• Hüseyin Baran DELİL

Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Nedeniyle Boşanma Davası



evlilik birliğinin sarsılması şiddetli geçimsizlik boşanma

EVLİLİK BİRLİĞİNİN SARSILMASI SEBEBİ İLE BOŞANMA DAVASI / ŞİDDETLİ GEÇİMSİZLİK SEBEBİYLE BOŞANMA DAVASI


Bu makalemizde yalnızca genel boşanma sebeplerinden şiddetli geçimsizlik/evlilik birliğinin temelden sarsılması konusunu işlemekteyiz. Boşanma davaları, çekişmeli/çekişmesiz boşanma ve özel boşanma sebepleri/genel boşanma sebepleri şeklinde farklı ana başlıklar altında incelenebilmekte olup, boşanma davaları hakkında genel olarak bilgi sahibi olmak için tıklayınız: Boşanma Davası ve Ferileri


Eşler arasındaki evlilik birliğinin, eşlerin ortak hayatı sürdürmelerinin kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olması halinde, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Ancak davayı açan eşin diğer eşe oranla kusuru daha ağır ise davalı eşin davaya itiraz hakkı vardır.


Bununla birlikte bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar için korunmaya değer herhangi bir yarar kalmamışsa hakim boşanmaya karar verebilir.


Evlilik birliğinin sarsılması sebebi yani halk arasında bilinen ve kanundaki eski ismiyle şiddetli geçimsizlik sebebi mutlak boşanma sebebi değildir. Hakim mutlaka boşanmaya karar vermek zorunda olmayıp, durumun niteliklerine göre takdir hakkını kullanabilir.


Evlilik birliğinin temelden sarsılmasında öne sürülen sebepler hakim tarafından incelenir ve hakim, boşanmaya karar verebilmek için, ortak hayatın devamının taraflar için katlanılamaz olduğunu ve evlilik birliğinin devamında eşler ve çocuklar için korunmaya değer bir yarar kalmadığını takdir etmelidir. Öne sürülen boşanma sebepleri ortak hayatı çekilmez kılar nitelikte değilse yahut davacı daha kusurlu iken dava açmış ve davalı tarafından iyi niyetli olarak itiraz ediliyorsa hakim boşanma davasını reddedebilir.


Davacı taraf davalı kabul etse dahi evlilikte şiddetli ve ciddi bir anlaşmazlık olduğunu ve bu sebeple ortak hayatın devamının eşlerden beklenemeyeceğini ispatlamak zorundadır. Bunun tek istisnası ise anlaşmalı boşanma davasıdır. Eşlerden birinin açtığı davayı diğer eşin kabul etmesi yahut eşlerin anlaşarak boşanma davası açması durumunda evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı kabul edilir. Ancak bu durumda hakim boşanmaya karar vermek zorundadır. Bakınız: Anlaşmalı Boşanma Davaları

Hakim, evlilik birliğinin temelden sarsılmadığını ve evlilik birliğinin yeniden kurulabilir nitelikte olduğunu takdir ediyorsa, boşanma davasını reddedebilir yahut ortak hayatın yeniden kurulabilmesi için ayrılık kararı verebilir.


Evlilik birliğinin temelden sarsılması mutlak bir boşanma sebebi olmaması sebebiyle bu sebebe dayalı boşanma davası açılacaksa mutlaka bir avukatın yardımına başvurulmasını tavsiye ederiz. Alanında uzman bir avukat, aşağıda detaylı olarak anlatacak olduğumuz nafaka, maddi ve manevi tazminat, velayet, mal paylaşımı, ziynet eşyaları(düğün takıları) vb. hususları dikkate almak suretiyle mümkün olabilecek en iyi hukuki stratejiyi öne sürecektir.


Evlilik Birliğinin Temelden Sarsılması Nedeniyle Boşanma Davasının Şartları Nelerdir?


Evlilik birliğinin sarsılması sebebiyle ya da diğer adıyla şiddetli geçimsizlik sebebiyle açılan bir boşanma davasında hakimin boşanmaya karar verebilmesi için biri sübjektif diğeri objektif olmak üzere iki şart aranır. Objektif şart evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması, sübjektif şart ise ortak hayatın çekilmez hale gelmiş olmasıdır.

  • Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılmış Olması

Evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması; eşlerin arasında şiddetli ve çok ciddi bir geçimsizlik bulunması yahut anlaşmazlık bulunması anlamına gelir. Burada şiddetli geçimsizlikten kasıt her türlü kavga veya uyuşmazlık değildir. Evlilik birliğinin doğası gereği bir takım anlaşmazlıkların olması beklenir ve bu anlaşmazlıklar boşanma davasının kabulü için yeterli görülmez. Burada evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması; eşler arasında görülmüş olan geçimsizlik veya anlaşmazlığın ciddiyet ve şiddet derecesinin saptanmasında, bu durumun eşler arasındaki ilişkiyi evlilikten beklenen amacı gerçekleştiremeyecek derecede sarsmış olup olmadığına bakılır.


