunun desteğinden yoksun kalanların açtığı davada ise asliye ticaret mahkemesini görevli saymıştır.
- Özel hastane ve hekime karşı açılan malpraktis davaları: Hekim ile hasta arasındaki ilişki vekâlet sözleşmesidir; özel hastane ile hasta arasındaki hastaneye kabul sözleşmesi ise karma bir sözleşme olup tıbbi tedavi edimi bakımından vekâlet hükümlerine tabidir (estetik amaçlı müdahalelerde Yargıtay eser sözleşmesi hükümlerini uygular). 28.05.2014 tarihinden sonra açılan davalarda tüketici mahkemesi görevlidir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 17.04.2025 tarihli ve 2024/2923 E., 2025/2232 K. sayılı kararında “davacılar ile davalı doktor ve özel hastane arasındaki ilişki vekalet akdi niteliğindedir” diyerek davanın tüketici mahkemesinde görülmesi gerektiğini belirtmiş ve aksi yöndeki kararı bozmuştur.
- İş kazası ve meslek hastalığı: İş kazası ve meslek hastalığından doğan tazminat davalarında iş mahkemeleri görevlidir (7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 5. maddesi).
- Kamu hastanesi ve diğer idari eylemler: İdarenin hizmet kusurundan doğan zararlarda, örneğin kamu hastanesindeki hatalı tıbbi müdahalede, tam yargı davası idare mahkemesinde açılır (İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun (İYUK) 2. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi). Kamu görevlisi hekime doğrudan dava açılamaz; dava idare aleyhine açılır (Anayasa’nın 129. maddesinin beşinci fıkrası). Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 15.12.2025 tarihli ve 2024/14478 E., 2025/16777 K. sayılı kararında, devlet hastanesinin acil servisindeki nöbetçi hekimin müdahalesine dayanan davada bu eylemlerin hekimin kamu görevinin parçası olduğunu belirtmiş ve “davanın idare aleyhine ve idari yargı yerinde açılması gerekmektedir” demiştir.
- Trafik kazalarında kamu aracı: Aracın işleteni ya da sahibi Devlet veya başka bir kamu kuruluşu olsa bile trafik kazasından doğan dava adli yargıda görülür; zarar görenin kamu görevlisi olması da bu sonucu değiştirmez (KTK’nın 110. maddesinin birinci fıkrası). Hangi yargı yolunda görülürse görülsün, bedensel zararın hesaplanmasına ilişkin TBK’nın 55. maddesi idari eylem ve işlemlerden doğan bedensel zararlarda da uygulanır (TBK’nın 55. maddesinin ikinci fıkrası).
Maddi Tazminat Olarak Hangi Bedensel Zararlar İstenebilir?
Bedensel zararın kalemleri TBK’nın 54. maddesinde sayılmıştır:
Türk Borçlar Kanunu’nun 54. maddesi: “Bedensel zararlar özellikle şunlardır: 1. Tedavi giderleri. 2. Kazanç kaybı. 3. Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar. 4. Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar.”
Maddedeki “özellikle” sözcüğü, sayımın sınırlı olmadığını, örnek niteliğinde olduğunu gösterir. Bu nedenle bedensel zarar nedeniyle doğan ve bu kalemlere girmeyen başka kayıplar da istenebilir.
a) Tedavi Giderleri
Bedensel zarar doğduğunda karşılanması gereken ilk kalem tedavi giderleridir; öncelik, zarar görenin mümkün olduğunca eski sağlığına kavuşmasıdır. Tedavi giderleri, zarar görenin hayati riskini ortadan kaldırmak, acı ve ıstırabını önlemek, bedenindeki zararı azaltmak ya da gidermek için yapılan veya yapılması gereken giderlerdir. Bu giderler belgelendirilmelidir; belgelendirilemeyen hâllerde tıp bilirkişisinin görüşüne başvurulabilir. İncelemede tedavinin sonuç verip vermediğine değil, giderin dürüstlük kuralı çerçevesinde yapılıp yapılmadığına bakılır. Örneğin olayda burnu ve solunum sistemi zarar görmemiş bir kişinin burun estetiği ameliyatının giderini tedavi giderleri arasında göstermesi dürüstlük kuralıyla bağdaşmaz. Yalnızca zarar vereni zarara uğratmak amacıyla yapılan giderler de tedavi gideri sayılmaz. Hastane, sağlık kuruluşu, doktor, hasta bakıcı ve muayene ücretleri, sağlık kuruluşlarına gidiş-geliş giderleri, fizik tedavi, röntgen ve benzeri giderler tedavi giderleri kapsamındadır. Gidiş-geliş ücretleri, mahkemece şoförler odasına ya da belediyeye yazılacak müzekkereyle belirlenebilir. Tedavi olmak, zarar görenin hem hakkı hem de ödevidir. Zarar gören tedaviden kaçınır ve bu yüzden zarar artarsa, hâkim tazminatı indirebilir. Bu durum TBK’nın 52. maddesinin birinci fıkrasında şöyle düzenlenmiştir:
Türk Borçlar Kanunu’nun 52. maddesinin birinci fıkrası: “Zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir.”