Eğer eşler arasında evliliği sürdürme konusunda ruh ve istek kalmamışsa, aralarındaki anlaşmazlıklar onların bu iradesini ve bilincini söndürmüşse evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı kabul edilir. Burada yaşanan anlaşmazlığın niteliği önemli değildir, içtihatlardan da görüleceği üzere çok çeşitli sebepler evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olduğunu gösterebilir. Burada önemli olan geçimsizliğin evlilik birliğini temelinden sarsacak kadar ciddi ve şiddetli olmasıdır. Hakim, dava esnasında evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olup olmadığını takdir edecektir. Bu takdir esnasında hakimin, evlilik birliğinin devamında ahlaki ve toplumsal fayda olup olmadığını, eşler ve çocuklar için sürdürülmeye değer bir yararın bulunup bulunmadığını da göz önünde bulundurmalıdır.

  • Ortak Hayatın Çekilmez Hale Gelmiş Olması

Hakimin evlilik birliğinin sarsılması sebebiyle boşanmaya karar verebilmesi için ortak hayatın devamının taraflar için katlanılamaz olduğuna da kanaat getirmiş olması gerekir. Ortak hayatın devamının iki eş için de katlanılmaz olmasına gerek yoktur, ortak hayatın eşlerden yalnızca biri için çekilmez hale gelmiş olması yeterlidir. Bu şart eşlerin durumuna göre belirleneceği için sübjektiftir. Hakim bu konuyu takdir ederken oldukça geniş bir takdir yetkisine sahiptir. Bu konunun takdiri esnasında hakim aynı zamanda eşlerin sosyal çevrelerini, eğitim durumlarını, yaşadıkları ve yetiştikleri çevreyi de göz önünde bulunduracaktır. Nitekim bazı çevreler için çekilmez olarak kabul edilen bir sebep farklı bir sosyal çevrede anlayışla karşılanabilir.


Kusurlu Olan Eş, Şiddetli Geçimsizlik Nedeniyle Boşanma Davası Açabilir Mi?


TMK Madde 166: “..Davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir…

şeklinde düzenlenmiş olup; davayı açan tarafın kusurunun daha ağır olması halinde davalının davaya itiraz hakkı vardır. Burada davacının davalıdan daha fazla kusurlu olduğu itiraz yoluyla ispat edilirse, davanın reddedilmesi gerekir. Bu durum, bir kişinin kendi kusuruna dayanarak hak kazanamaması ilkesinden doğar.


Ancak davacının kusurunun daha fazla olması dava açmasının önünde bir engel değildir. Burada itiraz kurumu niteliği itibariyle defi olarak düzenlenmiştir. Davalı itirazla öne sürmediği sürece hakim resen incelemeyecek ve göz önünde bulundurmayacaktır. Burada davalı eşin davaya itirazından davacı eşin daha kusurlu olduğunu ispat etmesi gerekir.

Davalı eşin, davacı eşe karşı itiraz hakkını kullanırken kötü niyetli hareket etmemesi de şart sayılmıştır. Nitekim hukukun kötü niyeti korumayacağı da genel bir ilkedir. Hakim davalının kötü niyetli hareket edip etmediğini durumun niteliklerine göre tespit edecektir. Davalı boşanma arzu ve niyetinde ancak davacıdan daha fazla yarar ve imkan sağlamak üzere yahut sırf davacıya güçlük çıkarmak için itiraz hakkını kullanıyorsa kötü niyetli olduğu kabul edilir. Bununla birlikte evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa da boşanmaya her türlü karar verilebilecektir. Nitekim bu durumda davalının itiraz etmesi de kötü niyetli olarak kabul edilecektir.

Evlilik Birliğinin Temelden Sarsılması Nedeniyle Boşanma Davasına Hangi Durumlarda Başvurulabilir?

"Hangi sebepler evlilik birliğinin sarsılması olarak kabul edilir?" yahut "hangi durumlarda evlilik birliğinin sarsılması sebebiyle boşanma davası açabilirim?" avukatların en çok karşılaştıkları sorulardır.


Burada net ve açık bir sebep söylemek mümkün değildir. Hakim sebepleri koşullara göre değerlendirecek olup, evlilik birliğinin temelinden sarsılması hususunda Yargıtay kararları bize ışık tutar. Bu sebeplerden bazıları şunlardır:

  • Eşini sevmediğini söylemek

  • Aşırı kıskançlık göstermek

  • Bağımsız konut sağlamamak (Kayınvalide/kayınpederle birlikte oturulacak şekilde konut sağlanmasının, bağımsız konut kapsamında değerlendirilmediğine dikkat edilmelidir.)