Trafik kazalarında özel bir düzenleme vardır: trafik kazası nedeniyle resmî ve özel sağlık kuruluşlarının sunduğu sağlık hizmeti bedelleri, kazazedenin sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanır (KTK’nın 98. maddesi). Bu kapsamda karşılanan giderler zarar gören tarafından ayrıca istenmez; bu kapsamın dışında kalan giderler ise zarar verenden ve sigortacısından istenebilir. Tedavi giderini kimin karşıladığı da önemlidir. Zarar görenin yakınlarının zarar gören için yaptığı masraflar zarar verenden istenebilir. Buna karşılık zarar verenin bir yakınının zarar veren adına karşıladığı tedavi giderlerinin daha sonra zarar verenden ayrıca istenmesi dürüstlük kuralına aykırıdır. Sosyal güvenlik kurumunun karşılayıp zarar verene rücu edebildiği giderler de zarar gören tarafından ikinci kez istenemez. Kanun bunun tersini de düzenlemiştir: kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacı taşımayan ödemeler, zararın belirlenmesinde gözetilmez ve tazminattan indirilmez (TBK’nın 55. maddesinin birinci fıkrası).
b) Bakıcı Gideri
Olay sonucunda kendi bakımını yapamayacak duruma gelen zarar görenin bakımı için yapılan ya da yapılacak giderler de tazmin edilir. Yargıtay, bakıcı giderini KTK’nın 98. maddesi kapsamında Sosyal Güvenlik Kurumunun karşıladığı tedavi giderlerinden ayrı tutmaktadır. Nitekim Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 04.11.2024 tarihli ve 2022/12688 E., 2024/10267 K. sayılı kararında, “2918 sayılı Kanun'un 98 inci maddesi kapsamında tedavi gideri niteliğinde olmayan bakıcı giderinden” zorunlu trafik sigortacısının sorumlu olduğu kabul edilmiştir. Bakıcı giderinin nasıl hesaplanacağı kaza tarihine göre değişebilir. Aynı kararda Daire, 01.04.2020 tarihinde yürürlüğe giren Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları değişikliğini uygulamış; bakıcı tutulduğu belgelendirilemiyorsa bekâr ve çocuksuz kişiler için geçerli AGİ dâhil net asgari ücretin, belgelendirilmişse brüt asgari ücretin esas alınacağını, kısmi bağımlı olanlarda %50, tam bağımlı olanlarda %100 oranının uygulanacağını belirtmiştir. Kararın bu kısmı oy çokluğuyla verilmiş, karşı oy yazısında bakıcı giderinin brüt asgari ücret üzerinden hesaplanması gerektiği savunulmuştur. 12.06.2026 tarihli ve 33278 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan ve 01.07.2026 tarihinde yürürlüğe giren değişiklikle ise sürekli bakıcı gideri sağlık giderleri teminatı içinde sayılmış ve bakıcı ihtiyacının belirlenmesinde Kurul Raporunun dikkate alınacağı düzenlenmiştir. Bu nedenle uygulanacak hesap ölçütü, kaza tarihine göre somut olayda ayrıca belirlenmelidir. Zarar görenin bakımını bir aile üyesinin üstlenmesi, bakıcı gideri istemini ortadan kaldırmaz ve bu gerekçeyle tazminattan indirim yapılamaz. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 04.03.2025 tarihli ve 2024/15843 E., 2025/3284 K. sayılı kararında aile içi bakım nedeniyle bakıcı giderinden hakkaniyet indirimi yapılmasını bozma sebebi saymış ve bu konuda “Her ne kadar toplum aile içi bakım dayanışmasını ahlaki ödev olarak görse de bu durumun zarar sorumlusu lehine yorumlanması mümkün değildir.” demiştir. Bu bozmaya uyularak verilen hüküm, Dairenin 12.02.2026 tarihli ve 2025/20151 E., 2026/1360 K. sayılı kararıyla onanmıştır.