  • Altını ıslatmak

  • Eşin tedavisini yaptırmaktan kaçınmak

  • Sürekli kavga etmek

  • Kayınpeder veya kayınvalidenin, eşe kötü davranmasına engel olmamak

  • Kadının mesleğini icra etmesine mani olmak

  • Aşırı şekilde borçlanarak birçok icra takibine sebep olmak

  • Eşi sosyal ortamlardan soyutlamak

  •  Eşine iftira etmek

  • Aile sırlarını açıklamak

  • Eşi ailesi ile görüştürmemek

  • Eşin ailesine hakaret etmek

  • Başkasını sevdiğini söylemek

  • At yarışı oynamak ve ailenin ekonomik durumunu tehlikeye düşürmek

  • Cimri olmak (Cimriliğin, tutumlu olma sınırını aşması gerekmektedir.)

  • Üvey çocuklara kötü davranmak

  • Eşin dövülmesine seyirci kalmak

  • Ev eşyasına zarar vermek

  • Sürekli alkol almak

  • Haklı sebep olmaksızın yıkanmaktan kaçınmak

  • Eşlerden birinin diğerinin cebinden para alması

  • Fuhuş yapmaya zorlamak

  • Ağız kokusu konusunda tedaviden kaçınmak

  • Evi sık sık terk etmek (Yukarıda belirttiğimiz terke dayalı boşanma davasıyla karşılaşmak istemeyen eşe karşı, bu sebebe dayanılarak boşanma davası açılabilecektir.)

  • Eşin hastalığı ile ilgilenmemek

  • Cinsel ilişki kuramamak

  • Cinsel ilişkiden kaçınmak

  • Zorla ters ilişki kurmak


Şiddetli Geçimsizlik Nedeniyle Boşanma Davalarına İlişkin Yargıtay Kararları


MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi DAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-davalı kadın tarafından kusur belirlemesi, aleyhine hükmedilen tazminatlar ve yoksulluk nafakası yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

1-Taraflar arasında görülen evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki nedenine dayalı karşılıklı boşanma davasının yapılan yargılaması sonunda ilk derece mahkemesince davaların kabulüne karar verilerek kadın yararına tedbir-yoksulluk nafakası ile tazminatlara hükmedilmiş ve erkeğin tazminat taleplerinin reddedilmiştir. Hükme karşı, sadece davalı-davacı erkek tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Bölge adliye mahkemesince erkeğin kusur belirlemesine yönelik başvurusu kabul edilmek suretiyle ve boşanmaya sebep olan olaylarda kadının ağır, erkeğin az kusurlu olduğundan bahisle, kadının tazminat ve yoksulluk nafakası taleplerinin reddine karar verilmiş ve erkek yararına tazminatlara hükmetmiştir. Hüküm davacı-davalı kadın tarafından yukarıda belirtilen nedenlerle temyiz edilmiştir.

İlk derece mahkemesi kararında davalı-davacı erkeğe eşine şiddet uyguladığı, onu tehdit ettiği, evin ihtiyaçlarını karşılamadığı, eşine hakaret edip bağırdığı, annesinin eşine imalı sözlerine sessiz kaldığı, eşinin amcası ve yengesine hakaret edip onları tehdit ettiği; davacı-davalı kadına da eşine hakaret ettiği, erkeğin anne ve babasına bağırdığı, babasına kızıp perdeyi çekip kopardığı ve telefonu yere fırlattığı vakıaları kusur olarak yüklenerek boşanmaya neden olan olaylarda erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğuna hükmedilmiştir. İlk derece mahkemesi hükmüne karşı erkek tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş ve bölge adliye mahkemesince erkeğin eşini fiili ayrılık döneminde tehdit ettiği, kadının da istinaf edilmemek suretiyle kesinleşen kusurlu davranışlarına göre, eşine hakaret ettiği, erkeğin anne ve babasına bağırdığı, babasına kızıp perdeyi çekip kopardığı ve telefonu yere fırlattığı ve böylelikle boşanmaya neden olan olaylarda kadının ağır, erkeğin az kusurlu olduğuna karar verilmiştir. Bölge adliye mahkemesi kararının gerekçesinde, erkeğe ilk derece mahkemesi tarafından kusur olarak yüklenen şiddet, hakaret, bağırma, ihtiyaçları karşılamama ve annesinin imalarına sessiz kalma vakıalarından sonra tarafların barışıp biraraya geldikleri, barışmadan önce erkeğin ailesi ile yaşayan tarafların daha sonradan ayrı ev kiraladıkları, barışma öncesi yaşanan vakıaların kadın tarafından affedilmiş sayılacağı ve bu vakıaların erkeğe kusur olarak yüklenemeyeceği belirtilmiştir.

Davalı-davacı erkeğin karşı dava dilekçesinde tarafların 2016 yılının Şubat ayında barışarak biraraya geldikleri, erkeğin ailesinden ayrı bir eve taşındıkları ve 2017 yılının Ocak ayında fiilen ayrıldıkları belirtilmiştir. Dosya kapsamındaki tanık beyanlarından erkeğin kadına yönelik şiddet ve hakaretlerinin tarafların barışmalarından sonra yaşanan olaylar olduğu anlaşılmıştır. Bu durumda, boşanmaya sebebiyet veren ve gerçekleşen vakıalarda eşine şiddet uygulayan, hakaret eden ve fiili ayrılık döneminde onu tehdit eden erkek; eşine hakaret eden, onun anne ve babasına bağıran, babasına kızıp perdeyi çekip koparan ve telefonu yere fırlatan kadına göre ağır kusurludur.