c) Kazanç Kaybı
Kazanç kaybı, bedensel bütünlüğü zedelenen kişinin olaydan sonra tedavi süreci boyunca çalışamaması nedeniyle elde edemediği gelirdir. Uygulamada geçici iş göremezlik zararı olarak da anılan bu zarar, tedavinin sona ermesine kadar devam eder. Burada “şifa bulma” ile “iyileşme” arasındaki farkı belirtmek gerekir. Şifa bulma, zarar görenin tıbben tamamen eski sağlığına kavuşmasıdır. İyileşmede ise zarar gören yapılan tedaviler sonunda hayatta kalmış, ancak eski sağlığına tam olarak kavuşamamış; olayı kalıcı bazı aksaklıklarla atlatmıştır. Tedavi süresince geçici iş göremezliğe yol açan zararlar da tazmin edilmelidir. Örneğin dükkânını işletemeyecek duruma gelen bir esnafın, dükkânın işletilebilmesi için tuttuğu ikame çalışanın gideri de zarar verenden istenebilir. Ancak bu kalem, gerçek ve somut bir kazanç kaybını gerektirir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 08.04.2026 tarihli ve 2025/488 E., 2026/223 K. sayılı kararında, kaza tarihinde 17 yaşında olan ve kolluk araştırmasına göre bir işte çalışmayan davacı yönünden oy birliğiyle şu ilkeyi benimsemiştir: “Bu zarar kaleminin hüküm altına alınabilmesi için; zarar görenin kaza tarihinde fiilen çalışıyor olması veya en azından gelir elde etme olanağının somut verilerle ortaya konulması gerekir.” Kurul, aynı zarar kalemi için Sosyal Güvenlik Kurumunun ödeme yapıp yapmadığının da araştırılmasını zorunlu saymıştır; bu araştırma yapılmazsa aynı zarar iki kez tahsil edilebilir.
d) Çalışma Gücünün Azalmasından veya Yitirilmesinden Doğan Kayıplar
Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar, uygulamada sürekli iş göremezlik ya da daimi iş gücü kaybı zararı olarak da anılır. Bu kayıplar, tedavi sürecinin sonunda tam şifa bulamayan zarar görenin bedeninde ya da ruh sağlığında kalıcı olarak meydana gelen ve çalışma gücünü azaltan eksilmelerden kaynaklanır. Sürekli iş göremezlik kısmi ya da tam olabilir: genel felç, iki gözün de görme yetisini yitirmesi ve iki elin de kaybı gibi ağır hâller tam sürekli iş göremezliktir; bunların dışında kalan hâller kısmi sürekli iş göremezlik olarak değerlendirilir. Bu tazminatın dayandığı maluliyet oranının nasıl belirlendiğini ve tazminatın nasıl hesaplandığını aşağıda ayrı başlıklarda açıklıyoruz.
e) Ekonomik Geleceğin Sarsılmasından Doğan Kayıplar
Ekonomik geleceğin sarsılması, bedensel zararın, zarar görenin mesleki gelişimini ve ileride elde edebileceği kazanç imkânlarını olumsuz etkilemesidir. Bu zarar, çalışma gücünde bir azalma olmasa bile doğabilir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, trafik kazasında bacağından ve omzundan yaralanan 22 yaşındaki profesyonel bir futbolcunun bu yöndeki talebini incelerken şu değerlendirmeyi yapmıştır: “Ekonomik geleceğin sarsılması nedeniyle ortaya çıkan zararlar müstakbel zararlardır ve bu zararlar çalışma gücünde bir azalma olmasa dahi meydana gelmektedir.” Daire, yaralanmanın futbolcunun yalnızca mesleğe kabulünde değil meslekte yükselmesinde de etkilerinin araştırılıp zararın uzman bilirkişiyle belirlenmesi gerektiğini belirterek eksik incelemeyle verilen kararı bozmuştur (Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 08.05.2017 tarihli ve 2014/24918 E., 2017/5131 K. sayılı kararı). Karar 818 sayılı Borçlar Kanunu dönemindeki bir olaya ilişkin olsa da bugün TBK’nın 54. maddesinin dördüncü bendi bakımından da yol göstericidir. Estetik görünümdeki kalıcı bozulmalar da bu kapsamda değerlendirilebilir. Örneğin yüzünde kalıcı iz kalan bir kişinin, görünümün önem taşıdığı bir meslekte iş bulma ya da ilerleme imkânının azalması ekonomik geleceğin sarsılması zararı doğurabilir.
Maluliyet Oranı Hangi Yönetmeliğe Göre Belirlenir?