2-Yukarıda 1. bentte açıklandığı üzere boşanmaya sebebiyet veren olaylarda erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. Boşanma sonucu maddi ve manevi tazminata hükmedilebilmesi için tazminat yükümlüsünün kusurlu, tazminat talep eden eşin ise kusursuz veya diğerine göre daha az kusurlu olması gerekir (TMK m.174). Bölge adliye mahkemesince davacı-davalı kadının ağır kusurlu olduğunun kabulü ve bu hatalı kusur belirlemesine göre erkek yararına maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi isabetsiz olmuş ve kararın bozulmasını gerektirmiştir.

3-Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz nafaka isteyebilir (TMK m. 175/1). Davacı-davalı kadın boşanmaya sebebiyet veren olaylarda az kusurlu olup kadın yararına yoksulluk nafakasının koşulları oluşmuştur. Bu nedenle, kadının yoksulluk nafakası talebinin kabulü gerekirken, yazılı şekilde reddi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Yukarıda (1.), (2.) ve (3.) bentlerde açıklanan sebeplerle bölge adliye mahkemesi hükmünün BOZULMASINA, temyiz peşin harcın istek halinde yatırana geri verilmesine, dosyanın ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi. 28.01.2021 (Prş.)



Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2020/6184 E. 2021/781 K. sayılı 28.01.2021 tarihli kararı: "İçtihat Metni"


MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi DAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-karşı davalı erkek tarafından kusur belirlemesi, tazminatlar, nafakalar, velayet ve kadının kabul edilen ziynet alacağı davası yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

1-Davacı-karşı davalı erkeğin kadının kabul edilen ziynet alacağı davasına yönelik temyiz itirazlarının incelemesinde; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 362. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca “Miktar veya değeri kırk bin Türk Lirasını (bu tutar dâhil) geçmeyen davalara ilişkin kararlar’ temyiz edilemez. 02.12.2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanunun 44. maddesi ile 6100 sayılı Kanuna eklenen Ek madde 1 uyarınca temyiz parasal stnırlanmn(HMK m. 341, 362) Vergi Usul Kanununun mükerrer 298. maddesine göre her yıl tespit ve ilan edilecek yeniden değerleme oranında artırılması öngörülmüştür. Karar tarihi itibariyle bu miktar “72.070,00 TL” olarak belirlenmiştir.

Somut olayda, davalı-davacı kadının 46.366,00 TL tutarındaki ziynet eşyası alacağı talebinin kabulüne karar verilmiş olup bölge adliye mahkemesince ziynet alacağına yönelik verilen karar kesindir. Bu nedenle, davacı-karşı davalı erkeğin kadının kabul edilen ziynet alacağı davasına dair temyiz dilekçesinin reddine karar verilmesi gerekmiştir.

2-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre davacı-karşı davalı erkeğin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.

3-Taraflar arasında görülen evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki nedenine dayalı karşılıklı boşanma davasının yapılan yargılaması sonunda, ilk derece mahkemesince davaların kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmiş ve fer'ilere hükmedilmiştir. İlk derece mahkemesi kararına karşı taraflarca istinaf kanun yoluna başvurulmuş ve bölge adliye mahkemesi kadının nafakaların, tazminatların ve ziynet alacağı talebinin miktarına ilişkin istinaf taleplerini kabul ederek ilk derece mahkemesinin kararını bu yönlerden kaldırmış; her iki tarafın kusur belirlemesine yönelik başvurularının esastan reddine karar vermiştir.

Bölge adliye mahkemesi, davacı-karşı davalı erkeğe annesi ile birlikte kadının yaptığı ev işlerini, halini ve tavrını beğenmeyip eleştirdiği, küçümseyip manevi baskı kurduğu, kadının ortak çocuğa bakmasına müsaade etmedikleri, tartışma sonrası kadını dedesinin evine bıraktığı, dönmek isteyen kadını eve almadığı, bir gün sonra da kıyafetlerini dedesinin evinin bahçesine bıraktığı; davalı-karşı davacı kadına da kişisel bakımını yerine getirmediği ve eşine hakaret ettiği vakıalarını kusur olarak yükleyip boşanmaya sebebiyet veren olaylarda erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğuna hükmetmiştir. Dosyanın tetkikinden, tarafların bölge adliye mahkemesi tarafından kabul edilen ve gerçekleşen kusurlu davranışları yanında, davalı-karşı davacı kadının birlik görevlerini yeterince yerine getirmediği anlaşılmıştır. Bu itibarla boşanmaya sebebiyet veren ve gerçekleşen kusurlu davranışlara göre; annesi ile birlikte kadını beğenmeyip eleştiren, küçümseyip manevi baskı kuran, kadının ortak çocuğa bakmasına müsaade etmeyen, tartışma sonrası kadını dedesinin evine bırakarak dönmek isteyen kadını eve almayan ve bir gün sonra da kıyafetlerini dedesinin evinin bahçesine bırakan erkek ile kişisel bakımını yapmayan, eşine hakaret eden ve birlik görevlerini yeterince yerine getirmeyen kadın eşit kusurludur. Bu itibarla, erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğuna hükmedilmesi doğru bulunmamış ve kararın bozulmasını gerektirmiştir.

4-Yukarıda 3. bentte açıklandığı üzere, tarafların boşanmaya sebebiyet veren olaylarda eşit derecede kusurlu oldukları anlaşılmaktadır. Boşanma sonucu maddi ve manevi tazminata hükmedilebilmesi için tazminat yükümlüsünün kusurlu, tazminat talep eden eşin ise kusursuz veya diğerine göre daha az kusurlu olması gerekir (TMK m. 174). Bölge adliye mahkemesince davacı-karşı davalı erkeğin, davalı-karşı davacı kadına nazaran ağır kusurlu olduğunun kabulü ve bu hatalı kusur belirlemesine göre kadın yararına maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi isabetsiz olmuş ve bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Davacı-karşı davalı erkeğin kadının kabul edilen ziynet alacağı davasına yönelik temyiz dilekçesinin yukarıda (1.) bentte açıklanan nedenle REDDİNE; temyiz edilen hükmün yukarıda (3.) ve (4.) bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, temyize konu diğer bölümlerin ise (2.) bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcın istek halinde yatırana geri verilmesine, dosyanın ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi. 28.01.2021 (Prş.)

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2019/4947 E. 2019/12297 K. sayılı 12.12.2019 tarihli kararı: "İçtihat Metni"


MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi DAVA TÜRÜ : Boşanma Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı kadın tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

Taraflar arasında görülen evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki sebebine dayalı olarak açılan boşanma davasının yapılan yargılaması sonunda, ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş ve hükme karşı davacı kadın tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Bölge adliye mahkemesince davacı kadının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, bu kararı davacı kadın temyiz etmiştir.

Bölge adliye mahkemesi kararında; tanık ifadelerinin duyuma dayalı, soyut, yer ve zaman bildirmeyen ifadeler olduğu ve tanıkların davalı erkeğin eski şiddetinden bahsettikleri ve eskiden yaşanan olaylardan sonra birlikte yaşamın sürmüş olması nedeniyle bu olayların affedilmiş sayılacağı belirtilerek; davalı erkeğin kusurlarının kanıtlanamadığından bahisle; davanın reddine karar verilmesinin yerinde olduğu belirtilmiştir.

Yapılan yargılama ve toplanan delillerden davalı erkeğin kadına yönelik olarak süreklilik arz eden fiziksel şiddetinin bulunduğu, kadına hakaret ettiği ve onu tehdit ettiği kadının bu vakıalara usulüne uygun olarak dilekçelerinde dayandığı anlaşılmıştır. O halde, taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı kadın dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya karar verilecek yerde, yetersiz gerekçeyle davanın reddi yerinde görülmemiş ve kararın bozulmasını gerektirmiştir.

SONUÇ: Yukarıda gösterilen sebeple Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesinin 02/04/2019 tarih, 2017/2737 esas ve 2019/620 karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, Ankara 1. Aile Mahkemesinin 06/07/2017 tarih, 2015/1526 esas ve 2017/1237 karar sayılı kararının BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, karardan bir örneğinin ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi. 12.12.2019 (Prş.)


Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/2300 E. 2020/704 K. sayılı 30.09.2020 tarihli kararı: "İçtihat Metni"


MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Konya 1. Aile Mahkemesince davanın reddine ilişkin karar, davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı-Birleşen Davalı İstemi:

4. Davacı-birleşen davalı vekili 24.09.2013 tarihli dava dilekçesinde; tarafların 20.09.2007 tarihinde evlendiklerini, ortak bir çocuklarının olduğunu, davalının evlilik tarihinden beş ay sonra psikolojik problemlerinin başladığını, eve, eşyalara, eşine, kayınvalidesine, ortak çocuğa maddi manevi zarar verdiğini, defalarca intihar girişiminde bulunduğunu, evi terk ettiğini, sonrasında hiçbir şey olmamış gibi geri döndüğünü, birlik görevlerini yerine getirmediğini, sinirlendiği zamanlarda hakaret ve küfürler ettiğini, bıçak çektiğini, "...kan görmeden rahatlayamıyorum, bir anda bir şeyler geliyor, kırıp döküyorum, bir süre sonra aklım başıma geliyor ama kendimi tutamıyorum..." şeklinde söylemlerde bulunduğunu, davalının babasının olaylar karşısında müvekkiline saldırdığını, son olayda davalının yine elinde bıçakla saldırdığını ve evin camlarını kırdığını belirterek tarafların boşanmalarına, velayetin müvekkiline verilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı-Birleşen Davacı İstemi: 5. Davalı-birleşen davacı vekili 19.09.2013 tarihli birleşen bağımsız tedbir nafakası dava dilekçesi ile 21.10.2013 tarihli boşanma davasına cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkâr ederek evlilik öncesinde herhangi bir rahatsızlığının bulunmadığını, davacının ve ailesinin evlilik birliği içerisinde gerçekleşen olumsuz davranışları ve uyguladıkları psikolojik, sözlü ve fiziksel şiddet nedeniyle intihar girişiminde bulunduğunu, sürekli olarak ters ilişkiye zorlandığını, son olayda davacı erkeğin davalı kadının ailesini arayarak "...gelin şerefsiz kızınızı götürün, istemiyorum..." şeklindeki beyanıyla ailesinin yanında yaşamak zorunda kaldığını savunarak tarafların boşanmalarına, velayetin müvekkiline verilmesine, çocuk yararına 300,00TL tedbir-iştirak, müvekkili yararına ise 500,00TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 10.000,00TL maddi ve 20.000,00TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