Trafik kazalarında maluliyet (sürekli iş göremezlik) oranı, raporun alındığı tarihteki değil, kazanın meydana geldiği tarihte yürürlükte olan mevzuata göre belirlenir. Kaza tarihine uymayan yönetmeliğe göre düzenlenen rapor hükme esas alınamaz. Maluliyet oranı tazminat hesabının temel verilerinden biridir; oran yükseldikçe çalışma gücü kaybı tazminatı da artar. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu yukarıda andığımız 08.04.2026 tarihli kararında, Yargıtayın istikrar kazanmış uygulamasına göre bu oranın Adli Tıp Kurumu ihtisas dairesi ya da üniversite veya araştırma hastanelerinin adli tıp anabilim dalı başkanlıkları aracılığıyla, kaza tarihinde yürürlükte bulunan mevzuata uygun olarak belirlenmesi gerektiğini belirtmiştir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 17.04.2025 tarihli ve 2024/6783 E., 2025/6103 K. sayılı kararına göre kaza tarihine göre uygulanacak mevzuat şöyledir:
- 11.10.2008’den önceki kazalarda Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü,
- 11.10.2008 ile 01.09.2013 arasındaki kazalarda Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği,
- 01.09.2013 ile 01.06.2015 arasındaki kazalarda Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği,
- 01.06.2015 ile 20.02.2019 arasındaki kazalarda Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik,
- 20.02.2019’dan sonraki kazalarda Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik. Daire bu kararında, 22.07.2010 tarihli kazada Özürlülük Ölçütü Yönetmeliğine göre düzenlenen raporu hükme esas alan kararı, kaza tarihinde yürürlükte bulunan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğine göre yeni rapor alınması gerektiği gerekçesiyle bozmuştur. Hukuk Genel Kurulu da 11.09.2017 tarihli kazada Özürlülük Ölçütü Yönetmeliğinin uygulanması gerektiğini kabul etmiş ve “Haksız fiilden kaynaklanan zararların tespitinde fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükteki mevzuat hükümleri dikkate alınarak hesaplama yapılmalıdır.” demiştir. Kararın bu kısmı oy çokluğuyla verilmiştir. Karşı oyda, engellilik oranının çalışma gücü kaybını karşılamadığı ve oranın Maluliyet ve Çalışma Gücü Kaybı Tespit İşlemleri Yönetmeliğine göre belirlenmesi gerektiği savunulmuş; somut olayda davacının engellilik oranının %5, çalışma gücü kaybı oranının ise %10,2 olarak belirlendiği vurgulanmıştır. Bu fark, hangi yönetmeliğin uygulanacağının tazminat miktarını doğrudan etkilediğini göstermektedir. Zorunlu trafik sigortası Genel Şartlarında da 01.07.2026 tarihinden itibaren sakatlık oranının ve geçici iş göremezlik süresinin belirlenmesinde Kurul Raporunun dikkate alınacağı düzenlenmiştir.
Bedensel Zarar Tazminatı Nasıl Hesaplanır?
Bedensel zararlar, TBK hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır (TBK’nın 55. maddesi). Yargıtay uygulamasında bakiye ömür TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosuna göre belirlenir ve işleyecek dönem progresif rant yöntemiyle hesaplanır; %1,8 teknik faiz uygulanmaz. Yaşam tablosu konusundaki tartışmayı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, yukarıda andığımız 08.04.2026 tarihli kararında oy birliğiyle şöyle sonuçlandırmıştır: “gerçek zarar hesabının özü itibariyle varsayımlara dayalı bir hesaplama olması nedeniyle gerçeğe en yakın verilerin kullanılması gerekliliği karşısında bakiye ömür süresinin belirlenmesinde ülkemize özgü ve güncel verileri içeren TRH 2010 yaşam tablosunun esas alınması gerekmektedir.” Kurul aynı sonuca 30.04.2025 tarihli iki kararında da ulaşmıştır. Tablo farkı tazminat miktarını önemli ölçüde etkiler. Kurulun açıklamasına göre uzun yıllar kullanılan PMF 1931 tablosu, 1931 tarihli Fransız nüfus verilerine dayanır ve cinsiyet ayrımı yapmaz; bu tabloda yeni doğan bir insanın ortalama ömrü 56,64 yıl kabul edilmiştir. TRH 2010 tablosunda ise bu süre kadınlarda 78,02, erkeklerde 71,93 yıldır. Kurul, Danıştay 10. Dairesinin de idari yargıdaki tazminat hesabında bakiye ömrün belirlenmesinde TRH 2010 tablosunu esas aldığını aktarmıştır. İş kazalarında da durum aynıdır: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 26.02.2026 tarihli ve 2025/247 E., 2026/2188 K. sayılı kararında “güncelliğini ve uygulanabilirliğini yitirmiş 'PMF 1931' tablosunun” esas alınmasını bozma sebebi saymıştır. Hesaplama yöntemi bakımından Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 28.12.2023 tarihli ve 2023/11320 E., 2023/14304 K. sayılı kararı yol göstericidir. Daire, TRH 2010 tablosunun uygulanmasını doğru bulmuş, ancak “progresif rant yönteminin kullanılması gerekirken %1,8 teknik faizin uygulanması doğru olmamıştır” diyerek kararı bozmuştur. Bu değişikliğin arka planında Anayasa Mahkemesi kararları vardır. Anayasa Mahkemesi, 17.07.2020 tarihli ve 2019/40 E., 2020/40 K. sayılı kararıyla KTK’nın 90. maddesindeki genel şartlara yapılan atıfları; 29.12.2022 tarihli ve 2021/82 E., 2022/167 K. sayılı kararıyla da 7327 sayılı Kanunla aynı maddeye eklenen düzenlemeleri iptal etmiştir. Bugün KTK’nın 90. maddesine göre zorunlu trafik sigortası kapsamındaki tazminatlarda, bu Kanunda düzenlenmeyen hususlarda TBK’nın haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır. 12.06.2026 tarihli ve 33278 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan değişiklikle de Genel Şartların hesaplama ekleri (Ek-1, Ek-2, Ek-3 ve Ek-7) 01.07.2026 tarihinden itibaren yürürlükten kaldırılmış; sakatlanma teminatı, “6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin hükümlerine göre belirlenen tazminatları içeren teminattır” biçiminde yeniden tanımlanmıştır. Çalışma hayatı aktif ve pasif dönem olarak ikiye ayrılır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin yukarıda andığımız 04.11.2024 tarihli kararına göre, özel yasalarında çalışma süresi ayrıca düzenlenmemiş kişiler bakımından 60 yaşa kadar olan dönem aktif çalışma dönemidir; bakiye ömrün kalan kısmı pasif dönemdir ve pasif dönemde de “bu zararın asgari ücret düzeyinde bir zarar olacağının kabulü gerektiği” Dairenin yerleşik içtihadıdır. Asker ve polis gibi özel yasalarıyla çalışma süreleri farklı belirlenen kişilerde ise muhtemel emeklilik yaşı çalıştıkları kurumdan ve Sosyal Güvenlik Kurumundan sorulmalıdır; araştırma yapılmadan 60 yaşın aktif dönemin sonu kabul edilmesi bozma sebebidir. Hesaplanan tazminat, miktarına bakılarak hakkaniyet düşüncesiyle artırılamaz ya da azaltılamaz (TBK’nın 55. maddesinin birinci fıkrası). Hesap bilirkişi (aktüer) raporuyla yapılır ve rapora süresinde itiraz edilmesi önemlidir. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, yukarıda andığımız 04.03.2025 tarihli kararında, davacı vekilinin itiraz etmediği ve talep artırımına esas aldığı hesap raporundaki verilerin davalı lehine usuli kazanılmış hak oluşturduğunu, sonradan asgari ücret artışlarını yansıtan yeni raporun hükme esas alınamayacağını kabul etmiştir. Usuli kazanılmış hak, yaşam tablosu bakımından da sonuç doğurabilir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 08.06.2023 tarihli ve 2022/12986 E., 2023/7717 K. sayılı kararında, ilk hükümde PMF tablosuyla hesap yapıldığı, bozma kararında hesap yöntemine değinilmediği ve davacının da bu yönteme itiraz etmediği olayda, PMF tablosunun davalılar lehine usuli kazanılmış hak oluşturduğunu ve bozmadan sonra TRH 2010 tablosuyla hesap yapılamayacağını kabul etmiştir.
Bedensel Zarar Hâlinde Manevi Tazminat İstenebilir mi?
Evet. Bedensel bütünlüğü zedelenen kişi, uğradığı elem, acı ve ıstırap nedeniyle manevi tazminat isteyebilir. Zarar görenin yakınları ise yalnızca ağır bedensel zarar hâlinde manevi tazminat isteyebilir.
Türk Borçlar Kanunu’nun 56. maddesi: “Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.”
Bu nedenle zarar görenin kendisi hem maddi hem manevi tazminat isteyebilirken, yakınlarının manevi tazminat hakkı zararın ağır olması koşuluna bağlıdır.
Bedensel Zarar Davasında Geçici Ödeme İstenebilir mi?
Evet. Zarar gören, iddiasının haklılığını gösteren inandırıcı kanıtlar sunar ve ekonomik durumu da gerektirirse hâkim, istem üzerine davalının zarar görene geçici ödeme yapmasına karar verebilir (TBK’nın 76. maddesi). Davalının yaptığı geçici ödemeler hükmedilen tazminattan mahsup edilir; tazminata hükmedilmezse hâkim, davacının aldığı geçici ödemeleri yasal faiziyle birlikte geri vermesine karar verir.
Bedensel Zarar Tazminatı Davası Nasıl Açılır?
Bedensel zarar tazminatı davası, görevli ve yetkili mahkemeye verilecek dava dilekçesiyle açılır. Trafik kazalarında dava açmadan önce zorunlu trafik sigortacısına yazılı başvuru, tüketici mahkemesinde görülecek davalarda ise arabulucuya başvuru gerekir. 31.07.2026 tarihinden itibaren açılan davalarda belirsiz alacak davası yoluna gidilemez; zararın tam miktarı bilinmiyorsa kısmi dava açılıp talep yargılama sırasında artırılabilir. Bedensel zarar davalarında zararın tam miktarı çoğu zaman dava açılırken bilinemez; miktar, maluliyet raporu ve aktüer hesabıyla yargılama sırasında ortaya çıkar. Bu nedenle uygulamada bu davalar uzun süre belirsiz alacak davası olarak açılmıştır. 16.07.2026 tarihli ve 7589 sayılı Kanunla Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun belirsiz alacak davasını düzenleyen 107. maddesi yürürlükten kaldırılmıştır (31.07.2026 tarihli ve 33326 sayılı Resmî Gazete). Kaldırılan hüküm, 31.07.2026 tarihinden önce açılmış davalarda uygulanmaya devam eder. Aynı Kanunla Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 109. maddesine eklenen dördüncü fıkraya göre, alacağın yalnızca bir kısmının dava edildiği durumlarda talep, aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere, iddianın genişletilmesi yasağına bağlı olmaksızın tahkikatın sonuna kadar artırılabilir; bu durumda zamanaşımı, artırılan kısım bakımından da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır. Böylece 31.07.2026 tarihinden itibaren açılan bedensel zarar davalarında, kısmi dava açılıp talebin bilirkişi raporundan sonra artırılması mümkündür.
Zorunlu Trafik Sigortasına Başvuru Dava Şartı mıdır?
Evet. Trafik kazasında zarar gören, zorunlu mali sorumluluk sigortasının sınırları içinde dava açmadan önce sigorta şirketine yazılı başvuruda bulunmak zorundadır. Sigortacı başvuruyu 15 gün içinde yazılı olarak cevaplamazsa ya da verdiği cevap talebi karşılamazsa zarar gören dava açabilir veya Sigorta Tahkim Komisyonuna başvurabilir (KTK’nın 97. maddesi). Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 08.05.2024 tarihli ve 2023/12689 E., 2024/4378 K. sayılı kararında bu kural şöyle ifade edilmiştir: “zarar görenin zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamı dahilinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması bir dava şartı olarak öngörülmüştür.” Daire aynı kararda, davadan önce ihtiyari arabuluculuğa başvurulmuşsa sigortacının rizikodan ve kapsamından haberdar olduğunu, bu nedenle başvuru şartının amacının gerçekleştiğini kabul etmiş; sigorta şirketi dışındaki işleten bakımından ise böyle bir dava şartı bulunmadığını belirtmiştir.
Bedensel Zarar Davalarında Arabuluculuk Dava Şartı mıdır?
Bedensel zarar davalarının önemli bir kısmında dava şartı arabuluculuk uygulanmaz; ancak sonuç davanın niteliğine ve görüleceği mahkemeye göre değişir:
- Zorunlu trafik sigortacısına karşı açılan davalar: Yargıtay 4. Hukuk Dairesi yukarıda andığımız 08.05.2024 tarihli kararında, ticari davalarda arabuluculuğu dava şartı yapan TTK’nın 5/A maddesini andıktan sonra, zorunlu mali sorumluluk sigortası 2918 sayılı Kanunda düzenlendiğinden bu sigortacıya karşı açılan davaların zorunlu arabuluculuk dava şartına tabi olmadığını belirtmiştir. Bu davalarda aranan şart, sigortacıya yazılı başvurudur.
- İş kazası ve meslek hastalığı davaları: İş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davaları ile bunlarla ilgili tespit, itiraz ve rücu davalarında dava şartı arabuluculuk uygulanmaz (7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 3. maddesinin üçüncü fıkrası).
- Tüketici mahkemesinde görülen davalar: Özel hastane ve hekime karşı açılan malpraktis davaları gibi tüketici mahkemesinde görülen uyuşmazlıklarda, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması, kanunda sayılan istisnalar dışında dava şartıdır (6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 73/A maddesi). Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 21.09.2023 tarihli ve 2023/616 E., 2023/2371 K. sayılı kararında bu şartı hastane ve hekime karşı açılan tazminat davasında uygulamıştır. Davanın önce asliye hukuk mahkemesinde açıldığı, görevsizlik kararı üzerine dosyanın tüketici mahkemesine geldiği ve arabuluculuk sürecinin esasa girilmeden tamamlandığı bu olayda Daire, dava şartının yerine getirildiğini kabul ederek usulden ret kararını bozmuştur. Karar görevsizlik sonrası özel bir duruma ilişkindir; tüketici mahkemesinde açılacak davada arabuluculuk süreci dava açılmadan önce tamamlanmalıdır.