İlk Derece Mahkemesi Kararı: 6. Konya 1. Aile Mahkemesinin 15.12.2014 tarihli ve 2013/749 E., 2014/957 K. sayılı kararı ile evlilik sonrası davalı kadının bazı ruhsal sorunlar yaşadığı, boşanmaya sebep olan olaylarda; davalının yaşadığı sorunların etkisiyle normal olmayan davranışlar sergilediği, davacı erkeğin ise davalıya fiziksel şiddet uyguladığı, son çıkan tartışmada davalının ailesinin ortak konuta geldiği, yaşanan kavga ve tartışma sonrası davalının ailesinin yanına döndüğü, eşlerin o tarihten sonra bir araya gelmedikleri, yasa gereği evlilik birliğinin sarsılması nedenine dayalı boşanma kararı verilebilmesi için davalının eylemlerinin iradi olmasının gerektiği, oysa ki dava dilekçesinde davalının ruhsal sorunları olduğu ve bunun etkisi ile evlilik birliğini çekilmez kılan davranışlar sergilediğinin iddia edildiği, dolayısıyla kadın eşin iradi olmayan eylemlerinin kusurlu davranış olarak kabul edilemeyeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı: 7. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 03.11.2015 tarihli ve 2015/6330 E., 2015/20216 K. sayılı kararı ile; “….Hüküm, davacı-davalı erkek tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davacı-davalı erkeğin, davalı-davacı kadının kısmen kabul edilen tedbir nafakası davasına yönelik temyiz itirazları yersizdir.

2-Davacı-davalı erkeğin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; Mahkemece davacı-davalı erkek tarafından Türk Medeni Kanununun 166/1. maddesine dayalı olarak boşanma davası ile davalı-davacı kadın tarafından açılan tedbir nafakası davasının birleştirilerek yapılan yargılama sonrasında davalı-davacı kadının eylemlerinin iradi olmadığı, iradı olmayan davranışların kusur olarak kabul edilemeyeceği, davalı-davacı kadının ayrı yaşamakla haklı olduğu kabul edilerek davacı-davalı erkeğin davasının reddine, davalı-davacı kadının davasının kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm davacı-davalı erkek tarafından temyiz edilmiştir.

Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden; davalı-davacı kadının 07.04.2014 ve 24.09.2014 tarihlerinde iki kez Konya Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildiği, alınan her iki raporda da davalı-davacı kadının dava ve taraf ehliyetine sahip olduğunun, kısıtlanmasını gerektirir bir durumunun bulunmadığının belirtildiği anlaşılmaktadır. Durum böyleyken davalı-davacı kadının eylemlerinin iradi olmadığından söz edilemez. O halde davalı-davacı kadının eşinin annesine fiziksel şiddet uyguladığı, babasının eşine fiziksel şiddet uygulamasına sessiz kaldığı ve intihar girişiminde bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı- davalı erkek dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya karar verilecek yerde yazılı gerekçe ile davanın reddi doğru bulunmamıştır,…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