- Diğer ticari davalar: TTK’nın 5/A maddesine göre ticari davalardan konusu bir miktar para olan alacak ve tazminat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. Bedensel zarar davasının ticari dava niteliği taşıyıp taşımadığı, davanın dayanağına göre somut olayda belirlenir.
Bedensel Zarar Tazminatı Davasında Zamanaşımı Süresi Ne Kadardır?
Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Tazminat, ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü bir suçtan doğmuşsa bu uzun süre uygulanır (TBK’nın 72. maddesi). Motorlu araç kazalarından doğan maddi zarar taleplerinde KTK’nın 109. maddesi de aynı iki ve on yıllık süreleri ve ceza zamanaşımına ilişkin kuralı öngörür. Bu maddeye göre zamanaşımı tazminat yükümlüsüne karşı kesilirse sigortacıya karşı da kesilmiş olur; sigortacı bakımından kesilen zamanaşımı da tazminat yükümlüsü bakımından kesilmiş sayılır. İş kazası ve meslek hastalığında ise işverenin sorumluluğu iş sözleşmesine aykırılığa dayandığından, işverene karşı açılacak davada genel on yıllık zamanaşımı uygulanır (TBK’nın 146. maddesi). Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 17.12.2024 tarihli ve 2023/4232 E., 2024/13124 K. sayılı kararında “İş kazası hâlinde de zamanaşımı süresine yönelik ayrı bir düzenleme bulunmadığından 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı (818 sayılı Kanun md.125) maddesine göre on yıllık zamanaşımı süresi uygulanacaktır.” demiştir. Bedensel zararda zarar çoğu zaman olay günü tam olarak bilinemez. Aynı kararda Daire, zararın öğrenilmesini zararın varlığının, niteliğinin, unsurlarının ve kapsamının kesin olarak bilinmesi olarak tanımlamış; zarar sonradan değişme eğilimi gösteriyorsa sürenin bu gelişmenin durduğunun öğrenilmesiyle başlayacağını belirtmiştir. Somut olayda Daire, sürekli iş göremezlik oranının en son Adli Tıp raporuyla belirlendiği tarihi esas almış ve zamanaşımı nedeniyle verilen ret kararını yerinde görmemiştir. Kamu hastanesindeki hatalı tıbbi müdahale gibi idari eylemlerden doğan zararlarda ayrıca İYUK’taki başvuru süresine dikkat edilmelidir. Zarar gören, dava açmadan önce eylemi öğrendiği tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurmalıdır. İstek reddedilir ya da otuz gün içinde cevap verilmezse dava süresi içinde dava açılabilir (İYUK’un 13. maddesi).
Bedensel Zarar Tazminatına Hangi Tarihten Faiz İşletilir?
Faizin başlangıcı, davalının kim olduğuna ve olayın tarihine göre değişir:
- Zarar veren (sürücü, işleten, haksız fiilin faili): Haksız fiilde borçlu, fiilin işlendiği tarihte temerrüde düşmüş olur (TBK’nın 117. maddesinin ikinci fıkrası). Bu nedenle zarar verene karşı faiz kural olarak olay tarihinden işletilir.
- Zorunlu trafik sigortacısı: Sigortacı, rizikonun bilgi ve belgeleriyle birlikte kendisine bildirildiği tarihten itibaren sekiz iş günü içinde ödeme yapmazsa temerrüde düşer. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi yukarıda andığımız 17.04.2025 tarihli kararında, “ilke olarak davadan önce usulüne uygun başvuru yapılmış ise bundan 8 iş günü sonrasında, başvuru yapılmamış ise dava tarihi itibarıyla” faiz işletilmesi gerektiğini belirtmiş; davadan önce başvuru yapıldığına dair belge bulunmayan dosyada kaza tarihinden faiz işletilmesini bozma sebebi saymıştır. 31.07.2026 tarihinden sonra meydana gelen olaylarda ise 7589 sayılı Kanunla TBK’nın 55. maddesine eklenen fıkralar, çalışma gücü kayıpları bakımından özel bir düzen getirmiştir. Buna göre çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplarda, zarar görenin kazancının bilindiği döneme ilişkin tazminata olayın meydana geldiği tarihten, kazancının bilinemediği döneme ilişkin tazminata ise karar tarihinden itibaren kanuni faiz işletilir. Tahkikat başlayıncaya kadar ifa amacıyla yapılan ödemeler de ödeme tarihine göre belirlenecek tazminattan oransal olarak mahsup edilir. Bu kurallar, değişikliğin yürürlüğe girdiği 31.07.2026 tarihinden sonra meydana gelen haksız fiiller ve zarar doğuran olaylar hakkında uygulanır; bu tarihten önceki olaylarda maddenin önceki hükümleri uygulanmaya devam eder. Kanuni faizin oranı da aynı Kanunla değişmiştir. 7589 sayılı Kanunla değiştirilen 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un 1. maddesine göre, 31.07.2026 tarihinden itibaren kanuni faiz, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranının yüzde sekseni üzerinden yıllık olarak hesaplanır. Reeskont oranı 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günündeki orandan beş puan veya daha fazla farklıysa, yılın ikinci yarısında 30 Haziran günü belirlenen oranın yüzde sekseni uygulanır.