Direnme Kararı: 8. Konya 1. Aile Mahkemesinin 28.01.2016 tarihli ve 2015/782 E., 2016/64 K. sayılı kararı ile bozma öncesi kararda yer alan gerekçe yanında; bozma ilamına dayanak raporların “davalının önceki dönemlerde ruhsal problemler yaşayıp yaşamadığı hususunda herhangi bir tespit içermeksizin sadece rapor tarihi itibariyle mevcut durumunu” değerlendirir nitelikte olduğu, dosyada bulunan diğer hastane kayıtlarında ise davalı hakkında "...davranış bozukluğu, bipolar duygulanım bozukluğu, depresif nöbet, anksiyete bozukluğu ve intihara kalkışma..." gibi tespitlerin yapılmış olduğu, dosyanın bir bütün hâlinde incelenmesinde davalının ruhsal rahatsızlık yaşamış olduğunun son derece açık olduğu, iddiaya konu edilen eylemlerin; normal bir insanın normal koşullarda ve hiçbir sebep olmaksızın gerçekleştirmesi mümkün olmayan eylemler olması nedeni ile iradi olduğunun söylenemeyeceği, davalı hakkında ruhsal sorunları nedeniyle gerçekleştirdiği eylemler dışında başkaca iddia ileri sürülmediği, durum bu kadar açık iken, davalının sırf mevcut durumunu tespite yönelik raporlar gözetilerek erkeğin boşanma davasında verilen ret kararının bozulmasına ilişkin, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin yapmış olduğu hukuki değerlendirmenin yerinde olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi: 9. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 10. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı kadının 07.04.2014 ve 24.09.2014 tarihli raporlarda "kadının dava ve taraf ehliyetine sahip olduğu, kısıtlanmasını gerektirir bir durumunun bulunmadığının" belirtilmesine rağmen; ilk derece mahkemesi ve Özel Dairece belirlenen kusurlu davranışlarının iradi olup olmadığı ve buradan varılacak sonuca göre davacı erkeğin evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayalı boşanma davasının kabulünün gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 11. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir.

12. Bilindiği üzere 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “Evlilik birliğinin sarsılması” başlıklı 166. maddesinin bir ve ikinci fıkraları;

"Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.” hükmünü taşımaktadır.

13. Genel boşanma sebeplerini düzenleyen ve yukarıya alınan madde hükmü, somutlaştırılmamış veya ayrıntıları ile belirtilmemiş olması nedeniyle evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı noktasında hâkime çok geniş takdir hakkı tanımıştır.

14. Boşanma hukukuna yön veren temel ilkeler; irade ilkesi, kusur ilkesi, evlilik birliğinin sarsılması ilkesi, elverişsizlik ilkesi ve eylemli ayrılık ilkesi olarak beş grupta toplanmaktadır. Maddenin bir ve ikinci fıkraları, esasen evlilik birliğinin sarsılması ilkesine dayalı olup, birliğin sarsılıp sarsılmadığı hususunda karar vermeye yetkili hâkimin ise tarafların boşanmaya sebep olan olaylarda gerçekleştirdikleri kusurlu davranışları uyarınca bir karar vermesi gerekliliği nedeniyle; kusur ve evlilik birliğinin sarsılması ilkelerinin her ikisinin de varlığını kapsamaktadır. Bu bağlamda evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma davası açan davacının, davasının kabul edilerek, boşanma kararı elde edebilmesi için iki koşulun gerçekleştiğini kanıtlamış olması gerekmektedir. Bunlardan ilkinde davacı; kendisinden, evlilik birliğinin devamı için gereken “ortak hayatın sürdürülmesi” olgusunun artık beklenmeyecek derecede birliğin temelinden sarsıldığını, ikinci olarak “temelden sarsılmanın” karşı tarafın kusurlu davranışları sonucu gerçekleştiğini ispatlamak zorundadır.

15. Öte yandan, söz konusu hüküm uyarınca evlilik birliği, eşler arasında ortak hayatı çekilmez duruma sokacak derecede temelinden sarsılmış olduğu takdirde, eşlerden her biri kural olarak boşanma davası açabilir ise de, Yargıtay bu hükmü tam kusurlu eşin dava açamayacağı şeklinde yorumlamaktadır. Çünkü tam kusurlu eşin boşanma davası açması tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonra da mademki “birlik artık sarsılmıştır” diyerek boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir. Böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer (TMK m.2). Nitekim benzer ilkeye HGK’nın 04.12.2015 tarihli ve 2014/2-594 E., 2015/2795 K. sayılı kararında da değinilmiştir. Bu durumda kusur ilkesine göre genel sebeple (TMK m. 166/1) boşanmaya karar verebilmek için davalının az da olsa kusurlu olması gerekir.

16. Yargıtay boşanma davalarında temyiz incelemesi aşamasının daha sağlıklı yürütülebilmesi amacıyla; her bir davada verilecek olan boşanma kararı, ferileri ve boşanmanın mali sonuçları yönünden yapılacak denetlemeye uygun şekilde, tarafların boşanmaya sebep olan olaylarda gerçekleşen kusurlu davranışları belirtildikten sonra eşlerin kusurluluk durumlarını ise “kusursuz, az kusurlu, eşit kusurlu, ağır kusurlu veya tam kusurlu eş” şeklinde belirlenmesi gerektiğini belirtmiştir. Yine Yargıtay, 03.07.1978 tarihli, 5/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla da “kimin daha fazla kusurlu olduğunu tayin hususunda önceden bir ölçü konulamayacağına ve bu hususta bir içtihadı birleştirmeye gidilemeyeceğine“ karar vererek her bir boşanma davasında tarafların kusurluluk durumlarının kendine özgü ve o evliliğe münhasır olduğunu kabul etmiştir.

17. Evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı iddiasıyla boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz, az kusurlu veya eşit kusurlu (TMK m.166/1) olmaya gerek olmayıp, ağır kusurlu tarafın dahi (TMK m.166/2) dava hakkı vardır. Maddenin ikinci fıkrası uyarınca boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır. Tarafların TMK’nın 166/2. maddesine göre boşanmalarına karar verilirken dikkat edilmesi gereken husus; az kusurlu durumda olan davalı eşin açılan davaya itiraz hakkı olduğudur. Böyle bir durumda hâkim “ileri sürülen itirazın, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğuna ve ayrıca evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmadığı” kanaatine vardığı takdirde boşanmaya karar verilebilecektir. Başka bir ifadeyle davacının ağır kusurlu olduğu durumlarda, az kusurlu davalının boşanmak istememesi tek başına hâkimin davayı reddetmesini gerektirmez, az kusurlu eşin karşı çıkmasının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu, ayrıca eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığının anlaşılması karşısında hâkim boşanma kararı vermelidir.

18. Bu açıklamalar kapsamında elde ki davaya gelince; kadın eşin "eşinin annesine fiziksel şiddet uyguladığı, babasının eşine fiziksel şiddet uygulamasına sessiz kaldığı ve intihar girişiminde bulunduğu" şeklinde gerçekleşen kusurlu davranışlarının bulunduğu Mahkemenin ve Özel Dairenin kabulünde olup, buna karşılık erkek eşin de sürekli fiziksel şiddet uyguladığı ve hakaret ettiği anlaşılmıştır. Ne var ki; yerel mahkeme, kadın eşten kaynaklanan bu kusurlu davranışların iradi olmadığı gerekçesiyle boşanma davasının reddine karar vermiştir. Hükmün erkek eş tarafından temyizi üzerine, Özel Dairece, 07.04.2014 ve 24.09.2014 tarihli raporlar uyarınca kadın eşin kusurlu davranışlarının iradi olmadığından söz edilemeyeceği gerekçesiyle karar bozulmuştur. Dosyanın incelenmesinde; yerel mahkemenin kadın eş hakkında iki kez sağlık raporu düzenlettiği, Konya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne ait 07.04.2014 tarihli Sağlık Kurulu Raporu’nda göz, kulak burun boğaz, nöroloji, dâhiliye, genel cerrahi ve psikiyatri uzmanı olmak üzere altı uzman doktorun yer aldığı heyetin “Şahsın, dava ve taraf ehliyetine sahip olduğuna, kısıtlanmasının gerekmediğine, kendisine velayet hakkı tanınmasına ve çocuk ile şahsi ilişki tesisinin normal koşullarda uygun olduğuna” oybirliğiyle karar verdiği, Konya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Baştabipliği Beyhekim Psikiyatri Kliniği’ne ait 24.09.2014 tarihli Rapor’da ise; ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanı üç doktorun yer aldığı heyetin “Şahsın yapılan ruhsal durum muayenesi sonucunda bugünkü muayene bulgularıyla ve geçmiş hastane kayıtları incelendiğinde, dava ve taraf ehliyetine sahip olduğu, kısıtlanmasının gerekmediği, kendisine velayet hakkı tanınmasının ve çocuk ile şahsi ilişki tesisinin normal koşullarda uygun olduğu tıbbi kanaatine varıldığına” oybirliğiyle karar verdiği görülmektedir.

19. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; boşanmaya sebep olan olaylarda kadın eşin "eşinin annesine fiziksel şiddet uyguladığı, babasının eşine fiziksel şiddet uygulamasına sessiz kaldığı ve intihar girişiminde bulunduğu" buna karşılık erkek eşin de sürekli fiziksel şiddet uyguladığı ve hakaret ettiği anlaşılmıştır. Davalı hakkında düzenlenen ve yukarıda ayrıntılarıyla açıklanan birbiri ile uyumlu 07.04.2014 ve 24.09.2014 tarihli raporlarda yazılı kararlar uyarınca kadın eşin boşanmaya sebebiyet veren olaylarda gerçekleşen kusurlu davranışlarının iradi olmadığının söylenemeyeceği açıktır. Dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde, boşanmaya sebep olan olaylarda davalı eşten kaynaklı kusurlu davranışların ispat edildiği, Kanun’un 166/1- 2. maddesi uyarınca boşanmaya karar verilebilmesinin şartlarının oluştuğu, bu nedenle boşanmaya karar verilmesi gerekirken delillerin takdirinde hataya düşülerek isabetli bulunmayan gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.

20. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında bir kısım üyelerce, mahkemece verilen direnme kararının onanması gerektiği, direnme gerekçesinin isabetli olduğu görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğunca yukarıda belirtilen nedenlerle benimsenmemiştir.

21. Hâl böyle olunca mahkemece önceki kararda direnilmesi doğru olmadığından, hükmün Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenler yanında yukarıda yazılı ilave nedenlerle bozulması gerekmiştir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen ve yukarıda açıklanan ilave nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcın yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 30.09.2020 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.


ankara boşanma avukatı

Desert in Dark

Büromuzda randevusuz görüşme yapılmamaktadır. Lütfen öncelikle arayıp randevu alınız.