Sıkça Sorulan Sorular
Trafik kazasında sigorta şirketine dava açmadan önce başvurmak zorunlu mudur? Evet. Zarar gören, dava açmadan önce sigorta şirketine yazılı başvuruda bulunmalıdır. Sigortacı 15 gün içinde cevap vermezse ya da verdiği cevap talebi karşılamazsa dava açılabilir. Bedensel zarar tazminatı davası kaç yıl içinde açılmalıdır? Zararın ve tazminat yükümlüsünün öğrenilmesinden itibaren iki yıl, her hâlde olaydan itibaren on yıl içinde açılmalıdır. Olay daha uzun ceza zamanaşımına tabi bir suç oluşturuyorsa bu süre uygulanır. İş kazasında işverene karşı on yıllık zamanaşımı uygulanır; kamu hastanesindeki hatalı tedavide ise dava açmadan önce bir yıl ve her hâlde beş yıl içinde idareye başvurmak gerekir. Zarar görenin yakınları manevi tazminat isteyebilir mi? Yalnızca ağır bedensel zarar hâlinde isteyebilir. Diğer hâllerde manevi tazminatı bedensel bütünlüğü zedelenen kişi ister. İş kazasından doğan tazminat davasında arabulucuya başvurmak gerekir mi? Hayır. İş kazası ve meslek hastalığından doğan maddi ve manevi tazminat davalarında dava şartı arabuluculuk uygulanmaz. Özel hastanedeki hatalı tedavi için hangi mahkemede dava açılır? Tüketici mahkemesinde. Hekim ile hasta arasındaki ilişki vekâlet sözleşmesidir; özel hastaneyle kurulan hastaneye kabul sözleşmesine de tıbbi tedavi bakımından vekâlet hükümleri uygulanır. Dava açmadan önce arabulucuya başvurmak da dava şartıdır. Kamu hastanesindeki hatalı tedavi için doktora dava açılabilir mi? Hayır. Kamu görevlisi hekimin görevi sırasındaki kusurundan doğan tazminat davası idare aleyhine, idare mahkemesinde tam yargı davası olarak açılır. Dava açmadan önce idareye başvurmak gerekir. Ceza davasındaki beraat kararı tazminat davasını etkiler mi? Kural olarak hayır. Hukuk hâkimi, zarar verenin kusuru konusunda ceza hâkiminin verdiği beraat kararıyla bağlı değildir; ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da hukuk hâkimini bağlamaz (TBK’nın 74. maddesi). Ancak kesinleşen ceza kararında saptanan maddi olgular, örneğin olayın gerçekleşme şekli, hukuk hâkimini bağlar. Bakımı bir aile üyesi üstlenirse bakıcı gideri istenebilir mi? Evet. Bakımın aile içinde üstlenilmesi bakıcı gideri istemini ortadan kaldırmaz ve bu gerekçeyle tazminattan hakkaniyet indirimi yapılamaz. Maluliyet raporu hangi yönetmeliğe göre alınır? Trafik kazalarında kaza tarihinde yürürlükte olan mevzuata göre alınır. Örneğin 20.02.2019’dan sonraki kazalarda Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik uygulanır. Tazminat hesabında hangi yaşam tablosu kullanılır? TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosu kullanılır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2026 tarihli kararında bu tabloyu oy birliğiyle esas almıştır. Hesap progresif rant yöntemiyle yapılır; %1,8 teknik faiz uygulanmaz. Belirsiz alacak davası kaldırıldı mı? Evet. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 107. maddesi 31.07.2026 tarihinde yürürlükten kaldırıldı; bu tarihten önce açılmış davalarda uygulanmaya devam eder. Yeni davalarda kısmi dava açılıp talep yargılama sırasında bir defaya mahsus artırılabilir.
Randevu İçin Arayınız
Görüşmeler randevu ile, büroda ya da telefonla veya WhatsApp, Google Meet ya da Zoom Meetings gibi araçlarla çevrim içi olarak yapılabilir.
